Yürü ya kulum...

19 Nisan 2021

Futbolda mümkün olduğunca ayrıntıya özen göstermeye çalışırım. Dikkatimi çekti: Szalai beraberlik golünü attı, kenara koştu, elinde kırık olan kaleci Altay’ın formasını kaptı, golü O’na armağan etti. Uzaktan bir İrfan Can göründü. Gelen ikinci bir oyuncu yok. Takımdaşlık böyle mi olur, takım ruhu böyle mi oluşur, bir takımın duygusu, coşkusu böyle mi pekişir?
Bu kaleci Altay sizin takım arkadaşınız değil mi? Az mı maç kurtardı, az mı puan topladı? Altay’ın inanılmaz maçlarıyla az mı prim aldınız? Fenerbahçe’nin takım ruhu, dayanışması buysa, buralara kadar gene iyi geldi.
Fenerbahçe’de Emre Belözoğlu, İrfan Can... Başakşehir’de başta Aykut Hoca, Tolga, Giuliano, kaleci Volkan Babacan, Mehmet Topal... Daha takımda olmayan kaleci Mert Günok, Deniz Türünç, Hasan Ali... Say say bitmiyor. İki akrabanın maçı gibiydi.
Ancak Başakşehir “can”, Fenerbahçe “mal” derdine düşünce ortada akrabalık falan kalmadı. Maçın bir başka özelliği de, Süper Lig’in en yavaş hücuma çıkan, en fazla yan pas yapan iki takımın maçıydı.
İlginçtir, ligin en ağır hücuma çıkan takımı Başakşehir “hızlı hücumla” ve mükemmel bir Ömer Ali vuruşuyla öne geçti. Fenerbahçe savunmasının yerinde olsam; kornerlerde, yan toplarda ailece rakip ceza alanı üstüne gitmem. Dönemiyorlar... Son maçta Gaziantep’den böyle bir gol yediler; aynı golü bu defa Başakşehir’den yediler.
Fenerbahçe gol öncesi, “faul var” diye uzun süre itiraz etti. Pelkas’a kalkan ayağa faul verilir miydi? Elbette verilebilirdi, çok maçta da veriliyor. Cüneyt Çakır bu pozisyonu ısrarla normal gördü. Ama bu gol için hakeme yüklendiğiniz kadar kendi özleştirinizi yapmak zorundasınız. Niye geri dönemiyorsunuz, kornerlere, yan toplara giderken niye savunma önlemi almıyorsunuz?
Valencia- Mahmut itiş kakışında iki futbolcu da sarı kartı hak etti. Ancak zaten sarı kartla oynayan Mahmut‘un bunu düşünmesi ve tahrik varsa bile kendini frenlemesi gerekirdi.

Yazının devamı...

Eski pabuçları atın…

18 Nisan 2021

Güncellenen dünya futbolunun vazgeçilmez önceliği; çabuk, hızlı ve kıvrak olmak… Hepsi birden Kerem Aktürkoğlu’nda var… Üstelik her yerden vuruyor, ilk fırsatta vuruyor, gol vuruşunu iyi beceriyor…
“Bazılarının yokluğu, bazılarının varlığını göstermek adına büyük şanstır” derler… Kerem bu şansı süper kullandı… Kerem böyle oynayacaksa, “eski pabuçları atın”, Kerem’e bakın, Kerem’i oynatın.
Başkan Mustafa Cengiz, hafta içinde “şeref-haysiyet” diye futbolculara ağır bir gönderme yapınca, Galatasaray maça çok iyi başlayınca, hemen üst üste dört korner birden atınca, maçı kazanacağı belli oldu…
Ama “kör talih” derler ya, böyle bir başlangıçta, Süper Lig’in en iyi golünü yemek de Galatasaray’a nasip oldu… Diabete, elli defa röveşataya kalksa belki bir defa böyle muhteşem bir vuruş yapardı… O vuruşu yaptı… Tarif edilemez güzellikte bir gol attı…
Ama “adam olacak çocuk” misali, Galatasaray’ın yenilginin altından kalkacağı, golün ya da gollerin çok çabuk geleceği o kadar belliydi ki… Taylan Antalyalı, Gedson Fernandes ve Emre Kılınç orta sahayı teslim aldılar… Çabuk oynadılar, hızlı oynadılar, tek pası iyi yaptılar, Göztepe’ye nefes aldırmadılar… Özellikle Gedson Fernandes hızla irtifa almaya devam ediyor...
Dünya markası Falcao, Mısırlı bombacı Mustafa var ama “görünen köy kılavuz istemez” misali, Halil ile Kerem bu kadar iyi anlaşacaksa, bu kadar hızlı oynayacaksa “gölge etmeyin”, bırakın oynasınlar…
Elbette Fatih Hoca bilir ama, eğer bir sakatlıkları yoksa, oyun 3-1’e geldikten sonra Halil ile Kerem’i oyundan almasına üzüldüm… Kopmuş gidiyorlar, iyi anlaşıyorlar, golleri atıyorlar, bırak oynasınlar be hocam…

Yazının devamı...

R. Madrid’le mi oynadınız?

13 Nisan 2021

Fenerbahçe doğru bir on birle ve eski maçlarına oranla çok daha iyi bir başlangıç yaptı. Gustavo’nun kulübeye çekilmesi, Fenerbahçe hücumlarına belli ölçüde bir özgürlük, hız ve hareket getirdi.
Fenerbahçe iyi ve hareketli başladığı oyunda sağ kenardan sayısız orta yaptı. Ancak Gaziantep ceza alanı içine yerden-havadan atılan her ortada Fenerbahçeli oyuncular adeta rakibin arkasına saklandılar. Öne fırlamadılar, hamle yapmadılar, topla buluşmak için öncelik almadılar. Böyle olunca her atağı Gaziantep savunması rahatça kesti.
Buna rağmen saç-baş yolduran iki fırsat kaçtı. Valencia iki metreden, Serdar Aziz bir metreden boş kaleye golü atamadılar. Fenerbahçe yetersiz golcülerin bedelini çok ağır biçimde ödemeye devam ediyor.
Fenerbahçe‘nin hücumda bir yanlışı da; sağ kanattan adeta Gökhan’la, İrfan‘la fazla mesai yaparken, sol kanattan hiç çalışmadı, hiç gelmedi, hiç orta yapmadı. Sol kanat adeta “ense” yaptı.
Fenerbahçe rakibe hücum şansını fazla vermedi. Ama Gaziantep az çıktığında Fenerbahçe‘nin defansif eksikleri “kabak” gibi ortaya çıktı. Çok boş alan bıraktılar, kenarlardan rakibi her defasında kaçırdılar.
Gaziantep özellikle ilk yarıda iki-üç defa gelebildi ama her defasında tehlikeli geldi. Bir de gol buldu. Bu golün iptali kafama takıldı. Gol öncesi Djilobodji yükselirken elleri Szalai‘nin sırtıyla buluştu, bu kabul ama bu buluşma faulü gerektirecek, golü iptal ettirecek sertlikte bir buluşma mıydı? Bu gol çok tartışılır...
İkinci yarıda başka bir maç izledik. Fenerbahçe iki defa öne geçmesine rağmen eski sıkıntılı maçlarına döndü. Öyle ki, son 20 dakikayı takım halinde savunma yaparak geçirdi. İşin ilginci, Gaziantep inanılması mümkün olmayan üç fırsatı kaçırdı, Fenerbahçe baskıyı yerken son dakikalarda olsa da bir hızlı hücumla maçı sağlama alan golü attı.

Yazının devamı...

Galatasaray’ın niyeti yok

11 Nisan 2021

Galatasaray son Hatayspor yenilgisinden sonra yarışta havlu atmıştı. Galatasaray‘ın hemen ardından Beşiktaş da Kasımpaşa‘ya kaybedince, Galatasaray bir anlamda yaşama ve yarışa yeniden döndü.
Nitekim Galatasaray maça bu yenilenmiş heyecanı lie başladı. Önde değil, çok önde bastı. Adeta Karagümrük ceza alanı çevresinde hatta üstünde rakibe bastı. Ama Karagümrük oyuncuları 40 yılın oyuncuları... Böyle ne baskılar görmüşler, ne baskılar yemişler. Genç Efe hariç, hepsi kaşarlı... Bunu iyi anlamda söylüyorum, hepsi kaşarlı... Hiç panik yapmadılar. Başlangıçta dar alanda oynamalarına rağmen kısa ve riskli paslarla bu presi kırmayı başardılar.
Galatasaray‘ın bu kısa süren baskısı sırasında Mustafa‘nın attığı ve Babel‘in kolla oynadığı için VAR tarafından iptal edilen golünde Gedson Fernandes‘in savunmanın arasına ve arkasına attığı mükemmel asistine üzüldüm. Yazık oldu bu asiste...
Sonraki dakikalar genellikle Karagümrük‘ün oldu. Kendi ceza alanları önünde yaptıkları kısa pasları önce orta sahaya, sonrasında Galatasaray yarı alanına taşıdılar. Hemen iki de net pozisyon yakaladılar; önce Ndao’nun şutu yan direkte patladı, sonra Roco, kaleci Muslera ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda karavana attı.
Karagümrük’ün baskılı dakikalarında Galatasaray geri dörtlüsü okyanusta fırtınaya tutulmuş gemi gibi yalpalamaya başladı. Hele sağ kanat savunması... Lens mahallede dolaşır gibi hiçbir engelle karşılaşmadan bu kanattan tam dört defa Muslera‘nın burnunun dibine kadar gitti. Bunlardan birinde bile arkadaşlarına pozisyon hazırlayamadı, tek asist yapamadı. Galatasaray yatıp-kalkıp dua etsin, Lens bildiğimiz, tanıdığımız eski Lens değildi...
Lens demişken, daha oyunun başında; Yedlin’in sakatlanıp çıktığı ikili mücadelede, Yedlin‘in biieğine pozisyon gereği mi bastı, yoksa o tabanı kaçıracak pozisyonda olmasına rağmen devam mı etti? Kafam karıştı. Çok yaralayıcı bir hareketti. Ali Palabıyık kırmızı çekse, itirazım olmazdı, “pozisyon gereği” demezdim.
Sonrasında kaleci Viviano‘nun Mustafa‘nın kafasını mucize gibi çıkarışı, ardından Babel‘in arka direği sıyırıp dışarı çıkan şutu... Babel kenarda oynuyor ama içeri dalıp vurdukça önlenemez tehlikeler yaratıyor. Nitekim golü de böyle attı.

Yazının devamı...

Fofana; ne gitti ama...

9 Nisan 2021

Alışkanlıklar paslı çiviye benzer… Söküp atmak zor olur… Emre Belözoğlu dün bir, bugün iki… Fenerbahçe’nin kötü alışkanlıklarını, artık paslanmış oyun anlayışını bir çırpıda düzeltecek hali yok… Baktığınızda giden ve gelen; ortada bir fark yok… Fenerbahçe yürüye yürüye oynuyor, aşırı yan pas, geri pas yapıyor… Çok ağır hücum ediyor, doğal olarak rakip savunmayı az adamla ve hazırlıksız yakalayamıyor…
Futbolda hızın ne kadar değerli ve önemli olduğunu Malatyalı Fofana 80 metre topu sürüp yaptığı asistle Emre Hoca başta, bütün Fenerbahçelilere gösterdi… Anlarlarsa tabi…
Dahası var… Fenerbahçe korneri atarken, geri dörtlüsüyle, orta alanıyla ailecek Malatya ceza alanı çevresinde dizildi… İnsan savunmasına bir önlem alır…
O korner atışında topu kapıp 80 metre süren Fofana‘nın önüne Fenerbahçeli tek oyuncu çıkamadı, Fofana’yı tek oyuncu yakalayamadı… Eee hücuma hızlı çıkamıyorsun, savunmaya hızlı dönemiyorsun, rakip sana 80 metre top sürüp golü atıyor… Bu anlayış Fenerbahçe‘yi şampiyon yapar mı; yapmaz… Kimse kendini kandırmasın…O korner atışında topu kapıp 80 metre süren Fofana‘nın önüne Fenerbahçeli tek oyuncu çıkamadı, Fofana’yı tek oyuncu yakalayamadı… Eee hücuma hızlı çıkamıyorsun, savunmaya hızlı dönemiyorsun, rakip sana 80 metre top sürüp golü atıyor… Bu anlayış Fenerbahçe‘yi şampiyon yapar mı; yapmaz… Kimse kendini kandırmasın…Gustavo rakip ataktayken iyi top çalıyor ama çaldığı topu ayağından çabuk çıkarmıyor, takım zaten ağır hücuma çıkıyor, yetmezmiş gibi bir de Gustavo “el frenini“ çekiyor…Valencia çalışıyor, topu kazanıyor, ayağında çok tuttuğu için kazandığından fazlasını kaybediyor… Osayi Samuel geldiğinde bir umuttu… O da Fenerbahçe‘nin iklimine uydu… Hele Pelkas; bu kadar düşüş olur mu? Uzatmanın son dakikasında kaçırdığı gol nedir öyle…
Fenerbahçe savunması da felaket… Geri dörtlü arkasına atılan her topu kaçırıyor… Malatya son vuruşları o kadar kötü yaptı ki, bu Fenerbahçe‘nin büyük şansı oldu… Fenerbahçe’nin şanssızlığı iki topunun direkten dönmesi ve kaleci Ertaç‘ın iyi bir oyun çıkartmasıydı…
Fenerbahçe yan pasa ve ağır hücuma o kadar alışmış ki, artık uzatmanın ilk dakikası; orta sahada kendi aralarında bir sağa, bir sola tam 30 saniye takımı bir adım öne çıkartmayan paslar yaptılar …
Giden, gelen fark etmedi… Fenerbahçe feci kötü oynuyor…

Yazının devamı...

Kendinizi kandırmayın

4 Nisan 2021

Levent Şahin Hoca‘yı maç öncesi dinliyordum... Levent Şahin, “Hukuksuz biçimde hocamız aramızda yok” demez mi? Sevgili Hocam, bizim aklımızla dalga mı geçiyorsun. Son Rizespor maçında rakip kulübün yöneticisine çok ağır küfürleri eden Fatih Hoca değil mi, bu küfürleri temsilci yazmadı mı? Rakibe ağır küfür cezayı gerektirmiyor mu?
Fatih Hoca‘nın yıllardır bu kaçıncı cezası... TFF’ler, MHK‘ler, hukuk kurulları, disiplin kurulları gelip gidiyor, bunların hepsi mi size düşman? Hepsi mi maksatlı? Sizlerin hiç mi kusuru yok, hiç mi yanlışı yok? Hukuk, tuzak, pusu diye diye takımın futbolcularına da sonunda buna inandırdınız. Oynamıyorlar, oynatamıyorsunuz.
Oysa sahada Galatasaray takımı yok. Önce bunu görsenize... Son 2 maçta Galatasaray kalesine golleri kim attı? Hakem mi attı, TFF mi attı? Koca Galatasaray takımı Muslera‘nın mucize kurtarışlarına rağmen bu kadar gol yer mi? Kendinizi kandırmaktan, camiayı ve futbol dünyasını kandırmaya çalışmaktan vazgeçin... Hem kendinize, hem takımınıza onarılmaz yaralar açmayın.
G.Saray elbette çok eksikti... Savunmasının üç önemli adamı yoktu ama, geçen hafta da o olmayanlar feci hatalarla Galatasaray‘ın yıkımını hazırlamışlardı. Geri dörtlünün o üçlüsüne Hatay maçında Sarachhi de katıldı ve “geri dörtlünün“ feci hatalar zincirini tamamladı. Soldan arka direğe doğru gelen yüksek topa, Sarachhi zamanlama hatası ile ıska geçince o topla Akintola buluştu ve Diouf‘a müthiş bir asist yaptı.
Biz her maçı büyükler üstünden izlediğimiz için diğer takım oyuncularının çok farkında değiliz. Bugün Süper Lig‘in oyunu iki yönlü oynayan en iyi merkez orta saha oyuncularından ikisi Hatayspor’da... Birisi mükemmel bir gol atan Riberio, diğeri Rayana Aaabid... Galatasaray orta sahası bu ikiliyi asla cevap veremedi.
Hep söylüyoruz, Taylan bu takımın vazgeçilmezi... Bir Muslera ise iki Taylan... O kadar önemli... İşin ilginç yanı, Hatay oyuna o deli dolu, coşkulu futboluyla başlamadı. Sanki ürkekti, çekingendi. Ama iki kenarın çok hızlı iki adamı Akintola ve Camara kenarlardan uçurtma gibi gidince maçın ve Galatasaray’ın dengesi değişti.
Son haftalardaki bir yalan-dolan da Hatay maçı ile bitti. Neymiş “Falcao ile Mustafa ikisi birden oynayamazmış.” Mustafa tek oynadı da ne oldu? Yarım yamalak bir şut dışında ortada görünmedi. Tek santrfor oynayacaksa ve sakat değilse Falcao oynar, Mustafa oturur.

Yazının devamı...

Canım sıkkın...

31 Mart 2021

Korktuğumuz başımıza geldi. Okyanusları aştık, boyumuzu aşmayan derede boğulduk. Nedir bu Letonya‘dan çektiğimiz? Hollanda‘ya, Norveç‘e puanı keybetsek canım yanmayacak.

Üstelik daha başlangıçta attığımız golle, Letonya‘nın duvar örme hazırlığını yerle bir ettik. Sonrasında golü atan Kenan’la, Yusuf‘la, Burak‘la, Hakan’la kaçırdık da kaçırdık... Bunların hiç olmazsa birini-ikisini daha gol yapmalıydık.

Sonrası kabus... Golü erken yiyen Letonya çareyi hücumda buldu. O kadar rahat geldiler ki, orta sahayı o kadar rahat geçtiler ki, hiç müdahale edemedik, engelleyemedik, bozamadık, rakip oyunculara hep uzak kaldık.

Daha üç gün önce Norveç karşısında “sıradağlar” gibi dizilen ve süper golcü Haaland ile Sörloth‘a şut atma fırsatı bile vermeyen savunma anlayışımız, ne oldu da Letonya önünde “yaylalar” gibi geniş alanlar bıraktı.

İlk yarı bitene kadar özellikle hava toplarında çok sıkıntı çektik. Her hava topunu aldılar, bir kafa golü de attılar. Allah’tan hakem “faul” diye imdadımıza yetişti.
İkinci yarının başlangıcında Mert Müldür‘ün tek başına yarattığı penaltı ve sonrasında gelen golün dışında Letonya kalesine bile yaklaşamadık. Atak yapmaya, kafa toplarını almaya devam ettiler. Attıkları goller de kafayla aşırdıkları toplar sonrasında geldi.

Açıkçası, bir maç öncesinin süper adamı Kaan Ayhan‘ı aradım. Umut Meraş niye kesildi anlamadım. Taylan Antalyalı ile Umut Meraş‘ın girişi, rakibi durdurmak adına akıllı bir hamleydi. Ama takımın tek iyi ve yaratıcı adamı Yusuf Yazıcı ile savunmaya ciddi anlamda katkı sağlayan Kenan‘ın çıkışı doğru muydu acaba? Bir lafım da Enes’e... Hocan sana bu kadar şans veriyor, bir kımıldasan artık... Grup maçlarına başlarken, “3 maçta 7 puana razı mısınız?” deseler zil çalar oynardık. Ama Hollanda, Norveç gibi grup liderliğinde iddialı iki takımı toplam 7 gol atıp yendikten sonra, ilk turu kendi sahamızda beraberlikle bitirmek bir “burukluk” yarattı. Bu kadar umut bağladığımız Milli Takım, ne kadar etkisiz olursa olsun 3-1 öne geçtiği maçı 3-3‘e getirmemeliydi...

Yazının devamı...