Toplumsal cinsiyet tartışmaları uzun zamandır gündemimizde. Ancak özellikle sosyal medyanın yükselişiyle birlikte, kadın-erkek ilişkilerinde yeni tipolojiler de ortaya çıkıyor. Bunlardan biri son dönemin en dikkat çeken kavramı: 'Performative male' yani gösterişçi erkek.
Rol Yapan Duyarlılık
“Performative male”, kendi kimliğini sahne arkasına itip, toplumda “duyarlı” ya da “feminen yanıyla barışık” görünmeye çalışan erkekler için kullanılan bir tabir. Bu erkek tipi K-Pop hayranlığından tote bag taşımaya, feminist kitaplardan matcha latte’lere kadar, kadınların ilgisini çekebileceği düşünülen her türlü sembolü sahipleniyor. Ancak mesele gerçekten bu zevklere sahip olmak değil, onları bir maske gibi takmak.
Sosyal Medyanın Vitrini
TikTok ve Instagram gibi mecralarda bu tiplemenin hızla yayılması tesadüf değil. Çünkü sosyal medya, samimiyetle performans arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Çoğu genç erkek için “duyarlı erkek” imajı, beğeni
Bir sabah kahvenizi yudumlarken, gazetenin iç sayfalarında küçücük bir ilan gözünüze çarpıyor. Belki de hiç bakmıyorsunuz bile. Oysa o satırlarda yazanlar, önümüzdeki dört yıl boyunca cebinizden çıkacak on binlerce lirayı belirliyor.
İlçenizdeki Takdir Komisyonu toplanmış ve arsa ile arazilerin metrekare değerlerini güncellemiş. Sessiz, sade bir ilan… Ama etkisi, fırtına gibi.
Türkiye’de bu komisyon her dört yılda bir toplanıyor. Görevi, mahalle mahalle, cadde cadde rayiç bedelleri belirlemek... “Basit bir değer tespiti” gibi görünen bu işlem aslında yalnızca emlak vergisini değil, tam altı farklı vergiyi ve harcı doğrudan etkiliyor:
1. Emlak Vergisi
2. Tapu Harcı
3. Veraset ve İntikal Vergisi
4. Değerli Konut Vergisi
Çevremde çok sayıda psikolog arkadaşım var. Son aylarda buluşmalarımızda, telefon sohbetlerimizde ya da sosyal medya paylaşımlarında ortak bir konu dikkatimi çekiyordu: Mart ayından bu yana süren yoğun bir belirsizlik ve stres.
Konu dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyordu: “Ofisimiz kapanacak mı?”, “Yeni yönetmelik bizi kapsıyor mu?”
Psikolog arkadaşlarım; mart sonunda yayımlanan ve bir anda gündeme oturan “Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmelik” nedeniyle ciddi bir tedirginlik yaşıyordu.
Kimisi belediyeye gitmiş, kimisi mali müşavirine danışmış, kimisi ofisini yeniden düzenlemeye başlamıştı bile. Hem maddi anlamda külfetli hem de ruhsal olarak yıpratıcı bir süreçti bu.
Ben de bir hukukçu olarak gelişmeleri yakından takip ettim. Ve sosyal medyada paylaşılan resmi yazışmalar sayesinde, bu yönetmeliğin kimleri kapsayıp kimleri kapsamadığına dair Sağlık Bakanlığı’nın net bir ayrım yaptığını gördüm. Bu ayrım, sadece psikologları değil, aslında birçok kişiyi ilgilendiriyor.
Gelin,
Şu an güzel kahvemi aldım. Yeni bir güne iyi başlamak istiyorum. İçimden sağlıklı, sakin, dingin bir gün geçirmek geçiyor.
Tam o sırada önüme bir karar düşüyor. Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı. Boşanma davası yıllarca sürmüş bir kadının bireysel başvurusu. Kararı okuyorum. İçimde bir şey harekete geçiyor. Çünkü tanıyorum bu duyguyu. Görüyorum. Hissediyorum. Yıllardır gözümün önünde yaşanıyor.
Ben bir avukatım. 12 yıldır bu işi yapıyorum. 7 yıldır kendi hukuk ofisim var. Bu süre boyunca birçok farklı dava aldım ama boşanma davalarında çok seçici davrandım. Çünkü bu davalar sadece müvekkili değil, avukatı da yoruyor. Bu tür davalarla sadece taraflar değil, onların yanında yürüyen bizler de yıpranıyoruz.
Taraflar tetikleniyor. Geçmişle bugünü karıştırıyor. Öfke, hayal kırıklığı, yalnızlık… Hepsi davanın içine taşınıyor. Süreç uzadıkça herkes biraz daha kırılıyor. Avukat, bir noktadan sonra sadece hukuki temsilci
Arkadaş çevremde, neredeyse herkesin telefonunda bir dönem mutlaka 'Binnaz' ya da 'Faladdin' uygulaması vardı. Kahve fincanını ters çevirip fotoğrafını çekmek, birkaç saniye bekledikten sonra “uzun boylu biri sana doğru geliyor” gibi yorumlarla gülüşmek, eğlenceli bir rutin halini almıştı.
Astrolojiyle ilgilenenler için günlük burç yorumları, yıldız haritası analizi, hatta spiritüel rehberlik hizmetleri bile bu platformlarda sunuluyordu. Derken bugün karşıma düşen bir haber, tüm bu masalsı atmosferin ardında bambaşka bir tablo olduğunu gösterdi.
Başsavcılık Harekete Geçti
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 'Falaaddin' ve 'Binnaz' uygulamalarının kurucusu Sertaç Taşdelen hakkında kapsamlı bir soruşturma başlatıldığını duyurdu. Haber özetle şunu söylüyordu:
“Şüphelinin fal, astroloji, spiritüalizm, medyumluk ve yıldız haritası gibi içerikler üzerinden bilişim sistemi kurarak yasa dışı gelir elde ettiği, bu gelirleri yurt dışına aktardığı ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini akladığı tespit edildi.”
Ve
Viyana’yı ziyaret ettiyseniz bilirsiniz, Schönbrunn Sarayı mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir. Görkemli mimarisi, etkileyici bahçeleri ve tarihî dokusuyla ziyaretçilerini büyüler. Ancak sarayın duvarları arasında dolaşırken bir figür tüm hikâyelerin önüne geçer: Güzelliğiyle efsaneleşmiş, zarafetiyle simgeleşmiş ve trajik yaşam öyküsüyle hafızalara kazınmış İmparatoriçe Elisabeth, namıdiğer Sisi.
Sisi, yalnızca Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bir figürü değil; beden algısı, zarafet takıntısı ve toplumsal beklentilerin tarihsel bir yansımasıdır. Zayıflık onun için yalnızca estetik değil, aynı zamanda güç ve kontrolün simgesiydi. Uyguladığı sert diyetler, takıntılı kilo takibi ve yorucu egzersiz rutinleri, beden üzerinden kimlik inşa etmenin çok eski bir biçimini temsil eder.
Bugün, 19. yüzyılın saraylarında hüküm süren bu baskılar farklı formlarda karşımıza çıkıyor. Estetik standartlar değişti ancak beden üzerindeki denetim duygusu hâlâ
Evde dolaplarımı düzenlerken genelde bilgisayarımda açık bir sohbet programı veya podcast olur. Son zamanlarda bolca valiz hazırlayıp boşalttığım ve yemek yapmaya merak saldığım için çok fazla söyleşi dinleme fırsatım oldu.
Dinlediğim sohbetlerden biri de Gırgır isimli youtube kanalındaki söyleşiler. Bu kanalda, popüler gündem maddeleri üzerine Musa ve Gökhan isimli iki arkadaşın söyleşi yapıyorlar. Bugün programda Kaliforniya eyaletindeki çocuklar üzerinden ebeveynlerin sosyal medya içeriği üretmesine istinaden yapılan yasal düzenlemelerden bahsediyorlardı. Benim kulaklarım tabii ki hemen dikkat kesildi. Biliyorsunuz geçtiğim günlerde bu konuya özel bir yazı hazırlamıştım. Ben de hemen bu haberi not aldım ve konuyu araştırdım.
Dijital Dönemde Çocukların Hakları: Influencer Yasaları Ne Anlatıyor?
Sosyal medya çağında, içerik üreticileri yalnızca bireysel kimliklerini değil, ailelerini ve çocuklarını da bu dijital sahnede ön plana çıkarıyor. Özellikle aile vlogları, ebeveynlerin çocuklarını
Bazen durup düşünmek gerekir. Belki küçük bir inzivaya çekilmek ve kendini süzmek…
“Kar gibi örttüm üstünü içinde tüm çiçekler
Birer birer titrediler
Uykusuzluğundan belli kafanda birikintiler
Teker teker döküldüler…”
Bu sözler Bülent Ortaçgil’in dizelerinden, “Bu Su Hiç Durmaz” isimli eserinden…
Bu sözler, duygularını bastıran, geçmişin ağırlığını taşıyan ve sonunda zihnindeki yüklerden arınmaya başlayan birinin iç dünyasını anlatıyor gibi görünüyor.
Bastırılmış anılar, duygular veya düşünceler bir süre sonra kendini belli eder ve kaçınılmaz olarak açığa çıkar. Bu açığa çıkış çok önemlidir. Çünkü yaşanan deneyimler, kişiyi bir sonraki aşamaya hazırlamıştır ve alınması gereken kararlar, atılması gereken adımlar vardır. Aksiyon gereklidir. Diğer bir deyişle, dinlenip soluklanmak bir sonraki hareket için güç toplamak gereklidir.