KÖR ÖLÜR BADEM GÖZLÜ OLUR

31 Ocak 2020

Sadece bize ait bir özellik değilmiş, “Kör ölür badem gözlü olur” sözüyle özetlenen durum.Sadece bize ait bir özellik değilmiş, “Kör ölür badem gözlü olur” sözüyle özetlenen durum.ABD’nin ve dünyanın en saygın gazete markalarından biri Washington Post’un Kobe Bryant’ın ölümünden beri yaşattığı tecrübenin özeti bu.Bryant, 2003 yılında, Colorado’da kaldığı otelde çalışan 19 yaşındaki bir kıza tecavüz etmekle suçlanmıştı.Cinsel ilişkiyi kabul eden Bryant, tecavüz yaşanmadığını iddia etmişti.Sonuçta tecavüz iddiasında bulunan kızın 2 milyon dolar aldığı ve davanın düştüğü, Bryant’ın eşi Vanessa’ya da 4 milyon dolar’lık bir yüzük alıp kendini affetirmeye çalıştığı yazılıp çizilmişti ABD medyasında...İşte Kobe Bryant’ın öldüğü gün sosyal medya hesabında bu konuya dair haberleri paylaştı Washington Post muhabiri Felicia Sonmez. Kısa süre önce bir meslektaşının cinsel saldırısına uğramış bir gazeteci olarak yaptı bu paylaşımları Sonmez.Washington Post, muhabirinden önce bu sosyal medya mesajlarını silmesini istedi.Bu kabul edilmeyince de Sonmez’i süresiz ücretli izne çıkardı.Gazetenin şef editörü, bizdeki karşılığı genel yayın yönetmeni, muhabirinin tweet’lerini “İyi muhakeme edilmemiş mesajlar” diye tanımladı.Sonuç mu? Geçtiğimiz üç gün içerisinde Washington Post o kadar ağır eleştirilere maruz kaldı ki, Sonmez’i tekrar işe başlatmak zorunda kaldı.İnsanlar öldüklerinde hikayelerinin hep iyi tarafları anlatır, anılır, bu son derece insani bir tepki.Ancak empati duygusuyla hikayenin tatsız sayfalarını hatırlatan birisini de linç etmemek lazım...

Hepimiz teşhirci hepimiz röntgenciyiz

Hadise ve Meryem Uzerli...Türkiye’de sosyal medyayı en iyi kullanan iki kadın onlar.Zira her insanın içinde hem teşhircilik hem de röntgencilik olduğunu gayet iyi biliyor ve orayı başarıyla gıdıklıyorlar.“Her insanın içinde hem teşhirci hem de röntgenci bir yan vardır” tanımlaması bana ait değil.Türkiye’nin ilk sosyal medya televizyon programı olan ‘Tıkırtı Gazetesi’ni yapmadan önce “Sosyal medya ne?” diye araştırırken, BBC’nin Macar bir sosyolog ile yaptığı röportajda görmüştüm bu terimi.Hem teşhirci hem de röntgenci yanımızı beslediği için “Tüketimin kayıp halkası” diye tanımlamıştı o sosyolog, sosyal medyayı.Hadise’yi uzun zamandır şarkılarından, ilişkilerinden çok sosyal medya fotoğraflarıyla konuşuyoruz.Uzerli, uzun zamandır dizi sektöründen uzakta ama sosyal medya sayesinde klasik medyada ve hafızalarımızda yer buluyor.Teşhircilik ve röntgencilik deyince çoğu kişinin aklına çıplak kadın bedeni gelmediği gün, sosyal medyayı anlamak daha kolay olacak. Bu arada herkesin dilindeki sosyal medya tanımlasını da doğru yapmak lazım.“İçeriğini kullanıcıların oluşturduğu medya alanı” diye tanımlanır sosyal medya, Instagram, Twitter, Facebook ve diğerleri sadece birer markadır...

Alişan ve ‘Amin’ diyen oğlu

Alişan, “Her ezan sesinde ‘Amin’ diyen bir oğlum var” diye bir video paylaşmış, sosyal medya hesabında.
Önce çok güzel bir bebek, Allah nazarlardan saklasın diyerek, başlayayım yazmaya.
Sonra birkaç küçük not ileteyim:

Yazının devamı...

BİZİ MİLLET YAPAN İNSANLAR

29 Ocak 2020

Millet olabilmek için aynı ülkede yaşıyor olmak yetmez aslında.Millet olabilmek için aynı ülkede yaşıyor olmak yetmez aslında.Sevinciniz ya da üzüntünüz ortak değilse aynı ülkede yaşıyor olmanızın bir önemi kalmaz...Emine Kuştepe...Bizi millet haline getiren insanlardan birisi oldu işte.Bazen şort giyen, bazen başını örten kadınların, sadece kıyafetleri nedeniyle saldırıya uğradıkları bir ülkede, kıyafetin değil yüreğin önemini gösterdi hepimize...Jandarma Arama Kurtarma timinde görevli olan, enkaz altında kızıyla beraber bekleyen anneye “Tamam seni almaya geldik ablam” diyen Mehmetçik...Darbeler, 15 Temmuz’daki FETÖ cuntası dahil, üniformaya dair kafasında soru işareti olan herkesin gözlerini yaşarttı.Sonra Acun Ilıcalı...Koyu Fenerbahçe taraftarı ama ekranını açıp, kameraların karşısına geçti tüm depremzedeler için...Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı, Türk’ü, Kürt’ü, Ak Partilisi, CHP’lisi, ateisti ya da şeriatçısı, geçtik televizyonun karşısına, aynı çabayı, aynı umudu paylaştık...Millet olmak, ortak duygular gerektirir, ortak bir toprak parçasından önce.Normal zamanlarda ayrı dünyalarda da olsak kötü bir zamanda, tüm farklılıkları unutup kenetlenmeyi gerektirir...Kuştepe, o Mehmetçik, Ilıcalı, hepimize aynı duyguları yaşattılar farkında olmadan.Karşı bildiğin kamptan biriyle bir enkazı birlikte kaldırmanın, bir çorbayı birlikte dağıtmanın, aynı aileye gidecek iki farklı battaniyeyi birlikte vermenin huzurunu yaşadık...Millet olmayı özlediğimiz için fazla böbürleniyor olabiliriz bu halimizle, hiç sıkıntı değil, böbürlenmek, nefret etmekten iyidir her zaman...Bizi millet yapan, deprem bölgesinde koşturan diğer isimsiz kahramanlar, adlarınızı bilmesek de size borçlu olduğumuzu bileceğiz hep...

Eski kocanızı nasıl anarsınız?

Burcu Esmersoy, eski eşi Berk Suyabatmaz ve yeni sevgilisi Berrak Tüzünataç’ın tatil fotoğraflarını beğenmiş sosyal medyada.Burcu Esmersoy, eski eşi Berk Suyabatmaz ve yeni sevgilisi Berrak Tüzünataç’ın tatil fotoğraflarını beğenmiş sosyal medyada.Bu harekete “Fazla medenisin” diye kızanlar da olmuş, “Bak unutmuş, unutmasa beğenmezdi” diyenler de...İyi de her boşanma aynı şekilde olmuyor ki...Mesela parayı bulunca, eşinden boşanan ve sarışın kadın peşine düşen adamların hikayesi gibi değil Burcu’nunki...Ya da Burcu’nun genç kızlık hayallerini çalmış, hevesi geçinceye kadar onunla evli kalıp, sonra başka ilişkilere yelken açmış bir adamdan da söz etmiyoruz.Ortada velayeti ya da masrafları tartışma konusu olan bir çocuk da yok.Bir kadın, evlenecek kadar çok değer verdiği birinin, kendisinden sonra da mutlu olmasını isteyemez mi?Boşanıp da arkadaş kalmayı becerebilen bir çift neden bu kadar çok şaşırtıyor bizi?İlla şaşırmamız gerekiyorsa, Esmersoy’un boşandığı eşini takipten çıkarmamış olmasına şaşırmamız lazım önce.Bu ülkede kocaman insanlar, atarlı ergenler gibi birbirlerini takipten çıkararak bitirmiyorlar mı ilişkilerini?Her biten evliliğin ardından boşanan çiftleri düşman taraflar arasında görme alışkanlığımızı da sorgulamamız gerek bazen.En azından bir dönem hayatta ‘en kıymetli’ payesini verdiğiniz birisini, dünyanın ‘en kötüsü’ ilan etmek sandığımız kadar doğru bir davranış biçimi değildir.  

Kafasını taşlara vuranlar

Arjantin’in en ünlü takımlarından River Plate, Messi’nin babasına bir iş ve ev vermeyi, ayda 150 dolar gereken büyüme hormonu ilaçlarının faturasını ödemeyi de kabul etseydi, tarihin en büyük transfer gelirlerinden birini kasasına koyan kulüp olacaktı.Arjantin’in en ünlü takımlarından River Plate, Messi’nin babasına bir iş ve ev vermeyi, ayda 150 dolar gereken büyüme hormonu ilaçlarının faturasını ödemeyi de kabul etseydi, tarihin en büyük transfer gelirlerinden birini kasasına koyan kulüp olacaktı.Geleceğe yatırım yapmadıkları için kafalarını halen taşa vuruyor olmalılar...Kobe Bryant’ın hüzünlü biten hayat hikayesinde de benzer bir durum var aslında.Okuduğu liseyi eyalet şampiyonluğuna taşıyan Bryant, üniversitelerden gelen burs teklifleri yerine NBA oyuncusu olmayı arzu etti.Lakers, tek bir kere antrenmana çıkan ama yeteneklerine hayran kaldığı 17 yaşındaki genç Kobe’yi alabilmek için, o zamanın yıldızlarından Sırp pivot Divac’ı Charlotte Hornets’a verdi ve draft hakkını kendisi için kullanmasını sağladı.O karar alınmasaydı belki de Hornets tarihinde ilk kez NBA Şampiyonu olacaktı.“Geleceğe yatırım yapmak” dendiği zaman iki kere düşünen tüm teknik adam ve şirket yöneticilerine önemle duyurulur...

Gizli bir cennet, Dikella

Dikella, önce deniz manzarasını sonra da deniz kıyısını gördüğünüz küçücük bir köy.Dikella, önce deniz manzarasını sonra da deniz kıyısını gördüğünüz küçücük bir köy.Deniz ve zeytin ağaçları o köyün geçim kaynağı.Daha doğrusu deniz ürünleri ve zeytin, zeytinyağı aynı masada buluşunca artık turizm de eklenmiş geçim kaynaklarına...O köyde bir adam var. Adı Ahmet Derviş....Hikayesi müthiş, aile kökenleri Bulgaristan’a uzanıyor ama Yunanistan vatandaşı ama Uludağ Üniversitesi mezunu ama çok uzun yıllar Hollanda’da yaşamış birisi o.Lüks değil güzel, kazık değil lezzetli, gitar ve buzukinin sahnede değil, masalardan birinde oturduğu, müşterilerle çoştuğu bir yer açmış Derviş.Mutfakta aralıksız ocağın başında, pişirdiği ahtapotun tadı benzersiz, kutladığın zaman övgüyü kendine değil, denize bırakacak kadar tevazu sahibi birisi o.Müşterilerinin çoğu Yunanistan vatandaşı ve ilginçtir aralarında Dedeağaç’ta restoranı olan bir çift de vardı gittiğimde.Eşiyle mutfakta beraber çalışıyor Derviş ve eşi ancak tüm masaların mutlu olduğunu teyit ettikten sonra gidiyor bu sene ilkokula başlayan kızlarının yanına.Küçük bir Yunan köyünde, sıcak bir ortamda, işini severek yapan, dost canlısı insanlarla uzun öğleden sonraları için harika bir seçenek Dervish. Yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı öneririm...

Yazının devamı...