Rusya: Rakip mi, partner mi?

Soru bir süreden beri soruluyor... Suriye’deki harekât sırasında soruldu. Libya krizinde de...

Ve şimdi aynı soru, farklı bir bölgede, Dağlık Karabağ’daki olaylar nedeniyle gündemde.

Türkiye ve Rusya Kafkasya’da birbirleriyle karşı durumda mı? Yoksa birlikte çalışabilirler mi?

Suriye ve Libya örnekleri Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin bu ülkelerdeki olaylar sırasında ortaya çıkan anlaşmazlıkların pek etkisi altında kalmadığını gösterdi. Evet, Ankara ile Moskova her iki meselede, bazı spesifik konularda birbirlerine ters düşen pozisyonlar aldı. Bu uyuşmazlıklar resmi beyanlarda da açıkça dile getirildi ve tartışıldı... Ama buna rağmen Türk-Rus ilişkileri gelişmeye devam etti, liderler arasındaki diyalog aynı samimiyetle sürdürüldü, siyasi, ekonomik ve hatta askeri iş birliği alanı daha da genişledi.

Bazı konularda çıkan uyuşmazlıklara rağmen, sorunun fazla büyümeden kontrol altına alınabileceğini gösteren bir örnek bu. Yeter ki bu yönde ortak bir irade olsun...

***

Dağlık Karabağ’daki olaylar, Kafkasya jeopolitiğinde önemli bir gelişmeyi gözlerin önüne serdi. Bu da Türkiye’nin bölgede güçlü bir varlık gösterdiğidir. Ankara artık Kafkasya’da sadece olup bitenleri izleyen değil, aynı zamanda gerektiğinde aktif olarak müdahil olan ve yön vermeye çalışan bir aktördür.

Bu pozisyon, aslında Kafkasya’yı kendi arka bahçesi sayan ve bölgede baş aktör gibi hareket eden Rusya ile Türkiye’yi bazı hallerde karşı karşıya getirebilir. Nitekim Azerbaycan-Ermenistan çatışması böyle bir durum yaratmış, Ankara Bakü’ye aktif destek verirken, Moskova dengeli bir politika izlemeye özen göstermekle beraber Erivan ile çıkarlarını ön planda tutan temel tutumunu sürdürmüştür.

Bu durum, birçok yabancı analistin de Türkiye ile Rusya’nın birbirine zıt pozisyonları aldıkları yorumunu yapmalarına yol açmıştır.

Özellikle son olarak Rusya’nın ateşkesle ilgili olarak inisiyatifini kullanarak devreye girmesi ve kendi görüşleri doğrultusunda
bir çözüm için çalışması bu konudaki kuşkuları artırmıştır.

Türkiye’de bu konuda yapılan değerlendirmelerde de Rusya’nın niyetleri hakkında açıkça benzer şüphelerin ve güvensizliğin ifade edilmesi dikkati çekmiştir.

***

Anlaşılan, Moskova’da Türkiye’nin Kafkasya sahnesinde boy göstermesinden kuşku ve rahatsızlık duyanlar var. Tabii bu resmi beyan ve davranışlara yansımıyor. Ama bazı özel konuşmalardan bazı gazete haberlerinden bu çıkıyor.

Aslında Moskova’nın beklentisi, Dağlık Karabağ sorununun Türkiye ile ilişkilerde bir pürüz değil, bir iş birliği vesilesi olmasıdır. Geçenlerde İstanbul’daki bir düşünce kuruluşunda Zoom yoluyla konuşan bir Rus analisti iki ülkenin Kafkasya’nın istikrarı için beraber çalışması gerektiğini vurgularken, Moskova’nın Ermenistan, Ankara’nın da Azerbaycan üzerindeki nüfuzunu bu amaca hizmet edebileceğini söyledi. Ancak konuşmacı bunun için de Türkiye’nin Aliyev’in daha esnek ve uzlaşıcı davranmasını sağlamasının beklendiğini belirtti. Tabii bu sözler, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağların ve ortaklığın karakterinin iyi anlaşılmadığını, ayrıca Ankara’nın bu meseledeki ilkesel duruşunun da pek dikkate alınmadığını gösteriyor.

Bununla beraber, kuşkusuz Türkiye ile Rusya’nın, Dağlık Karabağ meselesinde ortaya çıkan görüş ayrılıklarına rağmen, bu soruna köklü bir çözüm arayışında beraber çalışmaları pekâlâ mümkündür. Bu arada zıt görünen karşılıklı pozisyonlar arasında bir “ince ayar”ın yapılması imkânsız değildir. Bunun için, ortak çıkarlarının farkında olan iki ülkenin yöneticilerinde gerekli irade ve diyalog mevcuttur.