Covid deneyimlerim

15 Kasım 2021

Olmaz olmaz “bana bir şey olmaz” diyordum. Maske takıyordum, vitaminlerimi alıyordum, mesafe kurallarına dikkat ediyordum. Ve olan oldu. Geçtiğimiz hafta ilk defa PCR testi yaptırdım ve sonuç pozitif çıktı.

Covid yaklaşık 2 yıldır hayatımızın içinde… Ben yakın zamana kadar Covid’den yana hiç şüphe duymamış ve test dahi yaptırmamıştım. Hatta geçtiğimiz haftalarda da öyleydi. Üzerimde bir yorgunluk vardı. Hapşırıyordum ve başım ağrıyordu. Benim zaten kronik sinüzitim vardı, çok normaldi. Böyle düşünerek bir şekilde ayakta atlattım. Ertesi hafta bu durum tekrarladı. Birden çok büyük halsizlik çöktü üzerime. Kendimi eve zor attım ve on iki saat uyudum. Bir şekilde toparlandım. Nezle, grip her neyse geçmişti. Zaten eskiden de üşütmez miydik

Cuma sabah kalktım. Çok güzel bir enerji vardı üzerimde. O eski parıltılı, mutlu, enerjik halim gelmişti. O mutluluk hali ile duşumu aldım, sakallarımı kestim, bir güzel giyindim. Tam çıkarken parfüm de sıkayım dedim. Kapının yanındaki vestiyerde duran (çok da kullanmadığım) o parfümü aldım. Bir fıs, iki fıs… Koku yok. “Yok ya bu parfüm iki üç yıldır burada duruyor, bozuldu galiba” dedim. Hala hastalığa yakalanmama ihtimal vermiyorum. Dedim bir mutfağa gideyim. Buzdolabına yöneldim. Turşu kavanozunun kapağını açsam da nafile, kokmuyor. “Grip olunca koku reseptörleri iyi çalışmayabiliyor” dedim. Ama bu sefer Yine PCR yaptırmak şart oldu dedim. Gittim yaptırdım. Ve iyi ki yaptırmışım. Sonuç: pozitif. Covid pozitif olarak bir haftadır evdeyim.

Uzun zamandır “keşke kapanma gelse” deyip duruyordum. Sebebi vakaların artması ve işlerimin çok yoğun olmasıydı. Evde odaklanarak işlerimi eritmek istiyordum. Dışarıda fiziki toplantılarda ve trafikte çok zaman geçiyordu. 

Özetle, evren beni dinledi. Ona yolladığım mesajı gerçekleştirdi ama evrenciğim kendi yorumu katmayı da ihmal etmedi. Sadece beni eve kapattı.

Şaka bir yana çok şanslıyım. Tat alabiliyorum, sadece koku alamıyorum. Hastalığın o ateşli, ağrılı dönemini yaşamadım hiç. Bunu aşılarıma bağlıyorum. Sağlık konusunda bilirkişi olmasam da uzmanların önerilerini dinleyerek aşı olmanın faydalarını yaşadığımı düşünüyorum. Bir haftadır evde çalışma kampında gibiyim ve en verimli işlerimi çıkardığımı düşünüyorum.

Size naçizane tavsiyem sağlık konusunda komplo teorisyenlerini değil de uzmanları dinleyin. Ve kaçınılmaz son covid izolasyonunu sağlıklı bir şekilde geçirin.

 

Yazının devamı...

Siber güvenlik tedbirleri

2 Ekim 2021

Kişisel veri güvenliğiyle ilgili gelişmeleri hepimiz yakından takip ediyoruz. Gerçek kişilere ait her türlü veriyi kişisel veri olarak tanımlarken, bu veriler sıkça ihlale konu oluyor.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun (KVKK) son kararları genelde veri sızıntılarıyla ilgili… Veri sızıntılarında ve ihallelerinde veri sorumlusunun bu durumu derhal KVKK’ya bildirmesi gerekiyor. Derhalden kastımız ise en geç 72 saat olarak kabul ediliyor.

Bu belirlenen sürede bildirim yükümlülüğüne uyulmaması halinde ise cezalar gündeme geliyor.

Yakın zamanda, kişisel bakımdan sektöründe faaliyet gösteren bir şirket 210.000 TL, kurumsal yazılım sektöründe faaliyet gösteren bir şirket 125.000 TL, bir banka 450.000 TL idari para cezasına hükmedildi.

Sebebi ise siber güvenlik önlemleri konusunda gerekli tedbirleri almamış ve süresinde veri ihlalini KVKK’ya bildirmemiş olmaları…

Veri sorumlularının kişisel veri koruması için gerekli tedbirleri almak, bu tedbirleri güncellemek ve gelişen teknolojiye adapte etmek zorundalar.

Veri sorumlusu deyimini sıkça kullandım. Peki, “veri sorumlusu” kim?

Veri sorumlusu, kişisel verilerin işleme amaçlarını ve araçlarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi ifade ediyor. Örneğin veri sorumlusu kişisel verileri yazılım sisteminde veya fiziki olarak muhafaza etme veya yurtdışında veya yurtiçinde kullanma gibi konularda yönetimi yapar. Mesela, bir e-ticaret sitesi, işverenimiz olan şirket kişisel verilerimizi işlediği ve bunların yönetilmesinden sorumlu olduğu için veri sorumlusu olarak kabul ediliyor.

Yazının devamı...

Aşı karşıtı çalışanlar

26 Ağustos 2021

Son günlerde aşı karşıtlarına yönelik büyük bir baskı görüyorum. Bu baskının beni rahatsız ettiği nokta ise fırsatçı işverenler…

Malum, insanlar aşıyı hem kendilerinin hem çevresindekilerin sağlığını düşünerek yaptırıyor. Şu an piyasada mevcut olan aşıların hiçbiri tam randımanlı koruma sağlamasa da, aşı virüsü yarattığı hastalığın nispeten kolay atlatılmasını sağlıyor.

Aslında herkesin aşı yaptırması gerektiği gibi bir noktaya gelmeyeceğim. Tam aksine aşı bir seçimdir ve insanların doğrudan veya dolaylı yollarla vücutlarına kimyasal içerik enjekte etmeye zorlamanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Çevremde bazı şirketlerin aşı olmayan çalışanlarını İş Kanunu’nun 25/II. maddesi uyarınca haklı fesihle çıkardıklarını duydum. Bu konuyla ilgili bazı haberler de gözüme çarpmaya başladı ve açıkçası dehşete düştüm.

Özellikle bazı işyerlerinde fiziki ekip çalışması gerekiyor. Bazı işyerlerinde sahada ekiple ve müşterilerle olmak veya müşteri ziyaretleri yapmak söz konusu olabiliyor. Bu durumda çalışanın aşı olması hem kendinin hem de etkileşim yaşadığı kişilerin sağlığı için önemli bir iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tedbir...

Çalışanın aşı olmak istememesi ise fesih sebebi olabilir mi?

Öncelikle bu durum haklı fesih sebebi olamaz. İş Kanunu madde 25/II uyarınca haklı fesih sürecini uygulayan işveren, çalışanın sözleşmesini derhal etkili olmak üzere feshettiği gibi çalışana kıdem ve ihbar tazminatı ödemek zorunda kalmıyor.

Ben bu tür durumlarda geçerli nedenle fesih sürecinin yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum. Aşı olmak istemeyen çalışana öncelikle yazılı bir bilgilendirme yapılmalı ve aşının ve virüsten korunmaya ilişkin diğer tedbirlerin önemi açıklanmalıdır. Aşı ve diğer tedbirleri almak isteyip istemediği sorulmalı ve iş sağlığı ve güvenliği anlamında önem arz eden aşıyı neden yaptırmadığına ilişkin savunması talep edilmelidir. Gerçekten de çalışanın aşı olmak istememesinin temelinde birçok gerçek yatabilir. Örneğin, çalışanın bir hastalığı veya sürekli kullanmak zorunda olduğu ilaç sebebiyle aşı olması tıp hekimi tarafından bir süre tavsiye edilmiyor ve kalıcı olarak risk yaratıyor olabilir.

Yazının devamı...

Fotoğrafınız mı kullanılıyor?

3 Ağustos 2021

Sosyal medyada paylaştığınız bir fotoğrafınızı başkasının izinsiz bir şekilde kullandığı oldu mu? Benim oldu. Eminim ki aranızda aynı veya benzer dertlerden muzdarip olanlar vardır.

Kural olarak kişinin iznini, rızasını almadan fotoğrafını kullanmak hukuki ve cezai sorumluluğu beraberinde getirebiliyor. Kişinin izni olmadan fotoğraflarının kullanılması halinde, kişi izinsiz kullanım yapanlara maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Kişilik haklarından olan resim hakkı ihlal edilen kişi, Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve devamı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 86. maddesi çerçevesinde hukuki yollarla tazminat talep edebiliyor.

Diğer bir boyut ise (yazımızın konusunu oluşturan) bu kullanımın aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmesi… “Fotoğraf kullanımı nasıl suç teşkil edebilir ki?” dediğinizi duyar gibiyim.

Öncelikle kişisel veriyi “gerçek kişiye ait her türlü veri” olarak tanımladığımız bir gerçek. Hâl böyleyken fotoğraf da ilgili kişiye ait kişisel veri olarak kabul ediliyor. Kişiler, kamusal ortamda veya kendi özel ortamında (ev, işyeri gibi) çekindiği fotoğrafları sosyal medya uygulamaları üzerinden paylaşabiliyor – ki çoğumuz bu tür paylaşımlar yapıyoruz. Hatta bazılarımızın profili gizli değil; diğer bir deyişle takip listemizde yer almayan kişilerin de görebileceği, kamuya açık paylaşımlarımızın görünür olduğu profillerimiz var.

Peki sosyal medya profillerimizde paylaştığımız fotoğraflarımız kamuya mı mal oluyor? Bu fotoğraflarımızı başkalarının kullanması suç teşkil ediyor mu? Evet, kişinin profili gizli olsun veya olmasın paylaştığı fotoğraflarının kullanılması kişisel veri ihlali teşkil ediyor ve Türk Ceza Kanunu’nun 135. maddesi (kişisel verilerin kaydedilmesi), 136. maddesi (kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi) uyarınca sorumluluk söz konusu oluyor.

Geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili bir Yargıtay kararı okudum. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2017/2960E. 2018/1541K. sayılı kararına değinmek isterim. Bu karara konu olay şu şekilde cereyan etmiş. Sanık, eski sevgilisinin Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafları tartışmaları sonrasında (eski sevgilisinin ismiyle) sahte bir hesap açarak paylaşıyor. Eski sevgilisinin şikâyeti üzerine sanığın yargılandığı davada, sanık ilginç bir savunma yapıyor. Savunmasında kullandığı fotoğrafların gündelik kıyafetlerle kamuya açık alanda çekilmiş olduğunu, eski sevgilisi bu fotoğrafları daha önce kendi profilinde yayınladığından kişisel veri olamayacağını iddia ediyor.

Kişinin fotoğrafı (kendisi daha önce paylaşılsa dahi) kişisel veri olarak kabul edilmektedir ve fotoğrafların muhteviyatı (kişinin üzerindeki kıyafetler, lokasyonun durumu vb.) bu durumu değiştirmemektedir. Bu bağlamda, kişinin fotoğraflarının izin olarak ele geçirilip, sahte profil üzerinden yayınlanması suç teşkil etmektedir. Yargıtay da tam bu gerekçelerle şu şekilde karar tanzim ediyor:

“Katılanın gündelik kıyafetler ile kamuya açık alanda çekilmiş ve kişisel veri niteliğindeki resimlerini daha önce kendi Facebook hesabında yayımlamasının bu resimlerin kişisel

Yazının devamı...

Her şey insanın elinde bozulur

2 Ağustos 2021

Biz insanlar olmadan da dünya vardı. Biz geldik ve her şeyi değiştirdik. Her şey daha iyiye mi gidiyor; yoksa çok daha kötüye mi? Doğa felaketleri, iklim değişiklikleri, çevre kirliliği, biz insanları varoluşumuzu sorgulamaya itiyor... Bu noktada varoluşumuzu ve kurulu düzenin oluşum sürecine odaklanmak gerekiyor. 

Devletin ortaya çıkışı çoğunlukla toplum sözleşmesi teorisiyle açıklanır. Toplumun yaptığı en bariz sözleşme nedir? Devletle yapılan sözleşme, anayasa.

İnsan kendi sonsuz iradesini, özgürlüğünü Anayasa ile sınırlandırır; doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu devletin yasalarına göre temel hakları ve özgürlüklerine bağlı olur ve bunların limitleri de çizilidir.

Toplumsal sözleşme ile siyasi iktidarların (hükümet, parlamento rejimleri) meşruiyetlerini sağlanmaktadır ve yasama, yürütme ve yargı gibi organların şeması çizilmektedir.

Toplumsal sözleşme deyince genelde Thomas Hobbes ve Jean-Jacques Rousseau akla gelir.

Hobbes, toplumsal sözleşme olmadan insanların bir arada yaşamasının tamamen kaosa sürükleneceğini söyler. Hobbes, anayasal düzende bir devlet çatısı olmazsa insanın doğal halde kargaşa ve kaosun hüküm sürdüğü bir rejimde sürükleneceğini net bir şekilde ifade eder.  Hobbes’un dillere pelesenk olmuş lafları da bu teorisini destekler “insan insanın kurdudur” “herkesin herkesle savaşı”… 

Hobbes, Leviathan adlı eserinde insanların güven içinde yaşamalarını ve toplumun ortak faydasının hakların bir kişiye ya da kurula devredilmesi gerektiğini ve bu kurulun da devredilen hakları gözetmesi, haksızlıklara karşı cezalandırıcı görevi olmasını öngörmüştür. Hobbes’un teorisine göre insanlar haklarını ve özgürlüklerini Leviathan isimli bir ejderhaya devrederler. Bunun karşılığı olarak ise Leviathan’dan düzen ve güvenlik beklerler.

Rousseau’nun sözleşme teorisinde ise doğal durumda barış, eşitlik hakimdir. Ancak özel mülkiyetin ortaya çıkışı bu düzenin bozulmasına neden olur. Rousseau, bu durumu "Yaratıcı’nın elinden çıktığında her şey iyidir. Her şey insanların elinde bozulur" sözleriyle açıklamıştır. Rousseau’nun teorisine göre bozulan düzene karşı toplumdaki insanlar sosyal bir heyet oluşturarak ortak bir varlık meydana getirmişler ve bu varlığa da devlet adını vermişlerdir.

Yazının devamı...

Hayvan Hakları Yasası Teklifi

13 Temmuz 2021

Hayvan haklarında uzun zamandır yapılan tartışmaların fitili tekrar ateşlendi. Ülkemiz ne yazık ki hayvanseverlik bakımından çok geride bir ülke… Hayvana şiddetin ve cinsel saldırın yoğun yaşandığı ülkemizde Hayvan Hakları Yasası çıkarılması konusunda kamuoyunda büyük bir talep vardı. Talepler doğrultusunda 01.07.2021 tarihinde Hayvan Hakları Yasası Teklifi (Teklif) meclise sunuldu.

Konu tartışmalıyken, Teklif metni içeriği ve bazı madde düzenlemeleri de endişeyle karşılandı. Öyle ki bazı maddelerin kaleme alınış şekli hayvanseverlerin tepkisini çekti. Teklif’i artısıyla eksisiyle değerlendirmenin yerinde olacağını düşünüyorum. Zira, adı üzerinde bu bir teklif ve kamuoyundan gelen seslere göre mecliste şekillenmesi ve kanunlaşması mümkün…

Öncelikle bakımevlerine değinmekte yarar görüyorum. Teklif ile, belediyeler tarafından Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan izin alınmak suretiyle hayvan bakımevleri kurulmasına imkân tanınmak isteniyor. Bu bakımevlerinde rehabilitasyon başta olmak üzere parazitle mücadele, aşılama, kısırlaştırma ve dijital kimliklendirme gibi çeşitli hizmetler sunulması planlanmaktadır.

Ve Teklif ile karşımıza “dijital kimlik” çıkıyor. Teklif kedi ve köpek sahipleri için hayvanlarını dijital kimlik vasıtası ile kayıt altına almaları yükümlülüğü getirmeyi düşünüyor. Bu düzenlemede kedi ve köpek sahiplerinin 31.12.2022 tarihine kadar dijital kimlikleştirme işlemlerini tamamlamaları amaçlanıyor.

Teklif’in 4. maddesi kedi ve köpeklerin ev hayvanı satış yerlerinde bulundurulmasının hayvan sağlığı ve etolojisi bakımından uygun olmaması sebebiyle yasaklıyor. Ev hayvanı satış yerlerinde kedi ve köpeklere ilişkin katalog ve benzeri görsel bilgiler bulunabilmekle birlikte; ilgililerin bunlardan seçtikleri kedi ve köpekler Tarım ve Orman Bakanlığı’nca izin verilen üretim yerlerinden teslim alınabilmeleri mümkün kılınıyor.

Teklif’in 5. maddesi ile önemli değişiklikler söz konusu ve bu değişiklikler kamuoyunda tartışılıyor. Hayvanlara işkence yapmak fiili ile acımasız ve zalimce muamelede bulunmak fiilleri özel olarak düzenleniyor. Mevcut hâlde kabahat olarak yaptırıma tabi tutulan bu fiiller ile hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak, şiddet, hayvanı terk etmek ve tehlikeli hayvan çiftleştirme gibi fiiller, Teklif ile suç kapsamına alınarak adli yaptırıma tabi tutulmak isteniyor.

Teklif ile hayvanların daha iyi korunmasını temin etmek, hayvanlara karşı yapılan ihlallerle daha etkin mücadele etmek ve caydırıcılığı sağlamak amacıyla maddede düzenlenen idari para cezaları arttırılıyor. Bununla birlikte, ev hayvanı satış yerlerinde kedi ve köpek bulundurmak, hayvanları acı, ızdırap ya da zarar görecek şekilde, film ve benzeri işlerde kullanmak gibi bazı fiiller kabahat olarak düzenlenerek ilk kez idari yaptırıma tabi tutulmakta, ev hayvanını terk etmek, dijital kimliklendirme yükümlülüğüne aykırı davranmak gibi kabahat fiillerinin de kapsamı genişletiliyor.

Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan suç ve cezada kanunilik (belirlilik ve öngörülebilirlik), ölçülülük ve orantılılık ilkeleri ile cezanın caydırıcılığı dikkate alınarak, hayvanlara karşı gerçekleştirilen bazı fiiller “kabahat” kapsamından çıkarılıp “suç” olarak düzenleniyor.

Yazının devamı...

5 maddede influencer yasakları

8 Mayıs 2021

Influencerlar olarak tabir ettiğimiz "sosyal medya etkileticileri" ve yaptıkları reklam ve tanıtım faaliyetleri bir süredir medyanın yakın ilgisini çekiyordu. Hatta bazı tanıtımların halkı yanlış yönlendiriyor olması sebebiyle idari soruşturmalar başlatılmış ve cezalar gündeme gelmişti.

Geçtiğimiz günlerde Sosyal Medya Etkileyicileri Tarafından Yapılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Hakkında Kılavuz (Kılavuz) yayımlandı. Reklam Kurulu'nun 04.05.2021 tarihli ve 309 sayılı toplantısında 2021/2 numaralı ilke kararı ile kabul edilen bu Kılavuz'u kısaca özetlemek isterim.

Kılavuz’un maddelerinden bahsederken sık sık kullanacağımız sosyal medya etkileticisinin ne anlama geldiğini açıklamak faydalı olacaktır.

Sosyal medya etkileyicisi: Sosyal medya hesabı üzerinden kendisine veya reklam verene ait bir mal veya hizmetin satışını ya da kiralanmasını sağlamak, hedef kitleyi oluşturanları bilgilendirmek veya ikna etmek amacıyla pazarlama iletişiminde bulunan kişiyi ifade etmektedir.

Kılavuzun temel amacı, özellikle sosyal medya platformları olan Instagram, Facebook, Youtube, Twitter gibi mecralarda hatırı sayılır kitlelere sahip olan ve çoğunlukla fenomen veya influencer diye tabir edilen ve sosyal medya platformlarında ürün tanıtımını meslek edinen kişilerin bu amaçla yaptıkları reklam faaliyetlerinin düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Özellikle tüketici konumundaki insanların yanıltıcı bilgilere maruz bırakılmaması, sırf para kazanmak gayesiyle tüketicilerin ürünler hakkında aldatılmaması, benimsenen amaçlar arasındadır.

Diğer yandan, ilgili yükümlülüklere uyma noktasında tek sorumlu kişi ilgili ürünün tanıtımını yapanlar değildir. İlgili ürünün sahibi olan gerçek veya tüzel kişi, yani bu Kılavuz’un deyişiyle reklam veren, reklam ajansları, mecra kuruluşları ve reklamcılık ile ilgili tüm kişi, kurum ve kuruluşlara sorumluluk yüklenmiştir. Hatta söz konusu kişilerin sorumlulukları ilgili ürünün tanıtımını yapan kişilerden daha ağırdır. Nitekim Kılavuz reklam verenlere, reklam yüzlerini Kılavuz hükümleri konusunda bilgilendirmeyi, teşvik etmeyi ve gerektiğinde uyarmayı zorunlu kılmıştır.

Kılavuz'un zorunlu kıldığı temel yükümlülükler:

(1) Kılavuz’un net ve kesin bir şekilde yasakladığı uygulamaların başında örtülü reklam gelmektedir. Kılavuz’a göre sosyal medya etkileyicisi aracılığıyla yapılan reklamların, açık ve anlaşılır bir şekilde ifade edilmesi ve en önemlisi de tüketici tarafından ayırt edilebilir olması zorunlu kılınmıştır. Örtülü reklamın yasaklanmasındaki temel amaç, tüketicinin ürün hakkında aldatılmamasına yani reklam yapan kişinin sırf maddi kazanç uğruna ilgili ürünün tanıtımını yaptığını ortaya çıkarmaktır.

Yazının devamı...