Acı çektiğimizde genellikle sebebini araştırmak yerine acıdan uzaklaşırız. Halbuki her acının bir sebebi vardır. Çektiğimiz acı her neyse sebebini bulmadıkça aynı acıyı tekrar tekrar yaratmaya devam ederiz

Budist öğretiler, acının oluşmasındaki en güçlü sebebin, en derinlerde acının oluşmasında, kendi payımız olduğuna inanmak olduğunu söyler. Acının kendisinden ziyade böyle bir durumu hak etmediğimizi düşündüğümüz için acı çekiyor olmamız enteresan bir durumdur. Fakat aynı muhakemeyi mutlu olduğumuz anlar için yapmayız. Mutlu olduğumuzda hak ettiğimizi düşünmeyiz. Mutlu olduğumuzda, ''Neden bu başıma geldi. Bunun hak ettim mi?'' Sorusunu sormayız. Birisinde sorumluluğunu alıyoruz diğerinde almıyoruz. İkisi de deneyim değil mi?

Hayatımıza şöyle bir baktığımızda deneyimler mutlu ve mutsuz olmak üzere ikiye ayrılır. Her salisede yaptığımız seçimler bir sonraki anın ne olacağını belirler. Şimdi şu an mutluysanız bir sonraki anda öyle olacak. Mutsuzsanız bir sonraki anda mutsuz olacaksınız. Bu çok basittir.

Gerçek şu ki, her şey birbirine bağlıdır. Elimizde fideyi tutarak güle sahip olamayız. Güneş, toprak ve gübreye ihtiyaç vardır. Bir şeyin olabilmesi için başka diğer etkenlere ihtiyaç vardır. Aynı şekilde acı için de böyle. Tek bir kişinin acımıza sebep olduğunu düşünürüz. Halbuki bu tamamen yanlıştır. Her insan, geçmişte olanların sonuçlarını şu anda/şimdide deneyimler. Deneyimlerimizin ortasına diğerleri yerine kendimizi koymayı öğrenmeliyiz. Fakat biz ne yapıyoruz?

Güller çıkmadı diye üzülüyoruz. Gül fidesini hiçbir zaman ekmedik ki, gülün çıkmasını neden bekliyoruz. Fide olmadan, gül yoktan var olamıyorsa mutluluk içinde aynı şekilde sebep yaratmak gerekir. Peki, mutluluğumuz sebebini nasıl bulacağız?

A.Einstein'ın yaptığı gibi. A.Einstein Ne yaptı?

A.Einstein, izafiyet teorisini bulmadı o zaten hep vardı. Sadece deneyimledi ve bizlerle paylaştı.

Aynı şekilde zihnimizi bu mantıkla izlemeliyiz. Zihnimizde olanlara bakarak acımızın da mutluluğumuzun da sebebini bulmalıyız. Bunun içinde pozitif niyetin gücünden faydalanmalıyız. Çünkü niyetimiz neyse onun sebebi bizi sonuca getirecektir. Hepimizin çokça deneyimlediği bir deneyim üzerinden ne demek istediğimi biraz daha açmak istiyorum.

Ailemizin öfkeye sebep olduğunu düşünürüz. Bu tamamen imkansızdır. Bize hiç kimse öfkeyi veremez. Öfke, aileden alabileceğiniz bir şey de değildir. İçeride öfke olmadığı sürece, tetiklenme olasılığı olmayacaktır.

Acı ve mutluluğumuzun sebebini bulmak için zihnimizi izleyerek öfkeyi var eden sebeplere bakmalıyız. Ancak bu şekilde mutluluk için sebep yaratmış oluruz. Örneğin, erdemli seçimler yaparsak mutluluk kaçınılmaz olacaktır. Erdemli hareketler, hiç bir zaman acıya sebep olmazlar. Erdemli hareketleri ekmeden mutlu olmayı beklemek zihnin bir oyunudur. Zihnin bu durumla ilgili başka bir oyunu ise erdemli hareketlerin faydasız olduğunu düşündürtür. Bu iddiasının sebebi alışkanlıklardır. Alışkanlıklardan vazgeçmememiz için erdemli hareketlerden uzaklaştırır.

Mutluluğun sebebini bulma yolu, çok meşakkatli bir yoldur. Fakat bir çözümü vardır. Acımızın da mutluluğumuzun da ana sebebi biziz. ‘’Her şeyin sorumlusu ben miyim’’ olgusu bizi çok rahatsız eder. ‘’Bana bunu nasıl yapabildi. Ben ona bir şey yapmadım ki’’ İşte bu söylev doğru gibi görünse de göz ardı ettiğimiz bir şey var ki ne ekersek onu biçeriz

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Kaynak: Budist Öğretiler