Oldubitti dünyası

Dağlık Karabağ’da olup bitenler, üstün bir askeri güçle gerçekleştirilen fiili (de facto) durumun, uluslararası ilişkilerde ne kadar belirleyici olduğunu açıkça gözlerin önüne serdi.

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerine bağımsızlığa kavuşan Ermenistan’ın yaptığı ilk işlerden biri, Azerbaycan toprağı sayılan Dağlık Karabağ’ı istila etmek olmuştu. O dönemde Erivan’ın nispeten düzenli bir ordusu, Karabağ Ermenilerinin de bir milis gücü varken, Azerbaycan’ın doğru dürüst bir asker gücü yoktu. Dolayısıyla, Ermeniler bu üstünlükleriyle Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmeyi başarmıştı.

Ermeniler bu oldubittiyi 1994’te ilan edilen ateşkesten sonra sürdürüp dünyaya kabul ettirmeye çalıştılar. İşgale son vermelerini isteyen Birleşmiş Milletler’i dinlemedikleri gibi, AGİT’in Minsk Grubu’nun tavsiyelerine de kulak asmadılar.

Ne var ki Azerbaycan son zamanlarda toparlandı, ordusunu güçlendirdi ve nihayet geçen eylülde harekete geçti. Bu kez Azeri ordusunun cephede sağladığı üstünlük karşısında Ermeni güçleri pes ettiler. Böylece Azerbaycan sahada fiili bir durum yaratmış oldu.

Sayısız örnek

Dağlık Karabağ’daki bu gelişmeler, tarih boyunca sıkça görülen benzer olaylar zincirinin son halkasını oluşturuyor. Ama fazla gerilere gitmeye gerek yok. Aynı gerçeği yansıtan güncel pek çok örnek de var.

Kısaca birkaçını hatırlayalım:

Rusya 2008’de Gürcistan’a ait Abhazya ve Güney Osetya’yı bir oldubittiyle ele geçirdi. 2014’te Ukrayna’ya ait Kırım’ı hedef aldı ve bu bölgeyi resmen ilhak etti. Ayrıca Ukrayna’nın doğu bölgesinde de fiili yeni bir durum yarattı.

Moskova’nın bu oldubitti politikası uluslararası camianın (ve de Türkiye’nin) tepkilerine rağmen hiç etkilenmedi.

Biraz daha gerilere gidelim: Keşmir’de Hindistan, Filistin, Batı Şeria’da İsrail, benzer “sert güç” politikalarıyla oldubittiler yarattılar, kontrol ettikleri topraklara sahip çıktılar.

Son zamanlarda Doğu Akdeniz’deki gelişmeler de bu örnekler arasında sayılabilir. Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek yanlı bir kararla hidrokarbon arama faaliyetleriyle yaratmaya çalıştığı oldubitti gibi... Buna karşılık, Türkiye’nin de deniz yetki alanlarını belirleyip, buralara sismik arama gemileri ile savaş gemileri göndermesi gibi... Son olarak Kıbrıs’ta da kapalı Maraş’ı açarak yeni bir fiili durum sergilemesi gibi...

Kim haklı, kim haksız?

Örnekler listesinin ışığında şu tespitleri yapmak mümkün:

- Üstün güçle “de facto” durum yaratmak, eskiden olduğu gibi günümüzde de geçerli ve etkin bir stratejik amaç sayılıyor. Bu sayede sahadaki avantaj masada da kullanılıyor.

- Güç derken, genelde askeri kapasite kastediliyor. Oldubittilerde bu esastır. Ama “yumuşak güç” kategorisindeki diğer araçlar, yani ekonomi, diplomasi de önemli faktörlerdir.

- Oldubitti politikalarıyla hak hukuk arasındaki ilinti tartışmalı bir konudur. Açıkçası, güç kullanmak suretiyle yaratılan her fiili durum haklı da olabilir, haksız da. Bunlar uluslararası anlaşmalara ve evrensel hukuk normlarına uygun da olabilir, olmayabilir de... Genelde bu tür operasyonlara girişen her ülke bunun meşruiyetinin kabul görmesini ister.

- Fiili durum yaratan ülkelerin haklılığına veya haksızlığına karar verecek devletler üstü bir otorite yoktur. Gerçi Birleşmiş Milletler böyle bir amaçla kurulmuştur, ama bu işlevi layıkıyla yerine getirdiği söylenemez. Dolayısıyla, hangi fiili durumun meşru ve haklı olduğu veya olmadığı gene çeşitli ülkeler tarafından kendi çıkarlarına ve görüşlerine göre değerlendirilmektedir.

- Uluslararası sözleşmeler de bu haklılık meselesini halletmiyor. Bu hukuki belgelere yapılan atıflar da çelişkili olabiliyor. Herkes bu metinlerde kendisini haklı gösteren maddeleri esas alıyor.

- Nihayet şu nokta önemli: Prensipte oldubittilere karşı çıkan ülkelerin de kendi çıkarları söz konusu olduğunda benzer şekilde hareket ettikleri bir gerçek. Yani çifte standarttan şikâyet edenler de bazı hallerde bizzat çifte standart uyguluyor.