BİR ZAMANLAR

Parti liderleri arasındaki batıcı, incitici, yaralayıcı atışmalar kuşkusuz çok partili hayatla birlikte başladı. İlk örnekleri Adnan Menderes ile İsmet İnönü arasında yaşandı.

Avukat Rahmi Kumaş, Doruk yayınlarından çıkan “Meclis’ten Menderes Geçti” adlı kitabında eski Başbakan Adnan Menderes’in Meclis konuşmalarını ve İnönü’yle olan polemiklerini ele alıyor.

Menderes, 1945-60 arası muhalefet ve iktidar yıllarında CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye o zaman için çok ağır sayılabilecek suçlamalarda bulunuyor.

Kullandığı nitelemelerden bazısı:

“Ak saçlı bir general, milli şef, tek parti idaresinin şampiyonu, derekeye düşmüş, diktatör, baykuş, fitne, biçare, zavallı, aciz...”

İnönü bu hücumlara karşı hücumla cevap vermez. Sabırlı davranır.

15 Kasım 1954 tarihinde yaptığı konuşmanın üslubunu birlikte değerlendirelim:

“Muhterem arkadaşlar, Başvekil benim konuşmama cevap verdi. Cani yalancı, millî jurnalci, bunun gibi sözler kullandı. Ben eminim ki kem söz sahibinindir atasözü hatırınızdadır. Bütün bu sözleri Büyük Meclis huzurunda, Büyük Meclis’e karşı hürmet duygusuna uygun bulmadım. Kendisini bu mevzuda takip edemem. Yetişme tarzım ve Büyük Meclis’e saygım Meclis’te bu üslûpla konuşmama mânidir.”

KOMİK

Şu helalleşme zevzekliği bitti sanıyorduk. Bitmemiş. Ekranlarda devam ediyor. Birileri Kemal Bey’in mesajını iyi niyet kılıfına sokmak için lafı döndürüp duruyor.

Kemal Bey’in mesajı açıktı:

“Benim liderliğini yaptığım partinin de geçmişte yarattığı yaralar vardır. Ben bu yaraların kapanması için helallik isteme yolcuğuna çıkıyorum.”

Ertesi gün Atatürkçüler ve yurtseverler “Bu zat Atatürk ve Cumhuriyet’i sanık sandalyesine oturtacak” diye ayağa kalkınca, CHP lideri tam yol tornistan yaptı, partisinin hiç suçu olmayan Roboski, Sivas, Çorlu tren kazası, vs. gibi konularda helalleşeceğini açıkladı. Bu defa komik oldu.

Şimdi Kemal Bey’in yağcıları ilk açıklamayı kamufle etmek için ekranlarda laf salatası yapıp duruyor. Gülerek izliyoruz. Ancak Atatürk ve Cumhuriyet’i koruma refleksi gösteren yurtseverleri aptal hatta hain yerine koymuyorlar mı? Gençlerin deyimiyle “Ohanzi” yani...

SORRY

İngiltere’de en çok kullanılan kelime ‘sorry’ yani “özür dilerim” imiş. Bir İngiliz günde ortalama sekiz kez bu kelimeyi kullanıyormuş.

Birinin sözünü kesme durumunda İngilizlerin yüzde 75’i, bir toplantıya geç kalma halinde yüzde 84’ü özür diliyormuş.

Sokakta birisi kendilerine çarptığı zaman bile İngilizlerin yüzde 80’i refleks olarak ‘sorry’ diyormuş.

Peki, kaç kez özür dilemek daha etkili? Uzmanlar, küçük şeyler için bir kez yetse de, daha büyük hatalar için iki kez özür kelimesini tekrarlamanın pişmanlık belirtme açısından etkili olduğunu belirtiliyor.

Bize gelince... Özür dilemeyi haksızlığı kabul etmek anlamında algılar, pek ağzımıza almayız.

SİTEM

Yazar Suay Karaman, öğretmenler gününde öğretmenine sitem yolladı. Nedenini okuyalım:

“Sana kızıyorum öğretmenim.

Elimde değil,

Kızıyorum işte!

Bana dünyanın nasıl döndüğünü öğrettin öğretmenim,

İçinde dönen dolapları öğretmedin.

Pamuğu öğrettin,

Tohumu, yaprağı ve çiçeğini.

Ya onları toplayan nasırlı ellerini yoksulların!

Öğretmenim,

Madenleri öğrettin,

Bizde ve dünyada nasıl çıkarıldığını öğrettin.

Teşekkür ederim.

Kimin çıkardığını, oradan aslan payını kimin aldığını,

İşbirlikçilerini, vatan hainlerini neden öğretmedin?

Sivrisineği, tahtakurusunu,

Tenimde kanımı emen hayvanları öğrettin.

Kendimi korumaya çalışıyorum,

Ve sana teşekkür ediyorum.

Bizde insanlar da kan emermiş,

Vampirden, keneden beter!

Evet öğretmenim,

Kanımızı emen, bizi iliklerimize kadar soyan,

Emperyalizmi diyorum,

Neden öğretmedin, neden?

İşte bu yüzden sana kızıyorum öğretmenim.

Elimde değil!”

SAYIN

Emekli hukukçu Dikmen Pekuysal yazmış.

“Yanlış bulduğum bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Uygulamayı Bülent Ecevit başlatmıştı.

Bülent Bey, kibarlığı ve demokrasiye saygısı gereği meslektaşlarından söz ederken onlara “Sayın” diye hitap etmeyi âdet haline getirmişti.

Bu hitap tarzı siyasette neredeyse kural haline geldi.

Siyasiler kim olursa olsun birbirine artık ‘sayın’ diye hitap ediyor.

İşin tuhafı...

Siyasetçi hiç saygı duymadığı kişiye veya kendine hakaret eden birine de yine ‘Sayın’ diye hitap etmekte.

Kendini buna mecbur hissetmekte.

İşte buna dayanamıyorum.”