Herkesin farklı anladığı yasak

90’ların sonu 2000’lerin başında ünlü bir televizyoncu ve ünlü olduğu için köşe de verilmiş birisi vardı.

Bir gün “İleri saat uygulamasına gece saat 02.00’de geçilmesin, uykusuz kalıyorum” diye yazmıştı.

İlk başta şaka yaptığını zannetmiştik ama yapmıyormuş, gerçekten elde saat bekliyormuş.

İster yasa, ister yönetmelik ister genelge olsun, fark etmez, hepsinin açık bir dille ve okuyan herkes tarafından aynı şekilde anlaşılacak şekilde yazılması gerekir.

Türkiye’de dün başlayan koronavirüs kısıtlamalarında sokağa çıkmanın serbest ve yasak olduğu saatler konusunda daha önce hiç yaşamadığımız bir kafa karışıklığı vardı.

Hatta tüm Kayseri’de saatlerin yanlış anlaşıldığına dair haberler de yapıldı.

Sosyal medyanın saat işini biraz bulandırdığı doğru ama sosyal medyaya da o fırsatı vermemek lazım.

Gelecek  hafta için en net ve anlaşılır şekilde ilan edilmeli yasaklar.

Öykü Gürman ve ateizm tartışması

Babasıyla yaşadıklarından yola çıkarak, “İnançsız birinin merhametli ve vicdanlı olabileceğine inanmıyorum” demiş Öykü Gürman. “Olamaz” deyip fikrini dayatmak yerine  olabileceğine inanmıyorum” diye düşüncesini söyleyen birisine  “Kes sesini” yaklaşımı doğru bir yaklaşım değil.

Öykü Gürman’a 12 yaşındaki kıza cinsel saldırıda bulunan şeyh, Kuran kursunda tecavüze uğrayan çocuklar ve kafa kesen DAEŞ’lileri hatırlatanlar olmuş. Babasının açtığı yaradan dolayı genelleme yapmasına kızdığınız birine genellemeler yaparak cevap vermek asla ideal bir yöntem olamaz.

Öykü Gürman’ın sözleri ateizm değil babalık tartışmasına yol açmalıydı. İnançlı ya da inançsız, baba portresi ne kadar önemli ve izleri ne kadar uzun sürüyor insan hayatında, farkında mıyız? Özellikle de karısından boşandıktan sonra zaman ayırmayarak, çocuğundan da boşanmış olan babalar, bıraktığınız eksiğin farkında mısınız?

İnsanları, inanç ya da inançsızlıkları, mezhepleri, dillerine göre sınıflandırmanın sonu yok. En basit ama en doğru sınıflandırma iyi ve kötü insanlar olmalı değil mi aslında?

Hoş, yerli diziler kötü algımızı bozdu bizim. Bir karakter kötüyse kendi çocuğuna bile acımasız davranıp, kötülük yapabiliyor bizim dizilerde. Oysa gerçek hayatta kötülerin bile iyi davrandığı insanlar vardır mutlaka.

Yine de unutmayalım ki vicdanlı olmanın birinci koşulu genellemeler yapmamak olmalı. Genelleme her zaman hata yaptırır insana.

Beyaz Gölge ve Osmanlı dizileri

TRT’nin Beyaz Gölge dizisi Türkiye’de basketbolu herkese sevdirdi ve bu spor dalına ilgiyi arttırdı.

Gönül isterdi ki Osmanlı dizileri de, okçuluk ve eskrim dallarında sporcu patlamasına yol açsaydı.

Okçuluğa ilgi bir nebze arttı ama eskrimde durum öyle değil.

1923’te federasyonu kurulan, Tanzimat Fermanı’ndan sonra okullarda ders olarak okutulan, 1924’te Paris Oyunları’na katıldığımız eskrim dalında sporcu sayımız halen sınırlı.

Peki, ne değişti derseniz, Burhaniye’de Osmanlı kılıçları üreten bir ustanın işleri açılmış, siparişlere yetişemiyormuş.  

Gandhi yaşasaydı tweet mi atacaktı?

Sosyal medyada bir mesaj yazıp, bir fotoğraf paylaşıp, sorumlu vatandaş olduğumuzu zannediyoruz hepimiz.

Cuma günü Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Günü’ydü.

Türkiye’de 5-17 yaş arası 720 bin çocuk işçi var.

Kanunen 14 yaşını bitiren çocuklar, eğitimlerini aksatmayacak şekilde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetiminde hafif işlerde çalışabiliyorlar da, o süreç ne kadar denetleniyor belli değil.

Açık ortaokulu olan ve sadece zamanında gidemeyenler değil, okul sıralarında olması gereken çocukları da yönlendiriyoruz o sisteme.

Sadece bu değil, Türkiye’deki bir milyon mülteci çocuğun yüzde 37’si de okula gitmiyor, onların da emeği sömürülüyor.

Bahçelievler’deki bir zincir hamburgercinin müdürü, masada giden müşteriden arta kalan patatesi yiyen Suriyeli çocuğu tokatlamıştı, 3-4 sene önce. Bir gece konuştuk, sosyal medya mesajları attık, bitti.

Işıklarda araba camı silmek isteyen çocukları bağırmaya seçiyoruz ya, bir kere de rica etmeyi denesek.

Sokakta dilendirilen çocuklara, yanımızda kız varsa para verip yoksa küfrederek uzaklaştırmak yerine, sana para vermem ama yemek yediririm desek, hayat hepimiz için çok daha kolay olur aslında.

Sosyal medyada duygusal mesajlar atıp da, sonra da çalıştırılan çocukları görmezden gelerek düzelmez işler.

Pasif direnişin mucidi Gandhi, sosyal medya mesajı atarak ülkesine bağımsızlık kazandıramazdı, aklımızda bulunsun.