Sezai Karakoç ve ramazan

16 Mayıs 2020

Kime kitabı sağından verilirse hesabı kolay bir şekilde görülecektir ve sevinç içinde yakınlarına dönecektir (İnşikâk Suresi 8-9. ayetler)

Türk-İslam düşünce dünyasının yaşayan en önemli düşünürü kimdir?” diye bir anket yapılsa hiç şüphesiz akla gelecek ilk üç isimden biri Sezai Karakoç olacaktır. “Diriliş” düşüncesi etrafında oluşturduğu bir evrene sahiptir Karakoç. Sadece bir düşünür değil, belki daha çok bir şairdir Karakoç. Sezai Karakoç’u Türk şiirinden çıkarırsak ortada kalan bizi ne kadar tatmin eder emin değilim. Hem kendi kuşağını hem de kendisinden sonrakileri doğrudan ve dolaylı yönden etkilemiş, belki de en fazla şairi etkileyen şair Sezai Karakoç’tur. 2000 yılında şiirleri tek bir ciltte, “Gün Doğmadan”da toplandı. Ben bu cildi Mehmed Akif Ersoy’un “Safahat”ının ve Necip Fazıl’ın “Çile”sinin yanına gönül rahatlığıyla koydum.

Şiir ve deneme kitaplarını lise çağından itibaren herkesin rahatlıkla okuyabileceği, okurken de anlayabileceği, anlarken de dönüşebileceği, daha farklı bir kişi haline gelebileceği bir düşünür ve şairdir Sezai Karakoç.

Hiç şüphesiz birçok düşünür için yöneltilebilecek o meşhur soru Sezai Karakoç için de gündeme gelebilir. Peki, Sezai Karakoç’u okumaya nereden başlamak lazım?

Benim tavsiyem “Diriliş Neslinin Amentüsü”, “İslam’ın Dirilişi”, “Yitik Cennet”, “Fizik Ötesi Açıdan Ufuklar ve Daha Ötesi”, “Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı”, “Mehmet Akif”, “Mevlana” ve “Yunus Emre” isimli kitapları. Diğer kitaplarından istediğinizi sırayla okumanız mümkün.

Karakoç’tan altı çizili satırlar

- Her ramazan, yazarın “Samanyolunda Ziyafet” isimli kitabına göz gezdiririm. Üstad Sezai Karakoç’un (Oruç Yazıları) alt başlığını taşıyan bu kitaptan altını çizdiğim bazı satırlar şu şekilde:

- “Kendi kendinden uzaklaşan insanın kendine dönüşüdür oruç ayı.”

Yazının devamı...

Mahzun ramazan

9 Mayıs 2020

Bütün ezberlerimizin bozulduğu, yepyeni bir  düzene girme arifesinde olduğumuz şu karantina günlerinde bambaşka bir ramazan ayı idrak ediyoruz, yaşıyoruz. Evde kaldığımız bugünlerde düşünmek, yapılabileceklerin başında geliyor.

Bu toprakların en büyük birleştirici gücü hiç kuşkusuz İslamiyet’tir. Din, en belirleyici unsurların başında gelir. Dinin toplumun geniş kesimi tarafından en görünür, hayatta en fazla yer kapladığı zaman dilimi ise ramazan ayıdır. İşin sadece ibadet boyutu değil, sosyolojik boyutu da vardır. İftar sofrasına davet edilmek ve bu davete icabet etmek için oruçlu olmayı bir tarafa bırakın Müslüman olmak bile şart değildir bu topraklarda. İnşallah ve maşallah gibi kalıplaşmış kullanımları gündelik hayat içinde kullanmak sosyal bir durumdur, inanç temelli olması şart değil.

Bu yıl bütün ezberlerimizin bozulduğu, yepyeni bir düzene girme arifesinde olduğumuz şu karantina günlerinde bambaşka bir ramazan ayı idrak ediyoruz, yaşıyoruz.

Sosyal hayattan tecrit edildiğimiz bu dönemde yaşadığımız ramazanı mahzun olarak adlandırabileceğimizi düşünüyorum. Camiler kapalı, teravih namazını bırakın cuma namazı bile kılınmıyor. En geniş çaplı ibadetlerden biri olan bayram namazının kılınıp kılınmayacağı henüz belli değil. Aynı evde yaşadıklarımız hariç aile bireylerimizle iftar sofrasında buluşamıyoruz. Arkadaşlarımızla sahurda bir araya gelemiyoruz. Hayatı ekranlar üzerinden takip etmeye çalışıyoruz.

Tefekkür gerekiyor

Evlere kapandığımız bu ramazanda yapabileceğimiz şeylerin başında düşünmek geliyor; yani tefekkür. İnandığımız Kur’an-ı Kerim’i anlamak için bir fırsat olarak değerlendirmek mümkün bu süreyi. Dışarıya kendimizi kapattığımız bu dönemde, kendi içimize dönerek, kendimizi daha iyi anlamaya çalışabiliriz. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir yarışma programında “Ramazanda, oruç açma zamanını öğrenmek için, imsakiyelerdeki hangi başlığın altındaki saate bakılması gerekir?” sorusunda yarışmacının joker hakkını kullanmak istemesi, özellikle sosyal medyada çokça konuşuldu. Bense bu durum karşısında hiç şaşırmadım. Bunun benzerlerini, daha da beterlerini sanat dünyası içinde de daha önce defalarca gördüm. Sanat dünyasının, halkın büyük kısmının inanç dünyasına bu kadar uzak olması esas şaşırtıcı olan! Bu kişilerin üreteceği, sunacağı sanatın halk için olmayacağı son derece açık. Dikkatle baktım isimlerini burada anmayacağım, ama ramazan ayının gelişine dair en azından sosyal medya hesaplarından paylaşım yapan sanat kurumu sayısı tespit edebildiğim kadarıyla bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.

Aklıma İsmet Özel’in şu sözü geldi: “Türk aydını dediğimiz acayip yaratık kendi ülkesinde yaşayan değerleri görmezlikten gelmekle kalmaz, uygun bulduğu bir başka kültürün unsurlarını öz malı sayar.” Bunun tam tersi durumlar da var. Sadece “kendi”sine bakan, dışarıda ne olduğuna dair en ufak bir fikri olmayan “sanatçı”lar da mevcut! Türkiye’de sanatın içinde bulunduğu en büyük açmazların başında bu geliyor bence.

Yazının devamı...

Kültür-sanatın ihtiyaçları

2 Mayıs 2020

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Kültür Politikaları Çalışmaları bölümü, salgının kültür-sanat alanına etkilerini inceleyen ve çözüm önerilerinde bulunan, yol gösterici nitelikte önemli bir rapora imza attı.

Sadece İstanbul’da değil, tüm Türkiye’de kültür-sanat alanında faaliyet gösteren en önemli ve en etkin vakıf olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), içinde bulunduğumuz ve kaçınılmaz olarak etkilerini uzun süre hissedeceğimiz salgının etkileriyle alakalı bir politika metni hazırladı.

Direktörlüğünü Özlem Ece’nin yürüttüğü Kültür Politikaları Çalışmaları bölümü, her yıl kapsamlı bir rapor yayımlıyor. Önceki yıllarda, “Birlikte Yaşamak: Kültürel Çoğulculuğu Sanat Yoluyla Geliştirmek”, “Kültür-Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar”, “Yerel Yönetimler için Kültürel Planlama” gibi önemli raporlar uzmanlar tarafından kaleme alınıp yayımlandı.

Kültür Politikaları Çalışmaları bölümü, zaman zaman politika metinleri de yayımlıyor. Anayasa çalışmaları için önerilerden şehir vergisine, kültürel diplomasiden seçimlerde siyasi partilerin kültür-sanata verdikleri önemi irdeleyen metinler bunlar. İşte bu politika metinlerine bir yenisi eklendi: “Pandemi Sırasında Kültür-Sanatın Birleştirici Gücü ve Alanın İhtiyaçları.” Kısa zamanda hazırlanmasına rağmen gayet kapsayıcı bir metin ortaya çıkmış. Başta Özlem Ece olmak üzere emeği geçen tüm ekibi kutlarım.

Bu önerilere dikkat!

Metin dört ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde pandemi sırasında kültür-sanata gösterilen yoğun ilgi, ikinci bölümde dünyada yaratıcı sektörlerde nasıl destekler açıklandığı, üçüncü bölümde Türkiye’de kamu desteğinin ne aşamada olduğu, son ve bence en önemli bölümde ise hangi tedbirlerin alınabileceği somut öneriler halinde sunulmuş. Birkaç haftadır bu köşede benzer önerileri dile getiren biri olarak son derece yerinde ve alanında uzmanlara, profesyonellere danışılarak hazırlanmış bu metin umarım karar alıcılara yol gösterir. Benim en fazla dikkatimi çeken öneriler ise şöyle:

“Faaliyetleri belirsiz süreyle kesintiye uğramış¸ kültür kurumlarının zararının tazmin edilmesi için merkezi ve yerel yönetimler ile özel sektörün mevcut fonları ve proje destekleri genel işletme desteğine dönüştürülmeli, ihtiyaç sahibi kurumlara faizsiz kredi desteği sunulmalıdır.

Hâlihazırda bakanlıktan destek almaya hak kazanmış¸ kurum ve projelere aktarılacak kaynaklarda kesinti yapılmaması, bu fonların dönemin ihtiyaçlarına uygun programların geliştirilmesi için kullanımının teşvik edilmesi sağlanmalıdır.

Yazının devamı...

Sanatçının gerçekliği

25 Nisan 2020

Kampanyalara rağmen kitap satışlarında düşüş yaşanıyor ve yayınevlerinin çoğu kitap yayınlamıyor, kitabevlerini ziyaret edenler azaldı; sahafların durumu daha da sıkıntılı. Bu ortamda, Mark Rothko’nun “Sanatçının Gerçekliği” isimli kitabının Türkçeye kazandırılması iyi bir haber.

Evde kalıp kitap okumaya dair çok fazla kampanya yapılıyor ama buna rağmen ortada önemli bir sorun var. Kitap satışları ciddi manada düşüyor. Birçok yayınevi yeni kitap yayınlamıyor. Kitabevleri salgın nedeniyle ya kapalı ya da zaten insanlar “kitabı” temel ihtiyaçlar arasında görmediği için, çok az kişi ziyaret ediyor. Büyük yayınevleri bile içinde bulunduğumuz durumdan etkilenirken küçük yayınevlerinin çok uzun süre bu duruma devam edebileceğini düşünmüyorum.

Yayınladığı sanata dair kitaplarla radarımda olan Hayalperest Yayınları 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından Mark Rothko’nun “Sanatçının Gerçekliği” isimli kitabını yayımladı. Uzun zamandır bu kitabı Türkiye’den hangi yayınevinin yayınlayacağını merak ediyordum. Editörlüğünü sanatçının oğlu Christopher Rothko’nun yaptığı eser, sanatçının ölümünden otuz yıldan fazla bir süre geçtikten sonra ilk kez İngilizce yayımlandı. “Doğrudan fikirleri resmeden bir sanatçı” olan Mark Rothko bu kitapta bir kez bile kendi çalışmaları hakkında doğrudan bir yorum yapmaz. Bu kitapta yer alan makaleler sanat felsefesini anlatıyor, açıklıyor. Kitabın tam olarak ne zaman yazıldığını bilmiyoruz; büyük ihtimalle 1940-41 yıllarında, ama sanatçının soyut dışavurumculuğa geçmeden önce yazdığına eminiz. Figürü bırakarak soyuta geçişinin izlerini de görmemiz mümkün. Mark Rothko bu kitabı hayattayken yayımlamaz ama bu onun yazdıklarını önemsememesiyle alakalı değildir. Rothko için yazmak tıpkı resmetmek gibi hakikati aktarmak, ifade etmektir. Kitabın editörü ve oğlu Christopher Rothko’nun uzun giriş yazısında da belirttiği gibi “Yazmak ve resmetmek Mark Rothko için bilmenin farklı biçimleridir.”

Sanat tarihinde müstesna bir yere sahip olan Mark Rothko’nun sanata ve sanatçıya bakışının sanat tarihi yazımı içerisinde de önemli bir yere sahip olacağını düşünüyorum. Tüm sanatseverlerin kitaplığında mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm bu kitabı tavsiye ederim.

Ebru Berrin Alpay kitabı dipnotlara boğmadan ama gerekli açıklamaları da yaparak başarılı bir çeviriye imza atıyor. Bu kadar zor bir metni Türkçeye aktaran Ebru Berrin Alpay’ı tebrik ederim.

Sahafların durumu

Yazının başında yayınevlerinin ve kitabevlerinin içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan bahsettim. Ama belki de daha büyük sıkıntıda olan sahaflardır. Geçtiğimiz haftalarda Sahaf Kolektifi, bu konuyla alakalı bir duyuru yayınladı. Bu bildiride “Sahaf esnafı ve çizgiromancılar, efemeracılar, filatelist ve nümismatikçiler, küçük objeciler, ikinci elciler, seyyar kitapçılar gündelik yaşayan, nakit sermaye ve birikimi olmayan ticaret erbabındandır. İşte bu nedenle dükkanların kapalı, kitap ticaretinin sonlanmış olmasına pek uzun bir zaman dayanamazlar. Kendilerini idare ve idame etmeleri gündelik kazanç kapıları kapatılırsa mümkün olmaz” ibareleri yer alıyor.

Yazının devamı...

Evde çocuklarla sanat

18 Nisan 2020

Çocuklarımızın kendileriyle barışık olmasının temelinde sanat yer alır; bunlar sadece plastik sanatlarla uğraştan ibaret değil, çocukları dansa, müziğe ve en önemlisi kitap dostu olmaya özendirmeyi öneriyorum.

Sıklıkla, özellikle yaşıtım olan anne-babalardan çocuğunun kitap okumadığına dair şikayetler duyuyorum ve onlara okuma alışkanlığını nasıl kazandırabileceğime ilişkin tavsiyeler isteniyor. Bu gibi durumlarda ilk olarak şu soruyu yöneltiyorum: Peki siz en son ne okudunuz? Eğer ebeveynin bu soruya verebilecek bir yanıtı yoksa şikayete de hakkının olmadığına inanıyorum. Çünkü çocuklar evlerinde anne-babalarından gördükleriyle birçok şeyi öğrenip alışkanlıklar kazanır. Tabii çocukların gelişen teknolojiyle birlikte alışkanlık kazandıkları televizyon ve YouTube gibi başka mecralar da mevcut. Ama birincil eğitim ailede başlıyor. Araştırmalar kitap okuyan ebeveynlerin çocuklarının da kitap okumaya daha kolay adapte olduğunu ve alışkanlık haline getirdiğini gösteriyor. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus da çocuğun karakterine uygun kitapları bulup, bu duruma göre yönlendirme yapılması gerekir.

Sadece kitapla alakalı değil tabii bu yaklaşım; müzik söz konusu olduğunda da benzer bir durum var. Eğer evde bir müzik aleti varsa ve anne veya baba veya her ikisi de müzik aleti kullanabiliyorsa doğal olarak çocukta da benzer eğilim olacaktır.

Kendisiyle barışık çocuklar

Çocuklarımızın sosyal ve duygusal açıdan olgunlaşmasını, iletişim becerilerinin yüksek ve özgüven sahibi, kendileriyle barışık olmasını istiyorsak bunun temelinde sanat yatıyor. Sanatla kastım sadece plastik sanatlar değil, az yukarıda bahsettiğim kitap okumayı ve müzikle birlikte dansı da bu kapsamda değerlendirmek gerek.

İçinde bulunduğumuz olağanüstü şartlarda hepimiz evlerimizde daha fazla vakit geçiriyoruz. Evden çalışma imkanı olanlar evden çalışıyor, fiziken işyerinde bulunması gerekenler de sosyal hayat tamamen durduğu için iş çıkışı hemen eve geliyor. İlk kez çocuklar 23 Nisan’ı işte böyle bir ortamda yaşayacaklar. Evde rahatlıkla yapabileceğiniz ve çocukların sanat eğitimine, gelişime faydalı olacağını düşündüğüm bazı etkinlikleri paylaşmamın uygun olacağını düşünüyorum.

İlk ve en basit yöntem resim yapmak. Çocuğunuzla beğendiğiniz ve çocuğunuzun yaşına uygun olacağını düşündüğünüz bazı bilindik resimlerin taklitlerini yapabilirsiniz.

Yazının devamı...

Sanata adım adım destek

11 Nisan 2020

İçinde bulunduğumuz durum, geçimlerini güçlükle sağlayan sanatçılar için zor geçiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, bazı destekler açıkladı ama bu yetmeyebilir; koleksiyonerler, sanat hamileri, vakıf ve dernekler de harekete geçmeli.

Stephen King’in aşağıda görebileceğiniz bu tweeti yüz binlerce beğeni aldı: “Sanatçıların gereksiz olduğunu düşünüyorsanız, karantina sürecini müzik, kitaplar, şiirler, filmler ve resimler olmadan geçirmeyi deneyin!”

Usta yazar çok haklı; bunlar olmadan hayatımızı sürdürmemiz, hele içinde bulunduğumuz dönemde imkansız. Ama sanatçıların ve sanat kurumlarının içinde bulunduğu durum her geçen gün kötüye gidiyor. Zaten bazı süper-ünlü sanatçılar dışındakiler geçimlerini güçlükle sağlarken veya sanat faaliyetleriyle zaten geçinemeyip ek işler yaparlarken, içinde bulunduğumuz durum onları çok daha zorda bırakıyor.

Geçen hafta da belirtmiştim, büyük kurumlar bir şekilde ayakta kalabilirler. Ama görece küçük kurumları yakın zamanda büyük sıkıntılar bekliyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın açıkladığı önlemler ve desteklerde dikkatimi çeken bakanlık bünyesinde yevmiyeyle çalıştırılan 3 bine yakın sanatçının sözleşmeli personel kadrosuna alınması, tiyatrolara yapılan desteklerin devamı ve meslek birliklerine verilen desteklerin yüzde 50 oranında artırılması dikkatimi çekiyor. Ama bunların yeterli olacağını düşünmüyorum. Bir an önce gerekli adımların atılması gerektiğini düşünüyorum. Tabii bütün yardımı devletten beklememek gerek. Koleksiyonerler ve sanat hamileri de bu alanda faaliyet gösteren vakıf ve derneklerle beraber elini taşın altına koymalı.

Sosyal medyadan vazgeçemeyeceğiz

Evlere hapsolmamızla birlikte alışkanlıklarımız da hızla değişiyor. Bu yeni alışkanlıklarımızdan bazıları kalıcı hale gelecek. Slavoj Zizek’ten Yuval Harari’ye birçok popüler isim tahminlerde bulunuyor. Onların tahminleri çok daha büyükken, ben ufak bir tahminde bulunacağım. Sosyal medyanın önlenemez yükselişi daha da artacak ve doyum noktasına ulaşacak. Özellikle Instagram’ın ve orada yapılan canlı yayınların karantinadan çıkıp “normal” hayatlarımıza döndüğümüzde de devam edeceğine inancım tam. Belki “normal”leştiğimiz ilk dönemlerde azalma olsa da hemen akabinde tekrar bu alışkanlıkların devam edeceğini düşünüyorum.

Yazının devamı...

Korona günlerinde sanat

4 Nisan 2020

Sanat ve sanatçılar da koronavirüs salgınının yol açtığı ortamdan etkileniyor. Doğrusu sanatçıların, içinde bulunduğumuz bu sıkıntılar bittikten sonra ortaya çıkaracakları eserleri merak etmemek elde değil.

Her geçen gün, her hafta toplum olarak bugünlerde yaşadığımız sıkıntıların izlerinin kolay kolay silinmeyeceğini görüyoruz, hissediyoruz. Toplum olarak derken sadece Türkiye’den değil, bütün dünyadan bahsettiğim bilinsin isterim. Bugünlerde yaşadığımız bu denli büyük sıkıntının benzerini bir asır önce yaşayan hiç kimse şimdi hayatta değil. Yüz yıl öncesinin şartları ve algısıyla bugünün şartları ve algısı bir değil.

Sanatçılar söz konusu olunca doğal olarak bu durumdan etkilenmeler, ilham almalar olacaktır. Açıkçası ben sanatçıların içinde bulunduğumuz bu sıkıntılar bittikten sonra ortaya çıkaracakları eserleri çok merak ediyorum. Bugünler hangi yazarlara ilham verecek, performans sanatçıları neler yapacak, çağdaş sanatta nasıl bir yaklaşım göreceğiz. Sinemayı söylemeye gerek bile duymuyorum; Hollywood zaten biz bu günleri yaşamadan bizlere yaşattığı için belki de psikolojimiz daha fazla etkileniyor. Hiç kimse filmin başlarında ölen şişman çocuk olmak istemiyor.

Roman yazarlarından bahsetmişken Orhan Pamuk’a değinmemek olmaz. Uzun süredir üzerinde çalıştığı (söz konusu Orhan Pamuk ve roman olunca uzun süre üzerinde çalışılmadan ortaya bir eser çıkmaz) “Veba Gecelerinde” isimli eserinden bir bölüm geçtiğimiz haftalarda bir web sitesinden yayınlandı.(Neden Yapı Kredi Yayınları’nın web sitesinden yayınlanmadığını bilemiyoruz.) Adından da anlaşıldığı üzere salgın ve karantinanın olduğu bu romanda acaba Orhan Pamuk içinde bulunduğumuz günlerdeki insan davranışlarını görüp değişiklikler yapıyor mudur? Belki bir röportajında anlatır.

Kütüphane Haftası

30 Mart’ta başlayan hafta Kütüphane Haftası olarak kutlanıyor. Kütüphaneler neredeyse bütün dünyada kapalı olduğu için, herhalde tarihlerinin en boş zamanlarını geçiriyorlar. Karantina günlerinde olduğumuz için birçok kurum da etkinliklerini çevrimiçi yollardan sürdürüyor. Benim sıklıkla kullandığım Galata’daki Salt ise çevrimiçi bir gösterim sunacak. 3-17 Nisan tarihleri arasında Salt’ın YouTube hesabında Ben Lewis’in 2013 yapımı “Google and The World Brain” (Google ve Dünyanın Beyni) belgeseli gösterilecek. Google’ın dünyadaki bütün kitapları tarayıp dijital ortama aktarmasını hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle uzmanlara başvurarak anlatan belgeseli sabırsızlıkla bekliyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığı yaşadığımız salgından dolayı Kütüphanem Cepte uygulamasını yayınladı. E-devlet üzerinden kayıt olduktan sonra çoğunluğu klasik eserlerden oluşan kitapları cep telefonunuzdan ücretsiz okumak mümkün.

Sanata destek

Yazının devamı...

Salgın etkisi

28 Mart 2020

Sanat bu dönemde daha görünür hale gelse de finansal açıdan büyük bir çıkmaza doğru sürükleniyor.

2019’un son günlerinde ortaya çıkan ve 2020’yle birlikte bütün dünyayı etkisine alan yeni tip koronavirüs, bütün dünyayı sarsmaya devam ediyor. Bir kısım uzman, salgının haziran ayına kadar devam edebileceğini söylerken, bazıları bu konuda herhangi bir öngörüde bulunmanın imkânsız olduğunu dile getiriyor.

Ben bu satırları kaleme alırken dünyada 428 bin vaka tespit edilmiş, 19 binden fazla kişi hayatını kaybetmişti. Cumartesi günü siz bunu okurken vaka sayısının milyona ulaşma ihtimali var.

Bu salgının etkisi, hiç şüphesiz bittikten sonra da kendisini gösterecek. Bugünlerde edindiğimiz tecrübe, hayatımızın bir parçası olmaya devam edecek.

İnsanlık tarihi boyunca bu hep böyle olmuştur. Kriz anlarındaki birçok değişim kalıcı hale gelmiştir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da kadınların her mesleği yapmasına izin verilmiyordu. Savaş çıkıp erkekler cepheye gidince kadınlar bu işlere başladılar ve savaş bitip erkekler cepheden dönünce işlerine devam ettiler.

İmkânsızlar artık mümkün

Bugünlerde yaşadıklarımızın da çeşitli neticeleri olacak. Örneğin dijitalleşmenin hızlanacağı inkâr edilemez bir gerçek haline geldi. Bundan üç ay önce mümkün olduğunca kişi evinden çalışsın denilse kimse bunu ciddiye almazdı; sadece ciddiye almamakla kalmaz bunun birçok sektör için imkânsız olduğunu söylerdi. Ama görüyoruz ki gereklilik halinde imkânsız görünenler mümkün hale gelebiliyor.

Yazının devamı...