Dün SDG’nin kuruluşunun 10. yıldönümüydü, örgütün özerlik talebi, İsrail ile olan ilişkileri, ABD’den gelen çelişkili mesajlar nedeniyle dikkatle takip ettim.
Örgüte yakın bir televizyon kanalında yayımlanan kutlama görüntülerinde hiç beklemediğim bir gelişme yaşandı.
Yapılanmanın başındaki isim Mazlum Abdi, Suriye’ye entegrasyon konusunda beklenmedik bir konuşma yaptı.
“Yakında askeri komitemiz Şam’a bir ziyaret gerçekleştirecek. Bu ziyarette SDG’nin Suriye Savunma Bakanlığı’na entegrasyonu konusunu ele alacağız” dedi.
Klasik oyalama taktiği olabilir mi, olabilir.
SDG, Suriye Ordusu’na tek parça katılmanın yolunu bulmaya çalışıyor olabilir mi, o da olabilir.
Fakat sonraki bilgi Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının silahsız da mümkün olacağı yolundaki umudumu arttırdı.
ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın Suriye konusunda zikzak çizen açıklamaları kafaları karıştırmıştı, durum netleşti.
Gelişim süreci İngiliz-ABD yapımı olan, uzun zamandır CENTCOM’un bir numaralı adamlarından birisi olan Bafıl Talabani konuştu.
Ortadoğu Araştırmalar Enstitüsü’nün Erbil’deki yıllık toplantısında konuşan Bafıl Talabani, SDG için “Bir tür özerklik” istedi.
Konuşmanın ilgili bölümü şöyle: “Şam’ın Demokratik Suriye Güçleri’nden beklentileri gerçekçi olursa ve Şam sabırlı olabilirse, birlikte çalışabilecekleri konusunda iyimserim. Eğer mantıksız talepler olursa, SDG’nin bunları yerine getireceğini düşünmüyorum ve ben de onları bunu yapmaya teşvik etmem.” “Uygun talepler nelerdir?” sorusuna Talabani, “Uygun talepler, Kürt bölgelerinin bir tür özerkliğe sahip olmasıdır; bu ister vilayet düzeyinde olsun ister benzeri bir şey; ya da dilin tanınması, kültürün tanınması ve korunmasıdır. Ayrıca, onları koruyacak ve
Gazeteciliğe başladığım dönemde ilk dış haberler müdürüm, Lübnan’da eğitim gördüğü Filistin Kurtuluş Örgütü kampından bir baskınla kaçırılıp, 7 yıl İsrail’de hapis yatmış olan Faik Bulut’tu.
Yazdığı Filistin Rüyası adlı kitabında hem İsrail hapishaneleri hem de Filistin Kurtuluş Örgütü’ne katılan diğer Türk vatandaşlarının hikayeleri vardı.
Aralarında bugün milletvekili olanlar da var, mezarı Lübnan’da olanlar da...
Sumud Filosu durdurulduğunda ilk aklıma gelen senaryo İsrail askerlerinin Türk vatandaşlarına kötü muamele yapacağı oldu.
Sonuçta İsrail’in Filistin politikasına ve Gazze’deki soykırımına karşı en şiddetli itiraz eden ülke Türkiye.
Fakat korktuğum gibi olmadı, aksine Sumud Filosu’nda olup da kaçırılan vatandaşlarının büyük kısmını İsrail’den çıkarabilen ilk ülke Türkiye oldu.
Bu durup dururken olmadı elbette.
Türkiye ile çatışma senaryolarını konuşuyor olsa bile İsrail, Türkiye ile düşman kalarak kendisini güvende hissedemeyeceğini biliy
Rum Milli Muhafız Ordusu komandoları, 1 Ekim’deki geçit töreninde “Karpaz’a gireceğiz”, “Ya hürriyet ya ölüm” sloganları attı.
Karpaz, Kıbrıs haritasında kuzey uçtaki sivri nokta, yolun sonu, ardı deniz olan yer.
Yani hayâlleri, tüm Kuzey Kıbrıs’ı almak, Türkleri denize dökmek.
Mart ayında da Atina’da Deniz Kuvvetleri’ne bağlı okulun öğrencileri, Türkiye aleyhine küfürlü sloganlar atarak yürümüşlerdi.
Önce bir noktada anlaşmamız lazım; büyük devletlerin orduları, emir-komuta zinciri dışında, ergenler gibi düşmanlık sloganları atarak geçit töreni yapmazlar. Böyle bir ordu yapısı olan ülke düşmanını korkutamaz, aksine mutlu eder.
Türk Silahlı Kuvvetleri personeli, gösterilerde değil, kazanılan zaferlerden sonra bile emir-komuta içerisinde sadece “Her şey vatan için” diye bağırarak yürür, yürüdükleri alanda da yer gök inler.
Bu küfürlü, küfürsüz sloganlar atarak yürüyen askerlere kızmıyorum;
Cuma gecesi soluk soluğa geçti, Hamas’ın Trump’ın daha çok bir çerçeveyi andıran planına yanıtı, Trump’ın bu yanıtı “Hamas barışa hazır” diye kabul etmesi ve İsrail’e Gazze’yi bombalamayı durdurun talimatı vermesi, ABD ve İsrail medyasının bu gelişmeleri ABD Başkanı’nın egosunu tetiklemek adına “Kısmen kabul” diye sunmuş olması...
Tüm bunlar birkaç saat içerisinde yaşandı.
Bu sonuç bir anda ortaya çıkmadı.
Hikâyenin başlangıcı, MİT Başkanı Kalın’ın 30 Eylül’de Katar’a yaptığı uçuştan, New York’ta Trump’ın Arap ve Müslüman ülke liderleriyle yaptığı zirveden çok öncelere gidiyor.
★★★
Önce Ankara’nın yıllardır seslendirdiği “Filistin sorunu çözülmeden Ortadoğu’da kalıcı barış sağlanamaz” okumasını hatırlamamız lazım.
Bu okuma sır değil Cumhurbaşkanı Erdoğan, zaten bu okumayı defalarca seslendirdi.
Vicdanlı bir ülkenin çocuklarıyız biz, Gazze’deki soykırım konusunda hepimiz aynı duyguları yaşıyoruz.
Gözümüz, kulağımız Gazze’deki soykırımın sona ermesi ve Sumud Filosu’nda olsa da ulusal güvenliğimizi unutmuyoruz.
Boğazköy’ü bilir misiniz?
Lefkoşa-Girne yolunda, Beşparmaklar’ı geçmeye başlamadan önce yolun sağındadır.
Orada 330 şehidimizin kabirlerinin bulunduğu bir şehitliğimiz var.
20 Temmuz 1974-16 Ağustos 1974 tarihleri arasında şehit olan 18 subay,15 astsubay, 264 erbaş ve er, 4 meçhul asker, 28 mücahit ve 1 meçhul kişi yatıyor.
Her sene 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı çerçevesinde bu şehitlikte anma töreni yapılır.
ABD’nin barış çerçevesi, Trump’ın “Abraham” diye nitelendirmeyi sevdiği İbrahim Antlaşmaları, bunlar Ortadoğu’da sonucu çok değiştirmeyecek.
Gelecek 30 yılda İsrail’in ve ABD’nin nüfus yapısı bir büyük savaşa neden olacak.
Bir kehanette bulunmuyor, istatistiklere bakarak varacağımız noktayı yazıyorum.
Önce bugüne bakalım; 2025-26 eğitim ve öğretim yılında İsrail’de din okuluna başlayan öğrenci sayısı ilk kez laik okullara başlayan öğrenci sayısını geçti.
2023 yıl sonu verilerine göre İsrail’in Haredi topluluğu toplam nüfusun %13,6’sını oluşturuyordu.
Haredi topluluğunun nüfusu yıllık %4 artıyor, kadın başı doğum oranı 6.4 çocuk.
Buna karşın İsrail’in nüfus artış hızı sadece yüzde 1,4.
Kaan’ın motorunun ABD yapımı olması ‘yerli’ ve ‘milli’ tartışması başlattı. Oysa savaş uçaklarının ilk prototiplerinde yabancı motor kullanmak dünya çapında yaygın bir uygulama…
İlk yerli savaş uçağımız Kaan’ın motor meselesini konuşuyoruz üç gündür.
Önce çok sorulan temel bir soruyla başlayalım:
Kaan için yerli ve milli uçak dedik ama motoru ABD yapımı, böyle yerli ve milli uçak olur mu?
Çin’in J-20 savaş uçakları şu an dünyanın en iyi 5. Nesil savaş uçağı olarak kabul ediliyor.
Bu uçakların ilk prototipi Rusya’dan alınan Saturn/Lyulka 117S/AL-41F motoruyla uçtu.
Rusya, zaman içerisinde motor sağlamada sorun çıkarınca, Çin 24 adet SU-35 uçak ve uçak başına 8 motor alarak J-20’leri hizmete sokabildi.
Bu sırada da yerli motor geliştirme çabalarını sürdürdüler ve yerli W15 motorlarını 2023’ten itibaren hizmete soktular.