Uzlaşma zamanı

Aşağıdaki satırlar, tanınmış bir Kıbrıslı Rum gazeteci yazarın “Cyrus Mail” gazetesinde çıkan son makalesinde yer alıyor.

“Türkiye bir düşman olarak karşı karşıya kalınacak bir ülke değildir. Bunu 1974’te askeri alanda, son olarak da diplomatik alanda gördük. Beğensek de beğenmesek de, bir yandan büyük Türkiye, diğer yandan da ufak Kıbrıs var. Eğer çatışma politikasını sürdürürsek, uçuruma sürükleneceğimiz açıktır. Türkiye’yi yenmek veya onu geri adım atmaya zorlama imkânımız yoktur. Bu gerçeği kabullenmek istemeyenler, bir hayal dünyasında yaşıyorlar.”

Bu tespitlerden sonra Güney Kıbrıslı yazar Christos Panayiotidis yazısını şu tavsiyeyle sürdürüyor: “Gerçek şudur ki Türkiye ile bir uzlaşmaya varmaktan başka seçeneğimiz yoktur. Birlikte yaşamak imkânını bulmamız lazım. Türkiye’nin Doğu Akdeniz bölgesindeki ve özellikle hidrokarbon oyunundaki rolünü kabul etmeliyiz.”

Kıbrıs Rum kesiminden böyle gerçekçi ve sağduyulu bir sesin yükselmesi dikkat çekici ve bizim açımızdan sevindiricidir.

Aynı zamanda “Alithia” gazetesinin yazarı olan Panayiotidis’in bu değerlendirmesi, adanın Rum kesiminde böyle düşünen ve bu görüşlerini açıkça ifade etmek cesaretini gösteren insanların bulunduğunu gösteriyor.

Keşke Anastasiadis yönetimi de benzer düşüncelerle politikalarını belirlese. Böyle olsaydı, bir süredir bölgede yaşanmakta olan kriz ve gerginlikler de önlenmiş, hatta bir iş birliği ortamı yaratılmış olurdu...

Masaya davet

Aslında Türk tarafı, özellikle ada etrafındaki sularda enerji kaynakları arama faaliyeti başladığı anda, inisiyatifi ele alan Rum tarafına birlikte çalışmayı ve böylece Kıbrıs sorununun hallinin de sağlanmasını önermişti. Rum yöneticiler buna yanaşmadılar, tek yanlı olarak hareket ettiler. Bu durumda Kıbrıslı Türkler de Ankara’nın tam desteğiyle aynı bölgede aramalarına girişti. Bu arada Türkiye askeri güç gösterisiyle Panayiotidis’in tabiriyle “ufak Kıbrıs”ın değiştiremediği bir fiili durum ve yeni bir realite yarattı.

Bu arada Ankara da her fırsatta karşı tarafa iş birliği elini uzattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere Türk liderleri Doğu Akdeniz’de gerginliğin, hatta olası bir çatışmanın önlenmesi için, ilgilileri masaya davet etti.

Ne yazık ki şimdiye kadar ne Anastasiadis yönetimi ne de Yunan hükümeti bu önerileri ve çağrıları dikkate aldı, ne de müzakere yoluyla uzlaşma seçeneğine itibar etti.

Hayal dünyası

Görünen o ki Yunan-Kıbrıs Rum tarafı bölgedeki yeni gerçeği görmek istememekte ve Türkiye ile restleşmeye devam etmekte ısrarlı. Bunun anlamı, gene Panayiotidis’in yazdığı gibi, ciddi sürtüşme “uçurumuna” doğru gitmektir.

Nitekim, başta Rumların ada etrafındaki sismik araştırmalarıyla tetiklenen krizin son zamanlarda nasıl yayıldığı ve derinleştiği, hatta buna eklenen yeni anlaşmazlıklarla ne tehlikeli boyutlar almakta olduğu açıkça belli oluyor.

Bunun ne Yunan-Kıbrıs Rum tarafına ne Türkiye’ye ne de bu krize bulaşan diğer güçlere yarar sağlamayacağı bir gerçek.

Dolayısıyla, anlaşmazlığın daha fazla dal budak salmadan bir uzlaşma zemini yaratmak için masaya oturmanın tam zamanıdır ve bir çözüme ulaşmak için de tek yoldur.