Eğitim sistemimizle ilgili tartışmaların ve yeni önerilerin yoğunlaştığı bir dönemdeyiz. Biraz geri çekilip ülkemizin en önemli mütefekkirlerinden birisi olan Alev Alatlı’ya kulak verme zamanı. Alev Alatlı, hem bir entelektüel hem de Kapadokya Üniversitesi’ni kurup hayata geçiren bir uygulamacı olarak Türkiye’de eğitimin nasıl olması gerektiği ile ilgili önemli yaklaşımlar geliştirdi. Alatlı’nın bu bağlamda yaklaşımı aslında asıl sorunlarımıza işaret ediyor. Kadim geleneğimizde dile getirildiği gibi asıllar yerine getirilirse füruat ona tabi olur. Yani, temeller (asıl) doğru atılırsa, ayrıntılar (füruat) kendiliğinden o temellere uygun hale gelir. Bu nedenle burada Alatlı’nın eğitimle ilgili asıllara yönelik yaklaşımını, Alatlı’nın eğitimin nasıl olması gerektiği ile ilgili oldukça kapsamlı ve hacimli bir raporu olan ‘İSO Çalıştayı Sonuç Raporu’ (Alatlı, 2016)’na dayalı olarak ele alacağız.
Kitleselleşme Elitizm Çatışması ve 21. Yüzyıl Filistinizmi
Alatlı, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de beşeri
Yapay zekâ ekosisteminde her gün bir yenilikle karşılaşırken hasar tespitleri de artmaya başladı. Bu bağlamda en büyük tahribatın insanın bilişsel sistemi ve hafızası üzerinde ortaya çıkacağı görülüyor. Her ne kadar üretken yapay zekâ teknolojisi ile insanın bilişsel kapasitesinin artacağı ve daha karmaşık problemlerin çözebilir olacağına yönelik bir anlatı yaygınlaşsa da bunun yapay zekâ teknolojilerini yaygın kullanan herkes için geçerli olmayacağı, bu imkânın belirli merkezlerde ve belirli beceri ve imkânlara sahip olanlar için geçerli olduğu, ancak büyük kitleler için yıkıcı etkisinin daha fazla olacağı yavaş yavaş belirginleşmeye başladı.
Bu kapsamda örneğin W. Sun tarafından yayımlanan “The Trajectory of Thinking Transformation in the Era of Artificial Intelligence” başlıklı makale (https://doi.org/10.32782/apfs.v048.2024.1), risklere dikkat çekse de yapay zekâ teknolojisi ile düşünme süreci dönüşerek daha üst seviyeye yükseleceğine yönelik iyimser bir tablo
Yapay zekâ hızla tüm alanları dönüştürüp yeni bir ekosistem oluştururken bu ekosistemin ne olduğu ve avantajları yanında olası risklerine yönelik sıcak tartışmalar da sürüyor. Bu dönüşümden ülkemiz de derinden etkileniyor. Ancak, ülkemizde yapay zekâ kullanımın yaygınlığı ve risklerine karşı farkındalık düzeylerini belirlemeye yönelik araştırmaların yeterince yapılmadığı ve kamuoyu tartışmalarında yeterli yer bulamadığı da görülüyor. Bu bağlamda TÜİK tarafından ilk kez resmi istatistik sunulmuş olması çok değerli.
Paylaşılan istatistiklere göre girişimlerdeki yapay zekâ teknoloji kullanım oranları sürekli artıyor. 2021 yılında bu oran %2,7 iken 2025 yılında %7,5’e yükselmiş. Girişimlerde çalışan sayısı arttıkça, yani kurumsallaşma arttıkça yapay zekâ teknolojisine adaptasyonun yükseldiği görülüyor. Örneğin, 10-49 çalışanı olan girişimlerde bu oran 2021 yılında %2,3 iken 2025 yılında %6,6’ya yükselmişken 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde 2021 yılında %9,6
Azerbeycan’ın önemli şairi Bahtiyar Vahapzade’nin 100.yıl etkinliklerine katılmak üzere TÜRKPA (Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi) heyeti olarak Azerbeycan’daydık. Önce Bakü’de sonra da Vahapzade’nin doğduğu ve yaşadığı tarihi ve doğal güzelliklerin buluştuğu Şeki şehrinde düzenlenen etkinliklere katıldık. Her iki toplantıda da Vahapzade’nin Azerbeycan’ın bağımsızlığı, kültürü ile güçlü bağ kurması gerektiği, bu bağın kurulmasında dilin önemine yönelik bakışını ve bu minvalde şiirlerini, yorumlarını ve çabalarını arkadaşlarından, akademisyenlerden, siyasilerden dinleme fırsatı bulduk.
Vahapzade sadece şair değil, aynı zamanda bir düşünür ve siyaset adamıydı. Bu vesile ile Bahtiyar Vahapzade’nin Türkiye’de Varlık dergisinde 1972 yılında yayımlanan ‘Ölü Edebiyat’ yazısına karşı yazdığı ve 1973 yılında yayımlanan ‘Yél Ġayadan Ne Aparar?’ başlıklı reddiyesini tekrar hatırladık (Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi 31. Sayı, 203-210). Reddiyede Nesimi ve Fuzuli’nin
Yapay zekânın gelişimi arttıkça yayılımı da eş zamanlı bir şekilde artmaktadır. Büyük dil modelleri (LLM) kullanan üretken yapay zekânın özellikle özet çıkartma, metin üretme, metni iyileştirme, diller arası çeviri yapabilme ve yeni fikirler önerme özellikleri yükseköğretimde bilimsel üretim süreçlerini de hızla dönüştürmektedir. Çalışmalar, bilimsel camiada bu araçların kullanılma yaygınlığının giderek arttığına işaret etmektedir. Örneğin yakın zamanda yayınlanmış bir çalışmada 1 Ocak 2020 ile 1 Kasım 2024 arasında yayımlanmış 2,8 milyon yayın incelenerek üretken yapa zekânın Çinli (ana dili ingilizce olmayan) araştırmacılar ile ana dili ingilizce olan kontrol grubunun makale özetlerindeki sözcüklerin karmaşıklığına etkileri karşılaştırılmış ve ChatGPT’nin kullanımının ana dili ingilizce olmayan araştırmacıların makale özetlerinde sözcük karmaşıklığını anlamlı biçimde artırdığı gösterilmiştir (Lin vd., ChatGPT as Linguistic Equalizer? Quantifying LLM-Driven Lexical Shifts in
Alev Alatlı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde yaptığı konuşmada yasal olanın helal olamayabileceği, dolayısıyla asıl problemin yasal olanın aynı zamanda helal olabilme imkânını üretmek olduğunun altını çizmişti: “Çünkü her yasal hak helal değildir ve olamaz!”. Ahlâki olan zaten helaldir. Ve örnekler veriyordu yaşamda karşılaşılan bu açmazlarla ilgili. Örneğin, eski mahallelerde yaşamış olan o dayanışma duygusuna atıfla gelinen noktayı anlatıyordu: “Keza iflas eden kardeşinizin haraç maraç satışa çıkarılan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir ama helal değildir.”
Aslında bu, değerlerin nasıl dönüştüğünün çok çarpıcı bir örneği. Mahallede bir komşu esnaf maddi sıkıntı yaşadığında, o yoğun ilişkiler ağında mahalle bundan mutlaka haberdar olur ve komşusunun bu sıkıntısını çözebilmek için bir araya gelir ve çözüm üretilirdi. Sıkıntılı komşunun bu durumundan dolayı acil satışa çıkardığı malların piyasa koşulları nedeniyle
‘Sıralamalar ve Ödülün Asimetrik Dağılımı’ başlıklı bir önceki yazıda Peter Erdi (2020)’nin Barabasi’ye atıfla belirttiği gibi başarının bireyin kendi performansı ile ilgili olmadığına, tam tersine toplumun bireylerin performanslarını değerlendirmesi ile ilgili olduğuna değinmiştik. Bir başka deyişle bireysel performanslara dayalı olduğu varsayılan başarılar, bu performansların toplumdaki karmaşık ağ yapıları ile etkileşimine bağlı olarak toplum tarafından o performanslara ne kadar değer/itibar verildiği ile ilgilidir.
Elbette tüm bireylerin toplumsal bir itibar beklentisi ile performans sergiledikleri söylenemez. Öyle insanlar vardır ki bir performans sergilediklerinde olay bitmiştir ve sonrası önemli değildir. Niyeti toplumsal bir beklenti ile ilişkili değildir ve bu niyetle eylem yapıldığında hikâye orada tamamlanmıştır. Dolayısıyla toplumsal başarı beklentisi onlar için bir değer ifade etmemektedir. Bu kısım için Barabasi ve ekibinin yapacağı hiçbir şey yoktur. Kim ki bunun ötesine geçiyorsa orada artık Erdi’nin ifade ettiği gibi oyun kuramına göre oynanan bir
Sayısallaşma her alanda devasa veri üreterek değerlendirmeye yönelik modellerin oluşturulmasını kolaylaştırmıştır. Artık bu verilere dayalı sıralamalar yapılabilmekte ve her alanda kimlerin ne kadar iyi olduğu belirlenmektedir. Gideceğiniz üniversiteden okuyacağınız kitap seçeneklerine ve izleyeceğiniz film ve dizilere, en çok kazandıran yatırım seçeneklerinden kalacağınız otellere kadar tavsiye seçenekleri yaşamlarımızı yönlendirmektedir. Ekonomi, bilim, sanat, eğitim, itibar, şöhret, seçimler ve oy verme, tüketim alışkanlıkları vs. tüm yaşam alanlarında bu rekabette kimin nerede bulunduğunu gösteren veya nasıl tavır almamızı bize bildiren sıralamalar yaşamlarımızın vazgeçilmezleri olmaktadır.
Her şey ölçmenin kapsamına sokulmaya çalışılmakta ve böylece sayısallaştırılmaya mahkûm edilmektedir. Nitelikle ilgili olanın ölçülebilmesi için doğal olarak varsayımlar yapılmakta, ölçümde etkili olabilecek faktörler ve ağırlıkları belirlenmekte ve oluşturulan algoritmalarla niteliğe sayısal bir değer atfedilmektedir. Bir başka