‘Hayır başkan’ diyebilmeli

13 Nisan 2020

Fenerbahçe’de Emre Belözoğlu’nun sportif ve idari direktör olacağı konuşuluyor. Doğru karar... Emre’nin sadece sahada değil, yaşamında lider bir karakteri var. Takımı sarar sarmalar... Futbolcunun halinden de anlar, yönetimin halinden de... Bu işi yapar.
Ancak Emre’ye düşen bir başka büyük ve kritik görev var. Başkan Ali Koç’a yeri ve zamanı geldiğinde “dur” diyebilmek, “Hayır başkan” diye atabileceği yanlış bir adıma engel olabilmek...
Başkan Al Koç’a şimdiye kadar yönetimi ve çevresinde kimse, “Hayır başkan” diyemedi. Emre, özellikle transfer döneminde engin futbol bilgisi ile yanlış bulduğu bir başkan kararına mutlaka “hayır” demeli... Fenerbahçe’ye en büyük hizmet bu olur.
Fenerbahçe’de başkan Ali Koç’a, “Bu yanlış” diyebilen bir yönetici çıksa, başkanı ikna edebilse, belki de özellikle transferde bu kadar yanlış adım atılmaz, bu kadar derin hayal kırıklığı yaşanmazdı.
Elbette başkan Ali Koç da Emre Belözoğlu’nu sportif ve idari direktör yapacak kadar güveniyor ve kendisine koca bir futbol şubesini teslim ediyorsa, Emre’nin “hayır” dediklerinde düşünmeli, durmalı ve yanlış adım atmaktan vazgeçmeli...

Aman sigarayı bırakın
Kaptan Rüştü Reçber’i aradım, “Geçmiş olsun” dedim. Epey konuştuk, sesi çok güçlü, morali çok yerindeydi. Açık konuştu, “Gittik geldik” dedi ve üstüne basa basa, “İyi ki sigarayı beş yıl önce bırakmışım” diye tekrarlayıp durdu.

Yazının devamı...

İdeali Aykut Kocaman

6 Nisan 2020

Bu yazacaklarıma Fenerbahçeli çoğu taraftarın karşı çıkacağını, hatta tepki koyacağını biliyorum. Hatta bazı meslektaşlarımın bile... Ama ben yazayım, sonuçta bir düşüncedir, katılan olur, katılmayan olur.
Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, göreve yeni geldiğinde, “Savunma futbolu oynatıyor, takımın hücum zenginliği yok” diye taraftarın karşı çıktığı Aykut Kocaman ile yolları ayırdı.
Sonrasında Cocu geldi, Koeman geldi, gene taraftarın isteği ve baskısı ile “hücum, hücum” diyen son şampiyon hoca Ersun Yanal geldi ama Fenerbahçe takımı o futbol ve hücum zenginliğini bir türlü yakalayamadı. Çünkü elinde, o yapıya uygun bir kadro yoktu.
Fenerbahçe şimdi hoca arıyor. Erol Bulut’un adı geçiyor, yabancı hocalar konuşuluyor, isimler havada uçuşuyor. İddialı bir yabancı hoca gelirse önemli transferler isteyecek. Yeni düzende bu mümkün değil... Üstelik UEFA ve TFF yaptırımları kapıya dayanmış durumda...
Sıradan bir yabancı getirseniz, her şeye evet” diyecek ve hiçbir iddia taşımadan parasını alıp gidecek.
Sıkıntı büyük... Fenerbahçe de her kulüp gibi küçülmek, altyapıya yönelmek, daha takım oyununa, takım disiplinine bağlı bir kadro oluşturmak ve buna göre bir hoca bulmak zorunda...
O zaman alternatif isimlerden biri olarak Aykut Kocaman akla geliyor. Aykut hoca zaten, yıldıza fazla önem vermeyen, takım oyununu ve disiplinini seven bir futbol anlayışına sahip... Çalıştırdığı her takım, Türkiye’nin en fazla koşan takımı oluyor.

Yazının devamı...

Dilerim yanılırım

30 Mart 2020

Süper Lig’in kalan bölümü oynanır mı, oynanmaz mı? Nisan-mayıs gibi başlangıç, maalesef “hayal” gibi duruyor. Hatta haziran... Ne olacak o zaman?
Temmuzda “hızlandırılmış” yani haftada iki maçla lig oynasan, takımlarda çok sayıda kiralık oyuncu var. Tamamına yakınının sözleşmesi 31 Mayıs’ta bitiyor. Doğal olarak kulüpleri geri isteyecek. Bu sorun çözülebilir mi?
Maçların seyircili oynanacağını düşünseniz bile, henüz korku atılmamışken, toplumsal psikoloji düzelmemişken, o maçlar, o tribünler dolar mı? Yeterli tribün geliri olur mu?
Ayrıca lige iki-üç ay ara veren futbolcular, gereken kondisyonu, dayanıklılığı yeniden ne zaman kazanacaklar? Bu bir-iki antrenmanla olacak bir iş değil ki?
Her sarkma, bir sonraki sezonu ciddi anlamda etkileyecek, alışılmış düzen yerle bir olacak. Haziran sonu başlayan Avrupa Ligi ön eleme maçları nasıl ve ne zaman oynanacak? Ülke ligleri bitmediğine göre ön eleme maçlarını hangi takımlar oynayacak?
Üstelik her şey çok belirsiz... Avrupa kupalarını da düşününce, her ülkeyi içine alan bu işin bir bütünlüğü var. Bu kadar emek var, bu yarışı bugüne kadar önde götürenler var, bir alt ligden Süper Lig’e gelme hazırlığı yapanlar, bu avantajı yakalayanlar var. Elbette o emeklere, o alın terine yazık...
Ama ortada insani bir çaresizlik var. Sanki 2019-20 sezonu Avrupa’da toptan iptal edilecek ve “Kaybolan yıl” olarak futbol tarihine geçecek gibi... Dilerim yanılırım. İnanın yanılmayı ilk defa bu kadar çok ve bütün kalbimle istiyorum.

Doğa intikam alıyor

Yazının devamı...

Sen yoksan her şey eksik

16 Mart 2020

Sen yoksan herşey eksik… Sen varsan herşey tamam… Süper Lig ‘in en önemli pazarında “sen“ yoktun, seninle birlikte “futbolu futbol” yapan hiçbir şey yoktu… Heyecan yoktu , tempo yoktu, duygu yoktu , coşku yoktu… Ne yapalım, sağlık olsun… Futboldan önce insan sağlığı…
Gündüz maçında Trabzonspor - Başakşehir mücadelesini izledik… Trübünler öksüz kalınca, sahadaki futbol da öksüz kaldı… Kabul edelim ki, bunun faturasını Trabzonspor ödedi…
Benzer durum akşam maçı için geçerliydi… Hele gündüz maçında gelen beraberlikten sonra, Galatasaray’ın alacağı bir galibiyet, önündeki Trabzonspor ve Başakşehir‘e iki adım birden yaklaştıracak ve aradaki puan farkı sadece “1“ e inecekti…
Galatasaray da bu bulunmaz fırsatı kullanamadı… Özellikle ilk yarıda futbol değil, “işkence” vardı…
Galatasaray’ın Belhanda ile “durağan“ görüntüsü Ömer Bayram‘ın oyuna girmesiyle “pozitif“e döndü… İkinci yarının tamamına yakın bölümünde Galatasaray ‘ın isteği ve baskısı vardı… Ancak en kritik iki pozisyonu Beşiktaş kaçırdı… Çaprazda Nkoudou’nun şutunu karşılayan Muslera, bir korner atışında da Atiba ‘nın vuruşunu iyi önledi …
Beşiktaş kalesinde de Karius‘un hatasız oynadığını söylemeliyiz…Beşiktaş ‘ın tutanı iyiydi ama atanı ortada hiç görünmedi… Burak Yılmaz son derece etkisiz bir maç çıkardı… Falcao ikinci yarının başında dışarı giden kafa vuruşu dışında ortada görünmedi…
Sergen Yalçın, sağ önde Boyd‘u oynatarak Saracchi - Onyekuru saldırılarını iyi kesti… Gerçi Onyekuru “mecburen” oynuyor gibiydi… Çıkana kadar birşey yapmadı… Boateng ilk iki maçında sahnede bir göründü ve göze girdi, alkışlandı, sonrasında yok… Az, buz değil , ortalıkta hiç yok...

Yazının devamı...

Seyircisiz maç ortada

15 Mart 2020

Maçlar artık seyircisiz... Galatasaray bunun sonucu Aslantepe’nin tribünlerinden başlayıp sahaya kadar yansıyan o “ruh”tan yoksun oynayacak. Bu “öksüzlüğe ve sessizliğe” rağmen Galatasaray, Aslantepe’de alışılmış duygusunu, coşkusunu, temposunu gösterebilecek mi meraktayım.
- Sergen Yalçın’ın futbol anlayışında “freni” yok. Rakip Galatasaray diye “frene” basacağına hiç ihtimal vermem. Üstelik seyircisiz maç Beşiktaş’ın şansına ciddi bir katkı yaptı. Yeter ki Sergen Yalçın’ın sınır tanımayan “özgür ruhu” Beşiktaşlı futbolculara yansıyabilsin.
- Ömer Bayram önemli oyuncu... Adam frikik atışlarında “toplu katliam” yapıyor. Topu öyle bir kesiyor ki, rakip kaleci, rakip savunma hepsi birden “imha” oluyor.
- Galatasaray’ın bir “garantörü” var; kaleci Muslera... O kadar iyi oynuyor ki, sanki “mağlup edilemeyenler” filminin oyuncusu gibi... Beşiktaş bu “garantör” den yoksun... Kalede Karius varsa, ne çıkarsa bahtına...
- Beşiktaş orta alanında Elneny, “Arap atı” gibi... Belki sprinter değil, ama uzun mesafe koşucusuna benziyor. Her dakika, her yere gidiyor. Son maçlarda rakip ceza alanlarını da ziyaret etmeye ve şut atmaya başladığı unutulmasın.
- Her bahar gelişi bana Feghouli’yi hatırlatıyor. Nisanlar, mayıslar sanki Feghouli’nin... Baharla birlikte “çiçek” gibi açıyor, rengarenk oluyor; takıma, maça ve sonuca damgasını vuruyor.
- Galatasaray’ın, “Dünya markası” Falcao, Beşiktaş’ın “Türkiye’nin kralı” Burak Yılmaz’ı boş geçer mi, hiç sanmam. Zaten kim atar bilemem ama, ikiden fazla golün olacağı bir maç bekliyorum.

Yazının devamı...

Taş gibi takım

13 Mart 2020

Kuzey Avrupa takımı ile oynuyorsan, adına - sanına, şanına - şöhretine bakmayacaksın; Fizik gücüne, mücadelesine, hızına dikkat edeceksin... Copenhagen, Başakşehir karşısında bu özelliklerle maça başladı... Üstelik savunmayı hiç düşünmediler...“Dengeli oynayalım, oyunu yavaşlatalım, rövanşa bakalım“ gibi klasik hesaplara hiç girmediler...
Biz maçlara genelde gönül verdiğimiz takımın penceresinden bakıyoruz... Oysa rakibin ne yaptığı o kadar önemli ki... Copenhagen maçın hiçbir dakikasında, hiçbir alanda eksik kalmadı... Savunmasındaki kalabalığı hücuma çıkarken orta alana taşıdı, Başakşehir ceza alanına gene aynı kalabalıkla geldi...
Sağbek Valera’ya (2 numara-sarışın) bayıldım... Ne kadar hızlı, ne kadar çok hücuma çıktı... Başakşehir kendi sahasında oynamasına rağmen Caiçara ile Chily‘i bile Valera kadar hücuma katkı veremedi... Valera‘ya baktım 26 yaşında... Yanılmıyorsam geçmişinde Manchester United ve Real Madrid var... Bonservis bedeli 1.5 milyon euro... Bu Valera ve benzerlerini bizim takımlar niye bulamazlar acaba? Gerçi penaltıyı Valera yaptı ama müthiş oynadı...
Başakşehir bu Copenhagen karşısında özellikle ilk yarıda sadece bir defa hızlı hücumu denedi ve mutlak pozisyonu o hızlı hücumda yakaladı... Visca‘nın “jet“ gibi gelip yerden kestiği topta Demba Ba çerçeveyi bulamayınca çok önemli bir fırsat kaçtı... Elbette bir de Visca‘nın direkten dönen şutu...
Başakşehir‘de iki stoper Skrtel ile Epruenu‘nun etkili oyunları ve çok kritik müdahaleleri olmasa, ilk yarı sonunda soyunma odasına hayal kırıklığı ile gidebilirdi... Sahada o kadar disiplinli ve diri bir Copenhagen takımı vardı... Özellikle orta alanda Falk... Kusursuz oynadı ve resmen takımını oynattı...
Başakşehir ikinci yarıya daha iyi, daha etkili başladı... Ancak Copenhagen‘ın “oyun hızı“, Başakşehir‘in pozisyon üretmesine izin vermedi... O kadar hızlı düşünüp, o kadar hızlı oynadılar ki, Edin Visca‘ya, Demba Ba‘ ya, Crivelli‘ye ne koşacak alan, ne şut atacak zaman bıraktılar...
Allah’ı var, Başakşehir de rakibin ilk yarıdaki kadar kalesine yaklaştırmadı... Tehlike bölgesinin dışında tuttu... Sadece bir Mert Günok hatası yüreğimizi ağzımıza getirdi, neyse ki, rakibin ayağı kaydı da, bu pozisyon başımıza dert açmadı...

Yazının devamı...

Muslera duvarı...

9 Mart 2020

Galatasaray’ın sahaya “en iyi“ kadrosuyla çıktığı maça, Sivasspor ligin “en iyi“ başlangıcını yaptı… Daha 7. dakika dolarken, önce Hakan Arslan‘ın, kafası, sonra Mert Hakan‘ın füzesi Galatasaray‘ın “yaşam sigortası” Muslera tarafından “mucize“ gibi kurtarıldı… Muslera duvarı olmasa, 7. dakikada durum 1-0 değil, abartısız 3-0 olurdu, Sivasspor öyle sağlam, öyle etkili bir başlangıç yaptı…
Galatasaray bu; baktı ki pabuç pahalı, 10. dakikadan itibaren ceza alanına “Tehlike bölgesi… Girilmez“ tabelasını astı… O dakikadan sonra roller tamamen değişti… Galatasaray maçın boşrolüne geçti… Her dakikada, her saniyede, sahanın her yerinde Galatasaray vardı… Futboluyla, futbola kattığı güzellikleriyle, etkisiyle, bitiriciliğiyle, oturmuş kadrosuyla adeta “bay patron“du…
Galatasaray‘ın bu kadar egemen olduğu dakikalarda Sivasspor köşeye sıkışmış, yumruk üstüne yumruk yiyen boksör gibiydi… Resmen dağıldı, ne dağılması, darmadağın oldu… Galatasaray koptu koptu geldi… Zaten Ömer Bayram dedin mi duracaksın… Adamın önlenemez frikik atışları var… Topu öyle yerlere o kadar etkili indiriyor ki, rakip savunma, rakip kaleci hepsi birden “taca“ çıkıyor…
İlk gol böyle geldi… Ömer Bayram nefis kesti, “fırsat nerede, ben oradayım” diyen Falcao affetmedi… Sağdan şiddetini arttırarak gelen Feghouli fırtınası çok tehlikeli, çok iyi iki posizyon yarattı… Bir karşı karşıya, diğeri uzun menzilli füze… Kaleci Samassa ikisini de iyi savuşturdu… Ama “bu ateşe kar dayanmaz“ misali, üçüncü Feghouli buluşmasında teslim oldu ve Galatasaray öne geçti…
İlk yarı bittiğinde aklımızda “doyumsuz” bir Galatasaray ve ilk golü atmasına rağmen bu Galatasaray‘a direnmekte gerçekten büyük sıkıntılar çeken ve adeta ne yapacağına şaşıran bir Sivasspor kaldı…
İkinci yarı başladığında gördük ki, devre arası Sivasspor‘un imdadına yetişmiş… Nitekim ikinci yarıya biraz toparlanarak ve Galatasaray‘ın ilk yarıdaki “Kayıtsız şartsız egemenliğine“ kafa tutarak başladı… Erken bir dakikada penaltı ve sonrasında gelen golle hem skora, hem oyuna ortak oldu… Penaltı kararı elbette futbol dünyası ve medya için bulunmaz bir fırsat oldu… Penaltı mı değil mi, penaltıysa ihlali yapan ve sarı kartı bulunan Seri ikinci sarıdan atılır mıydı, atılmaz mıydı, konuşulur da, konuşulur… Hele uzatma dakikalarındaki kritik kararlar, kartlar… Hakem yorumcuları için malzeme bayağı çok...
Penaltıda Muslera için üzüldüm… Belki de çok uzun süre sonra aşırı kritik bir penaltı atışını kurtardı… Ama karşıladığı topta, Galatasaray savunma oyuncuları penaltı atışını kaçıran ama dönen topu tamamlayan Emre Kılınç kadar çabuk olamadılar… Muslera daha sonra Emre Kılınç‘ın köşeye giden topunu da müthiş çıkardı…

Yazının devamı...