Karara az kala...

Karara az kala...

Sami KOHEN

AB Zirvesine 6 gün kala, Komisyon ve üye ülkelerin yetkilileri, Türkiye'ye verilecek statü konusunda, yoğun ve telaşlı bir hareketlilik içindeler.
Türk hükümetinin ortaya koyduğu tavır karşısında, bu yetkililer bu kez kendi aralarında tartışma ve pazarlıklarını sürdürüyorlar, kendi temel politikalarından fazla ayrılmadan, Türkiye'nin kabul edebileceği yeni formüller arıyorlar.
Şu anda, Zirveden Türkiye hakkında nasıl bir karar çıkacağı belli değil. Son günlerde o kadar "yeni" fikirler ve formüller ortaya atıldı ki, cuma günü Lüksemburg'da bir araya gelecek olan 15 ülke liderinin ne sonuca varacağını kimse kestiremiyor.
* * *
AB'nin Meclis'i olan Avrupa Parlamentosu'nun önceki günkü kararı, bir bakıma Birlik çevrelerinde hakim olan görüşü yansıtıyor. Tavsiye kararı Türkiye'ye "özel" bir yer veriyor, ama onu diğer 11 aday ülkeden de ayırıyor.
Avrupa Parlamentosu'nun bunun daha ilerisine gitmek ve Türkiye'yi "üyelik öncesi strateji"ye dahil etmek istemediği, bu yönde Yeşiller'in ve Radikallerin sunduğu önergeyi reddetmesinden de açıkça anlaşıldı.
Ne var ki, Brüksel ve diğer merkezlerden gelen son işaretler, AB Zirvesinin, bunun bir adım ötesine gidebileceğini, yani dün de Van den Broek'un belirttiği gibi, AB'nin Türkiye'yi aday olarak "genişleme süreci"ne ve "devamlı Konferans"a dahil edebileceğini gösteriyor.
Şu anda karar tasarısının alacağı son şekil üzerindeki belirsizliğin yanı sıra "Yunan engeli"nin nasıl aşılacağı, Almanya'nın nasıl bir tavır alacağı ve sonunda Türkiye'nin de istediğini tam bulamadığı takdirde nasıl bir tepki göstereceği, "çok bilinmeyenler" arasındadır...
* * *
YILMAZ hükümetinin baştanberi üzerinde durduğu husus, çıkacak kararda Türkiye'nin diğer adaylarla birlikte aynı sıfatla (yani "başvuru sahibi" değil "aday" olarak) kabul edilmesinin, görüşme sürecine ve üyelik öncesi stratejiye dahil edilmesinin şart olduğudur. Devamlı Konferans gibi mekanizmalar kurulsun veya kurulmasın, önemli olan Türkiye'nin diğer adaylardan ayrı bir yere konmaması, yani fiilen bu süreçten dışlanmamasıdır...
Sanıyoruz, şimdiki yoğun ve telaşlı çabalar, pazarlıklar, bu koşulları kapsayacak bir formül üretmeye yönelik.
Peki, çıkacak kararda, Türkiye'nin ön gördüğü koşullar tam olarak karşılanmazsa, örneğin Konferans fikri benimsendiği takdirde Ankara bunu hala içi boş sayarsa, ne olacak? Hükümet bunu elinin tersi ile itip, "biz yokuz" mu diyecek? Yoksa, kararın Türkiye'nin lehinde gelişebilecek noktalarını dikkate alarak, bu sürecin dışında kalmamayı mı yeğleyecek?
Bu konuda da doğrusu hükümetin nasıl bir strateji belirlediğini tam bilemiyoruz. Ankara'nın kendi görüşlerinde ısrarlı davranması ve pazarlık pozisyonunu sonuna kadar sürdürmesi, makul bir taktiktir. Yani açıkçası karardan sonra ne yapılacağı konusunda şimdiden "sır vermemek" doğaldır. Kaldı ki, her şey şu sırada şekillenmekte olan nihai kararın içeriğine bağlıdır...
* * *
AB'nin Ankara'daki Büyükelçisi Michael Lake'in önceki akşam, Kocaeli Sanayiciler ve İş Adamları Odası KOSİAD'da yaptığı konuşma, 6 yıldır Türkiye - AB bütünleşmesine çalışan bir dostun tavsiyeleri şeklinde idi.
Lake'in birinci tavsiyesi şu: Lüksemburg'dan çıkacak kararı önce iyice, soğukkanlılıkla inceleyin. Örneğin, Konferans kararı çıkacaksa ve bu sizi tam tatmin etmiyorsa, hemen onu silip atmayın. Konferans öyle bir gelişebilir ki, diğer adaylar bundan yararlanırken, siz o zaman dışında kalmanın sıkıntısını çekersiniz. Nitekim daha önce AB ile ilişkilerde böyle fırsatların kaçırıldığı görülmüştür... Diplomatın belirttiği önemli diğer bir nokta da, istenilen doğrultuda bir karar çıkmadığı takdirde, "AB'nin Türkiye'nin gündeminden düşeceği" sözüdür. Bu mümkün mü veya akıllıca bir davranış olur mu? Lake'in hatırlattığı gibi, Türkiye'ye yapılan dış yatırımların yüzde 70'i AB'den geliyor, Türkiye'nin dış ticaretinin yarısı AB iledir...
Bize kalırsa, AB Zirvesinden istenilen biçimde bir karar çıkmazsa da, AB Türkiye'nin gündeminden düşmeyecektir (veya düşmemelidir)... Tabii, tatmin edici bir karar çıkarsa ve AB Türkiye'nin gündeminden gerçekten düşmese, çok daha iyi olur...




Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr