"Çok sorunlu" bir yıl...

"Çok sorunlu" bir yıl...

Sami KOHEN

1997 dış politika açısından nasıl bir yıl oldu?
Bunu "başarılı" veya "başarısız" diye nitelendirmek, basit ve yüzeysel bir değerlendirme olur.
Her yıl olduğu gibi, 1997'de de Türk dış politikasında başarılar da oldu, başarısızlıklar da...
İlle de bir tanımlama yapmak gerekiyorsa, 1997 için "çok sorunlu bir yıl" demek doğru olur. Evet, geçmiş yıllara oranla "daha çok sorunlu" bir yıl...
Bunun böyle olmasının nedenleri kısmen "içerden", kısmen de "dışardan" kaynaklanıyor.
Türk diplomasisinin 1997 gündeminde yer alan sorunların çoğu, geçmiş yıllardan kalan ve daha çok dış etkenler nedeni ile çözümlenemeyen problemlerdir: Kıbrıs, Türk - Yunan anlaşmazlıkları, Suriye, Irak ve İran gibi komşularla olan uyuşmazlıklar gibi... Bazı sorunlar ise 1997'de iyice ortaya çıkan meselelerdir: AB ile olan sürtüşme gibi...
Bu listedeki sorunların bir kısmının 1997'de çözümlenememesini sırf Ankara'nın başarısızlığı olarak göremeyiz. Anlaşmazlıkta "karşı taraf"ların uzlaşmaz tavrının çözüme imkan bırakmadığını görmezlikten gelemeyiz.
* * *
NEDENLERİ ne olursa olsun, sonuç olarak 1997 dış politika bilançosunun "pasif" hanesinde şu olumsuzluklar yer alıyor:
* İstenilen olmadı: AB Türkiye'yi adaylar listesine almadı.
* Çözüm sağlanamadı: Kıbrıs üzerindeki yoğun görüşmeler (New York ve Montreux toplantıları dahil) sonuç vermedi; aksine - AB'nin müdahalesi ile - uzlaşma şansı büsbütün kayboldu... Türk - Yunan anlaşmazlığında da yapılan tüm çalışmalar (Madrid ve Girit toplantıları gibi) havada kaldı; yılın sonlarında yeniden gerilim politikasına dönüldü... Kuzey Irak'ta PKK'ya karşı gerçekleştirilen operasyonlara rağmen, bu bölgedeki güvenlik sorunu çözümlenemedi...
* İlişkiler normalleştirilemedi: Suriye ile özellikle terör ve su sorunlarından (ve Şam'ın uzlaşmazlığından) kaynaklanan gerginlik bir türlü giderilemedi... İran ile yılın ilk aylarında ilişkiler - İran'ın tavrı yüzünden - kopma noktasına geldi; yılın sonlarına doğru, Tahran'daki yönetim değişikliğinin de etkisi ile, nisbi bir düzelmeye doğru gidildi...
* * *
BUNUNLA beraber, bilançonun "aktif" hanesinde yer alan hususlar var:
* "Stratejik" ilişkiler: Türk diplomasisi bu yönde yeni bir atağa kalktı. ABD ile işbirliğinin stratejik bir boyut kazanması konusunu resmen gündeme getirdi. İsrail ile ilişkileri ileri bir aşamaya getirdi. Rusya ile de ilişkilere yeni bir yön verdi.
* Yeni boyutlar: Türkiye 1997'de "çok yönlü dış politika" konseptini geliştirdi. "Batı dünyası" ile olan geleneksel ilişkilerine ek olarak, Kafkasya'ya, Balkanlar'a, Orta Asya'ya açılma yolunda adımlar attı. Ankara bunu bir "alternatif"ten çok, dış ilişkilerini çeşitlendiren ve zenginleştiren "ek boyutlar" olarak görüyor. "New York Times"ın önceki gün belirttiği gibi, "bu yeni adımlar Ankara'nın çok yeni bir mesajını iletiyor: Bu olay bölgenin siyasal haritasını yeniden şekillendirebilir"...
* * *
DIŞ politikanın, iç siyasetle ilintili olduğu malum. Kuşkusuz 1997'de iç olaylar, zaman zaman Türkiye'nin dış ilişkilerine - olumsuz biçimde - yansımıştır.
Yılın ilk 6 ayında Refahyol iktidarının dış politikası, zihinleri karıştırmış, kuşkular yaratmıştır. Gerçi temelde Türkiye'nin geleneksel dış politikası (örneğin ABD ile, Avrupa ile, hatta İsrail ile ilişkileri) değişmemiştir. Ancak o dönemde bir rota değişikliği için harcanan çabalar ve dış ilişkilere verilen yeni öncelikler, birtakım çelişkiler ve tutarsızlıklar yaratmıştır.
Hükümet değişikliğinden sonra, son 6 aylık dönemde Türk dış politikası "rektifiye" olmakla beraber, karşılaştığı sorunlar ve yeni durumlar (özellikle AB şoku) karşısında, yeni arayışların içine girmiştir. Bir bakıma hedef ve öncelikler farklı olamakla beraber, her iki dönemde de, dış politikanın daha değişik, "çok yönlü" bir zemine oturtulmasına çalışılmıştır.
Evet; 1997'nin dış politika açısından başlıca özelliği "çok sorunlu bir yıl" olmasıdır... Diğer bir özellik de, dış politikanın "çok yönlü" bir karakter almaya başlamasıdır...


Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr