Katar; yatar...

25 Mart 2022

Çok uzun yıllardır, inanın çok uzun yıllardır Burak Yılmaz’ın penaltı kaçırdığını görmedim… Topu penaltı noktasına koyar, kaleye bakar, ya sağ köşeye ya sol köşeye topu yerden ve darbeli bir vuruşla bırakır… Böyle ne penaltılar attı…
Kötü kadere bakın; Burak, Türk futbol tarihine geçecek, belki de mucizeye yelken açacak penaltıyı, hiç alışılmadık şekilde, havadan kullanarak yine hiç alışık olmadığımız şekilde kötü vurarak kaçırdı…
Aslında maçı ilk yarıda kaybettik… Portekiz’in iki kenar adamı; sağda Otavio, solda Jota’yı tutamadık… Çok kaçırdık… Hadi Berkan sol savunmaya alışkın oyuncu değil, Otavio‘yu çok kaçırdı, yıllardır Avrupa’da oynayan Zeki, her seferinde Jota‘yı bu kadar çok nasıl kaçırdı inanılır gibi değil…
İlk yarı kötü oynadık zaten… Hakan Çalhanoğlu çok sıradandı… Cengiz ortalıkta hiç gözükmedi… Burak birşey yapamadı… Sahada sadece Portekiz milli takımını durdurmaya çalışan ama bunu asla başaramayan bir Türk milli takımı vardı…
İlk yarıyı iki farklı yenik kapatınca, ikinci yarıya belki de doğaçlama “ne çıkarsa bahtına“ diye oynamaya başladık… Portekiz’e yine pozisyonlar verdik ama hiç olmazsa golü de düşünmeye başladık…
Cengiz bayağı bir kımıldadı, Hakan da öyle… Dorukhan ile Yusuf‘un oyuna katılması da takıma bir ivme kazandırdı… Önce umut golü geldi, sonra mucizeye yelken açacak, Türk futboluna yeni bir tarih yazdıracak penaltı kararı…
Her penaltıyı “gözü kapalı“ gol yapan bugüne kadar yerden vuruşlar dışında penaltı atmayan Burak Yılmaz havadan ve son derece berbat bir vuruşla kendini ve koca bir ülkeyi tarifsiz üzüntülere boğdu… Ama futbolda bu var… Penaltı ile kaçan dünya şampiyonlukları bile var…

Yazının devamı...

Betona çivi çakmak

21 Mart 2022

Konyaspor beton gibi sağlam takım... Çiviyi çakmaya çalışıyorsunuz, eğiliyor, bükülüyor, yamuluyor ama beton gibi duran Konyaspor takımına işlemiyor... İşte Fenerbahçe ikinci yarıdaki baskın oyunuyla bu betona çiviyi çakmayı başardı...Fenerbahçe; bu beton gibi takıma karşı orta alanına çok teknik ama çok yumuşak iki adam Mesut ile İrfan‘ı koyunca, daha birinci dakikadan başlayarak bıktırıcı bir yan pas - geri pas trafiğine dalınca zaten ilk yarıyı bozuk para gibi harcadı...Fenerbahçe savunmasının arkasına atılan her topun büyük tehlike yarattığını “sağır sultan“ bile duydu...

Konya takımı, Fenerbahçe kendi yarı alanında “mehter takımı“ gibi iki ileri - bir geri yan pas yaparken, 11 adamıyla kendi yarı alanına çekilip bekledi... Doğal olarak her Fenerbahçe atağını çok kalabalık karşıladı...Hücuma çıkarken de, Fenerbahçe’ye karşı her takımın yaptığını yaptı... Savunmanın arkasına uzun toplar attı... Hepsi tehlike yarattı, hepsinde Kim Min Jae imdada yetişti...Fenerbahçe‘nin her türlü gol yediğini görmüştük de, taçtan gol yediğini ilk defa gördük... Konyaspor taç atarken Cikalleshi savunmanın metrelerce arkasına sarkıp beklemeye başladı... Doğal olarak topu attılar, Cikalleshi pozisyonu yarattı, Bytyqi golü attı… Koca savunmada bir futbolcu bunun farkına varmadı mı?

Konyaspor gibi bu sezonun en diri, en sağlam takımına karşı orta alanda Mesut gibi, İrfan gibi yumuşak futbolcularla başlamak zaten büyük kumardı... Bu ikiliye bir de Zajc uyunca, koca orta alan bir tek Crespo’ya kaldı... Zavallı adam, itfaiyeci gibi, nereye yetişsin, bir oraya, bir buraya koşup yangını söndürmeye çalıştı ama ilk yarı bittiğinde ateş bacayı çoktan sarmıştı...Fenerbahçe ikinci yarıya Mesut Özil‘i çıkararak başlayınca, İrfan Can, takımın dümenine geçti... Hareketlendi, takımı taşımaya başladı ve Konya ceza alanı çevresinde hissedilir bir baskı kendini gösterdi...

Önce İrfan Can‘a kaleci Sehiç‘in arkadan orantısız bir yüklenmesi oldu... Penaltı belki verilebilirdi... Halil Umut Meler ve VAR oralı olmadı... Sonra İrfan Can’ın harika frikiği ve Sehiç‘ten dönen topta Kim’in beraberlik golü geldi...Hep söylerim, adama düşman değilim, aksine bu ülkede en beğendiğim bir - iki futbolcudan biri... Futbolcu olarak her şeyin azamisine sahip… Ama her şeyin asgarisi ile oynuyor... İkinci yarıda biraz kımıldadı, çıkana kadar Fenerbahçe’yi nasıl taşımaya başladı, gördük... İrfan Can, kendini “başrol“ oyunculuğuna alıştırmalı... Tam oyunu kontrol etmeye başlamışken çıkar mıydı? Hayır çıkmazdı...Ancak, bu defa sazı eline Pelkas aldı... Her atağında hiç yan yollara sapmadan mecburi istikamet gibi dikine dikine Konya kalesine gitmeye başladı, çok denedi ve sonunda Fenerbahçe için ikincilik şansını arttıran haftanın gollerinden birini attı...Fenerbahçe ilk yarıda modeli çoktan tarihe karışmış yan pas - geri pas - yavaş hücum ilkelliğinin, Konyaspor da ikinci yarıda oyunu savunmada kabul etmesinin faturasını ödedi... Son gülen Fenerbahçe oldu...

 

Yazının devamı...

Pedri denen bela

18 Mart 2022

Takımın adı Galatasaray olunca, Avrupa maçına çıkınca, ilk karşılaşmada golsüz berabere kalınca, rakibin adının Barcelona olduğuna bakmıyor, gerçekleşeceğine inandığın bir hayale kapılıyor, umuda yelken açıyorsun… Biliyorsun ki, geride yaşanmışlıklar, tarihe yazılanlar var… Doğal olarak “hadi bi daha“ diyorsun… Haksız değilsin…
Bunlar maç öncesi duygular elbette... Maç başladı, tatlı bir umuttan, tatlı bir hayaldan hakikate döndük… Karşımızdaki Barcelona, ilk maçtaki Barcelona değildi… Daha ilk dakikadan topu ve maçı Barcelona‘ya bıraktık…
Dünyanın en iyi pas oyununu oynayan Barcelona, Galatasaray’ın bıraktığı geniş alanlarda istediği gibi top çevirdi… Mutlak bir hakimiyet kurdu… Oysa ilk maçta olduğu gibi rakibe yakın oynamalı, bu kadar rahat pas yapmasını engellemeliydik… Ya düşünemedik ya da hem savunma yapayım, hem hücuma çıkayım derken ikisinde de eksik kaldık…
Buna rağmen De Jong’un auta giden bir şutu dışında kalemizde bir sıkıntı yaşamadık… Hatta kaleci Pena yere bile yatmadı… Hele duran toptan Marcao kafasından kazandığımız gol, tarihe yeni bir imza atmanın habercisi gibiydi…
Bu golden sonra oyunu tutmalı, hiç olmazsa devreye 1-0’la girmeliydik… Yapamadık; Pedri denen bir bela başımızı döndürdü… Kendi yaş grubunun dünyada en iyisi sayılan ve oynasın diye uğruna Messi’nin satıldığı iddia edilen 19’luk İspanyol’u durdurmayı beceremedik, başaramadık…
İşin kötü tarafı, Barcelona‘nın en iyi yaptığı işi, pas oyununu oynaması için geniş alanlar bırakmaya maç boyu devam ettik… Orta sahamız ilk maçtaki direnci gösteremedi… Gomis önde hiç top tutamadı, zorlayamadı… Acaba daha diri. daha iyi Muhammed ile başlamak doğru tercih olmaz mıydı?
Barcelona ilk maçtan boyunun ölçüsünü almış olacak ki, “başımıza ne gelirse bu Kerem‘den gelir“ diyerek, çok yakın oynadılar… Hatta çoğu zaman kademeli markaj yaptılar… Kerem birini geçse, hemen dibindeki ikinci Barcelona’lıya yakalandı…

Yazının devamı...

Karakolda biter bu iş

16 Mart 2022

Küme düşen kulüpler, mahkemeye gidip “13 hakemi lig devam ederken gönderdiler, bu hakemlerin yönettiği maçlarda şaibe var” derlerse ne yapacaksınız… Bir kulübün; ait olduğu kentin yerel mahkemesinden “yürütmeyi durdurma” kararını aldırması çok mu zor… Hayır değil… Görürsünüz; bu iş sezon sonunda karakolda biter…

Önce insanız… Siyasetçi ol, sporcu ol, futbolcu ol, başkan ol, yönetici ol, gazeteci ol, ne olursan ol, önce insanız… İnsanlığınızı unuttunuz, görevine son verdiğiniz 13 hakeme kelimenin tam anlamıyla “itibar suikastı“ yaptınız…
Cüneyt Çakır ile Fırat Aydınus‘u başa koyarak yazıyorum; bu hakemlerin bir kariyeri var, çevreleri var, anaları - babaları, eşleri, çocukları var… Yazık değil mi onlara… Bir karar alıyorsan da insanca alacaksın, haince değil…
Ayrıca bu hakemler kendilerine yapılan itibar suikastından sonra susup oturacak mı sanıyorsunuz… İçlerinden önemli biriyle konuştum… Gerekçeli karar beklediklerini, sonrasında harekete geçeceklerini söyledi…
Mahkemeye giderlerse, geçerli argümanları ortaya koyarlarsa, bu keyfi ve zamanlama açısından son derece berbat uygulamanız için yürütmeyi durdurma kararı alırlarsa ne yapacaksınız…
Bitmedi, sezon sonunda küme düşen kulüpler, mahkemeye gidip “13 hakemi lig devam derken gönderdiler, bu hakemlerin yönettiği maçlarda şaibe var” derlerse ne yapacaksınız… Bir kulübün; ait olduğu kentin yerel mahkemesinden küme düşmenin kalkması için “yürütmeyi durdurma” kararını aldırması çok mu zor… Hayır değil… Bu gerçeği hepimiz biliyoruz…
Yerel mahkemeler topu TFF Tahkim Kurulu’na atarsa gözler oraya çevrilir. Yine olmazsa bu iş AİHM’e kadar gidebilir.

Yazının devamı...

Çılgın maç...

15 Mart 2022

Çok uzun zamandır hiçbir derbide böyle “çılgın“ bir başlangıç görmedim... Hem Galatasaray, hem Beşiktaş “ya hep ya hiç“ diye oynamaya başladı...
Beşiktaş “fırsat bu fırsattır“ diye, yorgun bulacağını sandığı Galatasaray‘ın üstüne gitti... Ama Galatasaray‘da maç yorgunluğundan, yol yorgunluğundan eser yoktu...
Bir Beşiktaş geldi, bir Galatasaray... Savunmalarında oyalanmadan, orta alanlarında fazla dolanmadan, kestirmeden, rakip kaleye gitmeye çalıştılar... Beşiktaş, Rosier ile yokladı... Omar, tam çizgi üstünden akıllara zarar bir top çıkardı... Kaleci Pena gene bir mucize kurtarışa imza attı... İlk yarının sonraki dakikaları Galatasaray‘ın oldu...
Önce Kerem yokladı, kaleci Ersin topu karşıladı... Mustafa‘nın kafa vuruşu kılpayı dışarı gitti... Galatasaray hızıyla, hırsıyla Beşiktaş kalesini deli dalgalar gibi dövmeye başladı...
Türkiye’nin hatta Avrupa’nın en hızlı, en çabuk oyuncularından biri olan Kerem, Rosier her Galatasaray atağında içeri girince, sol kenarda istediği boş alanları o kadar çok buldu ki... Nitekim Kerem ilk golde topla buluşup vuruşunu yaparken, Rosier başta, Beşiktaş savunmasından tek adam Kerem‘in yanında yoktu... Ben diyeyim 5 metre, siz deyin 10 metre, koca savunma kendileri için en büyük tehlike Kerem’den bu kadar uzak kaldılar...
İkinci Kerem golünde, klasik bir Beşiktaş stoper krizi vardı... Vida seyretti, Necip seyretti, Kerem aradan yükselip hem kendinin, hem takımının ikinci golünü attı... Bu golden once Mustafa’nın asist öncesi Umut’tan topu faulle söküp sökmediği tartışılacaktır... Buna faul çalan hakem çıkar mı, elbette çıkabilir... Ama günümüzün futbolunda oynatana da “niye oynattın“ diyemeyiz...
Beşiktaş iyi başladığı maçın ilk on dakikasından sonra ciddi anlamda ezildi... Galatasaray’ın iki koşucusu Taylan ve Berkan karşısında Alex Teixeira gibi yumuşak bir oyuncu çok hafif kaldı... Ghezzal‘a topu göstermediler... Atiba ortaya çıkamadı... İlk yarıda Galatasaray, Beşiktaş’ı adeta yedi bitirdi...

Yazının devamı...

Bu kadar kaçırır bu kadar yersen olacağı budur

9 Mart 2022

Beşiktaş’ta Vida yoksa sallanmaya başlıyor, en ufak dokunuşta “kartondan kale” gibi yıkılıyor. Bir de bu kadar açık, bu kadar kolay, abartısız, kaleye iki metre, üç metre mesafelerden, her Beşiktaşlıya neredeyse “saç-baş yolduran” goller kaçar mı?

Beşiktaş’ta Vida yoksa, savunmanın vidaları gevşiyor. Sallanmaya başlıyor, en ufak bir dokunuşta “kartondan kale” gibi yıkılıyor. İşte iki son örnek... Kayseri kupa maçında rakip iki defa geldi, iki gol attı, Beşiktaş’ı eleyip gitti. Son Başakşehir maçında, oyuna hakim olan taraf Beşiktaş’tı. Başakşehir, hücuma çok da çıkmadığı maçta iki golle iki defa öne geçmeyi başardı.
Beşiktaş’ta çok önemli bir savunma sorunu, özellikle stoper sorunu var. Takımın her noktasında gençler, hatta sıradan oyuncular oynayabilir. Ama günümüzün futbolunda iddialı her takımın en azından çok iyi iki stopere ihtiyacı var.
Beşiktaş; Vida’nın yanına ikinci bir stoperi sezon boyu bir türlü bulamadı. Vida’nın yanında Welinton oynadı, Montero oynadı, Necip oynadı, genç Serdar oynadı, bir türlü olmadı. Hele Vida da olmayınca her rakip atakta Beşiktaş kalesi yıkılmaya başladı.
Beşiktaş’ın transferde önceliği çok iyi iki stoper olmalı. Vida’yı tutabilirler mi bilemem. Kalsa elbette iyi olur. Ama yetmez. Mutlaka çok iyi bir stopere daha ihtiyaç var. Hele Vida giderse en az iki çok iyi, çok olgun stoper bulması, alması gerekecek Beşiktaş’ın...
Bir de; yazmasam olmaz. Bu kadar açık, bu kadar kolay, abartısız, kaleye iki metre, üç metre mesafelerden, her Beşiktaşlıya neredeyse “saç-baş yolduran” goller kaçar mı? Bu kadar kaçırırsan, bu kadar kolay yersen, olacağı budur.

Durma, devam

Bazıların yokluğu, diğerlerinin varlığı için şanstır derler. Trabzonspor’da stoperlerin neredeyse tamamı sakat... Neredeyse yedeğin yedeği bile yok. İşte tam da bu ortamda görev alan genç Ahmetcan, yakaladığı fırsatı 12’den vurdu. Süper oynadı, sakin kaldı, ikili mücadelelerde ezilmedi. Ahmetcan durma, devam... Durursan, düşersin.

Yazının devamı...

Yenilse yazık olurdu

7 Mart 2022

Fenerbahçe sezonun en iyi başlangıcını yaptığı maçta kontrolü eline almıştı ki, daha ilk çeyrekte çıkan kırmızı kartla bir çuval incir berbat oldu.
Siopis-İrfan Can ikili mücadelesinde İrfan Can’ın ayağı toptan sonra Siopis’in bileği ile buluştu. İrfan Can o ayağı çekebilir miydi, çekemez miydi, çoğu insan elbette gönül verdiği renge göre konuşacak.
Açık konuşayım, yazı yazacağım için, televizyonlarda program yapan çok önemli tam dört eski hakeme sordum. Dördü de kırmızı için “yanlış” dedi. Hatta içlerinden biri, “VAR bu işe ne karışıyor?” dedi. Bir diğeri “skandal” yorumunu yaptı.
Daha sonra baktım 19.25’te eski FIFA hakemimiz Ahmet Çakar’ın “Bu gece Türk hakemliğinin bittiği gecedir. Bu kırmızı kart TFF’nin ve MHK’nin Fenerbahçe’den intikam alma arzusunun ayyuka çıktığı gecedir” mesajı sosyal medyaya düştü.
Maçtan sonra Aspor’da Erman Toroğlu’nu dinledim. Erman Hoca, “Kırmızı kart tamamen doğru” dedi.
Kırmızı kart kararı doğru ya da yanlış, hatta varsayalım bir çuval inciri hakem Zorbay Küçük berbat etti. Ancaak; başkanın Ali Koç maçtan bir akşam önce “Hakemin iyi niyetinden kuşkuluyum” demişken, hakeme bu şansı niye verirsin, hakemin değirmenine niye su taşırsın İrfan Can?
Hayret, Trabzonspor’la on bire on bir oynarken bile başa çıkmak zorken, Fenerbahçe bir eksik oynamasına rağmen genellikle üstün olan ve oyunu kontrol eden taraftı. Ama golü yiyen de Fenerbahçe oldu. Çünkü kabul edelim ki, Trabzonspor’daki kaliteli ayaklar Fenerbahçe’de yok.

Yazının devamı...

Kafan çalışacak

6 Mart 2022

Konyaspor’un iki stoperi Adil ile Abdülkerim... Duran toplarda, kornerlerde, gelen geçen her hava topunda çıkıp çıkıp vurdular… Galatasaray‘ın iki stoperi Nelsson ile Marcao... Ceza alanına kornerden, duran toptan, sağdan - soldan gelen hiçbir hava topuna çıkamadılar, vuramadılar, kafayı çalıştıramadılar...
Galatasaray‘ın iki stoperi için “iyi oyuncular“ diyoruz... Kafayı çalıştıramadıktan sonra ben ne yapayım böyle iyi stoperleri… Sonucu ortaya koyan çok şey söylenebilir ama, birinci nedeni; iki takım stoperleri arasındaki uçurum gibi farktı...
Futbolda “hamle üstünlüğü“ dediğimiz ve hayati önem taşıyan bir özellik var... Ortada, sahipsiz toplara ilk hamleyi yapabilmek, o topu kapabilmek… Özellikle ilk yarıda bu hamle üstünlüğü ezici şekilde Konyaspor takımındaydı...
Hani deriz ya “rakibe top göstermedi“ diye... Konyalı oyuncular her pozisyonda o kadar çabuk davrandılar ki, hamle üstünlüğünü tek pozisyonda bile Galatasaraylı oyunculara bırakmadılar...
Gerçi “hamle üstünlüğü Konyaspor’da” diyoruz ama Galatasaray‘ın hamle üstünlüğünü kapmaya, futbol oynamaya, maçı kazanmaya niyeti var mıydı? O da tartışılır...
Kardeşim; sezon nasıl geçerse geçsin, istersen “gazozuna maç” yap, senin adın Galatasaray... Yenilsen bile vuruşarak yenileceksin, “beyaz bayrak“ çekip, teslim olarak değil... İlk yarının özetiydi bu...
Galatasaray, Konya‘ya Mevlana Türbesi’ni ziyarete değil, maç yapmaya geldiğini hatırlamış olmalı ki, ikinci yarıya koşmaya ve futbol oynamaya niyetlenerek başladı...

Yazının devamı...