KUPADAN FAZLASI

2 Haziran 2021

Popülerliğini bir diziye borçlu olduğu hep anlatılır ülke basketbolunun. Ama bizim jenerasyon için; yani henüz 40 olmayanlar kulübündeyse o aşk Koraç, yıllarıyla pekişmiştir. Okuldan çıkıp Abdi İpekçi’nin önünde saatler süren kuyrukla bekleyen, terlediğinde alnını Naumoski gibi tişörtle silen, yanından geçene Tamer Oyguç gibi duvar olan, havaya zıpladığında “Conrad” diye bağıran çocukluğumuzun takımı; şimdinin Anadolu Efes’inin mutluluğuydu pazar gününün kupası. Geçtiğimiz yıl tamamlanmayan sezonla başlayan ‘yarım kalan hikaye’ bizim gibi 90’larda çocuk olanlar için bitmeyen hikayenin taçlanmasıydı. Fenerbahçe’den sonra basketbolda Avrupa’nın zirvesindeki kupanın tekrar Türkiye’ye gelmesi; hatta son beş finalde mutlaka bir Türk takımının olmasıyla da rahatlıkla söyleyebiliriz basketbolda zirvede olduğumuzu. NBA’den sonra tartışmasız en fazla takip edilen basketbol turnuvası olduğunu da söyleyebiliriz Euroleague için! Sisteme ve koç basketboluna daha fazla ilgili olan basketbolseverler için NBA’den bile daha ilgi çekici. Peki Euroleague kendi potansiyelini ne kadar kullanabiliyor dersiniz? Bardaklarının yarısı kadar bile değil diyebilirim!

NBA’den feyz alayım derken

Pazarlama konusunda NBA’den esinlenmeleri gayet normal! Başarılı bir modelin Avrupa’da bir benzerini kurmak için oluşturulmuş bir yapı neticede. Ama nedense çoğu ünlü iş birliği ve oyuncu koçlarla yaptıkları sezon öncesi filmleriyle kötü bir İspanyol festival komedisi hissi verir bana. Mesela bu yıl her yerde ‘La Casa de Papel’ oyuncusu Darko Peric vardı. Resmi sosyal medya hesaplarında finale kalan takımlar kadar paylaşıldığı yetmezmiş gibi kupa töreni öncesi resmi canlı yayına oyuncuların yanında röportaja çağrıldı. Tabii ki fanları olan diziden bir ismi konukların arasına almanın faydası var. Ama senin liginin Jack Nicholson, Spike Lee, Drake gibi konumlanacak ismi tek başına Peric olacaksa global değil, hâlâ Katalan merkezli bir İspanyol gibi düşünüyorsun demektir.

Ligin büyüklüğündeki en büyük destekçi adıyla var olan Türk Hava Yolları. Milli havayolumuz bu sponsorlukla kendi konulandırmasını harika yapmaya devam ediyor. Euroleague komisyoneri Jordi Bartemou’ya da sadece adıyla değil, reklam-pazarlama birikimiyle de katkı sağlaması Avrupa basketbolunun popülerliği için daha faydalı olabilir. Hali hazırda filmlerini yönettiği Ridley Scott’ı, Mehmet Öz’ü ya da geçmişte çalıştığı birçok ünlü ismi bu konuya nasıl dahil edeceğiyle ilgili deneyimlerini aktarsa...

ASIL MERAK FİYATLAR

Ve nihayet restoranlar dün itibarıyla açıldı. Tabii ki saat sınırlamaları sektörü tatmin etmiş değil. İşin bu tarafının dışında herkesin dilinde olan bir fiyat tedirginliği var. Malum, rakamlar revize edilmek zorunda. 15 aylık pandemide hep yarım yamalak yapıldı menüler. Bekleme maliyetinin dışında tüm dünyada olduğu gibi artan gıda fiyatlarının da tabağa yansıması olacaktır. Bu geçiş sürecinde rakamların kabul edilebilir seviyedeki artışını dengelemek için çoğu restoranda o kitap gibi menülerin yerine tek sayfa göreceğimize eminim. Aslında işin doğrusu da bu!

 

 

Yazının devamı...

HİPSTER’LARIN DÜNYASI

26 Mayıs 2021

Alacalı kürkler, parlayan logolu deri çantalar, markasını göğsünde bağıran tişörtler ve çok sesli spor otomobiller... Lüksü ve zenginliği böyle sanıyorsanız fazlaca 90’larda kaldığınızı söyleyebilirim. Artık bu tip gösteriş ekonomisini sadece Körfez zenginlerinde, oligarklarda ve dünyaya yeni açılan çekik gözlü zenginler ayakta tutuyor.

Yeni lüksün tanımının bayrağını hipster’lar taşıyacak. Tabii bahsettiğimiz o 70’lerin hipster’larından çok daha farklı. Felsefeleri birbirine benzer de olsa, bu yeni hipster sınıfı gerçek kelime anlamıyla daha fazla örtüşüyor. Yeni hipster’lar konforlarına, sağlığına ve kişisel bakımına oldukça ilgili. Dünyada hipster’lara başlayan yönelmenin en büyük sebebi ‘sürdürülebilirlik’ diyebiliriz.

Çevreciliğin, ‘aktivist’ bir hareketten çok mecburiyete dönmesi an meselesi. Önümüzdeki dönem Paris İklim Anlaşması’nın şartları çok daha fazla ağırlaşması kaçınılmaz. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz pek tabii bindiğimizin sürdürülebilir hatta yenilenebilir olması gerekecek.

Nasıl tanırsınız? 

Dövmeler, uzun ve bakımlı saç, sakal ile el yapımı aksesuarlar! Dışardan görünüşüyle de bir hipster’ı tanımlamak çok zor değil. Avustralya’da bu akım gün geçtikçe büyüyor. Hatta bunu takip eden sektörler için ‘Flat White’ ekonomi altında bir genelleme yapılıyor. Montreal’deki baristaların hipster tarzının benimsemesi, bu adlandırmanın ilham kaynağı... Etnik, el işi yapan küçük işletmeler de bu tanımlamaya yatkın.

Bu akım çoğu büyük şirketin karşısında gibi görünse de, kapitalizmin yeni yüzüne de kendini hazırlıyor. Paris İklim Anlaşması’nın önümüzdeki dönem alacağı sert kararların ardından ‘yeşil çalışma’ altyapısı da pandemiyle birlikte hayatımız girdi. Bir diğer yeşil ekonomiyle, yeşil beslenmeyle inşa ediliyor. Yükselen popülerliğiyle veganlık, sürdürülebilir kâr getiren bir ekonomiye dönüştü. Hayvanlara yapılan kötü muamele ve hayvancılık, çevreye verdiği zararla ilgili etkileri çok daha sık duyacak, hatta izleyeceksiniz.

Yeşil beslenmenin bu kadar yaygınlaşma sebeplerinden biri de ‘kazan-kazan’ mantığının çok iyi anlatılması. “Sağlığın için de dünyanın geleceği için de iyi” mesajı çok net veriliyor. Aydınlar tarafından makaleler, herkesin izlediği platformlardan basit belgesellerle mantık kavranıyor. 2050’ye kadar tüm dünyanın vegan olması, sera gazı salınımının 3’te 2 azalmasını sağlayacağını gösteren araştırmalar var. Önümüzdeki dönem veganlık bir seçiş değil, mecburiyet olacak gibi duruyor.

Yazının devamı...

FEANA GELİYOR!

19 Mayıs 2021

Şampiyonlar Ligi finali, Formula 1, ülkelerin seyahat kısıtlamaları derken, turizmin pozitif döneminde olmadığımız büyük gerçek. Hava olumsuz, moraller bozuk! Tam da böyle günlerde geleceğe umutla bakacak, harika bir haber aldım geçtiğimiz hafta... Dünyanın en büyük otel gruplarından Accor’un beyin takımı, tam kapanma sırasında Türkiye’de buluştu. Denetim ziyaretinde bir izlenim verilse de, işin içinden Miami’nin Art Deco mimarisiyle otelcilik dünyasında farklı bir konumda olan popüler markası Feana’nın Türkiye’ye geliş müjdesi çıktı. Bir başka sevindirici gelişmeyse, grubun Londra ve Paris’in de içinde olduğu gelişimine odaklanılacak dört şehirden biri olarak İstanbul’un seçilmesi oldu.

Tabii bunda Türkiye’nin potansiyelinden sonra en büyük pay iki Türk’ün... Accor Otelleri Dünya Ticaret Başkanı Yiğit Sezgin ve Türkiye, Lüks Markalar Müdürü Uğur Talayhan. İsimlerindeki ‘ğ’ harfine kanmayın! Onların global turizmin marka ismi; Yighit ve Ughur’u. Daha önceki yıllarda Türkiye’de görev yapmış Mena ve Hindistan CEO’su Marc Willis’in de ülkemize olan hakimiyeti büyük faktör.

Neden önemli?

Pandeminin en fazla dönüşüme uğratacağı sektörlerin başında geliyor turizm... Öngörülen bir ‘iş seyahati’ sınıfının yok oluşu şimdiden söz konusu. Önümüzdeki dönem tercihlerinde konaklamadan çok deneyimleme otel seçimlerinde belirleyici faktör. Accor da gelişime ağırlık verdiği dört şehirde, bu tip deneyimsel markaları dünya pazarına çıkarmayı planladığını sanıyorum. Buenos Aires ve Miami sonrasında Faena’nın İstanbul’da olacak olması bu bakımdan da sevindirici.

Bu buluşmadaki bilgilerimi teyit etmek için Uğur Talayhan’la yaptığım telefon konuşmasında “Sadece Faena değil” detayını da aldım. The Delano, SLS ve Orient Express gibi markaların da İstanbul’a getirilmesi için uğraşılıyor. Talayhan sohbetimizde Türkiye’ye olan ilginin sanılanın aksine artarak devam ettiğini anlattı. “Şehir olarak vereceklerimizin dünyada alternatifi yok. Hizmet ve servis kalitemizi de öyle. Grubun lüks markaları İstanbul’a gelmek için can atıyor. Marc Willis, Samir Nassir ve Yiğit Sezgin’le sadece İstanbul dışında da yer baktık” dedi. Turizmcilerin çoğu Şampiyonlar Ligi finalinin ertelenmesine avantajlı bakıyorlar. İki yıl sonra 100 binlerce kişiyi ağırlamayı şu anki bin kişilik tanımlı isimlere tercih edecekleri kesin!

ARTACAK VEGAN DÖNÜŞÜMÜ

Beğenin ya da beğenmeyin, vegan ekonomisi neredeyse normal restoranların önüne geçmiş durumda. Bunun farkında olan birçok işletme ‘felsefe’ tarafından kendini anlatarak, dönüşmeye başladı. New York’un meşhur Eleven Madisson Park’ının kurucu şefi Daniel Humm, restoranını etsiz dönüşümünü gerçekten bir felsefeye dayandırarak gerçekleştirdi. Hemen ardından ünlü gastronomi dergisi Epicurious, sayfalarında et tariflerine yer vermeme kararı aldı. Malum; iki yıldır tekelleşmiş dizi platformunda et karşıtı belgesellerin ardı kesilmiyor. Satın alma maliyetlerini ve israfa karşı duruş nedeniyle vegan restoranların felsefesi yeme içme sektörü için kurtarıcı olabilir. Her ne kadar vegan ve vejetaryenliğin popüler kültür tarafından itildiğini yazdığımda ‘vegan saldırısına’ uğrasam da, sağlıklı ve sürdürülebilirlik açısından kaçınılmaz bir dönüşüm söz konusu. Hadi şuraya tahmini de bırakayım; bizim gibi etçil bir ülkede dahi 10 yıl içinde restoranların yarısından fazlası bu konseptte olacak!

Yazının devamı...

TERS GÖÇÜN YENİ KİMLİĞİ

12 Mayıs 2021

Şüphesiz ki pandeminin en kalıcı etkisi iş dünyasında oluyor. 15 yılda gerçekleşmesi beklenen dijital geçiş süreci neredeyse tamamlanmak üzere. İşveren maliyet olarak bu durumdan çok mutlu. Gerçi çalışanların dijital köleye dönüştüğüne dair bir yazı da kaleme almıştım. Peki bu dönüşümün olumlu etkisi olarak ters göç başlar mı? 

Şehrin o stresli, yoğun ‘pahalı’ hayatından bıkan herkesin emeklilik hayaliydi İstanbul’u terk etmek! İş hayatının zirvesindeyken şehri terk etme planları yapanların çoğunda ya bir tükenmişlik ya da travma kararlarında etkili olurken, Post-Kovid dönemde bu tamamen farklı olacağa benziyor.

Ofissiz hayat normalleşiyor

Aslında şimdiden bu dünyanın provası yapılıyor. Yazlık yerlerde, plajdan toplantılara katılanlara eskisi gibi tatilde gözüyle bakılmıyor. Böyle bir durumda kaos içindeki bir şehirde yaşamak yerine; doğada, her şeye en taze erişimin olduğu, nispeten hesaplı bir hayatı yaşamak, emeklilik hayali olmaktan çıktı.

Mesela İtalya! Terk edilmeye yüz tutmuş, nüfusu azalan köylerini tekrardan yerleşime açmak için taşınana bedel ödemeye bile hazır! Tek şartı, kalıcı ve sürdürülebilir bir işinin olması. Yanlış anlaşılma olmasın; bölgede bir istihdam ya da iş oluşturulması değil amaçlanan. Şehirlerdeki yoğunluğu buralara dağıtmak ve üretimi değerli kılacak tüketimi sağlamak. Vadedilen en büyük hizmetse hızlı internet!

Geleceği kurtarır mı?

Mustafa Kemal Atatürk’ün köy enstitüleri hayalini tekrar hayata geçirmek için belki de en doğru zaman! Ters göçe hazır; nitelikli birçok insan var iş dünyasında. İnterneti hızlı köyler kurmak; belki de buradaki okullarda yazılım bilen çocuklar yetiştirmek, Türkiye’nin kaderini kısa sürede değiştirebilir. Mobil düzeniyle burada çalışan iyi maaşlı profesyoneller, gittikleri yerin ekonomisini de tüketici olarak değerli kılacaktır. Çiftçi ektiği ürünü şehirlere göndermeden çok daha karlı şekilde köyüne ve çevresine satması sağlanacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, ‘Milli Teknoloji Hamlesi’ mesajı altında heyecan verici işlere imza atıyor. 10 yıl sonra bu internet köylerinden yetişmiş yazılımcı çocuklar, bilgisayarlarından tüm dünyaya hizmet verebilir ve turizme alternatif bacasız sanayi geliri oluşturması hiç de uzak bir fikir değil.

 NATÜRMORT AŞKI (!)

Yazının devamı...

‘İYİ Kİ’ TESELLİCİLERİ

5 Mayıs 2021

Sosyal medyanın zehirli etkisi pandemide daha mı arttı dersiniz? Herkesin nefret nöbetleri tuttuğu, tepkilerinin de duyarlılıklarının da aşırılıklarına rağmen ‘Trend Topic’ ömürlü oluşunun... Bir de ‘iyi ki’ciler var! Vakti zamanında belli sebeplerden ülkeden ayrılıp, olduğu yerle övünen bir güruh bu. Onlar için Türkiye’de kötü yorumlanabilecek her olay, kendi hayatlarının reklamını yapma fırsatı veriyor. Beyin göçüyle gitmiş bilim insanı ya da büyük başarılara imza atmış girişimci değil hiçbiri! Oldukları yerde mutlular mı? Hiç sanmıyorum.

Lobimiz  nasıl olur?

Bu göç durumlarına tutucu bakanlardan olmadığım gibi orada başarılı olanların bize fayda sağlayacağını düşünenlerdenim. Hele ki yeni dünyanın en büyük savaşlarının lobi faaliyetleriyle yapıldığını düşünürsek! Bizden gidenler, orada ticaret yapıp, başarılı olanlar dahi oraya ait olmayı beceremiyorlar. O aktif kullandıkları her konuda fikirlerini açıkladıkları sosyal medyalarında İngilizce ya da Almanca yazı göremezsiniz. Nedense gittikleri gibi kendilerine benzeyen Türk arkadaşlarından başka bir sosyal çevreye de girmeyi tercih etmezler. Televizyonlarında bizim yarışmalar, haberler ve tartışma programlar izlenir.

Oraya entegre olamamış, fiziken gitmiş ama kafaca burada kalmış kişiler yüzünden hatırı sayılır bir lobimiz yok çoğu devlette. Belki de ihtiyacımız olan oraya gitmiş ve sürekli burayı eleştiren Türkler yerine Türk ‘kökenli’ olup, yaşadığı ülkeyi benimseyenlerdir. Ahmet Ertegün, Arif Mardin ve Burhan Doğançay gibi isimlerin yerine yenisini koymamız, Muhtar Kent’leri çoğaltmamız, bize gerçekten “İyi ki” dedirtecektir!

BENCE AYIP EDİYORUZ

‘Türk kökenli’ lobimiz derken, son dönemde bir kişinin hakkını tam anlamıyla teslim etmiyoruz. Ne zaman BionTech’in geliştirdiği aşının başarısından bahsetsek, Uğur Şahin’le sınırlı bırakıyoruz. Haberlerde, açıklamalarda ve ilgili makalelerde bu başarıda ortaklığıyla var olan Özlem Hanım’ı ara ki bulasınız! Dünya çapında tüm övgüleri, ödülleri birlikte alırken bizim medya ve siyaset dünyamızda Uğur Şahin’in bir yardımcısı gibi konumlanıyor Özlem Hanım!

Eğitimi ve bilim insanı olarak yaptığı çalışmalarla genç Türk kadınlarımıza büyük bir ilham kaynağı olma fırsatı var. İlgili kurumların Özlem Hanım’ın hakkını teslim etmenin ötesine geçip, bunu fırsata çeviremiyor oluşunu anlamış değilim. Hem de gündemin tamamen Kovid-19 olduğu bu yıllarda! 

Yazının devamı...

DIŞ GÖRÜNÜŞLE YARGILAMA (!)

28 Nisan 2021

Kıyafetiyle birisini değerlendirmek örf ve adetlerimize göre ayıp kaçar, birçok deyimle de öğütlenir. Yine de birçok kıyafet kodu, marka seçimi hatta sosyal hayattaki aktiviteleri bile karşınızdaki kişi hakkında size bazı ipuçları verir.

Özellikle yeni kuşak girişimcilerin giyim tarzıyla bizdeki vurguncu girişimciler arasındaki moda farkı dikkatinizi çekmiştir. Steve Jobs’un başlattığı, Mark Zuckerberg gibi isimlerde daha belirgin olan basit giyinmenin sebebi olarak da “Ne giyeceğim?” diye düşünülecek vakit kaybından kurtulmak olarak gösteriliyor. Basit bir ‘sneaker’ hatta terlik; üstüne de hep aynı renk olan sade bir tişört, Silikon Vadisi’nin milyar dolarlık girişimlerini kuranların ve yöneten profesyonellerin tercihi...

Yelekli girişimciler

Bizdeki girişimcilerden buna benzer modelde sadeler de, kendine has tarzı olanlar da mevcut. Peki ya vurguncu girişimciler? 30’lu yaşlara gelmemiş ya da henüz başında olan bu tiplerin hepsini yelek giymesi şaşırtıcı bir tesadüf değil mi? Mutlaka gömlek üstünde takım içi yelekle bir fotoğrafları var bu arkadaşların! Hayatlarındaki sosyallikte nargile arkadaşlıkları olmazsa olmaz!

Tabii ‘silkeleme’ işindeki bu arkadaşların sosyal medyasındaki en büyük silahları siyasilerle olan fotoğrafları... Bir şekilde bir tanıdık ya da doğru yerde tesadüfle ‘devletle bağlantılıyım’ imajı vermeye çalışıyorlar. Siz zannetmeyin ki, bu sadece hükümete yakın isimlerle oluyor!

Muhalefetin önemli isimleriyle fotoğraflar çektirip, “Yeni dünyayı, sosyal medyayı en iyi biz biliriz” diyerek, siyasete girme hayali olan aday adaylarını da silkeliyor bu desenli ceketli, nargile sosyali tipler!

ZOOMAGEDON!

Yazının devamı...

KAPİTALİZMİN MEŞİN YUVARLAĞI

21 Nisan 2021

Simon Kuper’in ‘Futbol Asla Futbol Değildir’ kitabının üzerinden 26 yıl geçti. O yıllardaki öngörüler masumca forma satışları, tribündeki lüks locaların satışı üzerinden değerlenen ekonomiydi. Kim derdi ki bir gün bu ekonomi Avrupa Birliği’ni Brexit’ten daha fazla bölecek...

Kapitalizmin popüler olan her şeyi yutması var işin aslında. J.P. Morgan’ın başı çektiği Amerikan sermayesinin dünyanın en fazla izlenen sporunu ele geçirmesini hatta AB’ye güç göstermesi var. Futbolun masumiyetinin kalmadığı, sahadaki sporcuların Roma İmparatorluğu’ndaki Gladyatörler gibi görülmesi yeni bir konu değil. Bu oluşuma en sert tepki veren FIFA’nın, UEFA’nın leş düzeni, rüşvetlerde gölgede 40 derece olan ülkelere turnuvalar taşımaları bugünü hazırladı. Doymayan sistem Avrupa Ligi’yle doyacak mı dersiniz?

Hiç sanmıyorum!

En iyi takımlar mı,  en zenginler mi?

Buradaki ayrılığı hazırlayanlar dünyanın en büyük kulüpleri olarak da görebilirsiniz. Ama detaylı bakarsanız, hepsinin sahiplik düzenine geçtiği, çoğunun Amerikalı sermaye tarafından finanse edildiği futbol şirketlerine dönüştüğünü görebilirsiniz. Liman işçilerinin kurduğu, o sınıfın takımı Liverpool’un meşhur ‘Kop’ tribününden ‘yalnız yürümediği’ şarkının felsefesiyle alakası kalmadı. Avrupa’nın en iyi 12 takımı arasındaki bir diğer İngiliz Tottenham, neredeyse 50 yıldır kendi liginde bile şampiyon olamamış. Ama arkasında Daniel Levy gibi finans dünyasında çok etkili bir yatırımcısı var. En iyi takımları birbiriyle oynarken izlemek NBA gibi zevk verse de,  sahadaki ruhtan bahsetmek, o küçük takımların sürpriz yapma hayalleri resmen ölecek.

Başka alanlarda durum farksız mı? Tüm dünya aynı dizileri, aynı zamanda izliyorlar. Dijital platformda olsa televizyon ‘vakit geçirme’ aracı gibi küçümsense de edebiyat dünyası resmen bu tekelleşen platformların eline geçmeye başladı. Geliri mütevazı, özgür edebiyat yazarları önce eserleriyle sonra da senarist olarak tekelleşen bu dizi platformlarına gönüllü oluyorlar. Hepimizin her olayı bağladığı George Orwell’in ‘1984’ü de Sovyet propagandasına karşı edebiyatın kullanılması değil miydi?

Siyasilerin TikTok sınavı

Yazının devamı...

TREND Mİ, YENİ GELECEĞİN İLK ADIMI MI?

14 Nisan 2021

Eskilerin tabiriyle, “Nereden çıktı bu NFT denen meret?”. Çok değil; iki ay önce dijital sanat akımının son güncellemesi olarak girdi hayatımıza... Daha ne olduğunu anlamadan tweet’lerini, sözlerini hatta kahkahasını dahi kodlayıp, satanı gördük. NFT teknolojisi geleceğimizde ne kadar yer tutacak! Kısa bir trendden mi ibaret olacak, yoksa her adımımızın satılabilir bir ürüne dönüşeceği yeni geleceğin ilk adımı mı?

Sığ bilgilerimi bu mecrada birçok eserini dönüştürüp satmış, dünyaca ünlü medya sanatçısı Hakan Yılmaz’la pekiştirdim. Hakan’ın da dediği gibi NFT’ye dijital sanat penceresinden bakmak büyük bir yanılgı. Hatta hiç alakasının olmadığını da söylüyor.

Aslında bu işin başlangıç noktası 2017’lere, ‘Gaming’ dünyasına dayanıyor. Oyunlarda insanlar birtakım karakterler geliştiriyor. Onların kullandığı aparatlar geliştirildikçe, özel koleksiyonerler ortaya çıkıyor. Bu kişilerin dolandırılmaması ve satın aldıkları ‘Non-Fongible’, yani tekil olması için üretilen bir teknoloji.

Her şey NFT olur mu?

İnternet dünyasındaki her şey NFT olabiliyor. Tabii bunun ticaretini yaparken, ara ticari dönüştürücüler paranın en büyüğünü kazanıyor. En azından şimdilik! Sadece dijital sanat eseri olmaksızın internet dünyasına girmiş size ait her materyali ‘mint’leyip’ satışa çıkarabiliyorsunuz. Mint, eserin dijital dünya için kodlanması demek. Her mintlemeden, aracı kurumlar 250 dolar kazanıyor.

Hakan’la aynı fikirde olduğumuz konuysa, NFT’de ne alanlar ne de satanlar olanları tam anlamıyla kavrayabiliyor. O sebepten bir yatırım aracı olup, olmadığını konuşmak için çok erken. Sistemde de ufak tefek açıkların olduğu söyleniyor. Mesela NFT, mint’lenen eserden sadece bir tane olduğunu söylüyor. Eser sahibi aynı yapımı tekrar mint’lediğinde block-

Yazının devamı...