Pınar’ın özel hayatı, Pınar’ın sosyal medya hesabı

Pınar Gültekin, öyle vahşi bir cinayete kurban gitti ki hikâyesini öğrendiğimiz andan itibaren hepimizin kızı, kardeşi, arkadaşı oldu; davası hepimizin davası haline geldi.

Pınar’ın babasının dava sürecine dair çabasını büyük bir acıyla takip ediyorum günlerdir.

Canım acıyor zira Pınar’ın cinayetinin ardından sosyal medya hesabında, annesi haricinde arkasında yeterince durulmadığını gösteren mesajları vardı.

İçinde “Keşke ölmeden önce...” cümlesi olan bir yazı kaleme almaya karar vermiştim.

Pazartesi günkü duruşmadan sonra bu duygumu yazacaktım.

Pınar’ın özel hayatı, Pınar’ın sosyal medya hesabı

Fakat öyle olamadı, Pınar’ın babası, katil zanlısının değil kızının hayatının yargılanmaya başladığını söyleyerek duruşmayı terk etti.

Vahşice bir cinayet işlemiş olsa bile o katilin de savunma hakkı kutsaldır, mutlaka savunmasını yapmalıdır.

Ancak bir sürü kadın cinayetinde olduğu gibi, Pınar’ın yaşama hakkını elinden alan “erkek”, daha az ceza almak için Pınar’ın hatırasına saldırıyor, işlediği suçu değil Pınar’ı tartışabilir hale getirmek istiyor.

Yine bir sürü kadın cinayetinde olduğu gibi, amaç cinayeti “ağır tahrik altında”, “bilinçli olmadan” ve “planlamadan” işlediğini kabul ettirmek.

Sanık, bugüne kadar, Pınar için “Bana tecavüz ettirdi” dedi, “Benden para istedi” dedi, “Çıplak görüntülerimi çekti” dedi, daha bir sürü şey söyledi mahkemede.

Tamam, savunma hakkı kutsal ama bir de hayatın olağan akışı diye bir gerçek var.

Şantaj yapan biri, sosyal medya hesabından, hedefini engelleyip, kendisine ulaşmasını imkânsız hale getirir mi?

Pınar Gültekin, öldürülmeden hemen önce, 16 Temmuz’da katilinin hesabını engellemişti.

En azından bu çelişki sorulmalı ve artık hepimizin kızı, kardeşi, arkadaşı olan Pınar’ın hatırasının daha fazla örselenmesine izin verilmemeliydi.

Boğaziçi’nde yaşananlarda konuşmadıklarımız

İçine şiddet karışmadığı sürece üniversite öğrencilerinin beğenmedikleri bir kararı protesto etme hakları vardır. Üniversitelerin sorgulayan, hakkını arayan öğrenciler yetiştirmesi Türkiye’nin geleceği açısından daha iyi sonuçlar verir.

Pınar’ın özel hayatı, Pınar’ın sosyal medya hesabı

Boğaziçi Üniversitesi 2014 yılında dünya sıralamasında 139. gelirken, 2020’de 601 ile 800 arasındaki üniversiteler arasında yer almaya başladı. Rektör değişimi ya da yeni rektörün siyasi kimliğinden önce, asıl protesto edilmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken tablo bu aslında.

Barışçıl eylem yapan üniversite öğrencileri için en büyük tehdit polis değil, terör gruplarıdır. Kendi başına kitle toplama gücü olmayan bu örgütler, her zaman kitlelerin olduğu yerlere gider ve oradaki eylemi yönlendirip güç gösterisi yapmaya çalışırlar. Buna benzer binlerce örnek gördük, yaşadık. 1 Mayıs 1977 görüntülerini izlerseniz, DİSK’in işçilerin arasına terör gruplarının karışmasını önlemek için, kendi kitlesinin etrafında el ele tutuşarak bir güvenlik zinciri oluşturduğunu görürsünüz.

Üniversite kapısına kelepçe görüntüsü, o an için tek çare olmadığı sürece, kabul edilebilir bir görüntü değil.

Öyle bir görüntü olayları yatıştırmaz, büyütür, öyle bir görüntü terör örgütlerine propaganda malzemesi sağlar.

O an kapıya yüklenmiş 500 kişi ve onları engellemek için sadece 10 polis ya da güvenlik görevlisi gibi bir ortam yoktu.

“Üniversite Rektörü” önemli ve saygınlığı olan bir makamdır. Hakkı olmadığı halde arabasına çakar takan, eşine, çocuğuna kadro açan, yetki veren, şoförünün kullandığı makam aracının ihalesi için “start-stop düğmesi” ve “eğlence paketi” tanımlaması yapan rektör hocaların da artık makamlarına daha yaraşır bir tavır sergileme zamanı geldi de geçiyor. 

Bilmem ne odası başkanı hakkı olmadığı halde arabasına çakar takabilir, bunu sadece ayıplarım. Ancak bir üniversite rektörü olmayan bir hakkı kullandığında, yeterliliğini, kişisel komplekslerini de sorgulamaya başlarım.

Coğrafya kader mi ABD?

Çarşamba gece yarısından sonra bir yandan ABD Senatosu’nda yaşananları seyrettim, diğer yandan çeşitli ülkelerin ABD’de olup bitenlere dair yaptığı açıklamalara baktım.

Yalan yok, Dışişleri Bakanlığı’nın ABD’de bulunan Türk vatandaşlarına yönelik “Kalabalıklardan uzak durun” uyarısını okurken keyif aldım.
Yıllarca ABD Dışişleri’nin Türkiye’deki vatandaşlarına uyarıları çünkü aklımda.

Sonra Şili Başbakanı Allande’nin, ABD’nin organize ettiği darbe sırasında elinde silah, Başbakanlık binasını savunan görüntüsünü hatırladım.
Türkiye’dekiler dahil bir sürü darbede parmak izi olan bir ülke ABD. Dedim ya, ayıp da olsa üzülemiyor insan olan bitene.
Hani darbeler ve karışıklıklar için “Coğrafya kaderdir” lafı çok kullanılır ya, öyle değilmiş işte...

Bolu Dağı’nda anlamsızlık

Çarşamba akşamı arabayla Ankara’dan İstanbul’a döndüm.

Bolu Tüneli’ne kilometreler kala yol tek şeride düşmüştü, “Viyadüklerde çalışma” yazıyordu tabelada.

Dura kalka, kilometrelerce yol gittim, tüneli geçtim, aşağıya indim.

Şerit sayısı dubalarla azaltılmıştı ama ne bir çalışma vardı ne de daha önce bir çalışma olduğuna tek bir iz.

Saat 21.00’de sokağa çıkma yasağı başlayacak bir ülkede, ülkenin en işlek yollarından biri, hemen çalışma olmayacaksa neden kapatılır kilometreler boyu? Çalışma olmayan bir yolu, en civcivli saat, 18.30’da bu hale getirmek nasıl bir keyfiyet?

Bir köşe yazarı boşa giden zamanına kızmış yazmış yazısı değil bu, bu ülkede bürokrasiye iş yaparken vatandaşı da düşünmeleri gerektiğini, “Ben yaptım oldu” kafasının bu çağ için geçerli olmadığını anlatmak lazım.