ODALARDA NELER OLUYOR?

10 Şubat 2021

İki günlük haliyle değerlendirmiştim Clubhouse’ı! Herkesin kafasındaki soru; ‘Kalıcı olacak mı?’ Benim için hâlâ nitelikli can sıkıntısı gibi olsa da
üye sayısındaki hızlı artış, yukarıdaki sorunun cevabını veriyor.

Söz uçar, yazı kalır

Diğer sosyal mecralara göre en farklı tarafı, gerçek zamanlı ilerlemesi ve anların Clubhouse platformu üzerinde uçup gitmesi. Üye sayısındaki artışa oranla oda sayılarına katılım o kadar da artmış değil. Öngörülen bu muydu bilmiyorum ama platform ünlü insanların ünsüzlerin odalarında dinleyici olmasıyla da ilginçleşiyor. Geyik sohbet dönerken birden ‘Aha Ece Seçkin odada’, ‘Nevzat Aydın bizi dinliyor’ gibi birçok örnek bulabilirsiniz.Herkes teknik bilgiler verse de sosyal medyaların kalıcı popülerliğini sağlayan içerisinde flört etme fırsatları sunabilmesi.

Neticede en ilham verici sosyal medya buluşlarından Pinterest’in hayatlara tam değememesi dahi bu sebepten! Buranın yeni oluşmaya başlayan fenomenleri tersini savunsa da havadan sudan konularla açılmış odalar tam da buna hizmet ediyor. 

Bu sohbetlere kulak kabartın

10 günlük deneyimde benim favori odalarım Cem Nadiran; hepinizin tanıdığı mahlasıyla Funky-C’nin Birol Giray, Hakan Kabil gibi isimlerle yaptığı, DJ’ler, prodüksiyon ve müzik üzerine sohbetler muazzam akıyor. Kurumsal deneyimlerini ‘Bedava Fikir’ podcast’leriyle paylaşan Hakan Şık da kendi gibi

Yazının devamı...

NİTELİKLİ CAN SIKINTISI

3 Şubat 2021

Çağımızın en büyük sorunu bu! Tanımlanmış mutluluklardan rahatsız olduğunu söyleyip tanımlanan kültür üzerinden entelektülite devşirmek. İzlediğiniz dizi, bulunduğunuz sosyal medya platformu, hatta desteklediğiniz yardım kampanyaları dahi çoğunluğun iz düşümü! Şimdiyse moda Club House! Yoksa siz henüz girmediniz mi? Zor bulunduğu iddia edilen davetiye gelmedi mi? Çok şey kaçırmadığınızı söyleyebilirim... Yine dünyanın bize dayattığı, sosyal medyada varolan tiplerin hemen koşturduğu bu sohbet odalarında saatler öldürülmeye başlandı bile. Bu zamanları nereden mi alacak? Tabii ki Instagram’dan! Zaten düşüşte olan Instagram live sohbetleri tamamen öldü diyebiliriz. Düşünün; oradan çıkış yapan Melikşah ve Bartu hemen sponsorunu da alıp buraya taşınmışlar. Daha önceki deneyimlerimizde olduğu gibi örnek girişimci Zuckerberg uygulama satın alamazsa Instagram’ın içerisine hızlıca evriliverecek. Dizi izlenen platformlarda olduğu gibi Club House sohbetlerine de Instagram üzerinden ‘ortamlarda yeniliklerden geri kalmadık’ algısı yapılıyor.



Gündüz yılbaşı ağacı önünde beş kıyafet değiştiren moda blogger’ı ablamız bir odada üniversitelerin sorunlarına güzellemeler yapıp, diğer odada ünlü dedikodusu yapıyor! Şimdilik buranın fenomenleri moderatör doğanlar! Yıllarca ajans tarafından sosyal medya figürlerine para kazandıranlar ‘asıl keramet bizde’ dercesine sohbetler yapıp influencer’ları konuşmaya davet edip, biraz da “Kral çıplak” dedirtiyor.

Evde canları sıkılan, dizi tavsiyesi dilenenler için hızır gibi yetişti çoğunluğu ‘boş’ geçen, saatler süren sohbet odaları...

Yazının devamı...

SİMÜLASYON İÇİN GERÇEKLİK!

27 Ocak 2021

10 yıl öncenin spor programlarında ‘entelektüel’ ayrışmanın en büyük konu başlığıydı ‘Futbol sadece futbol değildir’! Sahanın içindeki her hinliği bilen çimleri yutmuş eski sporcular Simon Kuper’in bu kitabını kılavuz yapmış fularlı, bandanalı, kasketli yeni tiplere koltuklarını hızla kaptırıyordu. Yeteneği, çevresiyle birikime sahip eski sporcuların yanında menajerlik oyunlarını ezberlemiş tipler daha donanımlı, bilgili duruyordu. Aslında kitap yorumcularının anlattığı gibi sempatik görmüyordu bu endüstriyelleşmeyi! Zaten orijinalindeki ismi de ‘Futbol düşmanlarına karşı’...

Kitap 27 yıl önce yazıldığı için endüstriyelleşmesini pazarlama üzerinden tanımlayarak amatör ruhun ölüşünü anlatmaya çalışıyordu. Bugün durum endüstriden simülasyona hızla evrimleşiyor! Artık video oyunların gerçek oyunlardan daha fazla tercih edileceği, sahadakilerin bu simülasyona gerçeklik katmak için gölgede kalması pek de uzak tarihler değil.

Pazarlama sektörünün hayatımıza soktuğu sosyologların da kolayına gelen Z kuşağı bu dönüşümü kendi içerisinde yaşamaya başladı. Onlar zaten esporlara doğdular. İzledikleri, dahil oldukları her şeyde hıza önem veriyorlar. Piyano çalmak kadar yetenek isteyen 15 tuşlu joysticklerle 10 saat ekran başından kalkmıyorlar. Flörtleriyle dahi en büyük sorunları “Oyundayım” cümlelerine saygı duyulmaması!

LOBİCİLİKTEN BU KADAR ÇEKMİŞKEN…

Lobilerden çok çekmiş bir millet olarak neden ötekileştiririz kökeni bizden olanı! Büyüdüğü ülkede önemli bir figür olmuş ama köklerinden kopmamış isimleri ne kadar doğru kullanabiliyoruz? Söz konusu kişi Mesut Özil! Fenerbahçe’ye olan transferinin sporsever olarak herkesi heyecanlandırırken geçmişte yaptığı milli takım tercihi üstünden yine kutuplaştık! Tabii ki böyle bir yeteneğin ay-yıldızlı formayla başarılarımıza başarı katmasını herkes ister. Ama onun önderliğindeki Almanya’nın Dünya Kupası’nı kaldırması; orada dışlanan gurbetçilerimiz için olan öneminin farkında mıyız?

Cezayir kökenli Zidane’ın, Fransa’yla Dünya Kupası’nı kaldırdıktan sonra ırkçı Jean-Marie Le Pen’e aldığı tavırla göçmenlerin görüşünü tüm dünyaya göstererek seçimlerin seyrinde büyük rol oynamıştı. 10 yıl önce yaptığım televizyon programı için Türkiye’de konuk ettiğim oyuncu Isaiah Washington’ın, Amerika’daki şöhretini kullanarak kökeni Sierra Leon için dünyada yaptığı çalışmaları duyunca çok şaşırmıştım. Amerikan vatandaşı olarak dedelerinin memleketine orada yaşayanlardan çok daha faydası olduğu bir gerçek! Batıda aleyhimizde olan çoğu kararın arkasında Osmanlı sonrası bu ülkelere göç etmiş ‘kökenli’ lobilerin olduğunu düşünürsek, gittiği yerde başarılı olan Türkler’i birbirleriyle kenetlendirsek daha doğru olmaz mı?

HAFTANIN ‘BRAVO’SU

Yazının devamı...

YENİ ‘YENİ NORMAL’

6 Ocak 2021

Söz konusu Covid-19’sa, nispeten daha iyi bir yıl bekliyor bizi. Neticede tüm dünya yavaştan ‘aşılanmaya’ başladı. Muhtemelen biz de bu ay içerisinde bu furyaya gireceğiz. Kısa sürede her şey eskisi gibi olacak beklentisi hakim! Yeni normal bitiyor ama bizi bekleyen yeni bir ‘yeni normal’.

Financial Times’ta Emma Jacobs IK araştırmalarında kafa karıştırıcı olarak yorumlamış. Araştırmasında olumlu eğilimli, edindiğimiz iyi alışkanlıklar üzerinden bir yeni yeni normal gözlemlemiş. Aslına bakarsanız bu olumlu eğilim denilen şey, masa başı çalışanların çoğunun kalıcı ofisleri salondaki kitaplıklarının önü oldu diyebiliriz.

Zoomagedon!

Bunun olumlu etkileri olduğu kadar bi’nevi mecburi devamlılıkları da olacak. Ofis maliyetlerinden sıyrılan patronlar bu dönemde yoğun iş seyahatlerine de gerek olmadığını gördü. Yüksek uçuş sınıflı, transferli, konaklamalara gerek kalmadığı gibi seyahat edecek kişiyi zaman olarakta daha efektif kullanabileceği görüldü. Siz bir de buna şehir içindeki 2-3 saatleri bulan trafiği de ekleyince ortaya fazladan zamanlı beyaz yakalar ortaya çıkıyor.

Beyaz yakalar ileride yeni bir kriz geldiğinde bu zaman tasarrufundan kendilerinin de tasarruf edilebileceğinin farkında! O sebepten yeni ‘yeni normal’de Zoom toplantıları daha da uzun olacak. Birbirleriyle çalışan iki farklı şirketin profesyonelleri netice odaklı olduğu kadar zaman tasarufunu da zoom üzerinden dolduracak. Yani o bildiğiniz 20’şer dakikalık iki dilimli verimli toplantı öğretilerini çöpe atın. Yaşasın 10 kişi katılımlı üç saatlik ‘Zoomagedon’ toplantılar.

Park köşelerinde toplantılar

Beyaz yakalılar Zoom’dayken, patronlar ya da küçük girişimciler nasıl toplantı yapıyor dersiniz? Yürüyerek! Bebek sahilinde gezen ya da park köşelerinde ellerinde karton kahveyle söyleşen kelli/felli, sakallı bir kalabalığı gözlemleyebilirsiniz. Keşke otellerle ilgili verilen açık tutma kararının kapsamı genişlese, 2021’de de boş kalması muhtemel toplantı odaları bu şartlara göre dönüştürülebilse!

Yazının devamı...

TANIMLI İSKANDİNAV MUTLULUĞU!

30 Aralık 2020

Evlere kapanınca tekrar tartışılır oldu mutluluğun ev içindeki formülü! Konu mutluluksa eski feng-shui’cilerin felsefesini unutun.Tabii ki bunun en iyisini İskandinavlar bilecekti! Düşünsenize; üniversitelerinde mutluluk enstitüleri dahi kurup, felsefelerini tüm dünyaya kitaplaştırıp yaydılar. Ne vereyim ablama? Azla yetinenlerdenseniz Lagom, rahatlığa adapte bir mutluluk peşindeyseniz Hygge verebiliriz.

O tanımlı mutluluğun peşine ilk takılanlardan biri olup Hygge’yi çevirisini beklemeden orijinali çıkar çıkmaz edinmiştim. Farklı detaylar anlatsa da olayın hep şömineye bağlanması bekarlığa geçiş evimin durumunda sebep pek bana uymadı.

Yine de uzun yıllar süren evliliğini bitirmiş biri olarak flörtleşmedi pasımı alan küçük sohbetlerde çok işe yaradığını gördüm. 80’lerde doğmuş Türk kadının mutluluk arayışını ilk o dönem gözlemledim.

Carrie’nin izinden

Aslında bu arayışı sadece bizde değil, tüm dünyada bu şekilde evriliyor. Bu tip kitapların bestseller olmasının sebebi de bu arayışlar. Eskinin doğru partner arayışı şimdinin doğruya partner arayışına dönüşüyor. Hep ‘Issız Adam’ konuşulurken bellki de metropol kadını erkeklerden de ıssızlaşmaya başladı. Aslında bu evrilmenin etkisi 20 yıl önce bir televizyon dizisiyle başladı. Kült sıfatını hakeden ‘Sex&the City’de Carrie’nin hatta Samantha’nın etkisi yadsınamaz 80-90 arası doğanlarda! New York’un çatılarında Cosmopolitan içip sosyalleşmeleri, özel hayatlarındaki fırtınlarda çoğu kendini buluyor.

Sisifos’un trajedisi sonlar

Tanımlanmış mutluluğu İskandinav’dan ithal etsekte genler Akdenizli! Düzenli, programlı yaşam da bir yere kadar. Mum ışığı ve kadeh silüetinde dizi ralilerindeki gibi bu felsefeler aslında sadece ortamlarda küçük sohbetlerde kullanılıyor. Kapitalizmin yaptığı gibi sizi bağımlı hale getirip, dizi çukuruna düşürüp tanımlı bir mutluluk hatta partner beklentisine sokuyor.

Metropol kadının yaşadığı değişimi karşı cinsi yaşayamayınca, iş biraz Sisifos’un trajedisine dönüyor. Akdeniz-Orta Doğu harmanına istediğin kadar dizi yükle, tanımlanmış mutlulukta taşınan o taş hep başladığı yere geri yuvarlanıyor.

Yazının devamı...

ÇAĞDAŞ ‘SANAL’ HAFTA SONU

23 Aralık 2020

Son ana kadar yapılacağı umudunu verse de, malum şartlardan fiziki olarak ertelenip dijital versiyonuyla başladı Contemporary İstanbul! İki hafta önce apar topar yapılan açıklama sonrası zorlama bir iş beklentisinin altından profesyonel olarak kalktı fuarın yönetimi. Tabii ki fiziki tadı vermedi ama olabilecek en kusursuz haliyle gezginlere açıldı diyebilirim.

İlk karantina döneminde Google, arts&Culture uygulamasıyla dünyaca ünlü müzeleri ücretsiz gösterime açmıştı. Müzeleri daha önce görenler için hiçbir anı canlanmazken, henüz ziyaret etmeyenler için yüksek çözünürlüklü görsellerden farksızdı. Fuarı biraz daha heyecanlı kılan belki de isminden de sebep görmediğimiz eserleri üç boyutlu salonlarda görmek oldu.

Covid-19’un mutasyona uğrama riskiyle tekrar kendini eve kapatmaya hazır dünyada böyle bir dijital fuar beklenilenden de fazla konuşulabilir. Yabancı katılımcı galeriler de bunun farkında. Opera Gallery, dünyadaki 13 farklı merkezindeki üyelerine Contemporary İstanbul’daki dijital odasını açacak.

Nisandan bu yana hazırlık

Tabii ki VIP ön gösterimdeki gör-görül sosyalliği, sanatçıların koleksiyonere gösterdiği statü sanal galerilerde yok. Fuarları gezerken protest, sadece bazı isimleri takip edenlerdenseniz, oldukça başarılı bir indeksleme yapılmış. 13’ü yabancı 37 galeri, 560 sanatçının bin 354 eserinin yüklendiği bu sanal ortam, sanıldığı gibi iki haftada değil; nisan ayından bu yana hazırlanıyormuş.

Sadece 10 kişi izledi!

Yazının devamı...

IŞILDAYAN KARANTİNA MEYDANLARI

16 Aralık 2020

Dijitalleşen dünyada sanat ne kadar dijitalleşecek? Pandemiyle dijitaldeki hızlı dönüşüm etkisi sanata ne kadar yansıdı? Bu sürecin gözlemini tam da ilk karantinanın olduğu dönemde bu köşede, LED ekranlardaki sanat eğilimine yönelik yazmıştım. Karantinaların tüm dünyada tekrar başladığı şu günlerde şehrin boş sokakları Istanbul the Lights kapsamında aydınlanıyor. Taksim’de, Beşiktaş’ta Maçka’da, Bağdat Caddesi’nde yerli sanatçıların eserleri ilham veriyor.

Belki de sanatın biz iyileştirmesine en ihtiyaç duyduğumuz dönemde o boş karantina meydanlarından tüm dünyaya pozitif mesajlar yayılıyor. Projenin direktörü Ayça Okay ve İstanbul Plugin’in küratörü Esra Özkan’ın seçkisinde ışık ve dijital heykel enstelasyonlarının yanı sıra platform, artırılmış gerçeklik tekniğiyle üretilmiş eserler de İstanbullular’a akıllı telefonlarında deneyimleme fırsatı sunuyor.

En dikkatimi çeken Hakan Yılmaz’ın ‘The Borders’ isimli eseriydi. Son dönemlerde rengi eksik olan meydanda, en görünür yerde enstale olması tüm meydanı duran halinden çıkarıyor. Sanatçının bir diğer büyük eseri ‘The One’, İstanbul Havalimanı’nda sergileniyor. Bu eser aynı zamanda geçtiğimiz yıl Contemporary’de çok konuşulan eserinin devamı niteliğinde... Yılmaz’ın medya sanatçılığını heykel sanatıyla birleştirme tekniği, kendisinin eserlerini dünyada eşsiz bir duruma sokuyor.

Bağdat Caddesi’ne karanlık düştüğü zaman Şaşkınbakkal’da Ouchhh’ın Ai Datamonolith dev ekranı gerçek anlamda sizi içerisine alıyor! Taksim Meydanı’nda bir diğer ışıltılı eser multidisipliner Emre Namyeter’in The Marmara girişinde konumlanan ‘Untitled’ı...

En son 2019’da; Amsterdam’daki Light Festival’de şehirde olma fırsatı bulmuştum. Kapsamı çok daha geniş olsa da bu pandemide sanat yorumu olarak çok iyi iş çıkardığımızı söyleyebilirim. Maalesef ki sanatın, medya ve koleksiyoner tarafındaki desteği, belli isimler arasına sıkışmış. Dönüşen dünyada dijital eserlerin dünyadaki yükselişi koleksiyoner seviyesinde ne durumda derseniz; biraz daha yolu var diyebilirim...

KİM HAKLI?

Ligin zirvesinde, son haftaların en flaş takımını yeniyorsun; hem de o takımın geçtiğimiz yıl yardımcı antrenörüyken! Finali şampiyonluk olsa, Amerika’da ESPN belgeselini çeker.

Yazının devamı...