Kudüs ah Kudüs!

15 Mayıs 2021

İsrail hep yaptığı gibi bu yıl da mübarek ramazan ayında, özellikle bu ayın en önemli dönemi olan son 10 gününde Mescid-i Aksa’ya, orada ibadet eden Müslümanlara saldırdı. İsrail’in saldırmak için bahaneye ihtiyacı yok. Şımarık bir ergen çocuk gibi aklına her eseni yapan, sadece kendisini düşünen, Yahudi olmayanları asla umursamayan, bir devlet! 2000 yıllık vatansızlıktan, sayılamayacak kadar sürgünden sonra kurulan İsrail, sanki Yahudiler tüm bunları yaşamamış gibi, yakın zamana kadar mazlum durumda değillermiş gibi benzer tutumu, ister Müslüman ister Hristiyan Araplara karşı uyguluyor. Haberlerde gördüğümüz detaylar yürekleri dağlıyor.

Filistin ve sanat

Türkiye’den hemen her kesimden yaşananlara tepkiler yükselirken sanat dünyasından maalesef kuvvetli bir tepki göremedim. Filistin ve sanat bazıları için hâlâ bir araya gelmesi hayli uzak ihtimal olarak görünebilir, ama en azından Mona Hatoum’u duymuş ve eserlerine aşinalıkları vardır. Filistin sanatı söz konusu olunca Türkiye’de ağırlık edebiyata kayıyor. Edebiyat üzerinden yaşanan dramları Nekbe Günü’nü, Sabra ve Şatilla Katliamı’nı biliyoruz. Ama resim ve diğer plastik sanatlar, çağdaş sanat söz konusu olduğunda yabancılık çekiyoruz. Naci el-Ali ülkemizde de tanınıyor biraz, ama Sliman Mansour’un Arap dünyasının en bilinen 10 görselinden biri sayılan “Ağır Yük Devesi” isimli tablosunu bilen çok az kişi vardır. Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet dönemiyle birlikte yaşadığımız hızlı Batı’ya dönüş ve Arap dünyasının da benzer şekilde Osmanlı’dan hızlı kopuşu buna etken olarak gösterilebilir. Ama yeterli midir? Hiç sanmıyorum. Benzer inanç dünyasına, benzer günlük alışkanlıklara, ortak geçmişe sahip toplumların birbirleriyle olan ilişkileri her platformda devam etmeli.

Filistin’i tanımak

İngiliz mandası yönetimindeki Kudüs’te 1942 yılında dünyaya gelen ve 2 yıl önce Almanya’da hayata gözlerini yuman Kamal Boullata’nın “Filistin Sanatı: 1850’den Günümüze” başlıklı muazzam bir eseri var. Bu eser 2009 yılında İngilizce yayımlanmasına rağmen maalesef hâlâ Türkçeye çevrilmedi. Dünyaca ünlü sanat eleştirmeni ve gerçek bir Filistin destekçisi olan John Berger’ın ön sözünü yazdığı eser, sadece Filistinli Müslümanların değil Hristiyanların da eserlerine yer veriyor. Hatta anlıyor ve öğreniyoruz ki İsrail’in uyguladığı işgal politikasına karşı çıkan İsrailli sanatçılarla Filistinli sanatçılar 1985 yılında ortak sergi bile düzenlemiş. Kudüs’te yaşanan zulüm ve insanlık dramını sadece bugüne bakarak anlayabilmek mümkün değil. Olayların geçmişine sanat yoluyla da bakarsak insanların yaşadıklarını hissedebiliriz. Eğer Türkiye ve Filistin, İstanbul ve Kudüs arasında gerçek bir bağ varsa bu bağın edebiyatla, sinemayla, çağdaş sanatla perçinlenmesi gerektiğine inanıyorum. Filistin’i ne kadar tanırsak kendimizi de o kadar tanırız.

Not: Tüm okurlarımın Ramazan Bayramı’nı kutlar, herkese sağlık, afiyet, huzur ve barış dolu günler dilerim. İnşallah bir sonraki bayramda sevdiklerimizle yan yana olabiliriz.

 

Yazının devamı...

Karantina günleri listesi

1 Mayıs 2021

Yeni bir kapanma dönemine giriyoruz; evdeyken, film izleyebilir, kitap okuyabilir, sergileri çevrimiçi gezebiliriz. İşte önerilerim.

Kovid-19 salgını hız kesmeden devam ediyor. Alınan tedbirler maalesef yeterince etkili olmuyor. Ben bu satırları yazarken ülkemizde 40 bine yakın insanımız, dünya genelinde ise 3 milyon 150 binden fazla kişi hayatını kaybetmişti. Tedbirlere bir yenisi eklenerek önümüzdeki günlerde salgının hızının kesilmesi, böylelikle de hem aşılama için vakit kazanılması hem de sağlık sisteminin ve sağlık çalışanlarımızın üzerindeki yükün hafifletilmesi amacıyla yeni bir kapanma dönemine girdik. Bunun neticesinde yaz aylarında çok daha rahat bir dönem geçirebileceğiz.

Bu kapanma döneminde evdeyken neler yapabileceğimize dair birtakım önerileri aşağıda bulabilirsiniz.

Klasiklere dönüş

Geçen yıl ve bu yıl sinema salonları kapalı olduğu için filmlerin birçoğu dünya genelinde, platformlar üzerinden seyirciyle buluştu. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen 93. Akademi Ödülleri’nde Oscar kazanan bazı filmleri bu platformlar üzerinden seyretmek mümkün. Ayrıca birçok klasik filme tekrar dönüş yapabiliriz. Farklı bir izleme metodu olarak sevdiğimiz bir yönetmenin bütün filmlerini yapılış tarihlerine göre izlemek hem yönetmenin gelişim sürecini görmek hem de detaylı bir bakış için alternatif bir yol olabilir.

Okuma listemdekiler

İyi ki edebiyat var. Yeryüzünde kendi beğeni alanımızdaki bütün kitapları okumaya kalksak ömrümüz yetmez. Salgın döneminde birçok yayınevi hız kesmeden kitap yayımlamaya devam etti. Ne de güzel yaptılar. Benim okuma listemde şu kitaplar mevcut:

Yazının devamı...

Hiç oldu mu?

24 Nisan 2021

İbrahim Kalın’ın türküsüne eşlik eden Erkan Oğur’a gelen eleştiriler iki tarafı da üzdü. Türkiye’nin mahalleler arası diyaloğa ihtiyacı olduğu bir kez daha ortaya çıktı Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, akademisyenliğinin yanında fotoğraf sanatıyla da ilgilenen ama en çok da söylediği türkülerle geniş kitleler tarafından tanınan bir şahsiyet. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Hiç Oldum” isimli türküsünden sonra ise büyük bir tartışma başladı. Bu türküde kopuz çalan Erkan Oğur “eleştirilerin” merkezinde oldu. Eleştiri ve hakaretlere daha fazla dayanamayan Oğur, yaptığı açıklamada, “İçimin bir köşesi cız etmişti, benim ne işim var diye! Belki benim de hatam olmuş olabilir, böyle bir şeyi kabul etmek. Ben sadece müzik tarafına baktığım için çalmakta pek sorun görmedim. İnsanlar başka taraflara çektiler. Beni tanımadıkları için. Ben bugünkü iktidarı, hükümeti politikaları nedeniyle tasvip eden biri değilim. Benim Saray ve kendi menfaati için müzik yapan birisi olduğumu ifade edenler oldu. Tersine Saray’ın verdiği ödülü kabul etmemiştim. Cumhurbaşkanı Müzik Ödülü’nü kabul etmemiştim” ifadelerini kullandı.

Mahalle baskısına yenik düşen Erkan Oğur adına üzüldüm. Eğer böyle bir projede yer almayı baştan kabul etmese son derece tutarlı davranmış olurdu. “Benim için bağlama çalıp, halk müziği seven İbrahim’siniz. Tabii ki çalarım” sözlerinin arkasında durabilmiş olurdu.

Kalın’dan açıklama

İbrahim Kalın, Erkan Oğur’un sözlerine karşılık son derece şık bir açıklama yaptı. Kalın, açıklamasında şu sözleri kullandı: “İlk iki gün Erkan Oğur Bey’i üzmelerine çok üzüldüm. Kendisini arayıp konuştum. ‘Bu pervasızca saldırılar sizi sakın mahzun etmesin’ dedim. Birlikte susmaya karar verdik. Fakat üçüncü gün -belki yanlış hatırlayarak- söylediği şeylere şaşırdım ve üzüldüm. Keşke zorba saldırıların karanlık gölgesi, kendi irademizle ve muhabbetle paylaştığımız bu güzelliğin üzerine düşmeseydi. Canı sağ olsun. Herkes nasibinde ne varsa onu aldı.”

Sol seküler kesim bunu eline geçen her fırsatta kullanıyor. Sonra da “AKP ülkeyi geriyor” diye türkü tutturmuşlar. Kimleri linç etmeye kalkmadılar ki? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğraflarını çektiği için Ara Güler’i, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü aldığı için Özdemir Erdoğan’ı, Mazhar Fuat Özkan’ı ve hatta Şener Şen’i linç etmeye kalktılar. Şener Şen bu durumdan yara mı aldı? Hayır. Bu ödülü aldığı için artık “muhalif” değil mi? Hayır.

Türkiye’nin sürekli olarak mahalleler arası diyaloğa ihtiyacı olduğundan bahsedip daha sonra bu şekilde saldırganca tutum sergileyenleri gördükçe acınası hallerine üzülüyorum.

 

Yazının devamı...

Ne yersek oyuz

17 Nisan 2021

İklimin hızla değişimine dikkatleri çeken “İklimcil” adlı sergiyi, sadece sanatseverlerin değil, iklim değişikliğine dair biraz merakı olan herkesin mutlaka ziyaret etmesi gerek

Antroposen döneminde, yani insanoğlunun Sanayi Devrimi’nden bu yana yaptıklarıyla etkisinin en üst olduğu bu süreçte, dünya yaratıldığından beri devam eden iklim değişikleri hız kazandı. İklim, bazı aktivistlerin iddia ettiği -ve/veya yanlış bildikleri için yanlış aktardıkları- gibi sadece son dönemde değişikliğe uğramadı. İklim dünya yaratıldığından beri sürekli değişiyor, lakin 1950’lerden itibaren bu değişim hız kazandı; “normal”de olması gerektiğinden çok daha hızlı biçimde değişime uğruyor. Bunun çevre ve çevrenin bir parçası olan biz insanlar için büyük ve bazen de geri dönülemez etkileri mevcut. Yanlış bilinen hususlardan bir başkası ise DNA ile ilgili. Araştırmalar gösteriyor ki bütün canlıların DNA’sı sürekli değişim içinde. Bu değişim neticesinde ortaya çıkan yeni özellikler, olumlu ve/veya olumsuz, sonraki nesillere de aktarılıyor. DNA’mız aynı zamanda vücudumuzun hafızası olarak bizlerden sonraki nesillere de aktarılıyor.

Bütün bunları niçin anlatıyorum? SALT Beyoğlu’da geçtiğimiz günlerde açılan ve 22 Ağustos’a kadar devam edecek “İklimcil” başlıklı sergi tam da bu konuya değiniyor. Londra merkezli Cooking Sections (Daniel Fernández Pascual ve Alon Schwabe) sanatçı ikilisi, bu konulara eğilerek hem bir sergi hem de iş birliklerine dayanan bir kamu programı düzenlemiş. SALT’tan Meriç Öner ve Onur Yıldız tarafından programlanan “İklimcil”, SALT’ın 2018’de başlattığı “Sohbetler” serisinin üçüncü sergisi.

Beş eserde iklim

Our Many Europes (Avrupalarımız) projesi kapsamında geliştirilen sergide beş eser yer alıyor.

“Perişan Eden Hava”da (Weathered): Giriş katında sizi karşılıyor ve zaman içerisinde yaşadığımız coğrafyada meydana gelen iklim değişiklikleri ile anormal hava koşulları, gazete kupürleri, fosil yapraklar, eski ağaç kütükleri, meteoroloji raporları üzerinden aktarılıyor.

“Yegâne” (Unicum) başlıklı eserde, Karadeniz’in küresel ısınma neticesinde her geçen gün daha fazla Akdenizleşmesi ele alınıyor.

Yazının devamı...

Etel Adnan nihayet

10 Nisan 2021

Uzun zamandır beklediğim Etel Adnan sergisi, Pera Müzesi’nde nihayet açıldı. Retrospektif niteliğinde bir sergiyle karşı karşıyayız.

Sanatseverlerin 8 Ağustos’a kadar ziyaret edebileceği “İmkânsız Eve Dönüş” adlı sergi, Etel Adnan’ın uzun kariyerine odaklanıyor. Detaylara geçmeden önce Etel Adnan kimdir ona bakmak gerekiyor; zira ülkemizde maalesef pek tanınan bir sanatçı değil.

Etel Adnan 1925 yılında Beyrut’ta dünyaya geliyor. Babası Şam doğumlu bir Osmanlı kurmay subayı ve Mustafa Kemal’in askerî okuldan sınıf arkadaşı. Çanakkale gazisi. Gazi olduktan sonra İzmir’e atanınca, Etel Adnan’ın annesiyle burada tanışıyor. Annesi ise İzmirli bir Ortodoks Rum. Hâl böyle olunca hem annesinin tarafı hem de babasının tarafında büyük tartışmalar yaşanıyor. Her iki aile ve mensup oldukları cemaat, çifti dışlıyor. 1920’lerde yaşanan yangından sonra çift, İzmir’den ayrılıp Orta Doğu’nun İstanbul, İzmir gibi çok kültürlü yaşantısına sahip Beyrut’a taşınıyor. Etel’in annesi, Arapça bilmediği için, okulda öğrendiği çok az Fransızcasıyla yepyeni bir şehre gidiyor. Etel’in çocukluğunda evde Türkçe konuşuluyor. Verdiği röportajlarda sıklıkla kendisini anlatmaya başlarken, ailesinin bu çok kültürlü ve göçebe oluşuna vurgu yapıyor. Etel’in kendisi de eğitim için Paris’e gidiyor ve uzun süre burada yaşıyor. Sonra gene eğitim için Amerika’ya, Kaliforniya’ya gidiyor ve çok uzun yıllar burada hem üniversitede ders veriyor hem de ilk resimlerini yapmaya başlıyor.

Etel Adnan, ressam olduğu kadar bir şair ve romancı. Lübnan iç savaşını anlattığı tek romanı “Sitt Marie-Rose”, 2008 yılında Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmıştı. Türkçede Pera Müzesi’nde düzenlenen “İmkânsız Eve Dönüş” başlıklı serginin iki küratöründen biri olan Serhan Ada’nın çevirdiği “Arap Kıyameti” isimli şiir kitabı da Metis Yayınları’ndan 2012 yılında çıktı.

Retrospektif niteliğinde bir sergiyle karşı karşıyayız. Sanatçının yağlı boya, desen, baskı, seramik, halı, video ve leporello (akordeon şeklinde katlanmış defter ki Arap sanatçılar arasında hayli yaygındır) gibi farklı disiplinlerde verdiği eserle geniş bir tarih aralığından yapılan seçkiyle bir arada. 2020’ye ait eser de mevcut 1960’a ait eser de. Tabii salgın koşulları göz önüne alındığında bu serginin düzenlenebilmesi bile önemli; ama gönül isterdi ki bu kadar uzun yıllar boyunca yüzlerce esere imza atmış sanatçının çok daha fazla eseri bir araya getirilebilseydi. (Burada Türk koleksiyonerlerden herhangi bir eser yer almadığını, çünkü Türk koleksiyonerlerin Etel Adnan’a yabancı olduğunu belirtmek isterim.)

Serginin küratörü Serhan Ada, Etel Adnan’ın eserlerini renklerle yazılmış bir şiir olarak ifade ediyor. Ben de bu sergiyi sadece sanatseverlere değil edebiyat severlere de tavsiye ediyorum. Ayrıca sergi kataloğunda yer alan Etel Adnan’ın 14. İstanbul Bienali’nde gördüğümüz “Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu Hakkında” başlıklı leporellosunun metni de bulunuyor.

Türkiye’ye bu kadar kendini yakın hisseden ve dünya çapında önemli bir sanatçı olarak addedilen Etel Adnan’ın şimdiye kadar kapsamlı bir sergisinin düzenlenmemesi de son derece üzücü. Bu eksikliği gideren Pera Müzesi’ne teşekkürlerimi sunuyorum.

Son bir not: Etel Adnan’ın “Lübnan’da Yetişip Şair Olmak”, “Yabancı Bir Dilde Yazmak”, “Yolculuk, Savaş, Sürgün”, “Bir Başka Ülkenin Kalbinin Kalbinde”, “Kadınlar ve Şehirler (Fawwaz’a Mektuplar)”,  “Paris Soyunduğunda”, “Yourcenar’a Dönmek” ile “Aşk Uğruna Ödemek İstemediğimiz Bedel” isimli 8 kitabının yakın zamanda Everst Yayınları’ndan çıkacağını müjdesini vermekten büyük mutluluk duyuyorum.

Yazının devamı...

NFT nereye gidiyor?

3 Nisan 2021

NFT satın alınca bir sanat eserine sahip olmuyorsunuz. Sahip olduğunuz tek şey bir eserin NFT versiyonu; ki bu da dijital bir varlık oluyor.

Son zamanların en popüler konusu hiç şüphesiz NFT’ler. NFT (Non-fungible token), bir çeşit kripto para birimi. Bitcoin’in ortaya çıkmasıyla her geçen gün artan kripto para uygulamalarının değişik bir versiyonu. NFT’leri kripto paralardan ayıran en önemli unsur, her birinin tek olması ve bozdurulamaması. Bozdurulamaz olması şu manaya geliyor: Örneğin 1 Bitcoin’e sahipseniz bunun yüzde 10’luk kısmını isterseniz bozdurursunuz ve elinizde (Daha doğrusu dijital cüzdanınızda) 0.90 Bitcoin kalır. NFT’lerde ise bu mümkün değil. Sahip olduğunuz NFT’yi eğer satmak istiyorsanız bütünüyle satmanız gerekiyor.

NFT olarak satılan ürünlerin tamamının sanat eseri olmadığını belirtmekte fayda var. Örneğin Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey’in attığı ilk tweeti de satın alabilirsiniz ya da NBA Top Shot platformunda NFT satın almanız mümkün.

NFT satın alınca bir sanat eserine sahip olmuyorsunuz. Sahip olduğunuz tek şey bir eserin NFT versiyonu; ki bu da dijital bir varlık oluyor. Şöyle bir örnek vererek durumu daha anlaşılır yapmaya çalışayım: Bir ressam yaptığı tablonun galeride fiziki nüshasının satışını gerçekleştirebilir. Aynı tablonun litografiyle sınırlı sayıda basılmış halini de satabilir. Aynı tablonun NFT versiyonunu da satabilir. Tabloyu veya litografi baskısını satın aldığınızda elinizde fiziki bir eser olur, NFT’de ise dijital bir versiyon. Bu açıdan NFT’ler sanat koleksiyonerliğinden hayli farklı. Zaten NFT’lere ilgi gösteren kesim de alışageldiğimiz koleksiyonerler değil. Christie’s’te gerçekleşen müzayedede teklif veren 33 kişiden yüzde 91’i ilk kez Christie’s’te işlem yapıyordu. Yüzde 64 ise daha çok kripto paralar üzerinden mal varlığı edinen Y ya da Z kuşağından kişilerdi.

Çevre için sorunlu

NFT’ler diğer kripto işlemler gibi son derece yüksek enerji istiyorlar. Örneğin Beeple’ın meşhur eserinin üretimi nedeniyle yaklaşık 79 kg karbondioksit salınımı oldu. Bu miktar ortalama 13 evin 1 yılda tükettiği elektrik tüketimine eşdeğer. Bu sıkıntının farkına varan Ethereum (NFT’ler daha çok bu altyapıyı kullanıyor) ve ConsenSys şirketlerinin kurucusu Joe Lubin, yüzde 99 daha fazla enerji verimliliği olan Palm isimli yeni platformu sunmaya hazırlanıyor. Bu platformun lansmanı içinse sanat piyasasının dahilerinden Damien Hirst’ün 10 bin eserini satışa sunmayı planlıyor.

Çılgınlığın nedeni

Yazının devamı...

Kültürün yolları Beyoğlu’na çıkıyor

20 Mart 2021

İstanbul Sinema Müzesi ile İstiklal Marşı şairimizin oturduğu Mısır Apartmanı’nda kurulan Mehmed Akif Ersoy Hatıra Evi, Kültür Yolu Projesi’nden iki örnek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Beyoğlu’nu eski ihtişamlı günlerine kavuşturmak için Beyoğlu Kültür Yolu Projesi’ni gerçekleştireceğini geçen yıl duyurmuştu. Proje kapsamında açılacak yeni sanat merkezleriyle hem yabancı hem de yerli turistlerin Beyoğlu’na daha fazla ilgi göstermesi amaçlanıyor. Bu amaçla geçtiğimiz haftalarda İstanbul Sinema Müzesi kapılarını açtı. Atlas Sineması’nın yenilenmesini de içeren projeyle Türkiye, sinema tarihi müzesine kavuşmuş oldu.

Müzede filmlerde kullanılan kostümlerden interaktif uygulamalara birçok farklı ve dikkat çekici yaklaşım sergilenmiş. Hem gençlerin hem de Yeşilçam’ın coşkulu dönemlerini hatırlayanların ilgisini çekecek objeler mevcut. Örneğin bir yeşil perdenin önüne geçip seçtiğiniz bir Türk filminin içinde yer almanız mümkün. Ya da müzede içine özel bir yazılımın yüklendiği tablet bilgisayarlarla Kapalıçarşı’da hangi filmlerin çekildiğini interaktif bir şekilde görebilirsiniz.

İnanıyorum ki salgın nedeniyle kapalı olan sinemalar açılıp Atlas 1948’in de tam faaliyete geçmesiyle müzeye olan ilgi daha da artacaktır.

Mehmed Akif Ersoy Hatıra Evi

Kültür Yolu Projesi kapsamında Mehmed Akif Ersoy Hatıra Evi de İstiklal Marşı’mızın kabulünün 100. yılında, İstiklal şairimizin ömrünün son 6 ayını geçirdiği Mısır Apartmanı’nda açıldı. Mehmed Akif’i anlamaya, tanımaya yardımcı olacağına inandığım bu önemli adım beni oldukça mutlu etti. Bu hatıra evinde Akif’in Eserleri, Şiir Odası, Belgesel Odası gibi bölümlerde, hem onun kaleme aldığı eserler hem de onun hakkında yazılan kitaplar yer alıyor. Ayrıca Akif’in kişisel eşyası, ölümünün ardından basılan pul, hatıra paraları gibi nesneler de yer alıyor.

Mehmed Akif’in hayat hikâyesi aktarılırken Millî Mücadele yıllarında yaşadıkları ve bu mücadeleye olan katkısı, Mısır yılları ve orada çektiği sıkıntılar başarılı bir şekilde aktarılmış.

Yazının devamı...

Hattatların efendisi sergiyle anılıyor

13 Mart 2021

Hat sanatında yaşanan atılımın öncüsü ve “Osmanlı hat” ekolünün kurucusu olarak gösterilen Şeyh Hamdullah’ın eserleri bugün birçok müzede sergileniyor.

Hat sanatı söz konusu olduğunda Osmanlı döneminde yaşamış birkaç büyük hattattan bahsetmek mümkün. İstanbul’un fethiyle başlayan süreçte pek çok yenilik yaşanır Osmanlı sanat ve fikir dünyasında. Örneğin muazzam örneklerini dünyanın birçok önemli müzesinde görebildiğimiz minyatürlerin üretim yeri olan nakkaşhane bu dönemde kurulur. Tabii ki hat sanatında da büyük bir atılım yaşanır ve bu atılımın ilk adımında Şeyh Hamdullah yer alır. Bugün eserleri birçok müzede sergilenen Şeyh Hamdullah, “Osmanlı hat” ekolünün kurucusu olarak gösterilir.

Şeyh Hamdullah, Amasya’da dünyaya gelir. O yıllarda Amasya şehzade sancağı olduğu için son derece önemli bir Osmanlı şehriydi. Babası Şeyh Mustafa Dede’den icazet alır ve kendisi de şeyhlik unvanına sahip olur. Amasya’da Hayrettin Mar’aşi’den altı yazı türünde icazet alır.

II.Bayezid’in hat hocası

II. Bayezid ile babasının sohbetlerinde tanışır.O dönem henüz şehzade olan II. Bayezid ile dostluğu bu dönemde başlar. En az babası kadar entelektüel olan, beste yapabilecek derecede musiki bilgisine sahip, Arap ve Fars edebiyatına ilgi duyan II. Bayezid, Şeyh Hamdullah’ı kendisine hat hocası tayin eder. Şeyh Hamdullah, Amasya’daydı lakin namı ve şöhreti payitahta ulaşır. Fatih Sultan Mehmed Şeyh Hamdullah’a bazı eserler ısmarlar.

Amasya yıllarında dostluğunu kazandığı Sultan II. Bayezid beklenildiği üzere tahta çıkınca kendisini İstanbul’a davet eder. Bu daveti kabul eden Şeyh Hamdullah’a hem geçimi için hem de eserlerinde kullanacağı malzemelerin ücreti karşılığında önemli yardımlarda bulunur. Sultan II. Bayezid’in vefatına kadar son derece önemli eserler bırakır. II. Bayezid’in vefatından sonra 8 sene inzivaya çekilir. Sultan I. Selim döneminde hem dinî faaliyetlerde bulunarak irşat görevini yerine getirir hem de hat sanatında talebeler yetiştirir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde padişahın kendisi için bir Kur’an-ı Kerim yazması talebini yaşı ilerlediğinden dolayı reddeder.

Kültür ve sanat hayatımıza damga vurmuş bu önemli şahsiyetin vefatının 500. yılı. Bu vesileyle Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) küçük ama önemli bir sergiye ev sahipliği ediyor. Normal şartlarda bu serginin çok daha büyük ve kapsamlı olması planlanıyordu. Müze Müdürü Nazan Ölçer, serginin kapsamının dar tutulmasıyla alakalı şu bilgiyi veriyor: “Kovid-19 salgını yüzünden maalesef daraltmak zorunda kaldık. Sergimizde yer almasını arzu ettiğimiz Topkapı Sarayı koleksiyonundaki bazı eserleri ise Topkapı Sarayı’ndaki yeni yapılanma ve devam eden sayım işlemleri nedeniyle dijital görselleriyle ekleyebildik. Bu koşullara rağmen, büyük sanatçıyı bir sergi ile anmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.”

Yazının devamı...