Yılmaz neden iyimser?

Yılmaz neden iyimser?

Sami KOHEN

BAŞBAKAN Mesut Yılmaz gene de ümitli. AB'nin Aralık ayında Lüksemburg'da yapacağı zirve toplantısında, Türkiye'nin üyelik görüşmeleri sürecine dahil edilmesi kararının verileceği konusunda oldukça iyimser.
Ankara'da önceki akşam "Milliyet"in Türk hükümetinin önde gelen mensuplarına verdiği yemekte Başbakan'a, bu iyimserliğini neye dayandırdığını soruyoruz. Malum ya, Yılmaz bu ayın başlarında Bonn'da Şansölye Kohl ile yaptığı görüşmeden sonra da Almanya'nın tutumunda önemli bir değişiklik olduğunu müjdelemiş, bu da Türk medyasına artık Bonn'un Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu desteklediği şeklinde yansımıştı.
Yılmaz, Lüksemburg'da Almanya'nın sergilediği olumsuz tavrın yarattığı düş kırıklığının Bonn'un politikasından mı, yoksa Türkiye'nin Kohl'un o zaman söylediklerini yanlış algılamasından mı kaynaklandığı yolundaki sorumuzu geçiştiriyor... Yanıtında, Almanya'nın önceliği Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'ne verdiğini, Türkiye'yi ise "şartlı aday yapmak istediğini" söylüyor. "Bonn'un bu tavrı ile Türkiye'nin stratejisinin çeliştiğini" de belirtiyor.
O halde, Almanya'nın tutumu, Lüksemburg zirvesinde de Türkiye'nin diğer adaylarla birlikte aynı sürece dahil edilmesine engel olmayacak mı?
Başbakan bu kez kesin konuşuyor: "Bizi dışlayamazlar... Gelecek haftadan itibaren AB ile yüksek düzeyde bir dizi temas olacak. Birçok AB yetkilileri Ankara'ya gelecek. Ben İngiltere ve İspanya'ya gideceğim. Bonn'da da gidip Kohl ile ikinci görüşmemi yapacağım... Bunun sonucunda mutlaka bir uzlaşma olacak. Karşı çıkmayacaklarından eminim"...
* * *
BİZ dönüp dolaşıp Yılmaz'a bundan nasıl emin olabildiğini soruyoruz. O gene ısrar ediyor: "Bizi dışlamaya cesaret edemezler... Aralık ayına kadar yapılacak temaslarda, bizim nereye kadar gidebileceğimizi sınayacaklar. Türkiye'yi sıkıştırmak istiyorlar."
Sıkıştırmak istedikleri konuların başında Kıbrıs ve Türk - Yunan ilişkileri geliyor. Bir de tabii insan hakları konusu.
"Onları da haksız görmemek lazım" diyor Başbakan. "Yanlış görüntü vermişiz. Bundan önceki hükümet, üyelik konusunda çok hevesli görünmüştü. Onlar da bir bedel ödetebileceklerini düşündüler".
Başbakan, Almanya'nın Türkiye konusunda bir ikilemle karşılaştığını anlattıktan sonra, her şeye rağmen Bonn'un Ankara'yı kırmamaya özen gösterdiğini belirtiyor ve Dışişleri Bakanı Kinkel'in Genelkurmay Başkanı Orgeneral Karadayı'ya gönderdiği olumlu mesajı örnek olarak gösteriyor.
Yılmaz, hükümetin "şartlı adaylık" gibi formülleri kabul etmeyeceğini vurguluyor ve Türkiye'nin başlatılacak sürece, diğer başvuru sahibi ülkeler gibi aynı statüye sahip olması gerektiğini savunuyor. "Ancak, diyor, Türkiye 3 - 5 ülkenin yer alacağı ilk dalgada olmayacak. Biz zaten bir takvim istemiyoruz. Sadece AB'den bir taahhütte bulunmasını bekliyoruz. Yani şartlar gerçekleştiğinde Türkiye'nin üyeliğinin de gerçekleşeceği hakkında güvence istiyoruz."
Yılmaz, AB'nin Lüksemburg zirvesinde bu doğrultuda bir karar vereceğini düşünüyor ve bu umudunu "eminim" gibi kesin bir ifade ile dile getiriyor.
Umarız bu beklentisi doğru çıkar ve Türk kamuoyu (gene) düş kırıklığına uğramaz...
* * *
YA bunun aksi olursa, yani AB'den Türkiye'yi tatmin edecek bir karar çıkmazsa? Ve bu arada Güney Kıbrıs'la üyelik müzakerelerinin başlamasına yeşil ışık yakılırsa? O zaman hükümet ne yapacak? AB'ye sırt çevirip örneğin Gümrük Birliği'ne son vererek mi karşılık verecek? Yoksa üyelik başvurusunu bir yana bırakıp, AB ile ilişkilerini sürdürmeye mi karar verecek?
Yılmaz'ın bu sorularımıza yanıtı da kısa tek bir cümle: "Zamanı gelince düşüneceğiz".
Umarız ki, bu klasik cevap, şu sırada hükümet çevrelerinde, "ihtimal hesapları"nın yapılmadığı ve daha uzun vadeli stratejiler belirlenmediği anlamına gelmiyor. Dışişleri kadrolarında böyle fikir egzersizlerinin yapıldığını biliyoruz...
Yemekli sohbetimizin dış politika ağırlıklı bölümünde Yılmaz, Başbakan yardımcıları Bülent Ecevit ve İsmet Sezgin'in de katılımı ile, Türk - Yunan ilişkileri ve Kıbrıs sorununa ilişkin sorularımıza da ilginç yanıtlar veriyor. En önemlisi, Yılmaz'ın Yunanlı meslektaşı Simitis ile 3 Kasım'da Girit'te yapacağı görüşme konusunda. Bu "zirve"nin kuşkusuz bir ön hazırlığı yapılıyor. Ama bu, iki başbakan arasında ilk buluşma olacak. Bu tür üst düzey ilk karşılaşmada, tüm sorunların ayrıntısına inmek - ve hele anında çözüm beklemek - söz konusu olamaz. Eğer bu zirve, son günlerde Ege'de ve Kıbrıs'ta tırmanan gerginliği düşürüp, uyuşmazlıkların çözümüne yol açacak bir süreci başlatabilirse, ne ala.
Yılmaz haklı olarak bu konuda fazla iyimser görünmek istemiyor...


Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr