‘Seçim olacağı açıklansa darbe olmazdı’ yanılgısı...

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Seçimle iktidar değişimi darbeyi engellerdi” diyor. Oysa tarih tam aksini söylüyor. Seçim tek başına darbenin önüne geçmeye yetmiyor işte. Hatta seçimden bir hafta sonra seçim sonuçlarını beğenmeyenler yine süngü gösterebiliyor

27 Mayıs, Türkiye’de her zaman darbeyi destekleyenler ve darbeye karşı çıkanlar iki taraf olarak tartışıldı. Oysa durum hiç de öyle değil. Mesela darbenin başına geçirilen Cemal Gürsel, sonuna kadar idamlara karşıdır. Hatta 4 Ağustos 1961 günü, Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol ile görüşür ve bu fikrini söyler. 18 Nisan ve 21 Haziran 1961 günlerinde de Yassıada Komutanı Tarık Güryay ile aynı konuyu konuşur, hatta “İdam çıkarsa, istifa ederim” der. Gidişatı değiştirme gücü olmayan sadece Gürsel değildir. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün infazların yapılmaması için yazdığı mektup da, Milli Birlik Komitesi’nin mahkeme kararlarını görüştüğü toplantıda okunmasına izin verilmez. Darbe mağdurlarına gelince, onlar içerisinde de çeşitli bölünmeler vardır. Özellikle yargılamalar esnasında delil olarak kullanılan Ethem Menderes, Şemi Ergin ve Refik Koraltan’ın günlükleri Demokrat Parti içi tartışmaları derinleştirmiştir.

Gürsel’in telgrafı

Darbenin başına geçirilen Cemal Gürsel’e “Etkisiz Eleman” muamelesi yapıldığının başka örnekleri de var. Mesela, Adnan Menderes’in Ayhan Aydan’dan olan bebeğini Zeynep Kamil Hastanesi Başhekimi’ne öldürttüğü iddiasıyla açılan dava ve ardından gelen Başbakanlık kasasından kadın iç çamaşarı çıktı gibi, çirkin ve son derece aşağılayıcı ifadelerin kullanıldığı duruşmaların basına kapalı yapılması için Ada Komutanı’na telgraf çeker Cemal Gürsel. Telgraf gelince duruşmaya ara verilir, bu telgrafı gerçekten Gürsel mi çekti diye telefon açılır, evet telgrafı Gürsel çekmiştir. Mahkeme Heyeti, “Celse başladı, şimdi ara karar vermek olmaz” diyerek açık duruşmaya devam eder.

‘Seçim olacağı açıklansa darbe olmazdı’ yanılgısı...

Yassıada komutanı

Devlet Başkanı ve bir orgeneral önce yarbay sonra da albay olan Yassıada Komutanı Tarık Güryay gibi bir alt rütbeliye bu kadar içini açar mı diye düşünenler olabilir. Gürsel ile Güryay, 1944’te İzmir’de 12. Kolordu Topçu Alayı’nda birlikte görev yaptılar. Ama daha önemlisi, Nisan 1960’ta, Ankara Orduevi’ndeki özel masasında, Gürsel’e darbecilerin başına geçmesi için teklifi götüren isim Tarık Güryay’dır. Darbe günü Ankara’da görev almış ve hemen ardından Gürsel tarafından Yassıada Komutanı olarak atanmıştır.

Tartışmaların başladığı yere dönelim: Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Eğer 25 Mayıs’ta Menderes Eskişehir’de erken seçim tarihini açıklasaydı 27 Mayıs askeri darbesi büyük olasılıkla önlenebilirdi” dedi. Başbuğ, “seçim” cümlesini durduk yere söylememiş. Okuduğu bir anıda Eskişehir gezisinden iki gün önce toplanan Demokrat Parti Genel İdare Kurulu’nda Sıtkı Yırcalı’nın “Derhal seçimleri yapacağımızı açıklayayım” sözüne, Adnan Menderes’in “derhal” diye cevap verdiği bilgisinden yola çıkmış.

Yırcalı'nın anıları

Üç dönem Zonguldak milletvekilliği yapan Sıtkı Yırcalı, 1977 yılında yayımlanan ve darbeyi yapanların da, devrilenlerin de anılarının yer aldığı “27 Mayıs Yargılanıyor” adlı kitapta, seçime dair başka şeyler anlatıyor: “Rahmetli Başvekile ihtilalden bir hafta on gün kadar evvel seçim dediğim zaman, bana şu cevabı verdi: “Hep seçim seçim diyorsun, memleketin bugünkü halinde seçim yaparsak, kan dökülür. Evvela bu durumu düzelttikten sonra seçime gitmemiz mümkündür.” Devam ediyor Yırcalı ve diyor ki, “Eskişehir seyahetinde, orada söylediği nutukta, Tahkikat Komisyonu’nun vazifesinin bittiğini ilan etti.”

9 Subay Vakası

Sadece Sıtkı Yırcalı’nın açıklamalarında değil 27 Mayıs’a dair bir sürü kaynakta aynı olayın çok farklı anlatıldığı örneklere bir yenisi daha eklenmiş oldu. Mesela Yassıada Komutanı Tarık Güryay, Ada’da Menderes’i huzuruna çağırttırıp, bir zamanlar tutuklandığı 9 Subay vakasından dolayı, hakaretler eden dönemin İstanbul Merkez Komutanı Faruk Güventürk için demediğini bırakmaz. Faruk Güventürk de  anılarında Yassıada Komutanı Tarık Güryay’ın görevden alınması için uğraştığını ve kötü biri olduğunu anlatır. Kim doğru söylüyor, onu ancak tarih bilir ama 3 gündür adını andığımız Sıtkı Yırcalı’nın Nuri Özsan ile birlikte Yassıada’da Komutan Tarık Güryay tarafından zindana ilk atılan isim olduğunu da yazmış olayım. Bu olay 4 Temmuz 1960’ta yaşandı.

Orgeneral İlker Başbuğ, yürüttüğü mantıkta “Seçimle iktidar değişimi darbeyi engellerdi” diyor. Oysa tarih bu görüşü doğrulamıyor. 15 Ekim 1961’de, darbeden sonraki ilk seçim yapıldı Türkiye’de. CHP sandıktan birinci parti çıktı ama tek başına iktidar olamadı. Üstelik, İstanbul-İzmir-Antalya başta olmak üzere tüm kıyı bölgelerde Demokrat Parti mirasına sahip çıkan Adalet Partisi, CHP’den fazla oy aldı. Bu sonucu beğenmeyen 38 üst düzey subay, 21 Ekim 1961 yani seçimlerden 6 gün sonra İstanbul’da Radyo Evi’nde toplandı. Altına imza koydukları muhtırada, “Meclis toplanmadan fiilen duruma müdahale edeceklerini, tüm partilerin kapatılacağını, Milli Birlik Komitesi’nin feshedileceğini”açıkladılar. Muhtıranın ardından o askerler görevden alınmadı. 24 Ekim 1961’de tüm siyasi parti liderleri ve kuvvet komutanları Çankaya Köşkü’nde toplanıp, Cumhurbaşkanlığı’na aday göstermeyecekleri (Fuat Başgil olayı) ve Yassıada mahkumlarının affı konusunda teklifte bulunmayacaklarına dair söz verdiler.

‘Seçim olacağı açıklansa darbe olmazdı’ yanılgısı...

Seçim çare olmadı

Bu pratiğe bakınca seçim tek başına darbenin önüne geçmeye yetmiyor. Bir noktanın daha altını çizmek lazım. 27 Mayıs darbesine gerekçe olarak gösterilen Tahkikat Komisyonu, Nisan 1960’ta kuruldu ama Silahlı Kuvvetler içinde ilk cunta hareketleri 1954 yılında başlıyor. Darbeden sonra da tek parça bir Silahlı Kuvvetler manzarası yok ortada. Aksine Milli Birlik Komitesi ve Türk Silahlı Kuvvetler Birliği adı altında iki yapılanmanın mücadelesi devam ediyor. Darbe öyle bir çark ki, bir kere dönmeye başladı mı durdurması çok zor oluyor. Adalet Partisi Meclis’ten güvenoyu aldığı için  11 Temmuz 1980’de yapılamayan askeri darbe 12 Eylül 1980’de yine yapılmıştı.

Sadece 7 dakika sürdü

İlker Başbuğ’un sözünü ettiği Adnan Menderes’in Eskişehir gezisi daha çok İstanbul’da yürüyüş yapan üniversite hocalarına karşı söylenen “Kara Cübbeliler” sözüyle bilinir. Menderes’in gezisi, Eskişehir Askeri Havalimanı’na indikten hemen sonra, bir grup askerin Başbakan’a sırtlarını dönerek protesto etmeleriyle başladı. İşler bu noktaya vardıktan sonra Eskişehir’de seçim tarihi açıklansaydı darbe olmazdı demek biraz iyimser kalıyor. Kaldı ki darbe öncesinde Ankara Polatlı’da görevli olan Yassıada Komutanı, Tarık Güryay da kendisine kuryenin aynı gün geldiğini anlatıyor anılarında. Başbakan’ın Özel Kalem Müdürü ve darbeden sonra da Dışişleri’nde görevine devam eden Ercüment Yavuzalp de anılarında Menderes’in, Eskişehir’de yaptığı ilk konuşmada mikrofonun çalışmadığını, Başbakan’ın, daha önceden yazılmış görece sert metni okumadığını, irticalen yaptığı konuşmada, 3 ay süreyle kurulan Tahkikat Komisyonu’nun çalışmalarını, birinci ayın sonunda sona erdiğini açıkladığını anlatır. Menderes’in yumuşama adımı attığı ama pek de duyulmayan konuşması sadece 7 dakika sürer.

Soysal'ın itirazı

Tahkikat Komisyonu, bu kadar önemli diye düşünebilir dönemi çok iyi bilmeyenler. Sahip olduğu yetkilerle, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğu yolunda Anayasa profesörlerinin üzerinde fikir birliğine vardığı bir yapıdır Tahkikat Komisyonu. Yassıada’da, Başsavcı Ömer Altay Egesel, salonda sanıkların oturma düzenini ayarlarken Tahikat Komisyonu üyelerini Meclis Başkanı’nın arkasına koymuş onların ardında Selahiyet Kanunu’na oy verenleri onların da ardına alfabetik sıraya göre diğer vekilleri yerleştirmiştir. Peki tüm davaların birleştiği ve Menderes ile arkadaşlarını idama götüren Anayasa’yı İhlal Davası, hukuken haklı bir dava mıdır? En koyu Cumhuriyetçi isimlerden birisi olan Prof. Dr. Mümtaz Sosyal, “100 Soruda Anayasa’nın Anlamı” kitabında, Anayasa ihlali ile Anayasa’ya aykırılık arasında kalın bir çizgi çizer. Sosyal, cebir kullanılmadıkça, üyelerin söz hakkı elinden alınmadıkça, Meclis’ten geçen Anayasa’ya aykırı bir yasaya oy vermiş milletvekillerinin mutlak dokunulmazlıktan yararlanması gerektiğini söyler. Yani Soysal’a göre, Demokrat Parti’nin oylarıyla geçen Tahkikat Komisyonu nedeniyle yargılama yapılmaması gerekirdi.

Gelelim Menderes’in Eskişehir gezisine damga vuran Kara Cübbeliler sözüne, o söz Şeker Şirketi’nin misafirhanesinde Başbakan’ın onuruna verilen akşam yemeği sırasında söylendi. Meclis Başkanı Refik Koraltan’ın telefonla arayıp, olayları anlattığı Başbakan Menderes, o meşhur “Kara Cübbeliler” cümlesini kurdu. Menderes’in gezisini takip eden ve daha sonra uzunca bir süre Yassıada’da hapis yatırılan TRT Spikeri Zeynel Kozanoğlu, anılarında Menderes’in kürsüden indikten sonra söylediklerine pişman olduğunu, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Firuzan Tekil ile konuşup, Ankara Sıkıyönetim Komutanı’ndan kendi konuşmanın yasaklanmasını istediğini anlatır. 

'2. Cumhuriyet'

27 Mayıs’ı aslında pek de bilmediğimizi gösteren söz, 2. Cumhuriyet sözüdür. Türkiye bu lafı liberallere ait bir laf zanneder. Oysa 2. Cumhuriyet, 27 Mayıs’ın ardından kullanılmıştır. 28 Mayıs günü, İstanbul’dan gelen öğretim üyeleri, Gürsel’e darbenin meşruyetinin sağlanması için Demokrat Partlilerin yargılanmasının şart olduğunu anlatırlar. O görüşmeden çıkarken Profesör Hüseyin Nail Kubalı, Gürsel’e, “Paşam kuracağınız 2. Cumhuriyet...” der. 2. Cumhuriyet lafı hayatımıza o görüşmede girdi aslında...

Gürsel'i tebrik etti

27 Mayıs’a dair başka bilmediklerimiz de var. Mesela darbenin ardından Cemal Gürsel’i telefonla arayarak tebrik edenlerden birisi de Demokrat Parti’nin ilk Savunma Bakanı Şemi Ergin’dir. İlginçtir, Şemi Ergin tutuklanıp, Yassıada’ya getirildiği gün, Ankara ve Yeşilköy’de dayak atılmayan tek Demokrat Partilidir. Çoğu Demokrat Partili ailenin şüpheyle yaklaştığı isim, Adnan Menderes’in en yakın arkadaşı ve Demokrat Parti’nin son Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes, ABD’den hediye gelen deniz motoruna Gölcük Askeri Tersanesi’nde yaptırdığı tekne ve o tekne için İzmir Askeri Tersanesi’nde yapılan kızak gibi konularda Yassıada’da değil, Yargıtay’da yargılanmıştır. Dönemin Cumhurbaşkanı Bayar’ın hediye edilen Afgan tazısını piyasa fiyatından daha yüksek bir fiyata Atatürk Orman Çiftliği’ne satıp, İzmir’de bir köye çeşme yaptırmasını yargı konusu yapan 27 Mayıs için oldukça ilginç bir tercih bu...