Bar fedaisi miyiz?

Nobel Barış Ödülü sahibi Obama Afganistan’ı daha fazla kana boyamaya azimli...
30 bin yeni asker göndermesi bir yana NATO ülkelerinden de muharip birlik istiyor...
İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Obama’nın talebini kabul edebilir...
Nihayet küresel soygundan onlar da pay alıyor...
Biz almıyoruz... Veriyoruz...
Bütün özelleştirmelerden aldığımız 50 milyar dolar, bu yıl faize ödediğimiz miktarı karşılamıyor
Haraç öder gibi silah alımı yapıyoruz. Bunların çoğu Türkiye’nin işine yaramayacak silahlar.
Bir de üstüne askerimizin kanını mı vereceğiz? Veremeyiz.
Başbakan Erdoğan’ın 7 Aralık’ta Beyaz Saray’da yapacağı görüşmede kendisinden muharip birlik istenmesi olasılık dahilinde...
Bugüne dek süren “muharip güç göndermeyeceğiz” duruşu orada bozulabilir.
2004 Aralık ayında Brüksel AB toplantısına giderken hem Erdoğan hem Gül ucu açık anlaşmayı kabul etmeyeceklerini söylüyorlardı.
Brüksel’de kabul ettiler. Üstüne de Kıbrıs’ı verdiler
Washington’da aynı boyun eğişin tekrarlanması o yüzden ihtimal dışı değildir.
Türk halkı uyanık olsun...
Küresel Barış ve Adalet Komisyonu Başbakan’a yolculuk öncesi çağrıda bulunuyor:
“Afganistan’a yeni asker göndermeyi aklınızdan bile geçirmeyin. ABD’nin kan dökücülüğünü artıracağını açıkladığı Afganistan’daki askerleri derhal geri çekin.
Savaşmayın ve savaşın ortağı olmayın! ”
İktidar koltuk karşılığı ABD’ye yeterince ödeme yapmaktadır. Bu kadarı yeter...

AKP iktidara geldiğinden beri o kadar darbe planı yapılmış da bir türlü hayata geçirilememişse artık darbe olmayacak demektir... Daha fazla tantanaya gerek var mı?
Haldun Ertem

Erdoğan, Afganistan için muharip güç isteyen Obama’ya, “Askere evet, savaşçıya hayır” diyecekmiş.
Peki, Obama, “Hani askerlik yan gelip yatma yeri değildi” diye sorarsa ne diyecek?
*
Siemens’in geliştirdiği yeni teknolojiyle, “İç organlar artık film gibi izlenecek”miş.
Valla biz hemen her gün ekranlarımıza gelen trafik kazası ve vahşi cinayet görüntüleriyle o izlemeyi yıllardır zaten yapıyoruz.
*
Dayakçı polisler karakoldaki kameraya yakalanmış.
Eee, karakollardaki aynaları kaldırır da yerine kamera koyarsanız işte böyle yakalanırsınız.
Fahrettin Fidan

Darbe paniği...
Yazarımız Aslı Aydıntaşbaş, ABD ’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ile konuştu...
Edelman bu konuşmada:
“2004 kışı ve 2005 baharında AK Parti liderliğine yakın isimler birkaç defa darbe olabileceği kaygısını iletti. Ancak kaygının ötesinde ne olduğuna dair somut bir veri ya da kanıt yoktu” diyor...
Demek AKP’liler darbeden kaygılandıkları anda Amerikan Büyükelçiliği’nin kapısını çalıyorlar...
Neden?
Bu iktidar ABD himayesinde mi yaşıyor?
Nasıl iş bu dostlar?

Baskı var mı?
İktidarın hoşuna gitmeyen kararlar veren yargıç ve savcılara yönelik muameleleri sık sık basına yansıyor. Tabii yandaş olmayan basına...
Son iki günde gazetelere yansıyan iki habere bakalım... İlki Habertürk’ten, Cemal Doğan imzalı. Deniz Feneri Derneği soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan’ın da dinlendiği ortaya çıkmış. Türkaslan’la birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ana santralı... Ayrıca Başsavcı Hüseyin Poyrazoğlu’nun makam ve özel numaraları ile bazı yargı mensupları da dinleniyormuş.
Bu savcılar soruşturma sırasında Deniz Feneri’yle AKP arasında herhangi bir para ilişkisini kanıtlayan... Dolayısıyla AKP’nin kapatılmasına neden olabilecek bazı belgeler mi ele geçirdiler acaba? Ya da ne ele geçirdikleri çok mu merak ediliyor? Görevlerini yapmalarından endişe mi ediliyor?
Kimbilir, diyor, geliyoruz dünkü Hürriyet’in 1. sayfasında yer alan habere... İsmailağa Cemaati’yle ilgili iki ayrı soruşturma başlatan ama kısa süre sonra dosya kendisinden tartışmalı bir şekilde alınan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in 26 yıl hapsi isteniyormuş. Sebep mi? Sebep tehlikeli sulara girmesi, bu ülkeyi kimlerin yönettiğini bilmezden gelmesi... Noktayı başlıktaki sorumuzla koyuyoruz; ne dersiniz? Baskı var mı, baskı?

İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine yönelik soruşturma açan Erzincan Başsavcısı için 26 yıl hapis cezası isteniyormuş.
Bu ülkede orduya, yargıya değil tarikatlara, cemaatlere dokunanların eli yanıyor...
* * *
Terör olayları Öcalan’ın odası eskisinden “17 cm2 küçük” diye çıkarılıyormuş.
“Analar ağlamasın” diye başlayan açılım, Apo’lar ağlamasına döndü...
Gülhan Elmas