Daha ne beklenirdi?

Daha ne beklenirdi?

Sami KOHEN

KİMİNE göre Başbakan Yılmaz ABD'den eli boş döndü. Kimine göre ise, bu gezi fevkalade başarılı oldu...
Kimine göre, Yılmaz - kendi ifadesi ile - beklediğinden fazlasını aldı. Kimine göre ise, umduğunu sağlayamadı...
Devlet büyüklerinin her dış gezisinden sonra, aynı nakaratı dinlemeye alıştık. Yapılan görüşmeler ya büyük bir başarı olur, ya da tam bir fiyasko!
İşin ilginç tarafı, bu konuda değerlendirmeler yapılırken de, birtakım garip kıstasların kullanılmasıdır.
Örneğin, Başbakan'ın Beyaz Saray'da çok sıcak, çok samimi bir şekilde karşılanması, başarılar hanesine yazılıyor. Sanki Başkan Clinton nezakette kusur edip, Yılmaz'ı soğuk veya asık yüzle karşılayacakmış gibi...
Aynı şekilde üst düzey yetkililerin Türkiye'nin önemini belirten sözleri (örneğin Clinton'un her sabah küreye bakıp Türkiye'nin önemini takdir ettiğini söylemesi gibi), ziyaretin büyük kazanımlarından biri sayılıyor. Açıkçası, yabancı liderler de artık bu tür övgülerden ne kadar hoşlandığımızı anlamış durumdalar...
Bir de değerlendirmelerde bunun tersi oluyor. Başta beklentiler iyice şişiriliyor, her konuda tam destek sağlanacağı söyleniyor veya yazılıyor, sonuç tam olarak böyle gerçekleşmeyince de, gezinin ya da görüşmelerin fiyasko ile noktalandığı öne sürülüyor.
Nitekim Yılmaz'ın gezisi başlarken, bunun hemen "AB şoku"nun ardından gerçekleşmesi, ABD'nin her alanda Türkiye'den yana bir tavır sergileyeceği ve böylece Yılmaz'ın arzuladığı "destek ve morali bulacağı" yolunda tahminler öne sürülmüştü. Washington'da yönetimin bazı konularda sadece "nasihat" vermiş olması şimdi bazı çevrelerde Başbakan'ın eli boş döndüğü biçiminde yorumlara yol açmış bulunuyor...
* * *
GERÇEK - çoğu zaman olduğu gibi - bu ziyaretin ne olağanüstü bir başarı ne de büyük bir fiyasko olduğudur.
Kuşkusuz gezinin olumlu tarafları var.
Bir kere, Yılmaz ile Clinton'un birbirlerini yakından tanıması ve bir diyalog kurması, Türkiye'nin bu kritik dönemde ABD'nin resmi çevrelerinin ve kamuoyunun gündemine gelmesi, önemli bir gelişme. Türk - ABD ilişkilerinin ileri düzeye çıkartılması, kurumlaştırılması, temasların yoğunlaştırılması konusunda sergilenen siyasi irade de mühim. Yönetimin Türkiye'yi AB adaylığından petrol boru hattına kadar, çeşitli konularda desteklemeye söz vermesi de küçümsenmeyecek bir kazanım.
Gerçi bunlar laf diye algılanabilir. Ama böyle bir ziyarette, destek vaadinin ötesinde, daha ne beklenebilirdi?
Buna karşılık, gezinin bilançosu çıkarılırken, olumsuz görünen hususlar da var.
Örneğin ABD, tekstil kotaları konusunda kesin bir angajmana girmedi... Savunma alanında, Cobra helikopterlerinin satışı için Kongre'nin tutumunu hatırlattı ve sadece bu engeli aşmaya çalışacağını bildirdi. IMF konusunda da Türkiye'ye yardımcı olma sözünü vermekle yetindi.
Bizim burada ziyaret öncesi yazdığımız gibi, Amerikan yetkililerinin insan hakları, Kıbrıs, Türk - Yunan ilişkileri konusunda, neler söyleyeceği belli idi. Dolayısı ile Albright'ın veya Cohen'in bu meseleleri masaya getirip, bilinen görüşleri ortaya koymasına şaşarak bunu da ille fiyasko hanesine işlemeye gerek yok. Herhalde Kongre tatilde olmasaydı ve Yılmaz Senato ve özellikle Temsilciler Meclisi mensupları ile görüşseydi, bu tür eleştirileri veya uyarıları daha da çok duyacaktı...
* * *
WASHINGTON muhabirimiz Yasemin Çongar'ın, objektif değerlendirmesinde belirttiği gibi, bu gezinin esas sonuçlarının 1998'in ortalarında yazılması gerekiyor. O zamana kadar karşılıklı olarak verilen sözlerin (evet Yılmaz da Washington'da insan hakları gibi konularda bazı sözler vermiştir) ne ölçüde yerine getirildiği anlaşılacak.
Washington'daki bir analistin bize dediği gibi, ABD ile şimdiki balayının ne kadar devam edeceği de önümüzdeki haftalarda daha açıkça ortaya çıkacaktır.

Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr