Çılgın kalabalıktan uzakta 4X4’lük bir kamp

Saros’ta kamp hevesiyle çıktığımız yolda başımıza başka şeyler de geldi

 Çılgın kalabalıktan uzakta 4X4’lük bir kamp

İlk insandan beri herkesin içinde bazen açık seçik, bazen gizli saklı olan kaçış güdüsü, pandemi döneminde sınır tanımaz bir eğilim oldu. İmkanı olan sahilde, dağda, köydeki evine, sığınağına kaçtı; olmayan bulunduğu yerde izolasyonu bir kaçış yöntemi olarak formüle etti.

Biz mutfaktaki gazetecilerse, çoğunlukla yeni tip koronavirüsün belirlediği günün tarihini kağıt üzerinde kayda geçmek adına olduğumuz yerde kaldık. Ekimin ilk hafta sonu ben, Milliyet Görsel Yönetmeni 25 yıllık arkadaşım Ersoy Diyar, 9 yaşındaki oğlu Devrim Deniz ve Milliyet’in başarılı grafikeri Deniz Özmen’le doğaya doğru bir hafta sonu kaçamağı yapmaya karar verdik. Bu kaçışta aracımız, aslında geçen yıl test için teklif edilen Mitsubishi L200 Crawler oldu. Bu kez bizim test talebimiz üzerine aracı Temsa’dan 4 günlüğüne aldık. Rotamızın son durağı Ersoy’un birkaç yıl önce gidip gözüne kestirdiği Keşan’a bağlı sahil kasabası Yaylaköy’dü.

230 kilometre ötede Cumartesi sabahı 8’de yola çıktık. 230 kilometrelik yolu,  mola dahil 3.5 saatte katettik. Önce Yaylaköy’ün Saros’u kucaklayan eşşiz kumsalında kamp atacağımız noktayı belirledik. Kamp alanımızı tayin ederken medeniyete dair bir izin görüş alanımızda olmamasına dikkat ettik. Amacımız, işimiz olan pandemi ve haberlerinin, yoğun siyaset gündeminin zehirlediği  bedenimizle ruhumuzu fabrika ayarlarına çekmekti.

Sürüş modlarını bilmediğimiz aracı saplandığı kumdan çıkarırken zorlandık. Daha doğrusu -o mod senin, bu mod benim- aracı zorladık. Güç bela yola çıktıktan sonra ikinci safhaya geçtik; kampı atmadan önce karnımızı doyurmak ve gerekli tüm ihtiyaçlarımız için market alışverişi amacıyla kasaba merkezinin yolunu tuttuk.

Ekmek arası kokoreç ve köftelerimizi servis eden kadın, Yaylaköy’ün yılın bu dönemlerine göre oldukça dolu olduğunu, pandemi yüzünden yazlıkçıların birçoğunun henüz kasabadan ayrılmadığını söyledi. Zaten kendileri de geçen yıllarda çoktan kapatırlarmış dükkanı da bu yıl bir ay sarkmış.
Kamp planımız henüz saat gibi işliyordu; ta ki Ersoy aracı çalıştırıp,  direksiyonu çevirene kadar!

Direksiyon dönmüyordu. Direksiyona bin kaplan gücünde asılan Ersoy, hidrolik yağının boşalmış olabileceğini tahmin etti. Kontrol ettiğimiz araç, asfalta yağ damlatıyordu. Kaputu açtığımızda hidrolik yağıyla dolu olması gereken haznenin boş olduğunu gördük.

Kamp hayalimizin frekansı değişmeye başlamıştı. Yaylaköy’de aracı göstereceğimiz bir tamirci yoktu. Biz de Ersoy’un güçlü bileklerine güvenerek rotamızı 30-35 kilometre ötedeki Keşan’a kırdık. Sorundan anlarlar umuduyla Karahisar köyü yakınlarında “butik” bir benzin istasyonuna girdik.

Yağlar karıştı

Direksiyon için hidrolik yağı istediğimiz benzinci, bize üzerinde vites görseli olan yağ kutusunu uzattı. Onun istediğimiz yağ olmadığını söylediğimiz arkadaş bizi, “Abi ben daha dün işe başladım” diyerek savuşturdu.

Neyse; hidrolik yağını rafta biz bulduk ve aracın haznesini doldurduk. Artık direksiyonla boğuşmadan Keşan oto sanayiye gidebilecektik.

Kafamızda “Ne masraf çıkacak?”, “Aracı hemen onarabilecekler mi?”, “Kampa geldik, Keşan’da otelde mi kalacağız?” gibi deli sorularla sanayide önümüze çıkan ilk tamirciye girdik. “Gözleri faltaşı gibi açan” bir karizması olan aracı gören usta, bizi Mitsubishi servisine yönlendirdi.

Serviste kayıt için ruhsatı uzattığım sırada, bedenini saran bir ışık hüzmesiyle Ayhan Yamaç usta girdi içeri.
Işık hüzmesi bizi diplerine sürüklendiğimiz bunalım girdabından bir anda çekip almıştı. Ayhan Usta, “Bu Temsa’nın aracı; konu bende” deyince içimiz festival coşkusuyla bile doldu.

Ayhan Yamaç, mekaniklerin olimpiyatları diye tanımlanan uluslararası yarışmalarda dereceler almış, işinin ehli bir usta. Kaputun açılmasından birkaç dakika sonra sorunu tespit etti. Hidrolik yağını direksiyona taşıyan borunun ucundaki çelik parça hafif yamulup yerinden çıkmıştı.

Buraya not düşmeliyim; test araçları limitleri zorlanarak tecrübe edilir. Kişisel araçla girmeye cesaret edilemeyecek yerlere test aracıyla girilebilir. Şüphesiz kuma saplanan aracı herhangi bir sürüş moduna uymadan çıkarmaya çalışırken zorlamamız bardağı taşıran son damla olmuştu. Ayrıca araçtaki lastiklerin asfalt lastiği olmasına bile dikkat etmeden kuma girmiştik.

‘Babaaa arabaya bak’


Ayhan Usta, parçayı düzeltip hortuma takınca aracın sorunu ortadan kalktı. Ayhan Usta zaman kaybetmeden, “Size bu araç nasıl kullanılır, anlatayım” diyerek bizim soruna da el attı. Usta, üst katta bize aracın hangi yol ve arazi şartlarında hangi modda kullanılacağını şairane bir dille anlattı. Vedalaştık; servise girmemizle, sorunsuz bir şekilde çıkmamız arasında geçen süre yalnızca 1 saat olmuştu.

Kamp ateşi için Keşan’da bir oduncu ararken, ilçenin dar sokaklarında “Babaaa, arabaya bak” sözleri yankılanıyordu. Oduncu sormak için önünde durduğumuz bir kahvenin müdavimleri yardım için seferber oldu ama:

- Buralarda oduncu var mı?
- Bıçkıcı mı arıyorsunuz?
- Hayır oduncu.
- Yani bıçkıcı.
- Odun arıyoruz, kamp ateşi yakacağız.
- Çam mı, meşe mi?

Sonunda anlaşamadık. Az ötedeki fırına sorduk; ondan iyi kim bilecekti. İhtiyacımız olan odunu fırıncı verdi bize. Biz odunları yüklerken fırınını bırakıp yanımıza geldi: “Abi, aracın içini görmek istiyorum.”

Artık tamamdık, Yaylaköy’e dönüp kumsalda kampımızı kurduk. Güneşi ufukta Semadirek kıyısında denizin içine batırdık. Kubbemiz Samanyolu altında müthiş bir mangal ziyafeti çektik. Ateş başında korku hikayeleri anlattık... Ertesi gün, öğle saatlerinde “Yine geleceğiz” diyerek dönüşe geçtik.

Çılgın kalabalıktan uzakta 4X4’lük bir kamp

Yetenekli ve karizmatik

Kaptan şoförümüz Ersoy Diyar aktarıyor, “Kurumsallaşan ‘home ofis’ kavramını Mitsubishi L200 Crawler doğaya taşıyor. Baştan söylemek gerek bu araç Mustafa Sandal’a atıfta bulunurcasına “Onun arabası var güzel mi güzel” ve “Bastı mı gaza gider mi gider” sözlerini karşılıyor. Ancak şunu unutmayın ki 4x4’le ilgili bilginiz sadece “Aynı anda 4 tekere güç veren araç abiiii”den ibaretse önce bir eğitim almak şart. Aksi halde arazi şartlarında afallamanız mümkün. Bizim şansımız, Keşan Mitsubishi Servisi Yamaç Oto’nun sorumlusu Ayhan Yamaç gibi uluslararası ödüllü bir mekanik ve 4x4 eğitmeninin karşımıza çıkması oldu. 4x4 modlarıyla ilgili verdiği kısa bir eğitimden sonra aracın tüm kontrolü artık bizdeydi.

Çılgın kalabalıktan uzakta 4X4’lük bir kamp


Aracın iç konforu ve hacmi bir otomobilden farksız. Motor gücü ve seri hızlanması aklınızı çelebilir. Fakat altınızda bir pikap var ve güvenli bir yolculuk için hız sınırlarına uymakla mükellefiz. Zaten hızlanmayın; yandan geçen sürücüler de bu canavarı iyice süzebilsin, kendini direksiyonda hayal edebilsin.
Geçtiğiniz yollarda, caddelerde, sokaklarda gözlerin üzerinize çevrilmesi sizi rahatsız etmiyorsa, her türlü arazi şartında “Ben nasıl çıkarım buradan” diye
düşünmek istemiyorsanız,  bu araç tam size göre...”

Ev gibi...

Profesyonel kampçı Deniz Özmen, “L200 Crawler’la kamp yapmak, nasıl bir deneyim olacaktı merak ediyordum. Araç, kamp ortamında insanı evde hissettiriyor. Doğaya kaçmak isteyenlerin bütün ihtiyaçlarını karşılayan araçta, buzdolabı, tezgahı ve ocağıyla gayet yeterli bir mutfak bulunuyor. Su deposu mutfak ve duş ihtiyacını karşılayacak kapasitede. Güneş paneline bağlı ikinci bir akü, 3 zorlanırsa 4 kişi kapasiteli yaşam alanının yazın serin, kışın sıcak olmasını sağlayacak klimanın enerjisini karşılıyor” diyor.

Çılgın kalabalıktan uzakta 4X4’lük bir kamp

Minimum sesle arazide sürüş keyfi

Araç, yeni fren ve elektronik destek sistemleriyle kullanıcıyı çok daha güvende hissettiriyor. Yalıtımı oldukça iyi, yol ve motor gürültüsü minimum düzeyde. Apple CarPlay müzik sistemi tatmin edici. Hız sabitleme ve hız limitatörü ise sürüşe keyif  katıyor.