Türkiye’de tazminat davası açılabilir mi?

26 Haziran 2020

ABD’de Bayer’in 2016 yılında satın aldığı Monsanto’ya karşı açılan davalarda, Roundup tarım ilacının etken maddeleri arasındaki glisofatın lenf kanserine neden olduğu iddia edilmekte.

Öyle ki, açılan 13.400 dava dikkate alındığında, nerdeyse bütün lenf kanseri hastaları, hastalıklarının tek sebebinin Roundup tarım ilacı olduğuna inanıyorlar. Dayanakları da Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın 2015 yılında, ayrık otu tarım ilacını insanlar için “muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırması. Bayer bundan tam bir yıl sonra Monsanto’yu 66 milyar dolara satın aldı.

Monsanto’ya itham edilen suçlardan birisi de, ‘glisofat’ın kanserojen olduğunu bilmesine rağmen, ürünün üzerine uyarıcı bir açıklama yazmamış olması. 3 tane pilot tazminat davası, 10 tane hakim olmayan üyeden oluşan jürilerin verdiği kararlarla, Monsanto aleyhine sonuçlandı. Şimdi istinafta meslekten hakimler davayı inceleyecek.

Tehlike sorumlusu

Türkiye’de de Bayer’e karşı bir tazminat davası açılması mümkündür. Bizde tarım ilaç şirketlerinin sorumluluğunu doğrudan düzenleyen bir yasa yok. Tarım ilaçları ile ilgili temel düzenleme, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan 27.12.1958 tarihli Zirai Mücadele İlaç ve Aletleri Hakkında Nizamname. Onda da sorumlulukla ilgili bir kurala rastlanmıyor.

Tarım ilacı üreticisi, ürettiği ilaçlardaki etken maddelerin, bilhassa insan ve bitki sağlığı açısından tehlike taşımamasından sorumludur. Bu sebeple akla öncelikle Bayer’in TBK md 71’ye göre tehlike sorumluluğu gelmektedir. Çünkü tarım ilacı üretimi, sık olmasa da zaman zaman ağır olumsuz sonuçlar doğurabilen bir faaliyet olarak, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmedir.

Ayıplı ürün sayılır

Dolayısıyla önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olarak Bayer’in piyasaya sunduğu Roundup ilacıyla teması olduğu için lenf kanseri olanlar, zarar gören sıfatı ile uğradıkları zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesi amacıyla tazminat davası açabilirler.

Yazının devamı...

Borsa WhatsApp grubu suç örgütü olur mu?

20 Haziran 2020

SPK, sosyal medya ve iletişim kanallarında kapalı gruplar kurarak yatırımcıları yönlendiren şahısların menfaat temin ettiği yönünde uyarılar yapıyor. Bu gruplarda birlikte hareket edenlerin bilinçli olarak suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçunu işleyip işlemediğini inceleyelim

Manipülasyonun, bir ülke borsasına güveni en fazla sarsan suç olduğunu geçen hafta inceledik. Konuya başka bir yönden bakmaya devam edelim.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) 4 Haziran’da, aralarında işlem yasağı getirilmiş kişilerin de bulunduğu bazı borsa yatırımcılarının Facebook, Twitter gibi sosyal medya mecraları ile WhatsApp, Telegram vb iletişim sistemlerinde üyelik bazlı gruplar kurdukları  tespitini paylaştı.

Elbette dileyen elektronik ortamda dışarıya kapalı, grup üyeliği bazlı iletişim ve bilgi paylaşım grubu kurabilir. Bu gruplarda kötüniyetli, grup üyelerini bilinçli olarak yanlış yönlendirme ve haksız menfaat elde etme amaçlı üyeler de olabilir.

SPK uyarıda bulundu

Zaten SPK da açıklamasında, bu tehlikeye dikkat çekip, yatırımcıları yönlendiren şahısların, grup içinde, belirli borsa hisselerine oluşturdukları talep sayesinde sahip oldukları payları satarak menfaat temin etme amacını taşıdıkları yönünde yatırımcıları uyarıyor.

Bu kişiler kendilerinin veya ilişkili olduğu kişilerin ellerindeki hisselerle ilgili, grup içindeki üyelere “al” yönünde tavsiye verirken, eş anlı olarak sahip olduğu payları satıyorlar, böylece grup üyelerinin zararına kendi menfaatlerine hareket ediyorlar.

Buraya kadar husus, piyasa dolandırıcılığı olarak 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu md 107’deki işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı suçu. İşin bir başka yönü ise, bu gruplarda birlikte hareket edenlerin bilinçli olarak suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçunu oluşturabileceği...

Yazının devamı...

KARŞILIKSIZ ÇEKE ÇÖZÜM İŞE YARAR

6 Haziran 2020

Bir esnafın çeki karşılıksız çıktığında verilen adli para cezası ödenmezse, hapis cezasına çevriliyor. Cezaevine girerse ailesine bakamıyor, vergisini ödeyemiyor. Hapis cezası alan ve adli para cezaları hapis cezasına çevrilecek olanların sayısının 300 bin civarında olduğu söyleniyor. Bu sorunu nasıl çözeriz, inceleyelim...

Vadeli bir ekonomimiz var. Ticaret peşin değil, veresiye dönüyor. Bir çok Batı ülkesinde artık senetle, çekle ödeme yapılmıyor. Öyle ki, hukuk fakültelerinde ders olarak bile okutulmuyor.

Ama ne yapalım, ülke ekonomisi vadeli bir ekonomi olduğu sürece çek de, bono da kullanılmaya devam edecek. Vadeli ekonomi o kadar benimsenmiş ki, ödeme aracı olan çeki bile “vadeli ödeme aracı”na, kredi fonksiyonu olan kambiyo senedine çevirmişiz. Biz Türk’üz, yaparız!

Önce piyasada ileri “vadeli” çeki yaygınlaştırarak, çeki ödeme aracı olmaktan çıkardık. Sonra da “vadeli” çeki, Çek Kanunu md 3 ve geçici md 3 hükümleri ile yasal hale getirdik. Kolay anlaşılması için “vadeli çek” diyorum. Aslında hukuken çekte ibraz süresi var, ibraz süresi içinde “görüldüğünde” ödenir.

İşyeri kapanırsa...

Bir esnafın çeki karşılıksız çıktığında verilen adli para cezası ödenmezse, hapis cezasına çevriliyor. Çeki karşılıksız çıktığı için cezaevine giden esnafın işyeri kapanıyor. Ailesi ile ilgilenecek kimse kalmıyor.

Sonuçta sosyal güvenlik sisteminin, Maliye’nin de kayıpları oluyor. Cezaevindeki esnaf ne kendisi için, ne de çalışanları için sigorta primi ödeyemez artık. Satış yapamayacağı için, Maliye KDV tahsilatı yapamaz. Bütün bunlar ne uğruna; esnaf çekini ödeyemedi diye. Çek yazmak yerine senet verseydi, hapse girmeyecekti. Çek bu! Uğrunda hapis yatılacak kutsal bir evrak değil ki!

AİHM ne diyecek?

Yazının devamı...