Pink Floyd’un yeni albümü

David Gilmour’un Pink Floyd’unun, “Division Bell”den artan 20 yıllık stüdyo kayıtları, “elimizde bunlar vardı, kendimize saklayacağımıza yayınladık” mantığını yansıtıyor

Çok bariz biçimde “elde kalan kayıtları değerlendirelim” albümü olmuş “Endless River”. Evet böyle olduğu, olacağı biliniyordu ama tam bir envanter mantığıyla yayınlayacaklarını bilmiyorduk doğrusu. Baştan aşağı sırayla gidiyor şarkılar. Aralarında bu şarkıları bir “albüm” yapacak bağlantıyı göremedim. David Gilmour bir keresinde “Eskiden bir evde toplanılır, bir albüm koyulup saatlerce dinlenir, tartışılırdı, müzik böyle dinlenirdi” demişti. Bu, o tür bir albüm gibi durmuyor.

David Gilmour’a göre son Pink Floyd albümü bu. Nick Mason emin değil, “mezar taşıma ‘Pink Floyd bitti mi emin değil’ diye yazacaklar” açıklamasını yaptı geçenlerde Rolling Stone’a. Roger Waters’a göre bu zaten bir Pink Floyd albümü bile değil. Zamanında davayı kaybetmese bugün Pink Floyd adı altında müzik yapan birileri olmayacaktı. Ona göre son albüm “The Final Cut” idi. Bu adamlar bir aradayken anlaşamazlardı, ayrıldılar hâlâ anlaşamıyorlar yani anlayacağınız.

Kapağıyla tam bir klişe. Doğrusu Pink Floyd’un her biri özenle hazırlanmış, tarihe geçmiş, kült olmuş, her birinin ayrı hikayesi olan albüm kapaklarına çok uzak.


Dünyayı değiştirecek, müziğin gidişatını etkileyecek şarkılar barındırmıyor albüm. David Gilmour’un gitar şarkılarını barındırıyor bolca. Zamanında Roger Waters’ın ona yaptırmadığı şarkılar...

Saygılarımı sunarım ama eski çalışmaları dinlerim

Tam da Roger Waters’ın nefret edeceği türden bir albüm olmuş. Waters her zaman Gilmour’un kendisini müzikal anlamda cahil olmakla suçladığını anlatır. Waters bunu neredeyse kompleks haline getirmiştir. Gilmour’un müzik bilgisi daha iyidir gerçekten ama Waters onu yaratıcılığıyla dövmüştür. “Wish You Were Here” albümü kayıtları esnasındaki kavgalarının nedenini de buna bağlar. Waters her gün provaya yeni bir şarkı, sözler ve fikirlerle gelir. Gilmour ise bir solo için haftalarca uğraşmayı sever. İşte bu albüm ikinci kafanın ürünü.

Albüm bazen “Animals”, bazen “Wish You Were Here”, bazen “The Wall” bazen de “The Divison Bell” tarzı, bu albümleri andıran şarkılar içeriyor. Ama bu albümlere girseymiş iyi olurmuş dediğim tek bir şarkı çıkmadı.

Pink Floyd’un tarihimdeki yeri ayrı. Bu albüme saygılarımı sunarım ama sanırım her zaman yaptığım gibi ara ara eski albümleri piyasaya çıkarıp dinleme alışkanlığıma devam ederim.

Türkvizyon: Körler sağırlar birbirini ağırlar

EurovIsIon’u beğenmedik. “Haksızlık oluyor, oylama sistemi adil değil” dedik. “Hıristiyan kulübü bunlar” diyen bile çıktı. “Hıristiyan kulübüyse nasıl birinci olduk?” diye sormadı kimse, geçiyorum.
Anlayacağınız hak hukuk, adalet için Eurovision’a katılmıyoruz hesapta. Adil değil çünkü. Eyvallah. Peki yerine ikame edilmeye çalışılan Türkvizyon’a bakalım. Bu yıl Tataristan’ın başkenti Kazan’da olacakmış. 21 Kasım’daki finalde yarışacak şarkıcımızın adı Funda imiş. Funda, Sinan Akçıl’ın bestesini okuyacakmış. İyi. Peki bu yarışmanın jürisinde kim var? Sinan Akçıl. Çalan Sinan, oylayan Sinan. Hakikaten bizimkisi adalet yarışı.

CD

MASA ÜSTÜNDEN NOTLAR

THE INEVITABLE END - RÖYKSOPP

Albüm genel olarak karanlık sularda dolanan “moody” elektronik yapılarla dolu. Robyn’in söylediği “Rong” favorim. Svein Berge ve Torbjorn Brundtland bu defa dans yerine kış günlerinde evde dinleye dinleye triplere gireceğimiz bir albüm yapmış. Pek hoş.

MY FAVORITE FADING FANTASY DAMIEN RICE

İrlandalı modern zaman ozanı Rice gitar, piyano ağırlıklı müziğini ve özgün vokalini konuşturarak her şarkısına dramatik bir perspektif vermeyi başarıyor. Aşk, ilişkiler, yalnızlık... Bireysel hislenmelere açık bir dönem geçiriyorsanız buyrun doya doya hislenin.