Cem Karaca’dan Erkan Oğur’a miras kalan...

"Cem Karaca Türkiye’ye dönmek için Turgut Özal’ın elini öptü.”

Bu “ haberi” duyduğumda hissettiğim mağlubiyet duygusu yirmi yaş bilmişliğim ve öfkemle birleşince sert cümleler kurmuştum Cem Karaca için.

O cümleler 30 yaşımda pişmanlık olarak çıktı karşıma.

Cem Karaca’dan Erkan Oğur’a miras kalan...

Cem Karaca, Turgut Özal’ın elini hiç öpmemiş, Ankara’da verdikleri bir konserden sonra kulise gelen Semra Özal’ın eline bir centilmen olarak dudaklarını değdirip, Turgut Özal’ın elini sıkmakla yetinmişti.

Sembolleri özün önüne geçirmek, yılların üretimini bir kalemde silmek ve değersizleştirmek ne kadar kolay.

Bir zamanlar Cem Karaca’nın yaşadığına benziyor bugün Erkan Oğur’un yaşadığı.

Bugüne kadar ne yaptıysa bir anda yok sayıldı.

“Halkların türkülerini yapanlar, kanunlarını yapanlardan daha güçlüdürler.”

Grup Yorum’un 1980’lerin sonunda çıkardığı türküler kasetinin kapak içi yazısıydı bu cümle.

Cem Karaca’ya olan kırgınlığıma da ilaç gibi gelmişti.

Yıllar sonra Cem Karaca’nın kendi kırgınlıklarını Arif Sağ üzerinden anlattığı bir cümlesine rastlamıştım:

“Bir gün sosyal demokratlar olarak başa gelecektik, o zaman dönseydin dedi. Arif ustanın bağlama çalması önünde saygıyla eğilirim ama bu sözleri karşısında benim lafım yok.”

Cem Karaca’nın bu cümlesinin bir benzerini de pazartesi günü ben kurdum.

Müziğini sevdiğim bir adam, bir gazetede, İbrahim Kalın’ın “Hiç Oldum” türküsünün sözlerini, eskiden sakızların içinden çıkaran manilere benzetti. Eleştirene değer katan bir cümle değil bu kesinlikle.

Belki önemi vardır belki önemi yoktur ama hastalığı sırasında Arif Sağ evinde ziyaret etmiş biridir İbrahim Kalın.

Hayata bakışları farklı olan insanların ortak payda türkülerde buluşmasını anlamak neden bu kadar zor?

“Ortak payda türküler” lafı beylik bir laf değil benim için.

2004 Mart ayında Diyarbakır’da sokak üzerindeki bir berber dükkânına girdim.

İçerideki, takım elbiseli 5-6 genç bana bakıp, ardından teypte dönen Ahmet Kaya şarkısının sesini kıstılar.

Ön yargılı tavırlarına öfkelenerek koltuğa oturdum, duyabildiğim yerden mırıldanmaya başladım şarkıyı.

Önce şaşırdılar, sonra teybin sesini açtılar, sanırım peşin hükümlü oldukları için utandılar da biraz.

Bu ne bir Erkan Oğur ne de bir İbrahim Kalın yazısı.

Hayata farklı bakmak, farklı pozisyonlarda olmak “birlikte türkü söylemeyi engellememeli” yazısı biraz.

Ayrımcılıktan şikâyet edip de ayrımcılık yapmanın yarattığı çelişkiye bir itiraz aynı zamanda...

“Bir şeyi sahiplenmek ile kendini onun sahibi sanmak arasında bir fark vardır” demiş Fransız filozof Jacques Derrida.

Bir siyasi fikre inanmak ile kendini bir siyasi fikrin sahibi sanıp, herkese duruş tarif etmek adına da bir örnek bu yaşadığımız tartışma.

Karl Marx’ın üretim araçlarının belirli bir kesimin elinde olmasına karşı çıkmasına katılanların, kültürel eserlerin belirli bir kesimin tekelinde olmasını savunması gibi bir garabet aynı zamanda.

Sosyal medyanın acımasızlığı ya da gülünç yanına dair de bir örnek oldu bu tartışma.

Türkiye’de Kardeş Türküler’den Grup Yorum’a kadar bir sürü gruba albüm yapan Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık, Erkan Oğur’a sahip çıkınca, sosyal medyada biri de ona “Soytarı olma, çizgiyi aşma” diye yazabilmiş.

Sonra da Kalan Müzik etiketiyle çıkan bir albümden bir şarkıyı söylemiştir, büyük bir iş yaptım edasıyla...

O zaman bir Ahmet Telli mısrasıyla dönmek lazım hayata:

“Sen türküler söyle ve gülümse küçüğüm, çünkü sesinin ırmağıyla yeşerecek hasretin bozkırları...”