Bir "stratejik ortaklık" daha...

Bir "stratejik ortaklık" daha...

Sami KOHEN

BUGÜNLERDE ileri aşamalara götürülmek istenen ilişkiler için hep "stratejik" sıfatı kullanılıyor. Son günlerde ABD ile, İsrail ile "stratejik işbirliği"nden söz edildi. Dün de, Rusya Başbakanı Viktor Çernomirdin'den de "stratejik" sözcüğünü içeren bir cümle duyduk.
İstanbul'da, Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi DEİK'in düzenlediği yemekte konuşan Çernomirdin, Türkiye ile Rusya arasında ilişkilerin son zamanlarda kaydettiği gelişmeyi anlatırken, şöyle dedi: "Ankara'da imzaladığımız anlaşmalar ilişkilerimize ivme kazandıracak. Bu işbirliği, stratejik çıkarlarımıza da hizmet ediyor... Ülkelerimiz yeni ufuklara açılmak zorunda. Bu, bizi stratejik ortaklığa götürebilir"...
Tabii Rus lideri, stratejik sözcüğünü dar askeri anlamda değil ekonomiden diplomasiye kadar çeşitli alanları kapsayan geniş manada kullanıyor. Kimbilir, değişen dünya konjonktürü içinde, belki ilerde askeri veya güvenlik alanında da sıkı bir işbirliği gerçekleşebilir.
Henüz 10 yıl önce - yani 1987'de - Ankara ile Moskova arasındaki ilişkilerin bugünkü gelişme hızına ve seviyesine ulaşacağını kim tahmin edebilirdi?
DEİK toplantısında Başbakan Mesut Yılmaz, ilişkilerin ve işbirliğinin nasıl kurumlaştırılacağına ilişkin açıklamalar yaptı. Örneğin mutabık kalınan hususların gerçekleştirilmesine göz kulak olacak bir İzleme Mekanizmasının kurulması gibi...
Bu yeni anlayış ve tempo ile önümüzdeki yıllarda Türk - Rus ilişkilerinin gerçekten "stratejik bir ortaklığa" dönüşmesi, şaşırtıcı olmayacaktır...
* * *
KABUL etmeli ki, Türk - Rus ilişkilerinin gelişmesinde başı çeken ekonomi ve özellikle özel sektör oldu.
Bugün iki ülke arasındaki 10 milyar dolarlık iş hacmi 10 yıl önce hayal edilemezdi. Bugün iki Başbakan da bu rakamı mütevazı bulduklarını, önümüzdeki yıllarda bunun çok ilerisine gidileceğini söylediler.
Ekonomik ilişkilerde kuşkusuz, enerji sektörü büyük rol oynayacak. Ankara'da imzalanan doğal gaz anlaşması ile ticaret hacmi birbuçuk misli artacak. Karadeniz'in altında kurulacak borularla Türkiye'ye ulaşacak 16 milyar metreküp doğal gazla, Türkiye (2000'lerin başında 50 milyar metreküpe ulaşacak olan) enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayabilecek.
Burada hemen şunu ekleyelim: Türkiye'nin enerji alanında tek bir kaynağa bağlı olması, elbet doğru değil. Rusya ile imzalanan anlaşma, bu alanda sadece Rusya'ya bağımlı kalınacağı izlenimi vermiş olabilir. Ancak Ankara bu kaynakları çeşitlendirmek niyetinde. Nitekim Başbakan Yılmaz gelecek perşembe günü Aşkabat'ta, Türkmenistan'la dev doğal gaz projesini imzalayacak.
Rusya ile ekonomik alanda rakip olmaktansa ortak olmak kuşkusuz daha akılcı olur.
Önemli olan siyasi irade ve karşılıklı güven olmasıdır. Bu olursa, çok şey gerçekleştirilebilir. Hatta Hazar petrollerinin bir kısmının Türkiye yolu ile dünya piyasasına ulaştırılması, Orta Asya ve Kafkasya'da ortak girişimlerin gerçekleştirilmesi gibi...
* * *
SİYASİ irade var, ama açıkçası güven henüz tam oluşmuş değil. Daha zamana ve çabaya ihtiyaç var. Bir de tabii, iki ülke arasındaki siyasal anlaşmazlıkların halline...
Boğazlar, Bakü - Ceyhun hattı, S - 300'ler, PKK ve Çeçen sorunlarında kaydedilecek her ilerleme, şüphe ve güvensizliği biraz daha dağıtacak, ilişkilere ivme kazandıracaktır. Ankara görüşmelerinde karşılıklı daha iyi bir anlayışın sağlandığı görülüyor. Örneğin, Boğaz trafiği tüzüğünü yeniden düzenlemek için bir ortak çalışma grubunun kurulmasına karar verilmesi, olumlu bir adımdır.
Dünyadaki ve özellikle bölgemizdeki yeni oluşumlar, Türkiye ile Rusya'yı daha yakınlaştıracak bir faktördür. Çernomirdin'in ilerisi için öngördüğü "stratejik ortaklık", ilişkilerde şimdiki hızlı gelişmenin pekala bir meyvesi olabilir...



Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr