Kitap okuma cezası mı?

Sakarya’da maske takmayanlara karantina ve kitap okuma cezası verilecekmiş.

Böyle saçma bir karar olabilir mi?

“Bir kabahat işlersen kitap okursun” mesajı vererek mi özendireceğiz çocukları kitap okumaya?

Televizyon kanallarının ancak RTÜK ceza verdiğinde belgesel yayınladığı bir ülke olmak zaten can sıkıcıydı.

Ama “kitap okuma cezası” diye bir ceza olmaz.

Maske takmayana, sabahtan akşama kadar Hint dizisi seyrettir, “Neşeli arabesk” projesinden şarkılar dinlet, ne yaparsan yap.

Ama kitap okuma diye ceza olmaz, olmamalı, tekrar düşünülmeli...

Bilin bakalım nerede?

Sınıfları ikiye böldüler.

Koridorları gidiş geliş olarak işaretlediler. Bu sayede öğrencilerin hiç yüz yüze gelmediği bir ortam yarattılar.

Koridorlara koydukları işaretleri, öğrencilerin tek sıra yürümesini sağlayacak şekilde yaptılar. Dolayısıyla, farklı yönlere giden öğrencilerin arasındaki geniş alanı boş hale getirdiler.

Veliler karşılaşmasın diye, öğrencilerin okula giriş ve çıkışlarını farklı kapılardan yapmaya başladılar.

Okul bahçeleri iki metre mesafeye göre işaretlendi, sınıflar farklı saatlerde teneffüse çıkmaya başladı.

Kantin alışverişini mail siparişine çevirdiler; işi zorlaştırmışlar, her sınıfa servis arabasıyla kantin hizmeti verilebilir oysa.

Her çocuğa dezenfektan verdiler, öğrenciler arası kalem silgi alışverişini yasakladılar.

Bu saydıklarımın tamamı Kıbrıs Rum Kesimi’nde okullar açılırken alınan önlemlerden. Evet, nüfusu ve öğrenci sayısı Türkiye ile mukayese edilmez ama bazı uygulamalar da fena değil hani...

Çocuklarımız kötüye, çok kötüye gidiyor

Birinci sınıfları okula döndürüyoruz ama ilk hafta bir gün, ikinci hafta iki gün gidecek çocuklar okula.

Bu süre zarfında öğretmen çocuğu, çocuk okulu ve arkadaşlarını ne kadar tanır ne kadar eğitim ne kadar öğretim alır, başlı başına bir soru işareti.

Ama asıl kötüsü, ortaokul birinci sınıf öğrencilerinin durumu.

Bizim eğitim sistemimiz akademik yüklemeyi ortaokul birinci sınıfta başlatan bir sistem, şimdi her kayıp gün, bir sorun olacak.

Eğitim ve öğretimde “yaş kazanımları” diye bir gerçek var, bazı şeyleri çocuklara sonradan öğretmenin imkânı yok.

Çocuklarımızın geleceklerini bir süredir sadece para ve özel okulların kazançları üzerinden tartışmak gibi bir hata yapıyoruz.

Parayı konuştuğumuz zaman eğitimi konuşmuş olmuyoruz.

Kaldı ki özel okulları bugün kapatsak, atanmayı bekleyen öğretmenlere on binlerce yeni isim, devletin eğitim yüküne yaklaşık 1.5 milyon yeni öğrenci eklenecek.

Çok para kazandığını düşündüğümüz özel okullara şu ana kadar en büyük maddi külfeti devlet yükledi.

Milli Eğitim Bakanlığı 119 sayfalık bir belge hazırlayıp, okulların o belgedeki şartlara uyumlu hale getirilmesini istedi.

Okullar, önce, o şartlara uymak için ciddi paralar harcadılar, sonra yaptıkları hazırlıkların denetimi için devlete binlerce lira paralar ödediler, sertifika aldılar.

Kaç devlet okulu o şartlara hazır hale geldi, kaçında denetim yapıldı bilmiyorum.

Özel okullara giden çocukları bu kadar “şanslı” yapıp, diğer çocukları görmezden gelerek varacağımız yer sadece kötü olur.

“Madem devlet okullarında gereken standartları karşılayamıyoruz, o zaman tüm okulları kapalı tutalım” derseniz, varacağımız yer kayıp kuşak ve çok ama çok kötü olur.

Demek çok özledik...

Sokağa çıkma yasaklarını,

Evde diz dize, göz göze diye başlayıp, gırtlak gırtlağa gelinceye kadar oturmayı,

Marketten internet üzerinden uygun alışveriş saati aramayı,

Torununu görmesi yasak dedeleri, babaanne görmesi yasak torunları,

Apartmandaki komşulardan bile hayalet görmüş gibi kaçmayı, çok özlemiş olmamız gerek.

Aksi halde, bu kadar dikkatsiz olmazdık koronavirüse karşı...