Korkutuculuğa son ver!

18 Ocak 2021

Değişimin varlığını bilmenin ötesine geçtiğimizde başka bir deyişle değişimi gerçekten hissetmeye başladığımızda yaşam çok zor olmayabilir. Bunun için aklımızı değişim gerçeğine açmak gerekiyor. Aklın açık olması derken neyi kast ettiğimi basit bir uygulamayla anlatmak istiyorum.

Şimdi gözlerinizi kapatın. Hayatınızda olduğu için şükrettiğiniz bir insanı hayal edin. Seçtiğiniz bu insan şu sıralar hayatınızda olan bir kişi olsun. Şimdi, şu anda o kişinin hayatınızda olduğu düşüncesine zihninizi açın. Nasıl hissettiniz?

Şimdi de hayatınızda olduğu halde onu kaybedeceğiniz düşüncesiyle birlikte onunla olduğunuzu hissedin. Nasıl hissettiniz?

Kötü hissettiniz, öyle değil mi? Hatta bu kötü his, o kişinin hali hazırda hayatınızda olduğunu unutturmuş bile olabilir. Akıl, gerçeği saptırarak bu tarz oyunlar oynar. Elimizde olanı kaybedeceğimizi ya da elimizdekilerin sürekli elimizde kalacağını düşündürtür. Aslında bu ikisi de gerçek değildir. Bu yüzden de elimizde var olanın şimdi, şu an var olduğu, gelecekte bu durumun değişebileceği gerçeğiyle birlikte yaşamak yapılacak en akıllıca şey olacaktır.

Bu tarz bir bakış açısı, elimizde var olanların tadını çıkartmamızı sağlar. Sahip olduklarımızın kıymetini bilmeye başlarız. Kıymetini bilmek ile varlığından dolayı şükretme düşüncesi, günün birinde sahip olduklarımızı kaybedebileceğimiz düşüncesiyle baş etmemize yardımcı olur. Gerçeği bu anlamda bilerek yaşamak, kim olduğumuzu ve sahip olduklarımızın neler olduğunu bilerek hayatımızı şekillendirmemize ışık tutar. Peki, Sonuç ne olur?

Beklentiler azalır. Acıyla da, sevinçle de birlikte olmak kolaylaşır.

Buraya kadar paylaştıklarım aklınıza yattı ise size bir uygulama önerim olacak. Her gün geçmiş yıl hayatınızda nelerin değiştiği, aynı kalmadığı gerçeğiyle şimdi de kalmaya 5 dakikanızı ayırın. Zihniniz, bu gerçeği beş dakika süresince izlesin. Zihin bu deneyimi tekrarlar halinde izlediğinde değişimin pozitif tarafıyla karşılaşmaya başlarsınız. Bu uygulamaya, şu anda sahip olduklarınızdan ve kim olduğunuzdan memnun olma pratiği ismini verebiliriz.

Bu uygulamanın modern dünyada uygulanması en zor olan uygulamalardan biri olduğunu çok iyi biliyorum. Çünkü sürekli daha fazla tüketmeye teşvik ediliyoruz ya da kendi kendimizi buna teşvik ediyoruz. Bunu yaptığımızda daha mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Bu düşünceye nasıl geldik, o bile belli değil.

Yazının devamı...

İçselleştirmek lâzım!

11 Ocak 2021

Zengini, fakiri, genci, yaşlısı, hiçbirimiz için yaşam eskisi gibi değil. Neyse ki tüm dünya hep birlikte aynı tecrübeyi yaşıyoruz. Kısaca hep birlikte aynı gemideyiz. Kovid, bakış açımızı dramatik bir şekilde değiştirmiş olsa da aklın (zihnin) oyunlarından korunmakta fayda var. Akıl (zihin), acıyla karşı karşıya kaldığında kendisini savunmaya geçer. Hemen şimdi olmasa da ileride bir tarihte acı ve ıstıraplı deneyimi sanki olmamış ya da hafif atlatmışız gibi gösterecektir. Daha fazla acıya maruz kalmamak adına unutmak ya da olanları hafifletmek doğal bir tepkidir. Fakat acıyı unutarak yok ettiğimizde acı yok olacağına daha derine iner. Bu ne anlama gelir?

Kovid’in yarattığı şiddetin acısı, geçmiş acılarla birleşir. Çektiğimiz acıyı başta kendimiz olmak şartıyla etrafımızdaki insanlardan çıkartırız. Kendimize ve diğerlerine karşı acımasızca davranırız. Acımasızlık, acımasızlığı getirir.

Aklın bu yapısı her insanda mevcuttur. İyi bir şeyler olabilmesi için elimizden geleni yapsak ortak bilinçten etkileniriz. Acıyı hissetmemek adına olanları unutmak için şiddetli bir istek duyarız. Unutmak, bu konuda bir şeyler yapabilme özgürlüğünü elimizden alır. Gerçek şu ki, acıyı unutmanın kendisi, acıyı getirir. İşte bu noktada içselleştirmek, başka bir deyişle öğrendiklerimizi geleceğe taşımak önemlidir. Bunun için gerçeğin doğasından faydalanmanızı tavsiye ederim. Bu nasıl mı olacak? Şöyle olacak;

Önce acı ve ıstırabın varlığını cesaretle kabul etmeliyiz. Başka bir deyişle acıyı hafifletme ya da yokmuş gibi davranma isteği olmamalıdır. Acıdan kurtulma niyetimiz hep bizimle olmalıdır. Sonrasında içselleştirme sürecini başlatırız. Peki, nasıl içselleştireceğiz?

Olanları unutmadan, yok saymadan bir kenara bırakırız. Geleceği bilgece yapılandırmak için elimizdeki tek güç şu anın gücüdür. Bunun içinde, şu andaki gerçeğin doğasına odaklanırız. Bu nasıl olacak derseniz, size basit bir uygulama önerim var. Bu uygulama çok basit görünebilir, hatta ‘’aman sende’’ diyerek uygulamayı bir kenara atabilirsiniz. Yapmamanızı öneririm. Denemeden neler olacağını bilemezsiniz.

Biraz sonra paylaştıklarımı okumanızı ve sonrasında rahatsız edilmeyeceğinizi düşündüğünüz bir zamanda uygulamanızı tavsiye ederim. Başlamadan önce birkaç derin nefes alıp verin ve okuduklarınızı bilfiil zihninizle birlikte bedeninizde deneyimleyin.

‘’ Gözlerinizi kapatın ve zihninizi bedeninize nefesinize odaklayın ve Ayaklarınızı fark edin, annenizin karnından çıktığınızda minicik ayaklarınız, şimdilerde kocamanlar. Doğduğunuzdan beri koşulsuz olarak size hizmet ediyorlar. Kalbiniz, annenizin karnına düştükten 2 hafta sonra meydana geldi ve o günden bu yana, bedeninizdeki hücrelerinize bir an bile ara vermeden kanı pompalıyor. Bunun için de sizden herhangi bir yönlendirme de almıyor. Akçiğeriniz, mideniz onlar da aynı şekilde sizden yönlendirme almadan çalışmalarına devam ediyorlar.

Beyniniz, hücrelerden oluşan tüp şeklindeki yapının 21-28.nci gününde kapanmasından sonra oluştu. Hücreler farklılaşarak beyin hücresi haline geldi. Ve zamanla büyüyerek olgunlaştı. Nasıl bir insan olduğunuzdan bağımsız olarak değişim ve gelişimlerine an ve an devam ediyorlar.

Yazının devamı...

Hepimizin aradığı bu değil mi?

30 Aralık 2020

Yeni başlangıçlar için pazartesi günü ya da herhangi bir mevsimin gelmesini bekleriz. Bana göre en verimli başlangıçlar yeni yılda yapılanlardır. Yeni yıl yaklaşırken, mutlaka yeni yılda gezip görmek istediğim yerler (bu sene bu başlıkta zorlanacağım kesin), içselleştirmeyi düşündüğüm konular, katılacağım eğitimler için hedef listesi hazırlarım. Yıl boyunca bu listeyi referans alarak hayatımı şekillendiririm. Zihninizin en çok sevdiği sağa, sola, oraya, buraya götürme alışkanlığından kendinizi korumak ve huzur içinde kalmak istiyorsanız siz de kendinize hedef listesi yapın.

Hedef listesinin gücünden faydalanmak isteyenlere küçük fakat kaplama alanı geniş bir hedef önerim olacak. Bu hedefi, ben de 2021 yılı hedef listeme ekledim. Hedefin ismi ‘’ Esneklik’’ Bir başka deyişle bu sene, tolerans gösterme kapasitemi geliştirmek istiyorum. Göreve odaklı bir yapım var. Kolayca sorumluluk alabiliyorum. Bir şeyi aklıma koyarsam ondan vazgeçmiyorum. Bu yapı çok faydalı gibi görünse de bazen aşırı tutunma halini de beraberinde getirebiliyor.

Zihnin bir şeylere tutunma hali güçlendikçe, hem kendinize hem de çevrenizdekileri bir şeyleri empoze etme halini de beraberinde getirir. Empoze etme hali güçlendiğinde sadece bazı şeyler değil, aklınızda var olan her şey için empoze etme tehlikesi içinde olursunuz. Bu hali çok iyi bilirim. Bayağı stres yaratır. Stres uzun vadede kimseye iyi gelmez. Esnekliğin, tutunma halinin gücünü azaltacağına inanıyorum. Hatta şimdiden başladım. Neler mi yapıyorum? Kısaca özetleyeyim size;

Bazen kendime ‘’Ertelemek iyidir’’ diyorum. Zihnim her neye takıldıysa onu tamamen rahat bırakıyorum. (Uyarı: Tabii bunu her zaman yapmamalısınız.) Rahat bırakmak, olanları net görebilmek için alan sağlar. Birazcık da olsa sizi rahatlatır. Böylece zihninizde var olan bir kavramı dışarıda yaratmak konusunda ısrarcı olmazsınız. Kendinize küçük erteleme anları yarattıkça olduğu gibi görme haline adım adım yaklaşabilirsiniz.

Sorumluluk aldığınızda aynı zamanda evrene de güvenmelisiniz. Sorumluluk alma konusunda aşırıya kaçtığınızda evrenin sizi desteklediğini gösteren işaretleri göremezsiniz. Şu an her neyi yaşıyorsak yaşamamız gerektiği için yaşadığımızı unutmamalıyız. Elimizden geleni yaptıktan sonra oluruna bırakmayı denemeliyiz.

Esneklik kapasitenizi geliştirme hedefini yeni yıl hedef listenize eklemeye ikna olduysanız, bir şeyler istediğiniz gibi gitmediğinde esnek olma hedefini kendinize hatırlatarak başlayabilirsiniz. Zorlu anlarınızda kendinize şu soruyu sorabilirsiniz.;

Elimden geleni yaptım mı?

Yanıt hayır olarak geldiyse,

Yazının devamı...

Ne sağa ne sola

13 Aralık 2020

Yaşadıklarımızı göz önünde bulundurursak, güvende olmak, biraz daha iyi hissetmek için bir sağa, bir sola gitme halindeyiz.

‘’Sağa gitmezsem, başıma bir şey gelecek, sol taraf benim için iyi değil’’, diyoruz. Bir müddet sonra sağ tarafın sıkıntılarını deneyimlemeye başlıyoruz. Doğduğumuz andan itibaren sola, sağa, evet, hayır’a, doğru ve yanlışa gidip geldik. Bu tıpkı meditasyon yapmak gibi, meditasyon yaparken bacaklarımız rahatsız olur, pozisyonumuzu değiştiririz. Bir müddet sonra yeni pozisyon rahatsızlık verir. Sürekli belli bir pozisyonda kalmak rahatlatıcı olmaz. Zihin araya girer, rahat edeceğimiz bir pozisyonu ulaşmak diye bir şeyin mümkün olamayacağına bizi ikna eder. Sonra kendimizi Meditasyon da neymiş söylevini yaparken buluruz.

Maalesef, bu yapı yaşantımızın her anında mevcut. Ortada bir referans noktası olmadan bir oraya bir buraya gidiyoruz. Aynı şekilde kurtuluş umuduyla bir spritüal teknikten diğerine gidiyoruz. Her seferinde bir tekniğin işe yarayacağını düşünüyoruz. Bir süre yeni şeyler öğrenmek iyi geliyor. Kendimizi sükunet içinde hissediyoruz. Sonra tekrar zihnimizde farklı bir teknik beliriyor ve onun peşinde gidiyoruz.

Tek yapmadığımız şey, her neyi deneyimliyorsak onunla birlikte kalmak. Her ne oluyorsa orada kalmak sanki DNA yapımızı değiştirmek gibi, gerçekliği algılama şeklimizi değiştirmek anlamına geliyor. Bunu yapmak maalesef cesaret gerektiriyor. Daha fazlasına sahip olmak için gösterdiğimiz çabaya dur demek hiç de kolay değil. Daha fazlasını hak ettiğimizi düşünerek daha fazlanın peşinden gidiyoruz. Fakat bu hal bizi tatminsiz yapıyor. Yalnızlık, can sıkıntısı, kaygı gbi duygularla birlikte kalarak rahatlamak yerine kendimizi mağduriyet ya da başarı özdeşleştirerek acının üstünü örtüyoruz. Üstü örtülen duygular da benzer deneyimler olduğunda geçmiş acı, yeniye yansıyarak daha acılı hale geliyor.

Aşırı çözüme odaklı bir kişi olarak diyebilirim ki, bir şeylerin çözümlenmesi sonuçlanması değil de, belirsizlikle gevşeyebilen açık bir zihin halini hak ediyoruz. Belirsizlikten kaçındığımız ölçüde, her zaman bir sorun olduğunu ve bir yerde birisinin bunu düzeltmesi gerektiğini düşünme ihtiyacı içinde kalacağız. Örneğin; Gönül yarasını kabul etmek alışkanlıklarımız arasında değil. Gerçeği kabul etmek yerine ya o kişinin bizi hak etmediği ya da sevilmeye layık olmadığımız fikrini kabul ediyoruz. Gerçeği kabul etmek neden bu kadar zor?

Çünkü bize böyle öğretildi. Sağa, sola koşuşturmak yerine gönül yarasıyla birlikte olabileceğimizi söyleyen olmadı. Yazdıklarım aklınıza yattıysa şu an her şeyi bırakın ve şu sıralar size üzen, ıstırap çekmenize sebep olan ne varsa ona bulun.

Sizi en çok korkutan ne? Yalnız mı hissediyorsunuz? Haksızlığa uğramış gibi mi hissediyorsunuz? Hiç kimsenin sizi sevmediğini mi? düşünüyorsunuz

Bunlardan birini şu ana davet edin ve onunla birlikte kalın. Onunla birlikte iken çözüm arayışı ya da memnuniyet, daha az arzu gibi beklentiler içinde olmayın. Ortada bir yerde onunla dinlenebildiğinizde, alışkın olduğunuz korku kalıplarından uzak, yalnızlık ile tehditkar olmayan bir ilişki, altüst eden ama rahatlatıcı ve serinletici bir yalnızlık halini deneyimleyin.

Yazının devamı...

Sevgi mi? İyi niyet mi?

3 Aralık 2020

Sevgi, birçok kavramı içinde barındıran bir kelimedir. Ebeveynlerin çocuklarına gösterdiği özen ve ilgi gibi kalbin en iyi niteliklerinden bazıları sarılmak, özlem, sahip olma ya da başkalarının sorumluluğunu alma dürtüsü vb. gibidir. Kalbin iyi niteliklerinin bir de gölge tarafları vardır.. Örneğin başkalarının sorumluluğu alma dürtüsü abartıldığında gölge taraf ortaya çıkar. Sevdiklerimiz için en doğrusunu sadece ve sadece kendimizin bildiğini varsayarız. Sorumluluğunu aldığımız kişilere söz hakkı tanımaksızın ne söylersek onu hemen yapmalarını isteriz. Önceleri tepki vermeyip sessiz kalmayı tercih ederler. Bir müddet sonra öyle uzaklaşırlar ki artık neye ihtiyaçları olduğunu anlayamamaya başlarız. Gerçekte ortada anlaşılmayan bir şey yoktur. Her iki taraf, aynı şeye farklı pencereden bakmaktadır.

Kendi deneyimlerime bakarak söyleyebilirim ki, özellikle benim gibi yapma enerjisi yüksek bir insansanız sevginin iyi niteliklerinin suyunu çıkartma olasılığınız olabilir. Bu konuda kafamın karıştığı bir anda insan doğası ile yaşamın anlamını evrensel boyutlarda kavramış olduğuna inandığım Tulku Choekyi Nangpa Rinpoche başkalarının sorumluluğunu almakla ilgili şunları söyledi.

Herkese eşit davranmak, iyilik yapmak vb. gibi erdemler zihnin eğitimi seviyesinde pratik yapmak için kullanılır. Zihni eğitmeden bu erdemleri dışarıda ifade ederseniz zorlanırsınız. Önce zihni eğitmekle başlamak gerekir.

Dolayısıyla bundan sonrasında sevgiyi, iyi niyetli düşünce olarak tanımlamanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Diğerlerinin mutlu olmalarını dilediğinizde, onlar için her zaman orada olacağınız anlamına gelmez. Diğerleri size bağımlı olmaktan ziyade kendilerine güvenebileceklerini bildiklerinde daha mutlu olurlar. İyi niyetin gücüyle ilgili çok güzel bir hikayeyi paylaşmak istiyorum.

Taylandlı Budist rahip Ajaan Fuang, odasında bir yılanın hareket ettiğini keşfeder. Odaya her girdiğinde, yılanın dolabının arkasındaki dar bir alana gittiğini görür. Gündüz odanın kapısını açık bırakmayı denese de yılan odadan ayrılmaya istekli olmaz. Böylece üç gün birlikte yaşarlar. Üç gün boyunca yılanı ürkütmemeye ya da varlığıyla onu tehdit altında hissettirmemeye dikkat eder. Üçüncü günün akşamı meditasyon yaparken, zihninde sessizce yılana hitap eder

"Bak," der,

"Senden hoşlanmadığımdan değil, ama zihinlerimiz farklı şekillerde çalışıyor. Birbirimizi yanlış anlama olasılığımız çok fazla. Burada benimle yaşamanın tedirginliği olmadan ormanda rahatlıkla yaşayabileceğin pek çok yer var. " diyerek yılana iyi niyet düşüncelerini yaymayı niyetler. Bir müddet sonra yılan oradan ayrılır.

Ajaan Fuang, bu hikayeyi şöyle yorumluyor; yılana açık bir sevgi göstermiş, onu samimiyetle kucaklamaya çalışmış olsaydım, yılan bana saldırabilirdi. Çok basit bir iyi niyetin gücü tam da böyle bir durum için geçerlidir. Herkese karşısevgiyi ifade etme fikri, kulağa çok asilce görünse de bazen bunu yapmamak daha akıllıca olacaktır. Yılan gibi evrendeki birçok varlık sevginize şüphe ve korkuyla tepki verebilir, yalnız bırakılmayı tercih edebilirler.

Yazının devamı...

Her şeyi yoluna sokmak

23 Kasım 2020

Hayatı boyunca iyilik yapmamış bir insana rastlayamazsınız. Herkes bir şekilde kendince iyilik yapmıştır. Sadece bazen yaptığımız iyilikler istediğimiz gibi sonuçlanmazlar.

İyilikle ilgili enteresan bir haberim var. Bilim adamları iyiliği daha fazla öne çıkartmak adına iyiliğin haritasını çıkartmışlar. Psikoloji ve psikiyatri profesörü Dr. Richard Davidson ve arkadaşları 6 aylık çocuklar için değişik senaryolarda kukla gösterileri hazırlamışlar. 6 aylık çocuklar, birbirleriyle iyi ilişkiler içinde olan kukla gösterilerini, birbirlerini itip kakan kukla gösterilerine göre daha ilgi çekici bulmuşlar. Başka bir çalışmada ise, çocuklara önce sırtında bir yükle dağın tepesine tırmanan adama yardımcı olan bir insan videosu gösterilmiş. Sonrasında ise dağın tepesine tırmanan adamın çıkışını engelleyen insan videosu gösterilmiş. Çocuklar, ikinci videoyu seyrederken yüzlerini buruşturmuşlar, ilk videoyu seyrederken ise gülümsemişler. Tüm bu çalışmalar, insanın gerçek doğasının iyilik olduğu, bencilce davranışların yetişkinlikte öğrenildiği, tıpkı keman çalmak gibi iyiliğin geliştirilebilir bir yetenek olduğunu gösterir. Bu vesileyle iyilik, sevgi, şefkat, başkalarına zarar vermemek gibi erdemlerin herkesin içinde var olduğunu iddia eden öğretilerde doğrulanmış oldu.

Prof Dr. Richard Davidson hayatınızda iyiliği öne çıkartmak için dört yapıya önem verilmesi gerektiğini söylüyor. Bu dört yapı şunlardan oluşur;

1- Farkındalık: Zihnin nerede ve ne yaptığını bilme ve anlama kapasitesi

2- Bağlantı Olmak: Sosyal ilişkilerimizde şefkatli ve nazik davranışlar içinde olma

3- İç görü: Kendimizle ilgili iç görünün nevi

4- Amaç: Doğru Olanı Bulmak

Bu dört yapıyı kendi deneyimlerime bakarak analiz edersem; Zihnin nerede olduğu ile ne yaptığını bilme ve anlama kapasitesi olan farkındalık gerçekten çok önemli. Zira zihnin nerede olduğu ile ne yaptığını anlamanın mutluluğu getirdiği görülmüş. Bir insanın, kendisini sıkan bir iş yaparken zihninin nerede olduğundan ve ne yaptığından haberi olduğunda zihninin daha sakin kaldığı tespit edilmiş. Böylelikle meditasyon yaptığınız dönemlerde zihninizin daha sakin ve huzur dolu olması ile bunun tam aksi meditasyon yapmadığınız dönemlerde deneyimlediğiniz huzursuzluğun sebebi de ortaya çıkmış oluyor.

Yazının devamı...

Zorlu günlerin destekçisi

15 Kasım 2020

Dışarıdayken dikkatinize çekilenler, hayata karşı takındığınız tavır, nasıl hissettiğinize bağlı olarak değişirler. Bu açıklama çok soyut geldiyse netleştirmek için yazımı okumaya devam etmenizi öneririm.

Pozitif duygular içindeyken hayata karşı takındığınız tutumla, negatif duygular içindeyken takındığınız tutumu karşılaştırdığınızda aralarında büyük fark olduğunu fark edersiniz. Güzel haber! Bilim adamları bunu çoktan fark ettiler. Hatta bu yapının varlığını bilimsel olarak ispatladılar. Yapılan klinik çalışmalar sonrasında insanların pozitif duygular içindeyken kendilerini yeni fikirlere, en önemlisi de yeni potansiyellere daha kolay açabildikleri ortaya çıktı.

Bu anlamda zorlu günlerin en büyük destekçisi pozitif duygulardır dersek, hiç de yanlış olmaz. Özellikle şu sıralar değişim süreci içindeyseniz, değişim sürecinize yön verecek hatta onu hızlandıracak en güçlü yardımcınız pozitif duygular olacaktır.

Kendi deneyimlerime bakarak söyleyebilirim ki ‘’Bu çok iyi fikir, hadi pozitif olalım’’ demek, pozitif duyguları ortaya çıkarmıyor. Pozitif duyguların neler olduğunu bilsek de onları hayatımıza almakta zorlanıyoruz. Negatif duyguları daha ne kadar körükleyebiliriz üzerine kurulu bir dünyada yaşıyoruz. Etik kavramının, birbirine zarar vermemekle ilgili olduğu tamamen unutulmuş durumda. Bu yapı, içerisinde insanların da yer aldığı Dışarısını tehdit olarak görmeyi normalleştiriyor. Tehdit ve düşmanlığın olduğu bir ortamda pozitif duygulardan bahsetmek zorlaşıyor.

Durum böyle olunca insan doğasında var olan pozitif duyguların en büyük kaynaklarından birisi olan iyilik mutasyona uğramış durumda. Bu tıpkı ilkokul birinci sınıfta okuma yazma öğrenirken ‘’Ali Topu Tut’’ kelime dizimine odaklanmaya benziyor. Ortada ne Ali var ne de top, ama yine de ‘’Ali Topu tut’’ konusuna odaklanıyoruz. Size iyilik yapan bir kişi ertesi gün kuyunuzu kazabiliyor. Etik davrandığını iddia edenler etikliğin yanına yaklaşmayan davranışlar sergileyebiliyorlar. Ben böyle durumlarla karşılaştığımda gerçeğin doğasını kendime hatırlatmak zorunda kalıyorum. Ve kendi kendime şöyle diyorum. Mutlaka acı çekiyordur, mutlu olsa böyle davranmazdı diyorum. Bu düşünce beni bir süreliğine sakinleştirse de kalıcı olmuyor. Bu yüzden bu aralar kafayı iyiliğin mekaniğine keşfetmeye takmış durumdayım.

Sizleri insan doğasında var olan iyilik gücünün gerçek anlamda neler yapabileceğini idrak edebilmek için geçmişte yaptığınız seçimlerin gerisindeki pozitif ve negatif duyguların oynadığı rolün ne olduğuna bakmaya davet ediyorum. Bu bilgiye çok kısa bir zaman dilimi içinde ulaşabileceğinizi garanti ederim. Kendi deneyimlerime bakarak söyleyebilirim ki pozitif duyguları yaratacak değerlerin neler olduğuna kafa yormak bugünlerde yapılabilecek en iyi aktivitelerden birisi.

İyilikle ilgili size güzel bir haberim var. Bilim, iyiliğin haritasını çıkarmış durumda. Önümüzdeki haftaki yazımda bu haritadan bahsedeceğim.

İsteyen bir sonraki yazımı beklerken pozitif duygular içindeyken zihin (akıl), bedene ve kalbinde neler olduğunu keşfetmeye ve pozitif duyguları ortaya çıkarmak için neler yapabileceğine biraz zaman ayırarak yazdıklarımı test edebilir.

Yazının devamı...