Maraş hamlesi

KKTC’de 46 yıl kapalı tutulan Maraş’ın dün halka açılması, bu “Hayalet Kent” ile ilgili kişisel bir anımı hafızamda canlandırdı.

Bu anlatacaklarım, Kıbrıs meselesinde nereden nereye gelindiğini gözlerin önüne seriyor.

Ağustos 1974’te gerçekleşen İkinci Barış Harekâtı’ndan sonra, adanın turistik cenneti sayılan Maraş, bir hayli yıkılmış, Rum nüfusu tarafından terk edilmiş haliyle, varılan ateşkes anlaşması ve Birleşmiş Milletler kararı uyarınca, iskâna ve her türlü sivil faaliyete kapatılmıştı. Vaktiyle buraya akın eden turistlerin ve ünlü film yıldızlarının yerine, kentte sadece Türk askerleri ve devriye gezen BM birlikleri kalıyordu.

Kıbrıs’ın siyasi geleceğine ilişkin görüşmelerin daha başında, Maraş’ın bu kapalı statüsünün çözüm bulununcaya kadar süreceği, nihai statüsünün müzakerelerde belirleneceği üzerinde mutabakat sağlanmıştı.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in de, Maraş’ı bu müzakerelerde bir koz olarak kullanmak istediği ve Rumlarla bir anlaşmaya varılması halinde, Maraş’ın geri verilebileceğini düşündüğü söyleniyordu.

Nitekim yıllarca süren müzakerelerde bir anlaşma sağlanamadığı için, Maraş da adeta bir yasak kent gibi kapalı kaldı.

***

Yıllar boyunca Milliyet adına Kıbrıs’ı, çatışmalardan müzakerelere kadar her yönüyle yerinde ve yakından izledim. 1970’lerin sonunda hayalim, kapalı Maraş’a girmek ve durumu kamuoyuna yansıtmaktı. Rahmetli Rauf Denktaş ile sohbetlerimizde bu arzumu hep paylaşıyordum.

Bir pazar sabahı, onu rezidansında ziyaret ettiğimde, bana bir sürprizinin olduğunu söyledi; kendisi o gün Maraş’a gayri resmi gidecek ve de beni bizzat götürecekti. Bunun için Türk ve BM askeri makamlarının izni alınmıştı.

İnanılması zor bir sürprizdi bu...

Cumhurbaşkanı o gün makam arabası yerine bizzat kullandığı özel otomobili kullanarak beni Maraş’a götürdü. Askeri personelin eşliğinde “Hayalet Kent”i dolaştık, yer yer durup resim çektik.

“Kapalı Maraş”a ilk giren gazeteci olmanın ve Türk ve dünya kamuoyuna Maraş’ın kendi kaderine terk edilmiş korkunç halini aktarabilmenin verdiği mesleki mutluluğu yaşadım.

Tabii sonraki yıllarda uzayıp giden görüşmelerde Maraş gündeme geldiğinde, baştan benimsenen tutum devam etti.

Aslında Ankara anlaşma uğruna Maraş’tan vazgeçmeyi göze almıştı. Şunu hemen belirtmem gerek: Denktaş Rumlara güvenmediği için, Maraş konusunda böyle bir taviz verilmesinden hiç yana değildi. Özel konuşmaları-mızda bunu paylaşıyor, hatta bu hususta Ankara’yı ikna etmekte zorlandığından yakınıyordu.

Neyse ki müzakereler hep yokuşa sürüldü, anlaşma umutları da giderek söndü.

***

Gelinen noktada, Maraş farklı bir şekilde gene gündemde.

Türk tarafı, Maraş’ı “donmuş sorun” halinden çıkarıp, ona yeni bir statü vermek üzere atağa kalktı. Yani artık Maraş’ı müzakerelerde bir koz olarak kullanmak, egemenliğini Rumlara terk etmek ve de bölgeyi “kapalı” tutmak söz konusu değil.

Bu yılın başlarında ilan edilen bu yeni strateji şimdi Maraş’ın sahil şeridinin halka açılmasıyla bir adım daha ilerliyor.

Bu cesur hamlenin getirmesi beklenen avantajları yanında, yol açacağı birtakım riskler ve sıkıntılar da var tabii.

Siyasi alanda: Bu kararın pazar günü ilk turu yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen arifesinde uygulamaya konması tesadüf değil. Açıkçası güdülen amaç, Ankara’nın desteklediği Ersin Tatar’ın cumhurbaşkanı seçilmesini sağlamaktır. Ancak bu sürpriz kararın bir seçim yatırımı olarak görülmesi, toplumda rahatsızlık ve gerginlik yaratıyor.

 Diplomatik alanda:

Uluslararası anlaşma ve kararlara rağmen Maraş’ın açılması, BM’den AB’ye, uluslararası camianın tepkisine yol açtı. Bu olayın Kıbrıs sorununu çözme çabalarını ve ayrıca Türk-Yunan diyaloğunu olumsuz etkileyeceği öne sürülüyor. Türk tarafı ise, yarattığı fiili (de facto) durumun böylece pekişmiş olacağına inanıyor.

Hukuk alanında:

Maraş’tan kaçan binlerce Rum ve onların vârisleri, oradaki mal mülklerine tekrar sahip olmak (bir kısmı Maraş’a dönmek) istiyor. “Mülkiyet konusu” bu meselenin önemli bir unsuru. Büyük tazminat davalarının açılması söz konusu. Türk tarafı kurduğu bir komisyon ile bu talepleri incelemeye hazırlanıyor. Bunun mali faturası çok ağır olabilir.

 Ekonomik alanda: 

Türk tarafı Maraş’ın yeniden imar edilip turizme açıldıktan sonra, KKTC için bir “altın yumurtlayan tavuk” olacağını umuyor. Ancak yıkık kentin iskâna ve turizme açılması için milyarlarca dolara ihtiyaç olacak. Mevcut şartlarda kaynak temini zor.

Tabii ki Maraş’ı açma kararı verilirken, bütün bu faktörler dikkate alınmıştır. Avantajlar ve riskleriyle artık Maraş konusunda da yeni bir durum vardır...