Gök de gürlese 'Şimşek' de çaksa...

25 Aralık 2020

Uzun bir süre sonra, belki de ilk kez; bir hakemin yanlışları, futbol kamuoyunun tamamını bir araya getirdi. Yaptıkları ve yapmadıkları konusunda herkes yazdı, çizdi. Fenerbahçe-Medipol Başakşehir maçının hakemi Bahattin Şimşek'in yaşattıkları, babası, eski hakem Selami Şimşek'in torpiline kadar uzandı.

Olay, doğru ya da yanlışlar değil, alınan pozisyonlar bence...

Burada en haklı taraf olan Başakşehir'in çığlığı duyulmadı bile! Sosyal medya üzerinden, Fenerbahçe-Galatasaray derbisi yaşandı! Cim-Bom'un "Kara gece" diye başlatıp, Fenerbahçe'nin devam ettirdiği çocukça sataşmalar... Tencere dibin kara, seninki benden kara misali...

Galatasaray; Yeni Malatya, Çaykur Rize, Denizli veya herhangi bir takım aleyhine yapılan hataları neden görmüyor da, Başakşehir'in avukatlığına soyunuyor. Çünkü, Fenerbahçe'nin o haftaki rakibiydi! Çünkü, aynı puandalar. Çünkü, ezeli rakipler. Çünkü, çünkü, çünkü...

Biliyorlar ki Türkiye'de, adaletin gücü değil, güçlünün adaleti hakim... Kimin sesi gür çıkarsa o haklı! Yoksa Şimşek çakmış(!), gök gürlemiş kimse ona bakmıyor.

Yazık! Daha 14. haftada böyle çıngar çıkıyorsa, 40. haftaya nasıl geleceğiz?

Galatasaray, bir gün sonra, bu kez, "Herkes için adalet istiyoruz" diyor ve ekliyor: "Teknik direktörümüz Fatih Terim'e verdiği beş maçlık ceza hakkaniyet ölçülerine uygun değildir." Ha şunu bileydiniz! Terim'e verilen cezanın karşılığı 5 o-la-maz... Ama daha önceki emsallerine bakınca, bu bile fazla geliyor tabii!

Sizin istediğiniz, "ben"i kollayan adalet...

Yazının devamı...

Hakaretin bini bir maç!

15 Aralık 2020

Türkiye Futbol Federasyonu'nun seçkin kurulları, PFDK ile Tahkim Kurulu, genellikle uyum içerisinde! Tahkim, çoğu olayda onama makamı... Ama, bazen takdir hakkını kullanmıyor da değil... Önceki yazılarımızda Sumudica'nın cezasından söz etmiştik ya... Şimdi de, Alanyaspor Teknik Sorumlusu (!), pardon Antrenörü Çağdaş Atan... "Olayın oluş şekli dikkate alındığında" alt sınırı iki maç olan 'hakaret' cezasını bire indirdiler; helal olsun... Şu olayın oluş şeklini anlatsalar da, biz de bilsek... Hakaretin mazur görülecek ne yanı olabilir ki! 

Aynı Tahkim, Beşiktaş'a verilen "flaş röportajların 30 dakika içinde tamamlanmamasından dolayı" 150 bin lira para cezasını da onadı. Neden? Aboubakar röportaja 2-3 dakika geç gelmesi yüzünden... Talimata göre doğru mu? Doğru... Ama siyah-beyazlılar, beIn Sport ile konuşup süre almış. TFF'ye göre, "BANA NE!"  

Beşiktaş, bununla ilgili yayıncı kuruluştan yazı istemiş, Hande Sümertaş ise, resmi olarak TFF'den bir talep beklediğini iletmiş. O da demiş, "BANA NE!" Tahkim Kurulu isteme gereğini bile duymamış. Onun da söylediği, "BANA NE!" 

İki dakika için 150 bin lira yazan Federasyon, pardon PFDK, Fenerbahçe maçında Denizlispor'un protokol tribününe talimatta belirlenen sayıdan fazla kişi alınmasından dolayı, 24 bin lira ceza veriyor. Dikkat edin, sayı önemli değil; 24 bin lira... Ama, akredite edilmediği halde, bu tribünde yer alan Fenerbahçe görevlisi Emre Belözoğlu ile Selçuk Şahin'e ihtar! Evet evet, ihtar! Futbol tartısında adalet bu mu? 

 

VAR'dır bir şikayet 

Suçu gelin etmişler de, kimse güvey olmamış. Varsa bir yenilgi, VAR'dır bir şikayet! Son olarak Sergen Yalçın... "VAR'ı istemiyoruz" derken, aslında "Doğru ortaya çıksın" demiyor, "Futbol yanlışlarla güzel" diyor. Ama nasıl? Benim lehime yapılırsa! 

Aslında, çok da yeni değil bu... Değersiz kalan bir sızlanma biçimi... Mağlubiyetin yükü hakeme, gücü gücü yetene... Hakem de olmadı, yeni versiyon şikayet VAR'dan... Sergen Yalçın, dördüncü hakemin sürekli uyardığını söylüyor, kendince hakemin yanlışını yüzüne vuruyor. Sen, saha çizgisi üzerinde top bile sektiriyorsun Sergen Hoca... Sözlü değil kartlı uyarı gerekiyordu. Bu nedenle doğru, hakem hatalı! 

Yazının devamı...

Böyle ayrılık olmaz!

3 Aralık 2020

Kazanmak, galip gelmek zorunda olduğumuz bir maçtan böyle kahrederek ayrılmak insana dokunuyor. Leipzig de oynadı, Başakşehir de... Onlar daha çok göründü, Başakşehir zaman zaman parlayıp söndü. Ancak bir İrfan Can bile az daha onlara yetecekti.
Hiç seyretmek istemediğimiz, kabul edemeyeceğimiz bir ilk yarı vardı Fatih Terim Stadı’nda... Ofansif bir kadro gibi görünen ancak bu zenginliği hiç kullanamayan bir cimriydi Başakşehir... Zaten iki isabetli şut buldu, bunların biri gol oldu.
Leipzig, gerçekten rakibine, “Ben istersem oynayabilirsin” diyecek kadar iyi bir takım... Bir anda vitesi artırabiliyor, hücum zenginliğini çok kolay sağlayabiliyor ve gole çok rahat ulaşabiliyor. Bizde kral olan bir Sörloth’un neden yedek kaldığını ilk 45 dakika net bir şekilde gösterdi.
Alman ekibi bu yarı boyunca sahanın hakimi oldu, özellikle sağ kanat bindirmeleri ekibimize kötü anlar yaşattı. Mbombo’nun pozisyon gereği fazla içeriye girmesi, Mukiele ve Haidara’nın önünü açtı, Başakşehir sol kulvarını savunmakta zorlandı. Ancak ilk yarıdaki iki gollerinin de sağ kanattan başlayıp, cepheden gelmesi de rakibin her yönden komplike olduğunun bir göstergesiydi.
İlk yarı içerisinde kayda değer en önemli unsur ise Mert Günok’un kurtarışları oldu. Ama işin can acıtıcı yanı, yediğimiz ilk golün başka bir futbolcuya çarparak Mert’i yanıltmasıydı. Bu, hem direnç gücünü hem de moral motivasyonu bozdu. Mert, ikinci devrede de bu özelliklerini korudu.
İlk yarıda ayarı bozuk diğer isim de Edin Visca idi. Hep diyoruz ya onun vasatın altında oynama lüksü yok! Nitekim İrfan’ın golünde oyun zekasını konuşturdu, korneri kalabalık alana kullanmak yerine arkadaşına bıraktı ve ümit veren gol gelmiş oldu. Ama sadece o kadar...
Öyle bir ikinci yarı vardı ki, futbolun her şeyinin yaşandığı bir ikinci devre... İkinci devreye iyi başlayan, gol arayan bir Başakşehir, 10 dakikalık bir duraksamanın ardından yeniden kendine gelen bir Leipzig... Sonrasında da zaten İrfan Can resitali...

Yazının devamı...

Bulut sezon sonunu göremez! 

1 Aralık 2020

 Hep eleştiriyoruz ya, biraz da özeleştiri... Ne överken kantarın topuzunu ayarlayabiliyoruz ne döverken! 

Transferlere bakıp, "Yaşa, var ol, şampiyon" diyenler, sarı-lacivertlileri "Bulut'ların üzerine" çıkaranlar, bugün de "Havada bulut, Erol'u unut" türküsünü çalıyor! 

Dün Erol Bulut ve ekibinin büyük işler yapacağına dillendirenler, "Bu Bulut sezon sonunu görmez" diyerek ahkam kesmekte...  Sergen Yalçın'ın büyük hoca olduğundan söz edenler, yarın bir mağlubiyetle nasıl çark edecekler, bakın, görün...  Spor basını bu; maalesef... (Pardon skor basını!) 

Kadıköy'deki derbi adeta turnusol kağıdı oldu. Her şeyi açık açık ortaya koydu. Fenerbahçe'deki zaaflar birer birer ortaya çıkarken, sanmayın ki Beşiktaş çok üstüne koydu. İsteyen, mücadele eden, kazanmayı amaç edinen üç puanı aldı; o kadar...  

Sergen Yalçın'ın derbi için yaptıklarının, yaptırdıklarının küçümsendiği sanılmasın. Bunu diyen çarpılır! Ama o da kabul etsin ki, Fenerbahçe davetiye çıkarmasa, ceza sahasını rakibe Moda Sahili yapmasa, ne olurdu acaba... 

Hakem Tugay Kaan Numanoğlu'nun iyi ya da kötü hakem olacağına bu maçta karar vermek zor ama böyle bir babayla baş etmesi daha zor! Üstelik baba Numanoğlu bir teknik direktör... Ancak yaptığı açıklamalar, oğluna yapılan kötülüğün katmerlisi... Yarın oğlu Galatasaray maçlarına nasıl çıkacak? Nasıl sahada doğru düdükler çalacak? Oldu mu Levent Hocam... 

 Çıkarın formaları... 

Fenerbahçe-Beşiktaş maçının bir gün sonrası... Sarı-lacivertlileri takip eden yazarlar, hakeme yüklendi, Josef de Souza'nın neden kırmızı görmediğini tartıştı.  Beşiktaş'ı yazanlar ise Mert Hakan'ın neden ikinci sarıdan atılmadığını, kaleci Altay'ın (Bariz gol şansı olup olmadığını bile tartışmadan) ceza sahası dışında elle müdahalede bulunduğunu neden kırmızı almadığını yazdı. İkisini birden yazan çok azdı. Hakem kötü de, sen iyi misin?

Yazının devamı...

Hükmen yenilgiye çare

24 Kasım 2020

Koronavirüs vakaları artmaya başladıkça Türkiye Futbol Federasyonu'nu "Lig acaba 16 Mayıs'ta biter mi?" endişesi sardı ve arayışa başladı. En çok konuşulan da talimat değiştirilerek, koronavirüslü oyuncu sayısı 17 olan (talimat 14 sağlıklı futbolcu kalıncaya kadar diyor) takımlar için hükmen yenilgi getirilmesi...

Ama TFF'nin unuttuğu bir şey var; bunu kendileri talimat olarak getirdi. Bu madde konmasa zaten bir sorun olmayacaktı. Çünkü sahaya 9 kişiden az çıkan takımlar için Futbol Müsabaka Talimatı zaten "Hükmen yenilgi"ye hükmediyor.

Sadece koronavirüs talimatındaki, "Takımların A Takım Listesinde bulunan futbolculardan test sonuçlarına göre müsabakalarda görev alacak olanların sayısı 14 futbolcunun altına inmesi halinde, müsabaka oynatılmayarak TFF tarafından ileri bir tarihe ertelenir. Ziraat Türkiye Kupası müsabakalarında anılan hüküm uygulanmaz" maddesinin çıkması yeterli...

Kulüpler nasıl korunacak?
Liglerin devamını sağlamakla yükümlü olan TFF, kulüpleri korumakla da yükümlü... Öyleyse burada da yapacağı iş çok basit... 30 kişi olarak belirlenen A takım listelerinin bu sezonluk kaldırılması... Dolayısıyla transfer dönemi sonuna kadar tescilli bulunan her oyuncu, görev alabilir. Yabancı sınırını koruma adına da takımlar her maçtan 24 saat önce Federasyon'a 30 kişilik listesini bildirir.

Ligin ilk yarıda kulüpler arasında adaletsizlik olabileceği düşünülürse, bu ikinci devreden itibaren de devreye girebilir. Fatih Terim'in de dile getirdiği, Türkiye Futbol Federasyonu'nun da yapmayı düşündüğü 40 kişilik kadro da kurtarabilir.

Ancak oyuncu listesi bu sezonluk haftadan haftaya verilirse, 30 kişilik listeye sokamadığı yabancılarıyla da FIFA'lık olabilecek kulüpler de kurtarılır. Yarın Boyd can sıkarsa, Dirar, FIFA'nın yolunu tutarsa emin olun giden para sadece Beşiktaş'ın, Fenerbahçe'nin değil, Türk futbolunun parası olacak. "Oh olsun" demek yerine çare aramak gerek.

Mert Günok oynayacak mı?

Yazının devamı...

‘Küçük’ takımın ‘büyük’ oyunu

5 Kasım 2020

Saygı, saygı, saygı...
Kendine saygın olacak, işine saygın olacak, karşındakine saygın olacak. Rotasyon diye etiketlenen “küçük görme” alışkanlığı, hem takımın dengesini bozuyor hem de rakibini hırslandırıyor.
Tam da bu şekilde başladı maça Manchester United... Burun kıvıran, dudak büken, hani deyim yerindeyse küstahlıkla... Leipzig’e 5 gol atan takıımın yarısını yedek kulübesine çekmek, ligde ve Avrupa’da bir maçı bile olmayan kaleci Henderson’a ilk kez şans vermek, Solskjaer’in cesareti değil, başka bir şeyiydi. Gençlere şans tanımak cesaretini göstermek başka, rakibe tepeden bakmak başkaydı.
Tam da bu düzlemde cezayı kesen 35’lik Demba Ba oldu. Öyle bir top aldı, öyle bir gitti ki... Tabii ki aldığı pasın isabeti, tabii ki vuruşunun kalitesi... Ama cümbür cemaat Başakşehir ceza alanının önüne giden rakip oyunculara ne demeli...
İkinci golde de yine Başakşehir’in hızlı hücumu, Demba Ba’nın aklı ve Edin Visca’nın bazukası vardı. Martial’in sayısı sadece rahatsızlık verdi.
Ancak Solskjaer, ikinci yarıyla birlikte işin o kadar kolay olmadığını gördü ve Mc Tominay, Pogba, Cavani, Greenwood ile Mensah’ı sahaya sürdü ancak nafile... Tüm mahalle yüklendi, bizimkiler ise hep birlikte perdeledi. Zaten Başakşehir de ilk yarıdaki o boş alanları bulamadı.
Takımımızın genel görüntüsü, galibiyeti koruma içgüdüsü şeklinde olsa da, İngilizler aradığı golü bir türlü bulamadı. Hele son dakikada, hatta son saniyelerde Manchester United’ın başaramadığını gerçekleştirip kendi kalemize atıyorduk ki, Allah korudu...

Yazının devamı...