Arsenale’den görünüm

Bu haftaki yazımla Venedik Bienali izlenimlerimi aktarmayı bitiriyorum. Geçen hafta Giardini Bölgesi’nde yer alan ülke pavyonlarını ele almıştım. Bu hafta ise Arsenale’deki ülke pavyonlarına odaklanıyorum.  

Ukrayna  

Ukrayna’nın kültürel mirası ve sanatı, Rus bombalarının tahribatıyla karşı karşıya kalmışken, Venedik Bienali’nde yer alması planlan eserler de Hollywood filmlerini aratmayacak bir macerayla yerine ulaştırılmaya çalışıldı. Planlanan eserlerin tamamı gelemese de bombalardan kaçarak Venedik’e ulaştırılan Pavlo Makov’un “Tükenme Çeşmesi” (Fountain of Exhaustion) isimli eseri hayli ilgi gördü.  

Ukrayna’nın katılımı sadece Arsenale’de yer alan ülke pavyonuyla sınırlı değildi. Giardini’nin tam merkezindeki meydanda da Ukrayna’nın içinde bulunduğu durumu vurgulamak ve dikkatleri buraya çekmek için açık havada eserler sergileniyor.  

Makov’un “Tükenme Çeşmesi” başlıklı eseri bitkinliği simgeliyor; 72 bakır huninin suyun içinden geçmek için mücadele ettiği bir piramit şeklinde düzenlenmiş.  

63 yaşındaki Makov, bu “tükenme metaforunu” 1990’lardan itibaren kullanıyor. Makov, Sovyetler sonrası toplumların kendilerine gelebilmeleri için giriştikleri mücadelenin bir parçası olarak görüyor eserlerini. Bugün, Rusya’yla yaşananlar da bu mücadelenin bir parçası olarak kabul edilebilir.  

Lübnan  

Uzun yıllardır ekonomik ve siyasal sıkıntılarla boğuşan bir ülke olan Lübnan’nın pavyonunda Paris’te yaşayan diaspora kökenli film ve video yapımcısı Danielle Arbid ile Beyrut’ta yaşayan ve çalışan görsel sanatçı Ayman Baalbaki’nin eserleri, “Mimari’de Kültür’ün” (Culture in Architecture) kurucusu Aline Asmar d’Amman küratörlüğünde sunuluyor.  

Danielle Arbid’in bölünmüş ekran videosu “Allô Chérie” (2022), Arsenale’ye gelen ziyaretçileri kendi yolunda durduruyor. “Beyrut’taki bu uğursuz araba kovalamacası nedir ve eserdeki anlatıcı kadın neden sürekli para peşinde koşuyor?” sorusu ile sanatçının annesine ait olan sesin vurguları, dili bilmeseniz bile, içinde bulunulan durumu son derece etkili bir şekilde izleyiciye aktarıyor.  

Baalbaki’nin iki taraflı yerleştirmesi “Janus Gate” (2021) ise, parçalanmış bir şehir fikrini temele alıyor. Bir tarafta süslü caddeler diğer tarafta ise lalettayin brandalarla kapanmış barınma alanlarını görüyoruz. İçinde bulunulan ekonomik krizin ve yaşanan gelir dağılımı adaletsizliğinin Beyrut’taki yansımalarını gözler önüne seriyor.  

İtalya  

İtalya Pavyonu benim için her daim ilgi çekici olmuştur çünkü burada çoğunlukla bir sonraki bienallerin temasıyla ve/veya küratörüyle alakalı izler görmek mümkün olur.  

Ev sahibi olmasından dolayı da diğer ülke pavyonlarından hayli büyük olan İtalya Pavyonu, yaklaşık 2 bin metrakarelik devasa boyutuyla etkileyicidir. Bu yıl ilk kez bu devasa alan tek bir sanatçıya emanet edildi: Gian Maria Tosatti. Sanatçı izleyicilere şu soruyor yöneltiyor: “İnsanları bekleyen gelecek ne?” 

Sergi iki bölüme ayrılıyor. İlki “Gecenin Tarihi”. Ziyaretçiler aletler, kullanılmayan makineler ve masalarla dolu, yeniden inşa edilmiş beş depoda dolaşıyorlar. Kullanılan led ışıklar doğal bir atmosfer sunarken aydınlattığı paslı alanlar doğanın “gücünü ve cömertliğini” ve “insanlığa olan sevgisini” çağrıştıran loş ışıklı ikinci bölümün, “Kuyruklu Yıldızların Kaderi”, ortaya çıkmadan önce giderek daha iç karartıcı ve kasvetli bir hissiyata sürüklüyor. Tosatti, deneyimin “yoğun” ve “epifanik” olacağını vadediyor. Ve sanatçının bunda başarılı olduğunu söyleyebilirim.