YUSUF KÜPELİ

Yıllardır İsveç'te yaşayan eski arkadaşımız Yusuf Küpeli'nin geçen pazar gecesi hayata veda ettiği haberi geldi. Anılardan birkaç hüzünlü sayfa koptu, düştü önümüze...

Yusuf'la Mülkiye'nin birinci sınıfını birlikte okuduk. Bir süre E. Büyükelçi Daryal Batıbay, Yusuf ve ben yurdun aynı odasını da paylaştık. Saf, iyi niyetli, sevecen bir arkadaştı. Ancak özellikle haksızlık karşısında çabuk öfkelenir, adeta kendini kaybederdi. Bir başka sınıf arkadaşımız olan Mahir Çayan'a takıldı. Giderek sol eylemlerde görülür oldu. Yollarımız ayrıldı.

Yusuf'la bir akşam tiyatroya gidelim dedik. Ulus'ta Küçük Tiyatro'da Gogol'ün Palto adlı oyununu izledik. Çıkışta oyunu nasıl bulduğumu sordu. Sıkıcı buldum, dedim. Birden kızdı:

- Sen hiç paltosuz kış geçirdin mi? diye sordu.

Geçirmemiştim. Ailemiz varlıklı değildi ama bizi hiç paltosuz bırakmamıştı. Çok uzun anlatmadı ama... Anladım ki o paltosuz kışlar geçirmiş, soğuk havalarda bir paltonun özlemini çekmişti.

Yazın evine gittim. Kartal'da, demiryolunun yanında, büyücek bir kümes diyebileceğimiz bir kulübede yaşıyorlardı. Tek varlığı yaşlı annesiydi. Kadıncağız belli ki Harp Okulu'na giden oğlunun teğmen çıkacağı, böylece birlikte rahata kavuşacakları günleri bekliyordu. Ne var ki Talat Aydemir olayı patlak vermiş, Harp Okulu öğrencileri istemeden olayların içine yuvarlanmış, subay çıkmalarına 10 gün kala kendilerini kapının dışında bulmuşlardı. Genelkurmay onlara merhametli davranmış, istedikleri üniversiteye girmelerine olanak sağlamıştı. Yusuf bir yıl ODTÜ'de okumuş, sonra Mülkiye'ye gelmişti. Yıl 1964-65 idi. Öğrenci olayları tırmanıyordu. Güçlü kuvvetli bedeniyle, haksızlığa tahammül edemeyen kişiliğiyle sol mücadele içinde buldu kendini. Mahir Çayan'la 1970 yılında THKP-C'yi kurdular. Bir yıl sonra partiden ihraç edildi. Örgütün işlediği cinayetlere katılmadı. Sonraki yıllarda Mahir'i ajanlıkla, hainlikle suçladı.

12 Mart Darbesi sonrasında yakalandı, işkencelerden geçti, yaklaşık sekiz yıl hapis yattı. Şartlı salıverme sırasında kaçarak İsveç'e gitti. Bir postanede işçiliğe başladı.

Sonraki yıllarda İsveç Barış Komitesi'nde görev aldı. Dünya Barış Konseyi'nin 1990 yılı Atina toplantısına üç İsveç delegesinden biri olarak katıldı. Türkiye'ye hiç gelmedi.

Hayatta ne yapmak istediğini ve kişiliğini şu kısa cümleye sığdırır:

"Haksızlıkların kaynağı olarak gördüğüm devletin yıkılıp yerine adaletlisinin kurulması ötesinde beklentisi olmayan birisi, gerçekten isyan etmiş, başkaldırmış birisi."

Yusuf oyuna gelerek teröre itildiklerini sonraki yıllarda itiraf etti. Bir mahkeme ifadesinde "Emperyalizm bizi anarşizmin bataklığına itti" demişti. İsveç’te tarihi kitaplar yazdı, araştırmalar yaptı, bunları "www.sinbad.nu" sitesinde yayınladı. Seneler geldi geçti.

Talihsiz arkadaşımızı artık sonsuzluğa uğurlamanın vakti.

HATIRA

Hitler zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınmış Yahudi veya solcu Alman bilim adamlarından söz etmiştik.

Bunlardan biri olan Walter Gottschalk 1941-54 yılları arasında Türkiye’de kalmış, İstanbul Üniversitesi’nde görev almış, kütüphanecilik bilimini kültür hayatımıza yerleştirmek için çalışmıştı.

Batılı kaynaklarda W. G. ile ilgili çok sayıda bilgi ve kaynak bulabilirsiniz. Ancak İstanbul Üniversitesi’nin hiçbir yerinde anıldığını görmedik. İÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Merkezi’nin çalakalem yazılmış tarihinde de adı geçmiyor. Unutulmuş!

Bir başka önemli not... W.G., 1941 yılında Belçika’ya kaçmış, orada ABD veya Kudüs’e gitmenin yollarını aramaktadır. O sırada Türkiye’de kendisine teklif gelir. ABD vize vermediği için Gottschalk biraz da mecburiyetten Türkiye’yi tercih eder. O yıllarda ne İngiltere, ne ABD ne Avrupa ülkeleri Yahudilere vize vermiyor. Türkiye veriyor.

Bu da Türkiye’nin o yıllardaki yönetimini “ırkçı” diye suçlayanların ilgisine sunulur.

YENİ YIL

Uygarlaştık mı? Gündemimizde başka yoğun konular olduğu için mi? Yoksa yorgun mu düştük?

Ne olduysa oldu, bu yıl:

- Yılbaşı Hıristiyan âdetidir,

- Yılbaşını kutlayanlar cehenneme gider,

- Müslüman yılbaşını kutlamaz gibi bağırışlar pek duyulmadı.

Duyulmayınca, bu çağrılara paralel saldırılar da pek olmadı. Noel Baba maketini parçalayan, terör yaratan saldırganlara fazlaca rastlanmadı.

- Noel Baba düzgün adam olsaydı evlere bacadan değil kapıdan girerdi, cinsinden muhafazakâr yorumlar da duymadık.

31 Aralık gecesini de kazasız belasız atlatırsak...

Yeni yıla görece uygar bir kimlikle girmekte olduğumuzu düşünebiliriz.

(Bilvesile... 30 Aralık 1994 günü The Marmara kafeye bırakılan bombanın patlaması sonucu hayatını kaybeden yazar Onat Kutlar ve arkeolog Yasemin Cebenoyan’ı hüzünle anıyoruz.)