Sosyal medyada “penguen belgeseli” dönemi

Yeni torba yasadaki internet düzenlemeleri kabul edilirse her an Twitter ve Facebook’tan buharlaşabiliriz. Bir sabah bir bakmışsınız hesabınız yok, onun yerine penguen belgeseli var

O nasıl olacak diye merak edenlere örneklerle anlatalım, madde madde gidelim ki herkes net bir şekilde anlasın neyle karşı karşıya olduğumuzu.
* Eskiden biri Youtube’daki bir videoyu sakıncalı bulup kaldırmak istediğinde muhatabı Youtube’du. Eğer Youtube bu videoyu kaldırmazsa o zaman mahkemeye başvurması ve Youtube için tedbir alması gerekiyordu. Mahkeme zaten böyle bir süreç sonucunda Türkiye’den Youtube’a erişimi engellemişti hatırlarsanız. Aynı şekilde telif meselelerinden dolayı engellenen müzik sitelerinde de izlenen yol buydu.
Bu yasayla hiçbir yere başvurulmasına gerek yok. Şak diye
o videoyu cımbızlayıp kaldırabilir Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) başkanı. Ne Youtube ne de mahkeme muhatabı. Sen istiyorsan mahkemeye git davanı aç, ne yaparsan yap deniyor yasada.
Yani: Youtube’u yasaklatmak eskiden de mümkündü evet ama mahkeme kararıyla komple siteyi kapattırabilirdiniz ancak. O zaman da dünya sizin sansürcü olduğunuzu düşünürdü ve bu hoş olmazdı. Şimdi yasayla getirilmek istenen altyapı sayesinde ayıklama yapılabilecek. Nelerin ayıklandığından haberiniz bile olmayacak. Ama dünyaya “Bizde Youtube açık, yasak değil ki” denecek.
* Eskiden bir site içeriği dolayısıyla erişime kapatılmak istendiğinde mahkemeye gidilirdi.
Bu yasayla gerek kalmayacak.
Bir haber sitesi can mı sıktı? Şak kapatılabilecek. Mesela www.milliyet.com.tr diyelim. Burada yazılan bir yazı birisinin hoşuna gitmedi. Bugün henüz gazete kapatılmıyor ama site öyle mi? TİB başkanı şak diye siteyi Milliyet yönetimine bildirim dahi yapmadan kapatabilecek. Çalışanların ya da okurların yapabilecekleri tek şey mahkemeye gidip dava açmak. Dava ne zaman biterse site o zaman açılacak.
Yani: Yanisi şu; TİB siteni kapadı, mahkeme de altı ay sonra seni haklı buldu ve açtı diyelim. Artık ne önemi var ki, atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacak. Ama hesapta yasal süreç var mı var. İtiraz hakkı var mı, var...

Hükümet tarafından çizilen “cici” dünya
* Eskiden sosyal medyada yazılan çizilenleri yasaklatmanın, kaldırmanın tek yolu (eğer o sitenin sakıncalı içerik uyarısı mekanizmalarıyla yetinemiyorsanız) siteyi mahkeme kararıyla tamamen engellemek yani şalteri indirmekti.
Bu yasayla insanlar ayıklanabilecek. Buharlaşacaklar. Bir sabah bakmışsınız Twitter hesabınız yok. Yok olmuşsunuz. Yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Ancak yalvarabilirsiniz.
Facebook için de aynısı geçerli. Bir sayfa ya da hesap dilendiği şekilde URL bazında erişime kapatılabilecek.
Yani: Yani sosyal medya ve internette sadece hükümet tarafından çizilen “cici” dünyada izin verildiği ölçüde varlık gösterebileceksiniz. Nelerin, kimlerin yok olup buharlaştığını anlamayacaksınız bile. Sosyal medyada da penguen belgeseli izletilmek isteniyor yani bu yasayla.
Bizim çocuklarımız, gençlerimiz, insanımız dünyadaki medeni ülkelerdekinden daha kapalı, izole bir dünyada, pek çok şeyi bilmeden, görmeden yaşayacaklar demektir bu.
Abartarak söylüyorum, Kuzey Kore de aynı mantıkla yönetiliyor bugün. Sadece doz farklı. Umarım hükümetteki, AKP, CHP, MHP ve BDP içindeki makul, vicdan sahibi, geleceğe umutla bakmak isteyen, vatanını, milletini, halkını seven insanlar bu maddeleri değiştirirler.
Bir karanlık dönemin kapısını açan kişiler olarak tarihe geçmezler.

Sansür artık yeraltına inecek

ESKİDEN bir şey sansürlendi mi onun sansürlendiğini fark edip itiraz ederdik. Bu yasayla neyin, kimlerin yasaklandığını bile anlamayacağız. Dev bir izleme ağı için hazırlıklar yapıldığını düşünebiliriz. Bugün TİB’in başına bir internet ya da bilgisayar uzmanı değil MİT’ten bir yönetici atandı. Uzman değilim ama bunun ne anlama geldiğini herkes gibi ben de tahmin edebiliyorum.

Bir kafede kaç saat oturulabilir?

Bir lüferin yanak etiyle bir büyük içen efsane akşamcıların anlatıldığı İstanbul’da sanırım yeni ustalık kriteri bir kahveyle bir kafede kaç saat oturduğunuza... Londra’da bir kafe yeni bir uygulama başlatmış ve insanları bu baskıdan kurtarmış. İster iç ister içme, ister ye ister yeme, her şey bedava ve açık büfe. Sadece kaldığın süre için para ödüyorsun. Fena bir uygulama değil gibi geldi bana. Londra zaten kafecilerimizin, restorancılarımızın kafe açmadan gidip “orijinal” fikirlerini “yarattıkları” üç şehirden biridir (diğerleri Berlin ve New York). Yakında İstanbul’a da gelir konsept. Oralarda kafe açılmasa perişanız resmen.

PAZAR ALBÜMÜ

“Warpaint” - Warpaint

Pazar gününü “moody” geçirmek isteyenler için şahane bir öneri. Emily Kokal’ın vokalleriyle kendinizden geçmiyorsanız eğer, illa takılacak bir synthe döngüsü ya da akıp giden bir ritim bulabilirsiniz. Başına oturup dikkatle dinlemek için değil pek ama fonda çalmasının bir zararı yok.