Bugün, son fırsat...

Bugün, son fırsat...

Sami KOHEN

EĞER son dakikada bir değişiklik olmazsa, AB'nin Türkiye'nin adaylığı ile ilgili kararının Ankara'nın istediği ve beklediği gibi olmayacağı artık açıkça anlaşılıyor.
Bugün zirvenin bitimine doğru, böyle bir değişiklik olabilir mi?
Zayıf bir ihtimal. Ancak çıkacak bildirgenin içeriğini Türkiye'nin lehine biraz daha "iyileştirmek" için belki son bir çaba harcanır, metne bazı yeni ifadeler eklenebilir. Nitekim Türkiye'nin "hakim konu" haline geldiği Lüksemburg zirvesinde bu yönde yoğun pazarlıklar yapılıyor. Bir diplomat durumu şöyle özetliyor: "İngilizcede `şeytan detaydadır' diye bir deyim var. Evet, Türkiye - AB ilişkilerinin geleceğini, ayrıntılar ve nihai karar metninde yer alacak ifadeler belirleyecek"...
Diplomaside ayrıntılar ve kullanılan sözcükler önemli kuşkusuz. Bunun için de, gerçekten metnin son şeklini beklemek gerek.
Ancak şimdiye kadar söylenenler ve olanlar, AB'nin genel eğilimine yeterince ışık tuttu. AB, Türkiye'yi diğer 11 adayla birlikte ve eşit şartlarla, tam üyelik sürecine sokmak istemiyor. Bu Ankara'nın daha baştan koştuğu "olmazsa olmaz" koşuluna ters. AB Türkiye'yi de dışlamak istemediği için, başka formüllere başvuruyor. Konferans adı verilen model gibi. Ama bu, Türkiye'yi tam üyelik için müzakere sürecine hemen dahil etmiyor. "Onbirler"den ayrı muameleye tabi tutulmak istemeyen Türkiye için, bu da şayanı kabul değil. Velev, AB son anda "şeytan"ın ayağını kırıp, "detay"larda getireceği bir değişiklik ile, istenilen tam üyelik perspektifini getirsin...
* * *
ÇEŞİTLİ AB ülkeleri yetkililerinin (ve bu arada başbakanların veya Dışişleri bakanların) son 48 saat içinde söylediklerine bakınca, Türkiye'nin isteği üzerindeki inatçı tutumlarına ve saplantılarına mana veremiyoruz.
Avrupalı dostların öne sürdüğü argümanlar, sanki Türkiye hemen yarın AB'ye üye alınacakmış ve Türkler üyelik için aranan nitelikleri kazanmak niyetinde ve çabasında değilmiş gibi, sakat bir düşünceye dayanıyor. Oysa karara bağlanacak olan husus, Türkiye'nin de diğer 11 aday gibi, yıllarca devam edecek bir müzakere sürecine dahil edilmesidir. Üstelik Türk hükümeti, AB'nin duyarlılıklarını da dikkate alarak, tutumuna önemli bir esneklik getirmiş, örneğin üyelik konusunun bir takvime bağlanmasını istemekten vazgeçmiştir. Ankara, müzakereler sırasında, serbest dolaşım hakkı gibi hassas konularda da, esnek bir tavır alacağını bildirmiştir. Kıbrıs ve Türk - Yunan sorunları üzerinde de, barışçı çözüm arama çabalarını sürdüreceğini ve diyalog istediğini ilan etmiştir.
AB yetkilileri Türkiye'nin çok ilerde üye olabileceğini hesaba katarak, onu müzakere sürecine alırsa ne kaybeder? Daha önce bazı ülkelerle (buna Yunanistan da dahil) uzun süren müzakere süreci başlatıldığında, onlar o kadar mükemmel miydi? Onlar da, AB standartlarının altında değiller miydi? Hala da bazılarının (örneğin son "Helsinki Watch" raporunda belirtildiği gibi Yunanistan'ın) ciddi insan hakları sorunları yok mu?
AB ülkeleri için insan hakları ve benzeri kıstasların önemli olduğunu anlıyoruz. Ancak, Türkiye'ye karşı şimdiye kadar sergilenen inatçı tavrın, sadece bu kriterlere ve ilkelere olan bağlılıktan kaynaklanmadığını da biliyoruz.
Nereden mi biliyoruz? Avrupalı dostların
(kah liderlerin veya diplomatların, kah da basının) kendi ifadelerinden! Geçen günkü "Independent"te, Rupert Cornwell'in yazısının başlığı anlamlı idi: "Diplomatik nezaketi bir yana bırakıp, Türkiye'ye doğruyu söyleyin"...
Bu "doğru" sadece resmi ağızlardan çıkan - insan hakları gibi - gerekçeler değil. Daha çok bencil çıkarlara ve hesaplara dayanan iddialardır.
Örneğin Yunanistan için Kıbrıs ve Ege politikası, Almanya için serbest dolaşım kaygısı ve mali yük gibi nedenler...
* * *
NEYSE ki, AB'de ve Batı'da, Türkiye'ye karşı sergilenen bu tavrın haksızlığını ve kendileri için olası zararını teslim edenler var. Türkiye, AB'nin gündeminde olduğu kadar, Avrupa basının da gündeminde. Darıltılacak bir Türkiye'nin Batı'dan uzaklaşacağı, bundan NATO'nun da olumsuz etkileneceği, hatta Ankara'nın İslam'a yöneleceği gibi yorumlar (bu değerlendirmenin dün ünlü Washington Enstitüsü'nün raporunda yer alması ilginç) duyulan kaygıları yansıtıyor.
Şimdi Avrupalı dostlara sormak gerek: Madem kaygı duyuyorsunuz, neden inatçı davranıyorsunuz?
Tavır değiştirmek için, bugün, son fırsat...


Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr