Birazcık dur ve kutla!!

8 Haziran 2021

Her neyi yiyorsak yeterli gelmiyor. Her neye sahipsek yeterli olmuyor. ‘’Şunu yapacağım, arkasından da şunu’’ şeklinde düşünerek günümüzü gün ediyoruz. Şu, bu tamamlansa dahi yeterli olmadığını hissediyoruz.

Aranızda kendisine ''Yeterli olmanın sonu ne zaman gelecek? '' sorusunu soranınız var mı bilmiyorum ama ben bu soruyu çokça sorarım. Yapma enerjisi denildiğinde, batının en hızlı yapma enerjisine sahip insanlarından birisi olabiliyorum. Bu konuyla ilgili olarak aldığım eğitimler sonrasında sonuç ne çıktı dersiniz?

Kutlama olayını es geçtiğim ortaya çıktı. Kutlama yapmadan bir sonraki yapılacak adıma giden ve yapmalara doyamayan bir yapım var. Siz de benim gibiyseniz hayatınızda kutlama için alan açmanızın zamanı gelmiş demektir. Küçücük bir adım da olsa tamamlar tamamlamaz şöyle bir geriye çekilmeli ve o adımı kutlayarak onurlandırmalısınız. O küçük adımı başardığınızı gerçekten hissetmelisiniz.

Peki, küçük kutlamaların sağlayacağı fayda ne olacak?

Kendi içinde tatmin edici küçük adımlar sizi doğrudan memnuniyete ulaştıracak. Bunu damlaya damlaya göl olan memnuniyet halleri olarak düşünebilirsiniz. Daha sonuca ulaşamamış olsanız dahi o ana kadar tamamladıklarınız için kendinizi kutlamalısınız. Sizi memnuniyete ulaştıracak olan küçük adımları yapılması gerekenler olarak gördüğünüz sürece tam bir tatmin deneyimi mümkün olamayacak.

Kutlama yapılmadığında ne olur derseniz, memnuniyetsizlik hayatınızdaki birçok şeye sirayet eder. Mesela aileniz içerisindeki birisine kafayı takarsınız. Canınızdan çok sevdiğiniz bu insandan ve yaptıklarından hoşnut olmazsınız. Onu bu hale getirenin memnuniyetsizlik hali olduğu aklınıza bile gelmez. Onun sadece ve sadece iyi olmayan özelliklerini görmeye başlarsınız. Bu şekilde anneniz, babanız ya da kardeşinizle ilgili kafanızda var olan resim tamamen değişir. Fakat bu doğru değildir. Aile içindeki her bireyin yapmış olduğu bir sürü iyi şey vardır. Tatminsizlik iyi şeyleri görmenizi engeller. Her ne başınıza gelirse gelsin, diğer insanların parmağı olduğunu düşündürtür.

Mesela benim bedenim deriz. Halbuki bedenimiz bir sürü hayvandan alınan besinlerle oluşur. Bunun doğru olduğunu bilimsel olarak araştırarak bulabilirsiniz. Bu gerçeği görmenizi engelleyen en derinde subtle enerji olarak var alan bencilce yapıdır. En derindeki bu bencilce yapı dışarıya memnuniyetsizlik hali olarak yansır

Hepimizin, nörotik bir hali var. Zaman zaman gereğinden fazla kendimizi düşünüyoruz. Bu şekilde kendimizi daha da dibe çekiyoruz. Bilgelik, insan doğasında var olan bencilliğin doğasını farkında olmaktır. Attığımız küçük adımların kıymetini bilerek adım adım bilgeliğe doğru ilerlemek atılacak en iyi adımdır.

Yazının devamı...

Her şey ''OKEY'' olduğunda

30 Mayıs 2021

Tatminsizlik, her insanın hayatında deneyimlediği duygulardan biridir. Bu duygu, karşımıza çıkan her neyse yeterli ya da olmasını istediğimiz gibi olmadığında ortaya çıkar.

Dünyanın rengârenkliğini düşünürsek, her an karşımıza hoşnut olmadığımız bir durum ya da nesnenin çıkma olasılığı çok fazladır. Bu yüzden tatminsizlik bir sorun değildir. Tatminsizliği, normal bir duygu olarak kabul etmek gerekir.

Peki, bu duygunun üstesinden nasıl gelebiliriz?

Karşımıza her ne çıkarsa çıksın onun ‘’ OKEY’’ olduğunu düşünürsek…

İsterseniz şimdi, her şeyin ‘’OKEY’’ olduğunu düşündüğümüzde neler olacağına bakalım.

Her şey OKEY olduğunda, karşımızdakini değiştirme ihtiyacı içinde olmayız. Diğerlerini değiştirmeye çalışmanın mümkün olmadığını şimdiye kadar keşfetmiş olmalısınız. Diğerlerini değiştirmek mümkün değilse o zaman karşımıza ne çıkarsa çıksın, OKEY olduğunu düşünmek akıllıca olacaktır. Zihninizi, bu konuda ikna edebilmek için bir örnek vermek istiyorum. Diyelim ki canınız çekti, kakaolu kek yaptınız. Kekin tadına baktınız, istediğiniz gibi olmamış. Ne yaparsınız?

Keki baştan yaparsınız. Kakaolu kek için ne annenizi ne de arkadaşınızı suçlayabilirsiniz. Kullandığınız malzemelerin kalitesizliğini suçlamak da işe yaramayacaktır. Zira sorun onlar da değildir. Kakaolu kekin düşündüğünüz gibi olmadığını düşünen hatta buna inanan sizsiniz.

Başka bir örnek daha.. Karşınıza 7 yıldızı olduğu halde beğenmediğiniz bir otel mutlaka çıkmıştır. Tabii ki oteli 7 yıldızlı olduğu için beğenmek zorunda değilsiniz. Fakat beğenmeme hali sizi tatminsizliğe ve sonrasında öfkeye sürüklüyorsa bu konuda bir şeyler yapmak gerekir.

Yazının devamı...

Öfkenin en büyük düşmanı

17 Mayıs 2021

Bu yazımda her anınızı meditasyondaymış gibi yaşama halini kazanmak için nasıl meditasyon yapabileceğinize dair basit uygulamaları paylaşmaya devam edeceğim. İçerik ilginizi çektiyse önce ‘’ Kendi kendinin terapisti ol’’ başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Meditasyon, başarısızlığa sürükleyen gerçeklerden ve gerçek niyetinizden uzaklaştıran duygu ve düşüncelerin neler olduğunu fark etme becerisini kazandırır. Öfke, sabır, korku, şefkat gibi duyguların gerçek doğasını fark etmenize yardımcı olur. Örneğin, bir çoğumuz sabrın gerçek anlamını bilmiyoruz. Sabrı, sıkıntılı ya da dayanılamaz bir şey olduğunda, ona katlanmak için kullandığımız bir uygulama olarak düşünüyoruz. Fakat bu tamamen yanlış.

Yüzyıllardır insan doğasında var olan bağımlılıklar sabrı, hiç sevmezler. Bağımlılıklar, kendi çıkarlarına uygun olmayan bir nesneyle karşılaştıklarında, öfkeden yardım alırlar. Öfke sayesinde daha neler olduğunu anlayamadan nesneden uzaklaşırsınız. Gerçek şu ki, öfke, sadece uzaklaştırmakla kalmaz, zihinsel ve fiziksel rahatsızlıklara sebep olur, bağımlılığın gerçek doğasını anlamanızı da engeller. Sabır, bu süreçte bağımlılıkların tuzağına düşmenizi engelleyen zihin hallerinden biridir.

Bağımlılığın hoşuna gitmediği bir nesne ortaya çıktığında, nesneye karşı tepkinin yükselmesinden hemen önce sabrı seçmeniz için bir saniyelik bir zaman aralığınız vardır. İşte o 1 saniyede, ortaya çıkan her neyse onun olmasına izin vermeyi seçerseniz ve o an nasıl hissettiğinizi yorum yapmadan izlerseniz sabrın destek gücünden faydalanırsınız. Bir saniyeliğine durma, harekete geçmeme hali, sabrın tam kendisidir.

Sabrın dayanılmaz bir şeye katlanmak olmadığını ve o bir saniyenin gücünü ancak ve ancak meditasyon yaparak idrak edebilirsiniz. Öfkeyi yok edecek yegâne güç, sabırdır. Hatta sabır, öfkenin düşmanıdır dersek yanlış olmaz. Ancak sabır çok cesaret ister.

Sabrın öfkeyi yıkan gücünden faydalanmak isterseniz aşağıdaki uygulamalardan kendinize ne uygun olanına bir an evvel seçin ve hemen başlayın.

Bir önceki yazımda düşünceleri izleyerek yapılan meditasyon uygulamasından bahsetmiştim. Düşünceleri izlemek dışında, başka bir meditasyon tekniği nefesi izlemektir. Nefes alıp verirken aldığınız serin havanın burnunuzdan giriş ve çıkışına ya da nefesin karnınızdaki hareketine odaklanırsınız. Nefesin bedeninizdeki hareketine odaklanarak bağlantılı olarak burundan nefes alıp verirsiniz. Nefes alışverişinizi izlerken kendinizi bir düşünce içinde bulursanız, ‘’ tüh ne yaptım ben’’ demeden tekrar nefesinizi izlemeye geri dönersiniz.

Nefes alıp vermeyi izlemek dışında farklı bir uygulama ise nefes alışverişinizi saymaktır. Nefes alışverişinizi saymaya odaklandığınızda bir anda kendinizi bir düşüncedeyken yakalarsanız, nefesinizi tekrar birden başlayarak sayarsınız. Zihninize gelen, dikkatinizi dağıtabilecek diğer düşünce veya anılarla mücadele etmeyin. Onların geçip gitmesini izleyin ve kendinize geri dönün ve "Ben huzurlu bir varlığım" deyin.

Yazının devamı...

Kendi kendinin terapisti ol

11 Mayıs 2021

Gerçek şu ki, saatlerce meditasyon yapmak yerine her anı meditasyondaymış gibi farkında olarak yaşamak çok önemlidir. Her anı farkında olarak yaşadığınızda günün birinde bir de bakmışsınız kendi kendinizin terapisti olmuşsunuz.

Peki, kendi kendinizin terapisti olmak neden önemli?

Dünyada var olan kaosun mimari bizleriz. Zihninizde beliren düşüncelere inandığınız an ya kaos başlıyor ya da aydınlanma. Örneğin bu içerikte yazılanlara gerçekten inanmadığınız sürece meditasyona başlamayacaksınız.

Hayatınızdaki bir şeyleri çok istediğiniz halde bir türlü hale yola koyamadıysanız, sebebi diğer insanlardan ziyade kendi zihninizdir. Zihninize de sizden başkası bakamaz. İşte bu yüzden de kendi kendinizin terapisti olmak çok önemlidir. Kendi kendinizin terapisti olmaya başladıkça, sizi başarısızlığa sürükleyen gerçeklerden ve gerçek niyetinizden uzaklaştıran duygu ve düşüncelerin neler olduğunu fark etme becerisini kazanırsınız. Ama yine de sizi, başarısızlığa sürükleyenin birtakım insanlar olduğu konusunda ısrarcıysanız, en iyisi bu yazıyı okumaya son vermektir. Büyük bir ihtimalle içerik zihninizin hoşuna gitmeyecektir. Okumaya son vermeden önce arada bir kendinize şu soruyu sormanızı öneririm;

Sizi gerçekten rahatsız eden diğerlerinin yaptıkları mı? Yoksa sizi rahatsız ettiklerini düşündürten düşünceler mi?

Hayatınıza insafça hükmeden, sert ve şiddete meyilli yapan tek şey sahip olduğunuz inançlardır. İnançlar zihinden geçen herhangi bir düşünceye tutunduğunuzda ortaya çıkarlar. Kötü değillerdir. Aksine size hizmet ederler. İnançların nasıl oluştuğu ile neler yaptığını anlamak önemli. Anne ve babanızdan öğrendiklerinizin dışında kalan inançlar, kendinizi koruma ihtiyacı hissettiğiniz anlarda ortaya çıkarlar. Bu çok normal bir durum gibi gözükse de iki sene önce olmuş bitmiş bir olayla ilgili inancı taşımaya devam etmek, yanlıştır.

Her anınızı meditasyon yaparmış gibi farkındalıkla geçirdiğinizde kaosu yaratan duygu ve düşüncelerinize tanıklık edersiniz. Tabii bu çok uzun soluklu bir çalışmadır. Size enteresan şeyler vaat etmez, sadece var olanı fark etmenizi vaat eder. Kendi kendinizin terapisti olmaya hazırsanız meditasyonu nasıl yapabileceğinize dair bilgileri paylaşmak istiyorum.

Her sabah ve/veya akşam kendinize 5 ya da 10 dakikalık randevu vermekle başlayın. Bu da bir hafta boyunca kendinizle 35-70 dakika birlikte olacağınız anlamına gelir. Bu ve bundan sonraki yazımda bahsedeceğim teknikler basit ama güçlü uygulamalardır. Önemli olan bunlardan hangisinin size uygun olduğunu belirlemektir. Bunu da en kolay deneyimleyerek anlayabilirsiniz. Hadi başlayalım;

Yazının devamı...

Bir yerlere ait olmak

25 Nisan 2021

Kendinizi bir şeylerin içine ya da bir yerlere sığdırmayı çalıştığınız oluyor mu?

Çözüm, ikisinin arasında bir yerde, iki arada bir derede kalmaksa!!!

Astroloji haritanızda, benim gibi gezegenlerin dağılımı dağınıksa, sürekli kendinizi bir yerlere sığdırmaya çalışırsınız. Bu durum uyumsuz muşsunuz gibi görünse de bu isteğin arkasında her şeyle bağlantıda olmak isteği vardır. Hiçbir şeyin dışarıda kalmasını istemezsiniz. Düşmanlarınızın dahi iyi olmasını istersiniz. Sürekli paylaşım içinde olursunuz. Ben faydalanıyorsam diğerleri de faydalansın dersiniz. Arada bir kin tuttuğunuz olur tabii. Kin tuttuğunuz kişiden çok, kin tutma duygusu rahatsız eder sizi.

Bir yerlere ait olma hikayesi, bu dünya var olalı beri zihnin yarattığı en büyük hikayelerden biridir. Akıl, sürekli bir yerlere ait olmanız için, geçmiş travmalarınızı kullanarak sizi manipüle eder. Neyse ki Pandemi, zihnin bu yapısını alt üst etti.

Birdenbire her şey değişti. Mesela, sevgimizi ifade etme şeklimiz, sevdiklerimize sarılmamak, onları öpüp koklamamak haline geldi. Bunun gibi daha bir sürü tuhaf gelen şey doğru olmaya başladı. Artık referans alabileceğimiz bir geçmiş yok. Tüm dengeler yeniden yaratılıyor. Yeni yaratılanlar ise bir sonraki Corona 21 ya da 22’de yeniden değişecekler. O zaman neden bir yerlere ait olmak konusunda ısrar ediyoruz?

Bu öylesine bir istek ki, kötü alışkanlıkları da beraberinde getirebiliyor. Örneğin, bir yerlere ait olmak, bir şeylerin içine kendimizi sığdırmak için yalan söylüyoruz. Bu yalanı en çokta kendimize söylüyoruz.

Kendimize yalan söylediğimizde diğerlerine eyvallah demiş oluyoruz. ‘’Eyvallahlar’’ birikiyor, bumerang misali büyük bir keder yumağı halinde geri dönüyor. Gerçek şu ki, diğerlerinin istediği şekilde davranarak mutlu olabilene rastlayamazsınız. Zaten ne istediklerinden bir haber olan insanların istediği ya da ifade ettiği gibi yaşamak mutluluk getirmez.

Peki ne yapalım?

Yazının devamı...

İç gücünü nasıl dengelersin?

13 Nisan 2021

İç gücümüzü her zamankinden daha fazla dengelemeye ihtiyacımız var. Dışarıda her ne oluyorsa direk olarak etkileniyoruz. Peki, bu yeni bir durum mu?

Hayır yeni bir durum değil. Sadece çok fazla farkında değildik. Artık daha fazla fark etmeye başlayacağız. Karşınızda öfkeli bir insan var diyelim. Dikkatinizi o kişiye vererek anlamaya çalıştığınızda onun enerjisine takılarak sürüklenme tehlikeniz var. Bu etkileşime son verebilmek için daha fazla topraklanmaya ve kalpte kalmaya ihtiyaç var. Çünkü iç gücünüz ancak bu şekilde dengelenebilir.

Ne yapabiliriz diye soracak olursanız duygusal dalgalanmalar olduğunda bu yazdıklarımın doğruluğunu araştırabilirsiniz. Peki, doğruluğunu araştırmak ne işinize yarayacak?

O durumla ilgili farkındalık geliştirmiş olursunuz. Farkındalık varsa çözüm kendiliğinden gelecektir. Herhangi bir rehbere başvurmaya gerek kalmaz. Peki, bu konuda başka neler yapılabilir?

Özellikle içinde olduğunuz grupları elemek iyi bir çözüm olabilir. Üyesi olmaktan hoşnut olmadığınız gruplarınızdan birinden bir süreliğine çıkın. Bu eyleminin hayatınızda yarattığı etkiye bakın. Sonuç olumluysa diğerlerinden de teker teker çıkın. Başlangıçta, uzak kalmak ekstra bir acı yaratabilir. Böyle bir durumda kendinize şunu hatırlatın.

‘’Acı ne kadar yıkıcı olsa da her zaman öğretici bir tarafı vardır, Acı, sizi tetikleyen enerjilerin farkına varmanıza yardımcı olur.’’

Başkalarını hoş tutmak adına kendinizi yıpratmaya son verin artık. Kendiniz için en iyisini yapın. Buna en çok ihtiyacı olan da sizsiniz. Kendinize güzellikten, güzellik doğar sözünü hatırlatın. Kalp enerjinizi arttırmak için planlar yapın.

Kalp enerjisi; kucaklamak, öpüp koklamak anlamına gelmez. Kalp enerjisi en derinde, kalbinizde diğerlerine karşı kibar olma motivasyonunuzla ilgilidir. Kalp enerjiniz güçlüyse kucaklamaya gerek kalmaz, herkes onu hisseder.

Yazının devamı...

Çakralar için yol haritası

7 Nisan 2021

Çakraların açılması spritüal alemin en popüler konularından biridir. Benzer içeriği daha önce iki defa daha paylaşmıştım. Belki bilmek istersiniz diye yazıyorum. Çakralar, en çok okunan yazılarım arasında yedinci sırada yer alıyor.

Çakraları açmak için birtakım ritüeller yapmak ya da yaptırmak yerine kişinin hayatına çeki düzen vermesi gerektiğine inanırım. Örneğin korkularınız var diyelim. Bu, kalp çakranızdaki enerji akışının dengede olmadığı anlamına gelir. Korkularla ilgili bir şeyler yapılmadığı takdirde, çeşitlenerek hayatınızda daha geniş bir alana sahip olurlar. Bu şekilde sadece kalp çakrası değil diğer çakraların da dengesi bozulur. Özetle, çakraların popüler bir konu olması boşuna değildir.

Kişi, bir şeyleri kabul etmekte zorlanıyor ve sürekli bir gücenme hali içinde çevresindekilere sert tepkiler veriyorsa kök çakrasındaki enerji akışı dengesini kaybetmiş demektir. Kişi, bu konuda bir şeyler yapmadığı takdirde çevresindeki insanları yargılamaya ve eleştirmeye devam edecektir.

İkinci çakranın yani cinsel çakranın temsil ettiği konular arzular, ihtiras, kutupsallık, hareket, alma/verme dengesi, değişim ve yaratıcılıktır. Bu çakradaki enerji akışı dengesizliği, öfkeyi de beraberinde getirir. Diyelim ki kişi, bir şekilde ikinci çakrasındaki enerjiyi dengeledi. Bu durumda kişi kendisini en çok nelerin mutlu edeceğini bilme haline sahip olur. Diğerlerini suçlamayı bırakır, etrafına daha fazla sevgi sunabileceği seçimlere yönelir.

Üçüncü çakranın temsil ettiği konu kararlılıktır. Buradaki enerji akışında dengesizlik, kişinin hayatında öfke, açgözlülük ve hırs temasını var eder.

Dördüncü çakra; kalp çakrası, hepinizin de bildiği gibi şefkat, sevgi ile ilgilidir. Bu çakradaki dengesizlik, kişiye kaybetme korkusu, aşırı korumacı, bağımlılık, başkalarının ihtiyaçlarının daha önemli olduğunu düşünme gibi halleri verir. Buradaki enerji dengelendiğinde, kişilerin hayatında şükran duyma, takdir etme temaları var olmaya başlar.

Beşinci boğaz çakrası, dürüstlük, iletişim ve ifadeyle ilgilidir. Burada enerji akışı dengesizleştiğinde, kişi ilişkiye girmekten ve öne çıkmaktan kaçınır. Hayatında beğenilmeme korkusu, rekabet ve gururun negatif hali hâkim olur. Artan başarısızlık korkusu, kişinin harekete geçmesini engeller. Arzu ve istekler gerçekleşmeye, ilişkiler düzelmeye başladıysa beşinci çakra açılıyor demektir.

Altıncı çakra, farkındalık, mutluluk, neşe ve zihin gücü ile ilgilidir. Bu çakradaki enerji dengesizliği zihinsel karmaşa, bunalım anlamına gelir. Yaratıcı fikirler engellenir ya da yaratıcı fikirleri ortaya çıksa da kişi bir türlü uygulamaya koyamaz. Başına gelen her şey için dış dünyayı suçlar.

Yazının devamı...

Asla HAYIR'ı kabul etme

1 Nisan 2021

Çok sevdiğim eski iş arkadaşım, geçenlerde emekli oldu ve hemen moda dünyasına adım attı. İkinci el kıyafetler satan bir dükkânı var artık. Instagram'da satış yapmak istiyorsanız e-ticaret sitenizin olması gerekiyor. Fakat e-ticaret sitesi kurmanın maliyeti çok fazla. Bahsettiğim arkadaşım, bu maliyeti karşılamak istemedi. Instagram’ın tüm ret edişlerine HAYIR diyerek e-ticaret sitesi kurmadan Instagram'la satış entegrasyonunu gerçekleştirdi. Ve bu mutlu haberi paylaşırken mesajına şunları da yazmış;

‘’Bunlar aslında sizin sayenizde oldu. Sizinle birlikte çalışırken olmayacakları oldururduk. Ve bununla da gurur duyardık’’

Bana göre o zamanlar tüm ‘’HAYIR’’ı kabul etmeyenler bir araya toplanmıştık. O zamanlar HAYIR’ı kabul etmeme gücünü birbirimizden alırdık. Olamayacakları olabilecek hale getirmek çok keyifli gelirdi bize.

Diğerleri bundan nasıl etkilenirdi diye soracak olursanız hemen söyleyeyim. Bizim aracılığımızla ‘’Her şeyin geçici olduğu’’na dair dünya gerçeğiyle yüzleşirlerdi. Ve bu yüzleşme onlar için çok ıstırap vericiydi.

Gerçek şu ki görünmeyen duvarları bir çırpıda yıkmak çok keyifli olsa da tahmin edersiniz ki bu durumdan hoşnut olan tek kişi, bağlı olduğumuz bir üst yöneticimizdi. ‘’Çok hırslı’’ demeler, engel koymalar, dedikodu çıkartmalar, ortada fol var, yumurta var demelerle tam 23 sene geçti. Ve günün birinde ‘’benim zamanım geldi’’ diyerek iş hayatına ‘’HAYIR’’ dedim. Tüm camia şaşırmıştı. Onlara göre benim gibi HIRSLI !!! birinin bir kalemde her şeyi bir kenara bırakması çok rastlanan bir durum değildi.

İşten ayrıldıktan sonra HAYIR’ ı kabul etmeyen tarafım, bu sefer de kendini sorgulamaya başladı. Acaba haklı olabilirler miydi? Hırslı olabilir miydim? derken kendimi kişisel gelişimin içinde buldum. Bu sektörde de benim için ‘’HIRSLI’’ diyenler oldu. Onlara tam inanıyordum ki aklım başıma geldi. Gerçek şu ki, ne onlar beni anlıyordu ne de ben onları. En çok neyi öğrendin diye soracak olursanız, hemen söyleyeyim.

Savaştıkça karşınızdakilere daha fazla güç verirsiniz. Bırakın ne söylerseler söylesinler, nihayetinde her kim ne söylüyorsa kendi zihninde var olanı ifade eder. Başkalarının iyi şeyler söylemesi herkese iyi gelir. Fakat diğerlerinin iyi şeyler söylemesini beklemek, bir istekten çok bağımlılıktır. Bağımlılığın doğasında sürekli bir şeylere ihtiyaç halinde olma, manipülasyon, depresyon, öfke, kıskançlık vardır. Ve bunlardan hiçbir zaman iyi şeyler çıkmaz. Çünkü bu bağımlılığın doğasına aykırıdır.

Siz, siz olun zihninizin oyunlarına kanmayın. Ailenizde dahil olmak şartıyla hiç kimsenin ışığınızı söndürmesine izin vermeyin. Bırakın insanlar istediklerini söylesinler. İyi ya da kötü aldığınız tüm tepkiler siz çok parladığınız içindir.

Yazının devamı...