Anasının ak sütü gibi

20 Temmuz 2020

Başakşehir “Yıkıla-yıkıla” ayakta kalmayı öğrendi. Başakşehir “kaçıra-kaçıra” şampiyon olmayı öğrendi. Başakşehir’in “Anasının ak sütü” gibi helal olan şampiyonluğu, sadece bu sezonun değil, son üç yılın eseridir.
Bizim futbol dünyasının kötü alışkanlığıdır; şampiyonu karalamaya-aşağılamaya, çamur atmaya bayılırız. “Futbol dünyasının içinde kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz” misali bunlara karnım tok...
Unutmayalım; bölgecilik, taraftarlık yapmayalım, alın terine ve emeğe saygı duyalım. Bu Başakşehir Kulübü 2014 yılında kuruldu. Geride kalan 6 sezonda daha 5. olmadı. Dört yıl önce ikinci (2), bir sonraki yıl üçüncü (3), geçen yıl ikinci (2) olduktan sonra bu yıl zirveyi, şampiyonluğu yakaladı. Süper Lig’in son 4 yılında toplamda en fazla puan toplayan takım... Bu istatistik hangi Türk takımında var?
Üstelik bu dereceleri, diğer takımların beğenmeyip bıraktığı oyuncularla yaptı. Fenerbahçe’nin, Bursaspor’un yüzüne bakmadığı kaleci Mert Günok, bugün milli takımın vazgeçilmezi... Fenerbahçe’nin geçen sezon sonu gönderdiği stoper Skrtel, Başakşehir forması ile bu sezonun en iyilerinden biri, belki de birincisi...
Daha bitmedi; Beşiktaş’ın, Göztepe’nin elinin tersiyle ittiğin Demba Ba, Başakşehir’i şampiyonluğa taşıyan isimlerden biri... Fenerbahçe’nin, Malatya’nın kapının önüne koyduğu Mehmet Topal, Alexiç, Başakşehir’de kendini bulan, yeniden parlayan ve parlatan oyunculardan sadece ikisi...
Epureanu, Edin Visca gibi Süper Lig’e damgasını vuran oyuncuları niye diğer kulüpler bulamadı da, Başakşehir buldu? Bu kadro, gerçek anlamda 25 milyon euro maliyetli bir kadro... Şampiyonluk yarışında bu sezon “nal toplayan” İstanbul’un üç büyüklerinin bütçelerinin neredeyse üçte biri... Bunların hiç mi değeri yok?
Nerede maç diyeceksiniz ama biz devam edelim; Başakşehir’in siyasi gücü var mı; YOK... Buna itiraz edeceğinizi biliyorum. O zaman ben de diyorum ki, bu ülkenin en güçlü iradesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl “Başakşehir’in şampiyon olmasını istiyorum” demesine rağmen, Başakşehir son 8 haftada 8 puan öndeyken şampiyonluğu kaybetmedi mi? Eee, nerede kaldı siyasi güç?

Yazının devamı...

Trabzonspor’a dua et

14 Temmuz 2020

Başakşehir, geçen hafta Denizlispor’u yenerken “berbat” oynamıştı. Biz hadi, ayıp olmasın diye “kötü oynuyor” diye yazdık. Bu “berbat” futbol için Okan Hoca maç sonrası, “Sabırlı futbol” dedi. Yapma Hocam, bu berbat, duygusuz futbolun neresi “sabırlı futbol” oluyor.
Başakşehir’i zaten sezon sonları “mevsimsel bir kriz” tutuyor. Hadi şampiyonluğa oynadığı ilk yılında acemiliğine geldi. Geçen yıl bitime 8 hafta kala 8 puan öndeydi, gene kaybetti. Bu sezon sonu da gene önde ama, kendinden daha çok Trabzonspor’un hesapta kitapta olmayan puan kayıplarından... Başakşehir şampiyonluğu bu yıl da kaybetmek için çok uğraşıyor ama Trabzonspor’un niyeti yok.
Üstelik dakika bir... Çok açık bir penaltı ile öne geçtin, sonrası sanki Konya’ya turistik seyahat... Beyler “Mevlana türbesi”ni gezer gibi... Başakşehirli oyuncular şaşkın biçimde sağa - sola bakarken, Konyaspor her geçen dakika maça biraz daha ağırlığını koydu.
Maçın adamı hiç kuşkusuz Alper Uludağ‘dı. Sol bekten müthiş işler yaptı. İlk golü de hazırladı. Hem de Visca gibi bir adamı tutmakla görevli olmasına rağmen... Gerçi Alper’e gerek kalmadı, Visca kendi kendini tuttu.
Konya golleri, aslında sezonun golleri olmaya aday güzellikte... Miya’nın attığı ikinci ve üçüncü goller, bu sezon sahalarda görmediğimiz görsellik ve kalitedeydi. Ah Konya ah... Bajiç diye tutturdun, Bajiç’ten olmayacağını gazeteciler gördü, sen göremedin... Al sana Miya...
Başakşehir’de takımı ayakta tutan, takım kötü oynasa bile direnen ve maç kazandıran geri dörtlü de çökünce, kaybetmek kaçınılmaz oldu. İnanılmaz iki bek Caiçara ve Clichy döküldü, iki stoper Skrtel ve Epureanu hiçbir hava topunu alamadı.
Crivelli kötü, Visca kötü, Aleksiç kötü, Demba Ba kötü... Okan Buruk, genç kuşak hoca... Dünyayı biliyor, Allah aşkına elini vicdanına koyup konuşsun, dünya futbolunda Başakşehir gibi yürüyerek oynayan ikinci bir takım var mı? Yenik duruma düşüyorsun, buna rağmen hızlanmıyorsun, hırslanmıyorsun, yat kalk Trabzon’a dua et, kaybettiği puanlar için... Bu maçta yazmak için görevliyim ama, bir diğer ekrandan Denizli-Trabzonspor maçını da izledim. Allah’ı var, hakkını teslim edelim, Trabzonpor hiç olmazsa baskı kurdu, kaçırdı, gayret etti, beceremedi.

Yazının devamı...

İlk 10 dakika

6 Temmuz 2020

Bazı filmler vardır, tamamını izlemeye gerek duymazsınız... 10 dakikalık tanıtım filmini izlediğinizde, sonunun nasıl geleceğini anlarsınız… Tıpkı Galatasaray-Trabzonspor maçında olduğu gibi… İlk 10 dakikayı izleyince 90 dakikanın nasıl geleceğini çok rahat anladık…
Trabzonspor, liderden 5 puan geride başladığı maçta sıkıntı, gerilim yaşayabilir, hatta panik yapabilirdi… Tam aksi oldu... Galatasaray başlangıçta acemi bir takım gibi panik yaptı, adeta eli-ayağı dolaştı…
Trabzonspor bu dakikalarda, futbol anlayışıyla, sahaya yayılışıyla, Ekuban’ın katılımıyla, hücum gücündeki etkinliğiyle “ben bu maçı kazanırım arkadaş“ diye bağırıyordu...
Buna rağmen ilk dakikalarda savunmasında ciddi hatalar yapan, hücuma çıkarken topları kaptıran Galatasaray sonraki dakikalarda çok önemli iki pozisyon buldu… Bulup bulacağı da bu oldu… Emre’nin kalabalıklardan sıyrılarak önce Feghouli’ye, sonra Belhanda’nın önüne braktığı “lokum“ gibi toplara bu iki futbolcu belki de kariyerlerinin en berbat vuruşlarını yaptılar…
Trabzonspor’da geri dörtlüde Kamil Ahmet, Hüseyin ve Da Costa belki de bu sezon ilk defa birlikte oynadılar… Başta bocaladılar, sonra hücumda eli-ayağı kesik olan Galatasaray karşısında sıkıntıya girmeden maçı tamamladılar…
Trabzonspor’da orta alanda “usta” gene iyi işler yaptı… Kabul edelim ki “usta“; yani Sosa bu sezon gerçekten mükemmel işler yapıyor... Orta alanın “arı“ gibi çalışan Abdülkadir Brothers’ları futbolu iki yönüyle iyi oynuyorlar… Hem hücumda varlar, hem savunmada… Özellikle Parmak… O kadar iyi oynadı ki herkesin gözünün içine “beni görün“ diye parmağını soktu...
Cüneyt Çakır, Feghouli kırmızı kartında banko haklı… Ama gözünün önündeki bu kararı niye kendi vermiyor da VAR müdahalesi ile veriyor... Bence iki penaltı da yanlış… Üstelik Donk, Sörloth’un topa vuruşundan sonra müdahelesini yaptı… Nitekim Cüneyt Çakır autu gösterdi, VAR kararı ile bunu penaltıya çevirdi… Temdit penaltısında da Taylan topa vurduktan sonra Hüseyin’in müdahalesi geldi… Hadi bu kararı hiç olmazsa kendi verdi… İlk yarıdaki iki kader kararı VAR’dan geldi... O zaman maçı Cüneyt Çakır değil, VAR hakemi Ali Palabıyık yönetseydi…

Yazının devamı...

Bu kadar zarar verme

5 Temmuz 2020

TFF haftalar önce, ikinci lig maçlarının oynanacağını açıkladı. Takımlar ona göre hazırlıklarını yaptı. Aynı TFF geçen hafta yaptığı toplantıda bu defa maçların oynanmayacağını açıkladı.
Çıkanlara, düşenlere masa başında karar verilecek. Hadi grup birincileri çıkmalı... Çünkü zaten 2. lig gruplarından sadece birinciler çıkıyor, çıkacak ikinci takımı Play-off maçları belirliyor.
TFF çıkacak ikinci takımı belirlemek için mevcut şartlarda puan cetvelindeki sıralamaya göre, hiç olmazsa tek maçlık eleme grubu Play-off maçları oynatmalı ve bir üst lige çıkacak diğer takım böylece hakkaniyet içinde, kulise, baskıya boyun eğmeden belirlenmeli...
Maçları oynatacağınızı ilan edip takımları aylarca kampa sokturuyorsunuz, bu parasızlıkta dünyayı harcatıyorsunuz, sonra da “Oynatmıyorum” diye açıklama yapıyorsunuz . Bir karar bu kadar keyfi, bu kadar kolay alınmamalı? Bir konuda böyle şaşırtıcı ölçüde zikzak yapılmamalı...
“Bu kararı kulüplerle konuşup aldık” diyorsanız, doğru değil... Mevcut haliyle Play-off’a hak kazanıp bu konuda görüşü alınmayan çok sayıda kulüp var. 2. Lig Kulüpler Birliği Başkanı’nın o toplantıda olması, isyan eden kulüplerin hakkını savunuyor anlamına gelmiyor.
Nihat Abi; dost acı söyler... Aldığın ya da almadığın kararlarla, verdiğin ya da veremediğin cezalarla, çok hızla irtifa kaybediyorsun, prestij kaybediyorsun, inanılırlığını kaybediyorsun...
Yapma, kendine ve futbola bu kadar zarar verme...

Yazının devamı...

Trabzonspor kazandı

29 Haziran 2020

Galatasaray ilk 5 dakikayı Başakşehir’e bıraktı, sonraki dakikaları kendine aldı… Bu dakikalarda kaleci Okan‘ın kendi hatasından kaynaklanan tehlikeyi, yine kendisi önledikten sonra özellikle ilk yarı sonuna kadar neredeyse yere yatmadı…
Galatasaray maçın her dakikasında çok olgun ataklarla Başakşehir kalesine geldi… Kenarlardan gelen toplar orta sahadan ileri çıkan futbolcularla buluşunca Başakşehir defansif anlamda sıkıntı çekti… Bu dakikalarda önce Emre Akbaba sonra Saracchi‘nin uzaktan şutu Mert duvarına çarptı…
Galatasaray kenarlardan iyi bindirdi… Ömer Bayram’ın ortaları genellikle Caiçara‘dan dönse bile arkadan bindiren Saracchi’yi iyi toplara kaldırdı… Sağdan Feghouli, hatta gerilerden gelen Linnes merkeze etkili toplar attılar… Ama “bu golcü yokluğunun gözü çıksın”… Kim derdi ki gün gelecek, Galatasaray oynatacak santrfor bulamayacak…
Aslında santrforları konuşuyoruz ama, stoper yokluğunda zorunluluktan bu görevi yapan Donk ile Lemina‘nın özellikle ilk yarıdaki kusursuz oyununu söylemeliyiz… Ne Luyindama‘yı arattılar, ne Marcao‘yu, Aslan gibi oynadılar… Ama kadersizin işi; Lemina da sakatlanıp çıktı… Yetmedi, ardından Linnes… Meraktayım bu sakatlıklar nereye kadar...
Galatasaray savunmadan hücuma çıkarken oyunun merkezinde Seri vardı… Neredeyse lig bitecek, Seri yeni uyandı ve güzel oyununu seriye bindirdi… Açıkcası Emre Akbaba‘nın artık kendini bulması gerekiyor… Bunları attığı gole rağmen söylüyorum… Öyle yetenekleri var ki, Galatasaray‘ın oyun lideri olmalı...
Başakşehir‘i soracak olursanız, başlangıçta söylediğimiz ilk 5 dakika dışında oyunu hiç kontrolünde tutamadı… Galatasaray karşısında adeta hep mahkum oynadı ve dakikaları Galatasaray hücumlarını karşılamak için kullandı… Okan Hoca’nın maça Demba Ba’yı kesip, Robinho ile başlaması kötü değildi… Tek tehlikeyi de Robinho ile yarattı… Ancak aynı Robinho, rakip ataklarda Clichy’yi ciddi anlamda yalnız bıraktı…
Hayret, devre arası ne oldu acaba… Sahaya bu defa Aslan gibi kükreyen bir Başakşehir çıktı… İlk yarıdaki ürkekliğinden, korkaklığından eser kalmamıştı… Robinho’nun yerine giren Demba Ba’nın, biri Okan‘da kalan, diğeri saç - baş yolduran çok önemli iki pozisyonundan sonra İrfan Can‘ın arka direği kaldırdığı topa Aleksiç’in kafayı çakmasıyla golü buldu… Aleksiç fotoğraf çektirir gibi gol atarken, Saracchi ortada yoktu…

Yazının devamı...

Galatasaray iki maç yaptı

22 Haziran 2020

Galatasaray geçen hafta Rize maçına “berbat“ bir başlangıç yapmıştı… Aradan sadece 7 gün geçti… Galatasaray, Gaziantep maçına bu defa “süper“ bir başlangıç yaptı… Üstelik ciddi anlamda eksik bir kadroyla… Gece ile gündüz kadar farklı bir Galatasaray…
Galatasaray’ın bu hızlı dakikalarında Gaziantep takımı özellikle savunmadan çıkarken panik futbolu ve çok ciddi pas hataları ile Galatasaray değirmenine adeta su taşıdı… Daha ilk dakikada Falcao, kariyerini inkar eden bir vuruş yapmasa “dakika bir, gol bir“ olurdu…
Galatasaray’ın hızlı başlangıcı sırasında Gaziantep her zaman bilinen hızlı hücumuyla iki kontra yakaladı… Vursa Galatasaray’ı devirirdi… İki pozisyonda da Güray şaşılacak derecede beceriksiz işler yaptı… Birincisinde boş kaleye ıskaladı, ikincisinde topu iyi kontrol edemeyince, üç metreden gol vuruşu yapamadı… Güray’a golleri ve iyi futbolu hatırlaması için Fenerbahçe maçları lazım...
Galatasaray’ı, Djilobodji’nin kafasından çıkan ve ağlara yapışan füze sarstı ama bozmadı… Djilobodji bunu hep yapıyor… Bu kaçıncı kafa golü… Ayıp olmasa neredeyse Trabzonsporlu Sörloth ile yarışacak…
Galatasaray kalitesi yenik geçen dakikalarda imdada yetişti ve geri dönüş beklenenden çabuk oldu… Falcao’nun golünde Feghouli, Belhanda’nın golünde Seri’nin savunma arasına bıraktıkları asistleri, her babayiğidin harcı değildi… Kabul edelim ki, Belhanda kendine yapılan asisti değerlendirirken, sağ ve sol ayaklarını dar alanda çok etkili, çok çabuk kullanarak ve adeta bir “futbol dansı“ yaparak golünü attı… Bu bir kalite gösterisiydi… Ahh be Belhanda… Şu yeteneklerine rağmen, Galatasaraylıların gönlünde taht kuramadan, efsane olamadan gidiyorsun, yazık…
Galatasaray’ın hücumda sınır tanımayan kalitesi ve yaratıcılığı, savunmasında adeta faciaya döndü… Gaziantep’in hızlı hücumcuları kenarlardan, göbekten araya atılan toplarla “uçurtmaya“ döndüler… Bunun sonucu çaresizlikten önce Mariano, sarı kartla haftaya cezalı duruma düştü… Ardından Ahmet Çalık, o dakikaya kadar yaptığı her müdehaleye faul çalınan Ahmet Çalık, bu defa bariz gol şansından kırmızı kartla takımı bir eksik bıraktı… Son adamsın, görüyorsun, atılacağını biliyorsun, bu müdahale yapılır mı?
Galatasaray sıkıntı çektiği anlarda Lemina ile savunmasını, maçın her dakikasında Seri ile orta sahasını, Feghouli ile hücumunu ayakta tuttu… Diri kaldı, fren yapmadı, bunun sonucu, bir eksik oynadığı dakikalarda bir gol daha buldu… Feghouli’nin golü, iyi futbolunun taç giymesiydi…

Yazının devamı...