Yıl 2020 ve sigortasız işçilik

14 Eylül 2020

Sigortasız işçi çalıştıran, elden maaş ödemesi yaparak eksik prim yatıran işveren artık kalmamıştır diyordum- ta ki Türkiye’de iş yapan, dünyanın en büyük bir şirketlerinden birinin uygulamasını duyana kadar… Ve bu büyük şirket eksik primi bırakın tamamen sigortasız işçi çalıştırma uygulamasına gitmiş...

Bir aile dostumuzun kızı, spor ürünleri satan bu şirketin yönetim binasında (İstanbul merkez ofisinde) yaklaşık 3 yıldır sigortasız çalıştırıldığını, kendisi gibi bir ekip arkadaşının da aynı uygulamaya tabi tutulduğunu söylediğinde çok şaşırdım. Neden derseniz, bu şirket global anlamda tanındığı gibi birçok spor karşılaşmasında sponsorluklar yapan, medya tanıtımına çok önem veren bir şirket olduğu için böyle hesaplar yapmaz diye düşünmüştüm. Ancak yanılmışım…

Peki, şirket kendisine nasıl kılıf bulmaya çalışmış? Çalışanların maaşlarını yurtdışından, başka isimli bir şirketten, başka para birimi ile ödüyormuş. Ama çalışılan işyeri bu şirket, personellerin tabi olduğu tüm rejim bu şirketin rejimi, yaka kartlarından tutun da ek imkanlara kadar…

Yani, şirketinizin ismi ne olursa olsun, şirketteki mevkiiniz ne olursa olsun, Türkiye'de “sigortasız çalışma” politikasına maruz kalabiliyorsunuz. 2020 yılında hala bu konuyu konuşmamız ne acı…

Hayat hepimizi şaşırtıyor ve hiç beklemediğimiz yerlerden beklenmedik uygulamaları görüyoruz ve biz avukatlar bu ilginç hikayeleri dinleme konusunda çok şanslıyız(?).

Bu konu, “sosyal güvenlik hakları” alanında, özellikle duyar yaratmak üzerine yazmak istedim. Sosyal güvenlik hakları çok ama çok çok önemli…

Birçok genç çalışan iş buldukları için veya ücret iyi olduğu için sigorta girişi yapılmamasına ya da eksik prim yatırılmasına ses çıkarmayabiliyor.

Ama şunlar unutuluyor (1) sosyal güvence (2) devletin zarara uğraması.

Yazının devamı...

Kadın Hakları - Nazan Moroğlu ile Söyleşi

27 Ağustos 2020

Gündemde kadın hakları var ve sosyal medya şiddet olaylarıyla çalkalanıyor. Kadın hakları deyince aklıma gelen en önemli isim Nazan Moroğlu…

İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda MEF Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi olan Nazan Moroğlu için kadın hukukunun Türkiye’deki öncüsü diyebiliriz.

Moroğlu, kadın hukuku alanında ilk akademik çalışma olan “Kadının Soyadı” adlı master tezini 1998’da yayınlandı ve o zamandan bu yana gerek akademik camiada gerek baro kadın hakları komisyonunda gerekse de sivil toplum alanında önemli işlere imza attı.

Nazan Moroğlu’nu, benim de üyesi olduğum İstanbul Barosu’nda ziyaret ettim ve uzun zamandır yapmak istediğim söyleşimizi gerçekleştirdik. Nazan Hanım’ın verdiği bilgiler ve yaptığı işler ilham verici…

OK: Kadın hakları konusunda yıllardır önemli işlere imza atmış birisiniz. Sizi İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı olarak tanıdık. Şimdi ise İstanbul Barosu Başkan Yardımcısısınız. Kariyer yolculuğunuz biraz da kadın haklarının Türkiye’deki gelişimi ile paralel. Kadın haklarının gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz.

NM: Kadın hakları alanındaki çalışmalarım yaklaşık 40 yıl önce başladı. Kadın kuruluşlarında aktivist olarak görev aldım ve halen birçok sivil toplum kuruluşunda bu çalışmaları sürdürüyorum.

Bilindiği gibi, dünyada ve ülkemizde kadınlar uzun yıllar kanun önünde bile eşit haklara sahip olamamışlardı. 1900’lerin başında o yılların bakış açısıyla düzenlenen Medeni Kanun, Ceza Kanunu gibi temel yasalar, günümüzdeki tanımıyla “kadınlara karşı ayrımcılık” içeriyordu. Oysa insan haklarının temel kriteri herkesin eşit haklara sahip olmasına dayanır. Yasalardaki ayrımcılıklar erkek egemen zihniyetin yıllar içinde giderek daha kökleşmesine yol açmıştır. Bu nedenle kadınlar yasalarda eşit haklara sahip olsalar bile, hakları kullanmada engellerle karşılaşıyorlar. Uluslararası hukukta insan haklarının somut içeriği olan “kadın haklarını” odağına alan “

Yazının devamı...

Sağlık Verileri, Komplo Teorileri ve İnsan Hakları - Doç. Dr. Mehmet Tınç ile Söyleşi

24 Ağustos 2020

Covid-19 süreciyle dünya hiç olmadığı kadar değişti. İnsan türünün, Covid-19 virüsünün saldırısı altında olduğu malum. Köşe bucak saklanıyoruz, maskelerimizin altına gizleniyoruz. Kendimizi büyük bir tehdit altında hissediyoruz. Bu tehdidi savuşturmak adına tıp ve sağlık hizmetleri, ilaçlar en büyük umut kaynağımız.

Peki, sağlık ve tıp alanındaki mahremiyet konusunda tereddütlerimiz yok mu? İlaç şirketleri ne kadar masum? Covid-19 ve sonrasında gelmesi muhtemel diğer virüs saldırıları nasıl yok edilecek? Bu ve benzer birçok soru hepimizin kafasını kurcalıyor. Sosyal medyada ve basında yer alan röportajlarda da birçok komplo teorisini okuyoruz. “Sağlığımız öne sürülerek” hepimiz takip edilecek miyiz, bizlere çip takılacak mı?



Kişisel veri, gerçek kişiye ait her türlü bilgi olarak kabul ediliyor. Sağlık verilerimizin, kişisel veri olduğu konusunda şüphemiz yok. Üstüne üstlük sağlık verileri “özel nitelikli kişisel veri”. Çünkü sağlık verilerinin öğrenilmesi halinde kişinin ayrımcılığa uğrama tehlikesi var.

Konu insan hakları, mahremiyet, özel hayat ve bedenimiz üzerindeki haklarımız olunca konunun uzmanı kamu hukuku ve insan hakları üzerine önemli çalışmalar yapan Doç. Dr. Mehmet Rıfat Tınç ile söyleşi yapmak kaçınılmaz oldu.

Yazının devamı...

Arama motorlarında unutulma

20 Ağustos 2020

Geçmişin insanın peşini bırakmaması, dijital ortamlardaki kayıtların uzun süre kalması, bazen çok acı verici olabiliyor. Ancak buna tahammül etmek zorunda değilsiniz. Unutulma hakkınız olduğunu biliyor muydunuz?

Unutulma hakkı, “geçmişte yaşanılan olumsuz olayların ve/veya kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı” olarak tanımlanıyor.

Dijital platformlardaki ve arama motorlarındaki kayıtların uzun süre kalması, silinememesi, yayılması, kişilerin “kişisel verilerinin ihlali” olarak kabul ediliyor.

Kişisel Verilerin Korunması Kurulu (Kurul) yakın zamanda önemli bir karara imza attı. Kurul’un 23.06.2020 tarihli kararının konusu kişilerin ad ve soyadı ile arama motorları üzerinden yapılan aramalarda çıkan sonuçların indeksten çıkarılmasına yönelik taleplerdi.

Kurul söz konusu kararında:

-Arama motorlarını, üçüncü taraflara ait internette topladıkları verilerin işlenmesinin amaç ve vasıtalarını belirledikleri göz önünde bulundurularak "veri sorumlusu" olarak kabul etmiş,

-Arama motorları tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri ‘kişisel veri işleme” faaliyeti olarak değerlendirmiştir.

Karardaki tespitler oldukça yerindedir. Nitekim, arama motorunun işletmecisi otomatik, düzenli ve sistematik olarak internette yayınlanan bilgiyi bulmakta, daha sonra kendi indeksleme programları çerçevesinde alıp, kaydetmekte, organize ettiği kişisel verileri arama sonuçlarının listesi formunda düzenlemekte, sunucuları üzerinde saklamakta, belirli durumlarda açıklamakta ve kullanıcılarına sunmaktadır.

Yazının devamı...

Sosyal medya düzenlemesi

29 Temmuz 2020

Sosyal medya düzenlemesi şu an Türkiye’nin gündeminde.

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlemesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’da değişiklik yapılması bekleniyor. Meclisteki Kanun Teklifi’ne değinmekte fayda görüyorum.

Kanun Teklifi'nin yasalaşmasıyla ile birlikte, sosyal ağların belirli bildirim sürecine tabi tutulması gerekiyor. Türk Mahkemelerinin uluslararası alandaki yargı yetkisine riayet edilmesi, bilgi taleplerinin ve kişisel hak ihlallerinin engellenmesi, internet ortamında kimliklerin gizlenerek suç teşkil eden eylemlerin engellenmesi amaçlanıyor.

Aslında, bu Kanun Teklifi önleyici mahiyette tedbirler alınması ihtiyacı kapsamında ortaya çıkmış bir düzenleme diyebiliriz.

Kanun Teklifi’nde “sosyal ağ sağlayıcısı” deyimini görüyoruz.

Sosyal ağ sağlayıcı: sosyal etkileşim amacıyla kullanıcıların internet ortamında metin, görüntü, ses, konum gibi verileri oluşturmalarına, görüntülemelerine veya paylaşmalarına imkan sağlayan gerçek veya tüzel kişiler, olarak tanımlanıyor.

Peki, hangi sosyal mecaralar bu tanımın içerisine dahildir veya dahil edilebilecektir? Kanun Teklifi’nin henüz yürürlüğe girmemiş olması sebepleriyle, tam anlamıyla bir açıklama yapmak mümkün değil. Fakat Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal mecraların bu kapsamda değerlendirileceğini söyleyebilmekteyiz.

Sosyal Medya Düzenlemesinin Yaratacağı Değişiklikler:

Yazının devamı...

Artısıyla eksisiyle çoklu baro

21 Temmuz 2020

15.07.2020 tarihinde Avukatlık Kanunu’nda köklü değişiklikler yapıldı. Çoklu baro sistemine ufaktan bir merhaba dedik. Medyadan da görüldüğü üzere, çoklu baro sistemi biz avukatların kafasını oldukça kurcaladı ve birçok avukat ve vatandaş bu yeni düzenlemeye adeta isyan etti.

Medyada düzenlemeyi doğru bulmayan ve temel ilkelerle bağdaşmadığını öne süren birçoğu baro yönetimin yer alan hukukçuyu dinledik. Peki bu düzenlemeler aslında bir ihtiyacın ürünü değil miydi? Baro sistemi aslında iyi mi işliyordu?

Bu yazımda çoklu baro sistemiyle ilgili 15.07.2020 tarihli değişiklikleri artısıyla ve eksisiyle değerlendirmek istiyorum.

Malum, ülke olarak oldukça kalabalık bir nüfusa sahibiz, avukat sayımız da İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerde oldukça fazla.

Büyük illerde baro üyelerinin sayısı fazla olduğu için baronun nüfuz alanı da azımsanmayacak kadar yüksek… Avukatlık Kanunu’nun 77. maddesine eklenen cümlelerle artık, 5.000’den fazla avukat bulunan illerde asgari 2.000 avukatla bir baro kurulabiliyor. Bu düzenlemeyle baroların siyasi irade üzerindeki etkilerinin kırılması amaçlanıyor. Oldukça açık, siyasi irade, sürekli eleştirel pozisyonda görünen baroları zaman zaman kendi varlığı için bir tehdit unsuru olarak algılayabiliyor.

Demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri adına açıklamalar yapan baroların mevcut hali ve kendi iç dinamikleri de aslında çok fazla eleştiri alıyor. Zira, barolar, birçok üyeye sahip olmalarına rağmen, salt kendilerine oy veren gruba yönelik çalışmalar yapıyor ve hatta genellikle baro yönetiminde yer alan avukatların düşünce ve yaklaşımları doğrultusunda kararlar alıyorlar. Ne yazık ki birçok baroda alternatif fikirler ve muhalefet olmak değer görmüyor.

Bu noktada, çoklu baro sisteminin getireceği avantajlardan birisi baroların tekel gücünün kırılmasına imkan sağlaması. Bu şekilde tekelleşmeden kaynaklı sorunların minimize edilebileceğini düşünüyorum.

Diğer yandan, çoklu baro sisteminin hayata geçirilmesi noktasında acele bir tutum sergilendiğini görüyorum. Zira, getirilen değişiklik esasında baroların siyasi bir kimlik kazanmasına sebep olabilecektir. Baroların birer meslek örgütü değil de kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olmaları da tabiatları gereği dernek, vakıf veya siyasi parti yaklaşımına uygun olmadığı çok açık.

Yazının devamı...

Depozitoda yeni dönem

19 Temmuz 2020

2011 tarihli Türk Borçlar Kanunu’nun kira sözleşmelerine ilişkin bazı maddeleri 1 Temmuz 2020 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yeni yürürlüğe giren maddeler ticari kira sözleşmelerinde depozitoyu (güvence bedeli) yakından ilgilendirmektedir.

Günlük hayatta kira ilişkilerinde kiraya verene kira başlangıcında depozito verilmesi olağan bir usul iken, Türk Borçlar Kanunu’nun 342 maddesi depozito veriliş usulünü kökten değiştirmektedir.

Öncelikle depozitonun en çok ne kadar verileceği maddede düzenlenmiştir. Depozito depozito miktarı, 3 aylık kira bedelini aşamayacaktır.

İkinci olarak depozito alışılageldiği gibi para veya kıymetli evrak (örneğin, çek, senet) olarak verilebilecektir.

Depozito düzenlemesinde en dikkat çekici olan, para olarak verilen depozitonun vadeli bir mevduat hesabına depo edilmesi zorunluluğu ve bu depozito miktarının kira süresi bitmeden çekilemeyeceği hususudur.

Depozito olarak para verilmiş ise bu para vadeli bir tasarruf hesabına yatırılacaktır.

Banka, depozitoyu ancak ve ancak her iki tarafın rızası veya kesinleşmiş icra takibi ya da kesinleşmiş mahkeme kararı gereğince verebilecektir. Bu minvalde, bankanın özel bir özen yükümlülüğünün olduğu aşikardır.

Bu haller dışında kiraya veren, kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen 3 ay içinde kiracıya karşı kira sözleşmesiyle ilgili bir dava açtığını veya icra ya da iflas yoluyla takibe giriştiğini bankaya yazılı olarak bildirmemişse banka, kiracının istemi üzerine depozitoyu geri vermekle yükümlü hale gelmektedir

Yazının devamı...