İfade özgürlüğü var ama bize kadar var!

Cumartesi cumartesi uzatıp canınızı sıkmayayım, Fazıl Say’a hapis cezası gelmesi ifade özgürlüğü adına kabul edilemeyecek bir durum. Ve ben bu olaydan bazı dersler çıkardım

Dün buraya Mehmet Tez adında son derece donanımsız bir
yazarı çıkartmışsınız konuşturuyorsunuz. Çıkmış ‘her şey duygudur’ diyor. Yok öyle bir şey. Eğer biri ‘iki kere iki beştir’ diyorsa ona ‘Dur bir dakika orada’ diyeceksin. Ben Milliyet gazetesine mektup yazacağım. Nasıl bu kadar kalitesiz birine kalem verirsiniz? Yıllardır bu tür salaklıklarla uğraşıyoruz. Bir sürü salaklık...”
Bugün ifade özgürlüğü ihlal edilen
Fazıl Say, 2010’da CNN’de, 5N1K’da canlı yayında Cüneyt Özdemir’e hakkımda bunları söylemişti. “İnsanlara dinledikleri müzik yüzünden yavşak demek yanlıştır” dediğim için.
Benim ifade özgürlüğümü patrona mektup yazarak kısıtlamaya çalışan Say’ın ifade özgürlüğü bugün maalesef hapis tehdidiyle kısıtlanmış durumda.
İleri demokratik sistemimizde iktidardakiler (ve iktidarcılar) bize
bunun gayet normal olduğunu anlatmaya çalışıyor günlerdir. Benimse çıkardığım dersler şunlar:
Bir: Güçlünün güçsüze ifade özgürlüğü baskısı bir insanlık klasiği. Bunun değişmesini istiyorsak, demokrasi ve temel haklara inanıyorsak fikrini beğenmediğimiz birine sırf onu kendimizden aşağı görüyoruz diye “Senin gazetene mektup yazarım” diye susturmaya çalışmamalıyız. Kimse susmasın, fikirleri tartışsın.
İki: Bize verilen mesaj şu: “Hassas” muktedirlerin canını sıkmayacaksın. Hapse kadar yolu var. Fazıl Say’ın başına geleni kabul etmemek lazım, gözden kaçırıp normalleştirmemek lazım. Sansürün, susturmanın her türüne karşı çıkmak lazım. Biz bunu çoğu zaman sadece işimize gelince yapıyoruz. Susturulan eş dostsa, bizim mahalledense ayaklanıyoruz, başkasıysa sırtmızı dönüyoruz.
Üç: “İfade özgürlüğü var ama bize kadar var” diye bir şey yok. Onun adı ifade özgürlüğü falan değil. Fikirler ne olursa olsun serbestçe ve korkusuzca ifade edilmeli. Bugün rahatça konuşuyor olabilirsin ama sırtını çevirme, yarın sana da lazım olur.
Not: İki kere iki beş ettiği zaman güzel, dört çok sıkıcı.

İfade özgürlüğü var ama bize kadar var

Ankara yolunda...

Amatör Vedat Milor olarak iş başındayım. İstanbul’dan Ankara’ya giderken yoldaki hepsi bir örnek sevimsiz çaycıların tatsız tostlarını ya da McDonald’s’ın 14 yıl bile dursa bozulmayan hamburgerini yemek istemiyorsanız dinleyin. Değerli başkente
100 kilometre kala Gerede civarında bir Total benzincisi var. Direksiyonu kırın benzinciye dalın. Karşınıza 1980’lerin Türk filmlerinden kalma bir motel / restoran çıkacak. Adı Greenpark. Birileri AVM istilasını buralara uzatmadan gidip görün.
Yeme-içme olayına çok girmeyeceğim, Vedat Milor’un önereceği bir yer pek değil. Ama zeytinyağlılar, mezeler, etler var. Yol üzerinde soluklanmak için şahane. Bir Bruce Springsteen albümünüz de varsa tamamdır yol kafası...

İTİRAF EDİYORUM

* New York’lu rap’çi Mos Def’in adını Yasiin Bey olarak değiştirmesinden;
Snoop Dogg’un “Ben artık raggae’ye gönül verdim” diyerek adını Haile Selassie’ye referansla Snoop Lion yapmış olmasından sonra düşünüyorum, acaba bizim
popçular, rock’çılar arasında kendinden sıkılıp isim değiştirmeyi düşünen yok mu hiç?
* BRT televizyonunda yayımlanan Kuzey Kıbrıs firmalarına ait reklamları izlemek yeni zevkim. “Nicer Dicer” reklamları out,
K. Kıbrıs süpermarket reklamları in. Özellikle boynunda duvar saatiyle alışveriş yapan adam (bkz. guilty pleasure).
* Ülkede köftesi meşhur olmayan yer yok. Nereye gitsek meşhur “bilmemne” köftesi. Normal köfte yok mu kardeşim?

CUMARTESİ ALBÜMÜ

“Mind Control” Uncle Acid & The Deadbeats

Şu ara herkes merakla yeni Black Sabbath albümünü bekliyor, benimse ilgimi İngiltere’nin bağrından, Cambridge’den bir grup ve yeni albümünü çekiyor. Uncle Acid & The Deadbeats ve ikinci albümleri “Mind Control”. Uncle Acid iki yıllık bir grup ama şimdiden kült statüsünde. Eski usul rock seviyorsanız hatta müzik zevkiniz Black Sabbath’tan Budgie’ye uzanacak kadar gelişmişse bir dinleyin. Bence bayılacaksınız. İlk albümden “I’ll Cut You Down”un videosunu, bu albümden “Mt. Abraxas”ı, “Desert Ceremony”yi özellikle “Evil Love”ı bir dinleyin. Ardından “Death Valley Blues”la noktayı koyun. Yani albümün tamamını dinleyemeyen tiplerdenseniz. Tame Impala’nın yarattığı etkiye benzer bir
“yeni nesil eski usul rock” etkisi yarattı bende Uncle Acid & The Deadbeats.