Duygusal açlık üzerine

İnsan doğası gereği, her neyi arzuluyorsa onun peşinden koşar. Arzuladığı şeylerin peşinden koşarken, peşinden koştuğu şeyin, sahip olduğu özelliklerini abartır. Bu ne anlama gelir?

Özellikleri abartılan nesne, adından da anlaşıldığı gibi özellikleri abartıldığı için gerçekte hiçbir zaman sahip olunamayacak bir nesnedir. Duygusal açlığın oluşmasına sebep olan da tam budur. Sürekli olarak gerçekte var olmayan bir nesne/lerin peşinden koşarız.


Her şeyin tıpkı arzuladığımız gibi olmasını isteriz. Bu istek adeta kemiklerimize işlemiş gibidir. İçimizde mutsuz olan bir taraf vardır. Bu taraf, her zaman istediğini elde etmek ister. Bunun tam zıddı görünen diğer bir taraf ise elde etmek istediğimizin gerçekte çok istenilecek bir şey olmadığını savunur. Bu ikisinin ortasında bir yerde sabır olsa hayatımız tamamen kurtulacaktır. Fakat sabır her zaman oralarda olmaz. Sabrın, geliştirilmesi gerekir.

Diyelim ki zihnimize şöyle bir düşünce düştü.

Bu düşündüğüm gibi değil, ona sahip olmalıyım

ya da

Bu düşündüğüm gibi değil ona katlanamıyorum

Bu tarz düşüncelerden herhangi birini, henüz duyguya dönüşmeden fark ettiğimizde onlarla ilgili bir şeyler yapmak için alan açarız. Bunu yapmadığımızda ise önce düşünceye takılma sonra tutunma hali oluşur. Tutunma halinin sonrasında ortaya çıkan duygunun peşinden koşma süreci başlar. Ortaya çıkan duygu, öfke ya da bağımlılık yaratan ihtiyaç hissidir. Tutunma haline dönüşmeden bu iki duygudan birini fark ettiğimizde kontrol bize geçer. Bu farkındalığı kazanmak çok kolay olmaz. Bunun için düşünceleri izleme alışkanlığı edinmek gerekir. Bu mekanizma aklınıza yattıysa kendi kendinize şu soruların yanıtlarını vererek farkındalık kasınızı geliştirebilirsiniz;

-Düşünceleri İzleme alışkanlığı tamamen senin faydana öfkelendiğinde artık çok geç olabilir

-Öfke hem kendine hem de diğerlerine zarar vermene sebep oluyor

-Öfkelenmenin sana ne faydası oldu mu?

-Öfkenin sonuçları hoşuna gitti mi?

-Öfkelendiğinde öfkelendiğin kişiye bir faydası oldu mu?

Öfkenin sonuçlarına bakıldığında ne kendimize ne de karşımızdaki kişiye bir faydası olmadığı ortaya çıkar.

Bu muhakemeyi yapmak her zaman mümkün olmayabilir. Önce niyet etmekle başlarız. Niyetin itici gücünün, çekim yasasını çalıştırmasına izin veririz.

Gerçek şu ki bu seçim çok ama çok cesaret ister.

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel Kavunoğlu