AB'ye karşı "ABD kartı" mı?

AB'ye karşı "ABD kartı" mı?

Sami KOHEN

AB Zirvesinden tatmin edici bir sonuç alamadığı takdirde, Türkiye ABD'ye mi meyledecek?
Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in geçen hafta Washington'a gitmesi, Başbakan Mesut Yılmaz'ın da önümüzdeki hafta gerçekleştireceği ABD seyahatine hazırlanması, bu yönde bazı yüzeysel değerlendirmelere yol açtı.
Bu görüşe göre, Türkiye şimdi "AB'ye karşı ABD kartı"nı oynamak istiyor...
Gerçekten öyle mi?
Dışişleri Bakanı Cem, bunu kesinlikle reddediyor ve "ne ABD'yi, ne AB'yi, ne de bir başka beraberliği birbirine alternatif düşünmüyoruz" diyor. Cem, Türk diplomasisinin ABD ile - ve hatta ABD kadar Rusya'dan Çin'e, Kanada'dan Hindistana kadar, çeşitli ülkelerle de - "ilişkileri daha ileriye götürmeye kararlı olduğunu" vurguluyor.
Yani, Bakan, ABD ile kurulmak istenen "stratejik işbirliği"ni, Ankara'nın "çok boyutlu, çok yanlı dış politika" anlayışı içine alıyor.
* * *
CEM'in kullandığı "stratejik işbirliği" terimi, ikili ilişkilerde gerçekten gelişmiş, ileri bir aşamayı ifade eder. Türk diplomasisi, 1980'lerden beri, ABD ile bağların sadece güvenlik (yani askeri) işbirliğinden ibaret kalmaması ve ilişkilerin "çeşitlendirilip zenginleştirilmesi" gereğini savunuyor. Buna bir ara "güçlendirilmiş işbirliği" deniyordu. Şimdi Cem buna, "stratejik işbirliği" demeyi yeğliyor.
Stratejik sözcüğü, sadece askeri anlamda kullanılmıyor. Bu terim, diplomatik, ekonomik, teknolojik ve diğer alanlarda birlikte çalışmayı ifade ediyor. Nitekim Cem'in ABD yetkilileriyle görüşmeleri sırasında varıldığı bildirilen mutabakat, örneğin ikili ilişkiler üzerinde olduğu kadar, Kafkasya'dan Orta Asya'ya kadar çeşitli bölgeler üzerinde bir istişare mekanizmasının - bu arada çalışma gruplarının - kurulmasını, petrol ve doğal gaz alanında ortak girişimlerin gerçekleştirilmesini öngörüyor.
İkili ilişkilerin "stratejik işbirliği" denilen aşamaya gelmesi için kuşkusuz iki tarafın çıkarlarının örtüşmesi gerekir. Türk - ABD ilişkilerinde böyle bir durum ve müsait bir ortam mevcuttur. ABD için Türkiye, kendi çıkarları açısından, fevkalade önemli bir konumdadır. Türkiye için de ABD, tek süper devlet olarak etkinliği nedeni ile, kendi çıkarları açısından büyük önem taşımaktadır.
Kafkasya - Orta Asya petrolünün ve doğal gazının gelecekteki değerlendirilmesine ilişkin projeler, ABD ile Türkiye'yi birbirine yaklaştıran ve karşılıklı yarar sağlayan "stratejik işbirliği" alanlarından biridir. Cem de bu yüzden konuşmalarında özellikle bu konu üzerinde durmuştur.
Bu işbirliğine girebilen daha çok alan vardır. Terörizmle mücadele, Türkiye'nin Avrupa'daki yeri, Ortadoğu barış süreci, Balkanlar'da istikrar, sadece birkaç örnek...
Son zamanlarda Washington zaten bu konularda Türk politikasının doğrultusunda çaba harcıyor veya Ankara'ya açık destek sağlıyor. Şimdi yapılmak istenen, bunun kurumlaştırılmasıdır...
* * *
SAYDIĞIMIZ konularda ABD'nin Türkiye'ye, AB'den (veya genel olarak Avrupa'dan) daha yakın olduğu bir gerçek.
Şu sırada AB'de Türkiye'yi genişleme politikasına diğer adaylarla eşit şekilde alıp almama konusunda süren tartışmalar ve tereddütler, Birliğin (ve onu oluşturan ülkelerin) Gümrük Birliği gibi sıkı bir ekonomik bağa rağmen, ilişkileri stratejik bir ortaklık aşamasına getirmekteki çekingenliğini ortaya koyuyor. Kaldı ki, AB'nin, örneğin Kafkasya, Orta Asya, Balkanlar gibi Türkiye için önem taşıyan bölgelere karşı - ABD'ninki gibi - dinamik bir politikası da yoktur.
Bu tabii, AB'nin - ve genelde Avrupa'nın - Türkiye'nin dış ilişkilerinde önemi geçiştirilebilecek bir konumda olduğu anlamına gelmez. Bu, AB'nin Ankara'yı tatmin etmeyen tavrı karşısında, Türkiye "Avrupa'yı bırakıp Amerika'ya dönecek" demek de değildir.
Cem'in de dediği gibi, bunları birbirinin alternatifi olarak düşünmeye gerek yok. Bunlar birbirlerini tamamladığı nispette, dış politika daha başarılı olur...



Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr