Londra’nın Cihangir’inde bir Türk kafesi

Londra’da Nihan ve İbrahim Aksu’nun sahibi olduğu Bold kafe, “Fleabag” dizisinde kullanıldığı gibi birçok ünlü ismin de uğrak yeri.

Londra’ya geldim geleli adını duyduğum, uğramayı planlayıp bir türlü yolumu düşüremediğim bir yer var. Sonunda bir süre önce fırsat bulup gidebildik ve çok tatlı insanlarla tanışıp, işlettikleri Bold’u keşfetmiş olduk. Normalde yeme içmeyle ilgili yazılar yazan biri olmadığım malum ama bir istisna yapıp buradan bahsetmek istedim bu hafta sonu.

Londra’nın Kuzey Batı’sında Hampstead Heath parkını çevreleyen mahallelerden Dartmouth Park’ın tam göbeğinde Bold. Highgate, Tufnell Park, Kentish Town, Gospel Oak semtleriyle çevrili bu şirin mahallenin biraz içlerine doğru girince karşınıza çıkıyor. Küçük, sınırlı sayıda masası olan ama her zaman hareketli bir yer.

Sahipleri Nihan ve İbrahim Aksu, Londra’ya beş yıl önce gelmişler. Nihan kafenin mutfağından sorumlu, İbrahim kahvenin başında. Aslında teknik olarak ikisi de her şeyin başında. Herşeyle birebir ilgileniyorlar.

Bu sessiz sakin Londra mahallesinin derinliklerinde gizli kafede herkesin birbirini tanıdığı şahane bir ortam oluşmuş. Altı aylık bebekleri Atlas da ortama gayet güzel eklemlenmiş. Kafenin doğal bir parçası olarak kabul görmüş durumda, müşterilerin gözdesi.

İstanbul’da bir kafe işletmiyorlarmış. Ama Nihan her zaman yemek sektöründeymiş. Otellerde ve restoranlarda çalışarak tecrübe kazanmış. Sonrasında bir catering firması kurmuşlar. Buraya gelme kararını alınca bu işi bırakmışlar ve bir mekan açmaya odaklanmışlar.

“İlk geldiğimizde Brighton’da bir yer açma peşindeydik. Amacımız oraya yerleşmek hem de kafe açmaktı. Ancak Brighton’da kiralar Londra’yla boy ölçüşüyor ve çok sezonluk bir yer. Bu şartlarda Londra’nın daha uygun olacağına karar verdik. Ama burayı bulmamız tamamen şans”

Tanıdığımızın, tanıdığının, tanıdığı diye uzayıp giden bir tesadüfler zinciri söz konusu. Mekan önceden “Fleabag” dizisinde kullanılmış. Ana karakterin sahip olduğu kafede geçen sahneler burada çekilmiş.

“Bir hevesle geldik ancak kafenin durumu hiç iyi değildi. Dizide göründüğünden daha kötüydü gerçek hali. Duvarlar ahşaptı ve eskimişti. Mutfak kullanılamaz durumdaydı. Nihan burayı görünce ben burada yemek pişiremem dedi ve çıktı” diye anlatıyor İbrahim. “Araştırmamızı yaptık. Etrafı dolaştık. Civarda bu tip bir kafe / mekan olmadığını gördük. Dedik ki eğer burayı adam edebilirsek bir şansımız olabilir.”

Yürüme mesafesiyle 15 dakika kadar uzakta zincir mağazaların ve kafelerin bulunduğu bir ana cadde var, ancak mahalleli için çok da cazip değil anladığım kadarıyla. Bold hem mahallenin tam göbeğinde hem de mutfağıyla ilgi çekmiş. Sanırım bu yüzden de pek çok insan bu sokak arasındaki mahalle kafesini bu kadar benimseyip sevmiş. Ne zaman uğrasam hep dolu, her zaman yazarlar, çizerler, gazeteciler, oyuncular ve mahallenin diğer sakinleri burada. Kimisi çalışıyor, kimisi üç öğün burada yiyor, kimisi eve sipariş alıyor.

Londra’nın Cihangir’inde bir Türk kafesi

Nihan ve İbrahim Aksu, kafelerinde Türk menüsüne ağırlık veriyor. Alper Bahçekapılı

Tencere yemekleri

Kovid döneminde nasıl ayakta kalacağız diye düşünürken pek çok benzer durumdaki yer gibi paket servise ağırlık vermişler. Şu anda halen evlere Türk tipi tencere yemeklerinden oluşan bir menüyü haftalık olarak hazırlayıp sipariş üzerine dağıtıyorlar. Bu çok enteresan ve özellikle Kovid sonrası Londra’da gelişen önemli bir iş. Dışarıda yemek pahalı. Artık evden çalışan pek çok ailede her üye çalışıyor ve yemek pişirmeye zaman olmuyor. Eskisi gibi işyeri yemekleri olmadığından da doğru dürüst, fast food olmayan yemeğe ihtiyaç duyuluyor. Bu yüzden insanlar makul ve iyi hazırlanmış yemekleri haftalık olarak sipariş veriyor.

“Biz burayı İstanbul’la kıyaslarsak eğer Cihangir’e benzetiyoruz biraz. Yazarlar, sanatçılar, tiyatrocular çok” diye anlatıyorlar. Bazı ünlü isimler bile var müşteriler arasında. “Helen Mcrory bize geliyordu eşiyle (Damien Lewis) birlikte. En favori müşterimiz Benedict Cumberbatch, sık sık uğrar, bazen çocuklarıyla gelir. Burada rahat ediyor.”

Bold’a zaman zaman uğrayan isimler arasında Matt Smith, Lily James, David Morrissey, Tom Basden var. Burası çok mütevazı, kendi halinde, orijinal bir yer ve sanırım Türk mutfağı esintili menüsü önemli tercih edilmesinde. Çılbır, menemen, mantı, sucuklu yumurta benim açıkçası Londra’da özlediğim şeyler ve burada da favorilerim oldular. Öğrendiğim kadarıyla bunlar diğer müşterilerin de favorileriymiş.

Menemen sevgisi

İbrahim şöyle anlattı: “Deneme yanılma çok oldu ama burada en çok sevdirdiğimiz yemekler menemen ve çılbır oldu. Yemek sektöründe şöyle bir gözlemim var. Bizden önceki jenerasyon burada yemek işinde maddi manevi çok başarılı olmuş. Ama bir sürü yemek ismiyle oynamışlar. Bizde çok yenmeyen, popüler olmayan yemekleri burada klasik Türk yemeği diye vermişler. Pek çok Türk yemeğinin adını ve içeriğini değiştirmişler. Mesela köfte diyorsun Adana geliyor. Bildiğimiz menemen şakşuka diye satılıyor. Yahudi mutfağında adı bu olduğu için Türkler de öyle demiş. Halbuki şakşuka dediğinde bizde patlıcan biber kızartma gelir. Turkish egg demişler mesela çılbır yerine. Biz menüde orijinal ismine yer vermeyi tercih ettik. Elimizde olmadan gelenekselci olduk biraz.”

Londra’da bir kafeye kahvaltıya gittğinizde artık neredeyse standart olan kalemlere de yer vermişler. “Yüzde 100 Türk menüsü çıkarıyoruz diyemeyiz mesela açai bowl ya da avokadolu seçeneklerimiz de var. Ama kendi renklerimizi katmaya çalışıyoruz. Burada tabii Nihan’ın bilgisi, tecrübeleri, donanımı önemli.”

Bold’da en popüler yemek açık ara menemen. Klasik bardakta Türk çayı da çok seviliyormuş. Dartmouth Park’ın ortasında bir adet Cihangir kafesi olması beni çok memnun ediyor elbette ve oldukça da ilginç geliyor. İstanbul’dan kalkıp bir maceraya atılarak buraya gelen, kendilerine bir gelecek arayan bu çalışkan insanların hikâyesi açıkçası bana yemekler kadar etkileyici geliyor.

Bir gün Londra’ya gelirseniz, Hampstead Heath’te yürüyüş yapıp Bold’da yemek yemek güzel bir plan olabilir.