Kampanya biterken

27 Mart 2019

Seçimler için son düzlüğe girildiği bugünlerde, Cumhur İttifakı İstanbul Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım gazetelerin yöneticileri ile bir araya geldi.

Toplantının açılışında

7 Ocak’ta kampanya açılışı yaptığını hatırlatan Yıldırım, “Şimdi sonuna geldik. Pazar günü sandığa gidiyoruz. Yurt genelinde seçimler yapılacak. Hayırlı olsun milletimize, memleketimize. Geçen bu süre içinde yazılı medya olarak gösterdiğiniz hassasiyet nedeniyle teşekkür ediyorum. İstanbul konularına, projelerine gündemin en azından bir kısmının İstanbul’da tutulabilmesi yönündeki gayretiniz için teşekkür ederim” diye konuştu.

Kendisinin mümkün mertebe İstanbul’la sınırlı, İstanbul özelinde bir kampanya sürdürmeye gayret ettiğini dile getiren Yıldırım, genel siyasi tartışmalara çok fazla müdahil olmadıklarının altını çizdi. Çizdikleri bu çerçevenin içinde kalmaya gayret ettiklerini hatırlatan Yıldırım, “Ümit ederim meramımızı İstanbullulara bir nebze de olsa anlatmışızdır” dedi.

“Kampanya değerlendirmesi yapar mısınız? Nasıl bir manzara var?” şeklindeki bir soruya Yıldırım, “Gittikçe hava güzelleşiyor… Başlangıçta kıştı şimdi günlük gülistanlık” cevabını verirken, anketlerle ilgili bir başka soruyu ise şöyle yanıtladı:

“Mutlaka anketler havada uçuşuyor. Ben anket yaptırmadım özel olarak. Daha ziyade partimiz kamuoyu araştırmaları yapıyor. Bazı kuruluşlar kendiliğinden yaptırıyor. Anketlerle ilgili farklı sonuçlar var. Biraz benim gördüğüm bu seçim bir ilk. Yerelde ittifak ilk defa uygulanıyor. Parametreler çok matematiksel olarak modellenemiyor. Kararsızların nasıl dağıtılacağı konusunda analitik bir yöntem geliştiremediler. Açıklıyorlar anketleri ama emniyet payı da bırakılıyor. Asıl anket pazar günü. Gün geldi çattı. Sandıktan çıkan anket asıl ankettir.”

Peki, son günlerde kimi anket şirketi yöneticilerinin dile getirdiği gibi sandığa gitmeyen seçmen sayısında bir artış olabilir mi?

Yıldırım, bu konudaki görüşünü şöyle dile getiriyor: “Ben tahmin etmiyorum. Böyle bir iddiada olanlar var. Yani sandığa gidiş düşük olacak diye. Ama bizim insanımız seçimleri önemser. Batı veya otokratik ülkelerdeki gibi değil. Sandığın gücüne güvenir Türk insanı. Sandığa gidecektir.”

Yazının devamı...

Ağrı Dağı’nın eteklerinde

26 Mart 2019

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Cumhur İttifakı’nın önde gelen isimleri terör örgütü ile ilişkili kimi isimlerin muhalefet listelerinde yer aldığını dile getirmeye başladıktan sonra gözlerin çevrildiği “Kürt oyları hangi ittifakta ağırlıklı olarak yer bulacak?” sorusu Ağrı’da da gündemdeydi. HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin konuya ilişkin açıklamalarıyla hız kazanan tartışma Ağrı’da da yankı bulmuş görünüyor.

Hayli soğuk bir gün olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kenti ziyaret edeceği haberi Ağrı’daki havanın siyaseten ısınmasına yol açmış. Miting başlamadan önce Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Emre İskeçeli ile kentin nabzını tutmaya çalışırken HDP seçmenleriyle Cumhur İttifakı seçmenleri arasındaki sürüp giden tartışmanın da tanığı olduk. Kimileri kayyum da olsa şehre hizmet getiren bir belediye başkanının yıllardır özlemini çektiklerini dile getirirken kimileri de bilinen ideolojik tutumlarından taviz vermiyordu.

Cumhur İttifakı’nın mitingi ilçe belediye başkan adaylarının tanıtımıyla başladıktan sonra kürsüye Ağrı Belediye Başkan adayı Savcı Sayan çıktı. Türkçe başladığı konuşmasını aralarda Kürtçe devam ettiren Sayan’ın temel vurgusu “Biz Kürtlüğü HDP’den öğrenecek değiliz. Temelli’den öğrenecek değiliz” tezi üzerine kuruluydu. “Yaparsa Savcı yapar” sloganları eşliğinde yaptığı konuşmasında Savcı Sayan, Ağrı’yı artık Ağrılıların yönetmesi gerektiğini dile getirip, “Bu şehrin evladı olarak her türlü sorunun altına elini koyma kararlılığı gösteriyorum. Ben bu şehirde doğdum, büyüdüm, var oldum. Şimdi Ağrı’ya olan borçlarımı ödemeye, kendisine yakışır bir hale getirmek için adayım” şeklinde konuştu. Sayan’ın, sık sık kürsüyü işaret ederek, “Gençlerimizi bölmek, kavga çıkarmak isteyenlere inat işte Cumhur-başkanı’nın kürsüsünde Kürtçe konuşuyorum. Bizi bölmek isteyenlere bundan daha iyi bir cevap olabilir mi?” sözleri mitinge katılanlar tarafından alkışlarla, sloganlarla kesiliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kürsüye geldiğinde ise miting meydanındaki hareketlilik daha da arttı. Erdoğan’ın konuşmasında da eleştirilerindeki vurgu HDP’ye yönelikti. HDP’nin Kürtlerin sorunlarıyla ilgilenmediğini dile getiren Erdoğan, “Diyarbakır belediyesi önünde Kürt kardeşlerim evlerinden kaçırılan kızları için çadır kurup ağlamadılar mı? HDP, Kürt kardeşimin bu sorunuyla ilgilenmedi” dedi.

Ağrılı seçmenden devlete sıkı sıkı sahip çıkmalarını isteyen Erdoğan, “Kürtçülük yaptığını söyleyenler bu ülkeye düşmandır. Devletimizi asla bölemeyecekler. Bugün ister Irak’ta ister Suriye’de olsun bir Kürt kardeşimiz varsa başı sıkıştığında ilk akıllarına gelen yer Türkiye’dir. Bu devlet hepimizin ortak devletidir. Kürt kardeşlerimizin iradesini Batı’da götürüp CHP’ye, İP’ye, SP’ye peşkeş çekenlere Ağrı’dan sesleniyorum. Bu ülkeyi bölemeyeceksiniz” diye konuştu.

Miting dağılırken meydanın tansiyonu Ağrı’da umut olarak atıyordu...

Yazının devamı...

Evet, ısrarcıyız: Sadece çok söz değil yeni şeyler de söyleyeceğiz

25 Mart 2019

Aslında önceki hafta “Söylenecek o kadar çok sözümüz var ki” derken, sadece bir vurgu yapmayı hedeflemiyorduk. Milliyet’in basılı versiyonunun dedikoduların aksine devam edeceğini ısrarla vurguluyor, bu arada teknolojik olanakların gelişmesinin farklı versiyonların oluşmasına, güçlenmesine imkân sağladığını, bunun da yeni çalışma, düşünme, örgütlenme biçimlerini zorunlu hale getirdiğini hatırlatıyorduk.

Bu çerçevede küçük bir örnek vermek isterim: Avusturya’nın 3. Büyük medya şirketi Styria Media Group AG’ye bağlı ve 110 yıllık bir geçmişe sahip Keline Zeitung. Gazetenin süreç yönetiminin, dijital ve basılı ürünlerinin ve içerik yönetim sisteminin tamamen değiştirilmesini içeren yenilenme sürecini dikkatle incelemek gerekiyor.

Örnek incelendiğinde görülecek, ofis dizaynından başlayarak çalışma saatlerinin revizyonuna kadar alt yapıda çok detaylı bir çalışmanın ardından platformları ayrı ayrı kapsayacak ama sonunda bütünlüklü bir marka oluşturmak için gerekli adımların atılabileceği bir entegrasyon hedeflenmiş. Meraklısı konuyu Institute for Media Strategies sayfalarından inceleyebilir.

Milliyet için birkaç not

Son günlerde artan siyasi tansiyonla birlikte yine okumadan, dinlemeden, anlamadan kendi siyasi meşrebine uymayan her söz, yazı ya da fotoğrafa linç edercesine saldırmak çok geçerli bir davranış modeli haline geldi. Üzerine ne kadar konuşsak az. Ya da belki kimse konuşmak istemiyor! Yine de “söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” deyip birkaç küçük hatırlatma yapmak gerekiyor.

Milliyet köklü geçmişiyle sadece toplumun hafızası değildir. Aynı zamanda dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere açıktır. Yurttaşların bilgi edinme, haber alma hakkına sahip olduğunun bilincindedir. Milliyet internet gazeteciliğinin haberi ‘anında’ yayması, bloglarda sürdürülen ‘etik’ tartışmalar, sosyal medyanın ‘eleştirel’ yorumları ve küresel haberleşme araçlarıyla yaratılan ‘devrim’ niteliğindeki gelişmeleri titizlikle takip eder. Milliyet dijital ortamda bilgi kirliliği, manipüle edilen haberler ve dezenformasyona karşı; doğru, güvenilir kaynak arayışı ve tüketim ihtiyacının da artacağının bilincindedir.

Daha önce de üstüne basarak hatırlattım. Başta yayınları olmak üzere, her türlü faaliyeti için okurlarına, izleyici ve takipçilerine karşı hesap vermekle yükümlüdür. Kişiler hakkında yanlış, kişilik haklarını zedeleyen yayınlardan kaynaklanan cevap ve düzeltme hakkına saygılıdır. Cevap hakkına, kötüye kullanılmaması ve kabul edilebilir biçimde yapılması kaydıyla izin verir.

Yazının devamı...

Birlikte çözüm üretmek

24 Mart 2019

Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayı Binali Yıldırım ile Bahçelievler’deki seçim çalışmaları sırasında buluştuk.

Sivil toplum örgütleri ile bir araya gelen, vatandaşlarla sohbet eden, minibüsçülerle sorunları masaya yatıran, esnafın dertlerini dinleyen Yıldırım bir yandan çeşitli projelerini anlatırken diğer yandan birlikte çözüm üretmek kavramını sürekli olarak vurguluyor.

Örneğin, minibüsçülerle yaptığı toplantıda, “Sorunu olmayan ölüler ve deliler. Herkesin sorunu var. Burada bu sorunlar açıkça söylendi. Benim de istediğim bu, karnımızdan konuşmayalım, ağzımızdan konuşalım. Konuşarak, anlaşarak her sorunu çözeriz” diyor.

Bir başka mekânda bir araya geldiği gençlere birlikte çözüm üretmek gerektiğini belirtip, sorunun yabancısı olmadığını “Ben de kredi aldım sizin gibi. Bu kredilerin kısa vadede ödenmesi sorun oluyor doğru. Ama bu belediye başkanının yapacağı bir şey değil Ankara ile alakalı. ‘Ankara Ankara duy sesimizi’ diyeceğim” sözleriyle dile getiriyor.

Bir başka toplantıda konu ekonomik sıkıntılara geldiğinde Yıldırım, “İşsizlik var, ekonomik sıkıntı var. Onda da haklısınız ama bunlar geçici şeyler. Unutmayın biz bunu ilk defa yaşamıyoruz. Biz 2008 krizini yaşadık, 17-25 Aralık’ı yaşadık, 15 Temmuz’u yaşadık. Hepsinin üstesinden geldik mi? Yine bu sıkıntıların üstesinden gelecek kadrolar biziz” vurgusunu yapıyor. Ardından da ekliyor: “Konuşarak, anlaşarak her sorunu çözeriz. Çünkü biz 17 yıldır dağ gibi sorunları çöze çöze geliyoruz.”

İstanbul’un Türkiye’nin ekonomisini sırtladığını, İstanbul’un Türkiye için olmazsa olmaz olduğunu dile getiren Yıldırım, buraya tecrübenin gerektiğini söylüyor. O tecrübeye sahip olduğunu, İstanbul’un her ferdiyle ittifaklarının bulunduğunu vurgulamayı ihmal etmiyor.

İşte tam bu noktada HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin açıklamaları ile başlayan tartışmalar gündeme geliyor. Yıldırım öncelikle Kürt seçmenden HDP dışında en çok oyu alan partinin AK Parti olduğunu hatırlatıyor. Sonra da “HDP’ye oy veren Kürt seçmenden de oy alacağım. Onun da İstanbul’un geleceği için düşünceleri var. Her şeyden önce HDP aday göstermedi onları bağlayacak bir aday da yok. Ben İstanbulluların tamamının adayıyım” diyor.

Yani bir kez daha birlikte çözüm üretmenin gerekliliğine vurgu yapıyor.

Yazının devamı...

SÖYLEYECEK ÖYLE ÇOK SÖZÜMÜZ VAR Kİ!..

11 Mart 2019

Medya dünyasında son dönemin galiba en popüler konularından biri Milliyet’e ömür biçmek... Bu iddiaları ortaya atanların, kendince görüş bildirenlerin unuttukları bir şey var: Milliyet hiçbir döneminde sadece “gazete” olmadı! Aksine; kamuoyu açısından ülkenin siyasal, ekonomik, toplumsal tarihinin en güvenilir arşivini oluşturarak toplumun hafızası da oldu. 69 yıl süren köklü geleneğini okurlarına taşıdı; ‘babadan oğula, oğullardan torunlara geçen’ bir varoluş hikâyesi yarattı.

Kimliğini meslek ilkelerine gösterdiği özenle kazandı. Alanında uzmanlaşan gazeteciler yetiştirerek deyim yerindeyse bir nevi ‘okul’ oldu.

Siyasi, etnik, dini, cinsiyetçi her türlü ayrımcılığa karşı çıkan, daima doğru, adil bir gazeteciliği editoryal süzgeçten geçirerek okurlarıyla paylaştı.

Türkiye medyasının kendi içindeki ayrışmalarına, öfke nöbetlerine, birbirlerini yaftalamalarına karşı her zaman mesafeli durdu. Medyanın sorunlarına çözüm bulunması noktasında tartışmalara katıldı ancak yayın organlarının birbirlerini karalayan haberciliğine hiçbir zaman itibar etmedi.

***

Tekrar başa dönelim... Geçen Kasım’dan bu yana belli aralıklarla bazı köşelerin, sosyal medya hesaplarının “Milliyet kapanıyor” iddialarıyla kendi gündemlerini yaratma gayretlerine şahit oluyoruz.

Daha önce bu konuda yapılan yayınlara karşı İcra Kurulu Başkanımız Sayın Mehmet Soysal’ın imzasıyla “Milliyet Gazetesi 68 yıllık geçmişi ile daima Türk basınının en önemli yayın kuruluşlarından biri olmuştur. Demirören Medya Grubu çatısı altında, geleneklerine bağlı olarak yayın hayatına dün olduğu gibi, bugün ve yarın da sadece bir internet sitesi olarak değil, basılı olarak da devam edecektir.’’ şeklinde resmi bir açıklama yapmıştık.

Bu noktada durup konunun basit bir hukuki yönünü hatırlatalım:

Yazının devamı...

Trans Anatolia seferleri yolda

27 Şubat 2019

Yeni turizm projelerini Doğu Ekspresi’nde anlatan Bakan Ersoy, Anadolu’ya turistik yeni tren seferleri müjdesi verdi. Havalimanına müze yapılacak ve bazı tarihi eserler de yurt dışında sergilenecek...

Doğu Ekspresi’nin albenisi her geçen gün artıp, artan talep nedeniyle bilet bulmak adeta imkansız hale gelmişken, ufukta Anadolu’nun bağrındaki tarihi ve turistik yerleri daha fazla insana açacak yepyeni bir proje görünüyor...

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, Ulaştırma Bakanı Mehmet Cahit Turhan’la yanyana gelerek bütün Anadolu’da sadece bu iş için projelendirilmiş turizm odaklı yeni tren seferlerinin hayata geçirilebileceğini söylüyor.

Ersoy, Doğu Ekspresi’nin Erzurum-Kars bacağında Sarıkamış’a giderken sadece bu düşüncesini değil diğer projelerini ve hedeflerini de geziye katılan gazetecilerle paylaşıyor. Mesela turizm eğitimi...

Turizm Bakanı, Milli Eğitim Bakanlığı ile imzaladıkları protokolün detaylarını şöyle anlatıyor:

- Turizmde ara elemanların eğitim kalitesinin yükselmesi gerekiyor. MEB ile protokol imzaladık. Türkiye’deki 76 Turizm Meslek Lisesi’nden ilk aşamada 11’i adeta koleje dönüşüyor. Talebe göre sayı yükselecek.

Ersoy söz konusu 11 lisede müfredatın değişeceğini belirtti:

- Müfredat, otel sahiplerinden gelecek önerilere göre değişecek. Öğrencilerin eğitimi otellerde sürecek. Öğrenciler 15 Nisan’da otellere girecek, 15 Ekim’e kadar otelde olacak. Kış döneminde otellerin üst düzey yöneticileri de derslere girecek.

Yazının devamı...

Herkes gider Mersin’e...

23 Ocak 2019

"Ee herkes giderse, biz de gideriz” deyip çıktık yola...

Reklam, pazarlama ve bölge ekleri ekiplerinin planladığı organizasyon sayesinde Mersin’de son yıllarda neler olmuş, neler değişmiş yerinde görmek fırsatı yakaladık böylece.

Tarihi ve turistik yerleriyle bilinen ama narenciye üretimi ile ülke ekonomisine damga vuran, aslında tarihsel olarak Çukurova’nın merkezi konumundaki Mersin bir kez daha bizi sıcak yüzüyle karşıladı.

Ören yerlerinin, narenciye bahçelerinin arasında devasa binalar yükselirken, kadim liman alanları yalnızlığa mahkûm olup yeni liman bütün Ortadoğu’nun ticaretine ev sahipliği yaparken ticaret şehrinden metropol bir kente dönüşen Mersin, genetiğindeki herkesi kabul etme alışkanlığını terk etmemiş. Ülkenin çeşitli yerlerinden ekmeğinin, işinin peşine düşüp Mersin’e gelenlere şimdi de Suriyeli göçmenler eklenmiş. 350 bin kişilik yeni bir nüfusa ev sahipliği yapan kent bundan çok muzdarip olmasa da, tarafların intibak sağlaması için belediye kolları sıvamış. Önce Mersinlilerin gözünden Suriyelilerin sonra da Suriyelilerin gözünden Mersin’in ve Mersinlilerin nasıl göründüğüne ilişkin iki ayrı algı araştırması yapılmış. Ardından bir çalıştay düzenlenip bütün sosyal gruplar davet edilmiş ve taraflar sorunları, beklentileri birlikte tartışıp çözüm yollarını masaya yatırmışlar.

Bu konuda ipler ağırlıkla merkezi idarenin elinde olmasına, yerel yönetimlere çok fazla bir inisiyatif tanınmamasına rağmen, çözüm için belediye harıl harıl çalışıyor. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, “Biliyorsunuz Mersin’in en önemli problemi bir numara işsizlik, iki numara trafik. Bu işsizlik konusuna bir de 300 binin üzerinde Suriyeli eklendi. Tabii Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler (BM) bugüne kadar bu işe yaklaşmadılar, verilen sözleri yerine getirmediler. Ama biz sosyal barış adına üzerimize düşeni yerine getirmeye sonuna kadar çalışacağız” diyor.

Sorun çözülse de çözülmese de Mersin kendi hedefleri, umutları ve beklentileriyle yaşamaya devam ediyor. Zaman geçiyor ve tarihi yerler her sene biraz daha aşınıyor yıpranıyor. Neredeyse her adım başı tarihi bir zenginliğe rastladığınız bu kent, yüzünü arkeolojinin zenginliklerine dönebilir mi?

Yanda iki resim görüyorsunuz, Atatürk’ün 1938’de yaptığı yurt gezisinde uğradığı Mersin’den kareler bunlar. Tıpkı o gün gibi bugün de narenciye ağırlığını koruyor günlük yaşamda. Bugün şehrin her yerinde o günkünden çok daha geniş bahçeler, seralar görmek mümkün. Keza gelişmiş tarım teknikleri sayesinde o günküyle kıyaslanamayacak bir rekolte de söz konusu. Artan tarımsal gelir ve refah da öyle... Ama aynı şeyi tarihi dokunun yeniden abad edilmesi, tarih turizminin gelişmesi açısından söylemek mümkün mü? O gün Atatürk’ün üzerinde oturduğu taş hâlâ yerinde mi, bilmem! Ama 3 bin yıllık Soli Pompeiopolis kentine Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı bütçe keşke herkese örnek olsa ve bu antik kent yeniden gün yüzüne çıksa! UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girebilmesi için çalışmaların sürdürüldüğü bu antik kent ve benzerleri bütün ihtişamlarıyla ortaya çıktığı zaman hem Türkiye’nin hem Mersin’in tarihsel, kültürel ve ekonomik açıdan bambaşka bir zenginliğe ulaşacağına ve dünyada çok az coğrafyanın kavuşabileceği bir imaja sahip olacağına kuşku yok. İşte bunu bilirim...

Yazının devamı...