Sevinirken üzülmek!

28 Ocak 2020

Doğruya doğru; lider Sivasspor istediği kadar “sistem takımı” iddiasında bulunsun, sistemin dişlileri eksik olduğunda çalışmasında tutukluk olduğu bir kesin... Bu beraberliği onların yokluğuna bağlayamayız belki ama onların varlığı sahadan üç puanı çıkarabilirdi.
Rıza Çalımbay, Çaykur Rizespor karşısında olası bir erken golün kendilerini rahatlatacağı düşüncesiyle özellikle ilk 20 dakika içerisinde Sivasspor’u rakip yarı sahaya yıktı. Buna karşın konuk ekip de bunu kabul eder tarzdaydı. Hem de nasıl... “Etten duvar” demek ne kelime... Zırh gibiydiler.
Sivasspor kalecisi Samassa’nın eline 10. dakikada top değdi. Anlayın işte... Ev sahibinin 45 dakika boyunca oyunu yarı sahada karşılaması, buna karşın Çaykur Rize’nin topa ulaştığı anda hızlı hücuma kalkamaması, Karadeniz ekibinde pozisyon fakirliğini de beraberinde getirdi.
Kone’nin direkten dönen şutu dışında yürekleri hoplatan pozisyon pek olmazken, Demir Grup Sivas’ın amansız presi bir türlü karşılık bulmadı.
İkinci yarı ise çok farklı bir oyun oldu. Bu sezon ilk kez 11’de yer alan, stoper Papp, sağ bekte iyi niyetle çalışsa da, Çalımbay’ın istediğini yapamadığı için değişiklik burada gerçekleşti. 45’ten sonra Fatih Aksoy, sağa geçince durum da farklı oldu. Ofsayt nedeniyle sayılmayan golünün şaşkınlığını üzerinden atamayan Sivas, önce Boldrin’in direkten dönen topuyla afalladı, “süper” denilen kaleci Samassa’nın akıl almak hatasıyla bir anda mağlubiyetin korkusunu ensesinde hissetti.
Taktik değişiklikler meyvesini vermesi beklendi, verdi de... Traore ve Yasin oyunu hareketlendirdi. Ev sahibi, Rize kalesini öyle bir abluka altına aldı ki tek golde kalmaları biraz şans biraz da rakip savunmanın eseriydi. Stoper Talbi başarılı, kaleci Gökhan azimliydi. Sol savunmadaki Melnjak da bildiğimiz gibiydi.
Sivasspor’da Fatih’in sağla önüne alıp solla vurduğu ve direkle buluşturduğu top gol olsa, Sivas galibiyet için dakika da bulurdu. Ama bu Fatih Aksoy’u izleyen Beşiktaş, böyle bir elemanının neden kirada olduğunu da sorguluyor, hatta saçını başını yoluyordur.

Yazının devamı...

Çok değerli

25 Ekim 2019

Önce şu gerçeği kabul etmemiz gerekir; Wolfsberger bugün Türkiye Süper Ligi’nde yer alsa, aynı Avusturya’da olduğu gibi ilk üç içerisinde yer alır. Takım disiplini, saha içi kurgusu, oyun becerisi ve pres üstünlüğüyle maalesef birçok takımımızdan daha iyi seviyede...
Ancak Başakşehir artık kabuğunu kırdı. Borussia Mönchengladbach maçındaki mücadelenin bir benzerini de dün yaşadı, seyredenlere yaşattı. Hele ki Azubuike’nin girişi takımın ofansif dinamiklerini bir tık daha ileriye taşıdı.
Mert yine kendinden emin, özellikle ilk yarıdaki kurtarışlarıyla güven verdi. Caicara ve Clichy, eski günlerine dönerek hem ileri çıkışlarda hem de savunmada kusursuz bir tutum sergiledi. Ponck ve Skrtel de defansta rakiplerine karşı iyi direnç gösterdi.
Top İrfan Can’ın ayağına o kadar yakışıyor ki, öylesine yetenekli ki, attığı golün çok daha fazlasını, güzellerini izlettirmeli bize... O denli yetenekli, o denli kaliteli... Ama bunu çoğu maçta saklıyor!
Forvet hattında Gulbrandsen vasatın ötesine gidemezken, Crivelli müthiş bir güç gösterisine girişti. An geldi, çakılı oynayan rakip savunmayla güreşti, an geldi duran toplarda defansına yardım etti.
Bu galibiyetin hem Başakşehir hem de Türkiye açısından ne kadar değerli olduğu önümüzdeki günlerde daha iyi anlaşılacak. Avrupa’da gruplar aşamasında bir ilki başaran turunculular, ligi de forse edecektir.

Yazının devamı...

Puanlar gitti!

4 Ekim 2019

Değişimler, dönüşümler şüphesiz sancılı oluyor. Yıllardır İstanbul Başakşehir’e damgasını vuran Abdullah Avcı’nın yerine gelen Okan Buruk, kendi sistemini ancak oturtabildi.
Birçok ünlü teknik adamın tedrisinden geçen Buruk, şüphesiz en çok gördüğünü yapıyor. Ofansif bir takımla zaman zaman risk alıyor, ama sürekli gol arıyor. Nitekim ilk yarı boyunca pozisyon da buldu, pozisyon da verdi. İlk 45 dakikanın değerlendirmesi yapıldığında, Başakşehir’in Aleksic, Visca ve İrfan ile yakaladığı üç önemli şansını görmek gerek... Ve bir de Mert Günok’un başarısını...
Savunmada Skrtel ile Ponck ikilisi birbirlerine uyum konusunda ısınma turunda... Epureanu henüz üç günde bir maç oynamaya hazır olmayınca bu tür rotasyon da kaçınılmaz olacak. Geçmiş dönemin iki lokomotifinden Clichy değil ama Caicara oldukça gözle görünür bir şekilde oyundaydı. Bunda daha çok sağ kulvarı kullanma isteği rol oynadı.
İkinci 45 dakika mı? Takımlar birbirlerini yoklarken yine Edin Visca çıktı sahneye... Top ona geldiğinde en iyi yaptığı işi becerdi, Borussia Mönchengladbach’ın kalesine topu gönderiverdi. Zaten Süper Lig’de takımına bu kadar katkı veren bir isim az geldi.
Crivelli istekli ancak yetersiz, Gulbrandsen ise yerini yadırgayan görüntüdeydi. İrfan Can mı? Onca meziyet sahibi ama kaçak güreşti. Kaptan Mahmut ise görevini yerine getirdi. Galibiyet düdüğü beklenirken, sonradan oyuna giren Hermann’ın golü, bir çuval inciri berbat etti. Başakşehir’in galibiyeti de gitti, Türkiye’ye gelecek puanlar da...

Yazının devamı...

Kurtuluşu ararken ayağına dolandı

14 Ağustos 2019

Medipol Başakşehir’in Şampiyonlar Ligi’ne gidebilmesi için kazanma zorunluluğu vardı ancak gol yememek, amaca giden yolda önemli olduğu için ister istemez kontrollü oyun daha ağır bastı.
Maçın hemen başlarında her ne kadar Guilherme’nin direkten dönen şutu korkutsa da, şu bir gerçek ki, ilk 45’te turuncu-lacivertliler gole daha yakındı. Crivelli’nin topuk pasıyla yakaladığı fırsat neyse de, Robinho’nun kaçırdığının izahı mümkün değildi.
Zaten ilk yarı boyunca altışar şutu bulunan iki ekipten Başakşehir’in üç isabetinin olup, Olympiakos’un hepsini ıska geçmesi, ekibimizi üstün gösterse de, locada oturan teknik direktör Okan Buruk, takımındaki eksikleri çok iyi bir şekilde görmüştür şüphesiz...
Evet, Edin Visca vazgeçilmez... Evet, o topla buluştuğu anda hep tehlikeli... Ancak rakip bunun bilincinde değil mi? Sol kanadın yeteri şekilde kullanılamaması, hücum zenginliğinin, daha doğrusu skor yoksulluğunun etkenlerinden biriydi.
Caiçara ile Clichy’nin etkin rol üstlenememesi de Başakşehir açısından geçen sezona göre eksik yanıydı. Savunma dörtlüsünün ilk kez bir arada oynaması da ayrı bir handikap olarak görülebilir. Fakat ilk resmi maçına çıkan Ponck ile Viera çok da sırıtmadı. Fakat Viera’nın yaptırdığı penaltıyı nereye koyarız bilemiyorum.
İkinci yarının başlaması, aslında sonun başlangıcı gibi oldu. Başakşehir’i fare kapanına sokan Yunan takımı, Semedo ile aradığını buldu. Zaten Robinho-Arda değişikliğiyle yeni devreye başlayan teknik heyet, golün gelmesiyle yine kritik bir hamle yaparak Demba Ba’yı içeri aldı.
Başakşehir kurtuluş kapısını açmak için uğraşırken, esaret zincirini boynuna doladı ve idam fermanını imzaladı. Futbolun temel prensipleri arasında bulunan pres, ev sahibinin iyi kullandığı bir silah, Başakşehir’in unuttuğu bir gerçekti. Olympiakos’tan Jose Sa’nın kurtarışları da futbolun güzellikleri arasındaydı.

Yazının devamı...