Aslan gibi Galatasaray

9 Mayıs 2021

Fatih Hoca, son galibiyetlerin gözde gençlerine, “Bu maç sizin boyunuzu aşar, gelin yanıma oturun” dedi, Kerem‘i, Halil‘i, Mustafa‘yı kulübeye çekip, final maçlarını “yemiş-yutmuş”, iliklerine-kemiklerine kadar bu maçları yaşamış üç tecrübeyi Babel, Falcao, Onyekuru’yu ilk on birde sahaya sürdü. Usta‘dan, ustaları oyuna sürdüğü radikal bir hamleydi. Eee, skoru 2-1‘e taşıyan goller Babel ile Falcao‘dan geldiğine göre hocanın hamlesi “tam isabet” yaptı.
Galatasaray bu sezonun en disiplinli, en kusursuz Galatasaray’ı, Beşiktaş bu sezonun en kötü Beşiktaş‘ı olarak maçı tamamladı. Sergen Yalçın‘ın sınır tanımayan özgüveni, bu maçta Beşiktaşlı futbolcuların yanından bile geçmedi.
Beşiktaş, sezon boyunca örnek gösterilen futbol anlayışlarının hiçbirini yapamadı. Futbolcular, şampiyonluk gerilimini taşıyamadılar. Heykel gibi hareketsizdiler. Adaleleri, kasları sanki taş gibi olmuştu. Hızlı hücum yapamadılar, rakip savunmanın arkasına sarkamadılar, iki metre mesafeden birbirlerine pas atamadılar, maçın hiçbir dakikasında baskı kuramadılar.
Galatasaray‘ın kötüsü, Beşiktaş‘ın iyisi yoktu. Bu sezonun tartışmasız en iyi sağbeki Rosier bile bu sezonun en kötü maçını oynadı. Atiba ile Josef gibi dört motorlu Beşiktaş orta alanı, Taylan, Gedson Fernandes, Emre Akbaba önünde kayboldu.
Larin‘in deparlarını göremedik, ancak Babel‘in savunmanın arkasına attığı depar ve ağları bulan vuruşuyla golü izledik. VAR kararıyla gelen golde Rosier‘in ofsaytı bozduğunu söylemeliyiz.
Muslera‘nın kurtardığı bir pozisyon var mı? Düşünüyorum, aklıma takılan bir pozisyon yok. Galatasaray savunması zorlandı mı? Hayır... Fatih Hoca, ustaların işi bitirmesinden sonra bu kez onların yerine gençleri oyuna sürdü.
Bu sezonun en formda Fatih Terim‘i olunca, bu sezonun en iyi Galatasaray‘ı ortaya çıktı. Beşiktaş çok eksikti, kabul ama, o eksik kadro o kadar büyük işler yaptı ki, Galatasaray karşısındaki bu ürkek oyun açıkcası herkesi şaşırttı.

Yazının devamı...

ŞANSAL BÜYÜKA İLE DOBRA DOBRA

5 Mayıs 2021

Beşiktaş kaybederse cepten yiyecek, Galatasaray kaybederse şampiyonluk gidecek

Galatasaray için “ya hep, ya hiç”; Beşiktaş için “yanıma yaklaşmayın” maçı... Beşiktaş’ın takım oyunu, Galatasaray’ın bireysel yaratıcılığı var. İmparator Fatih Terim, kendi kadar akıllı, belki daha da akıllı Sergen Yalçın karşısında...

Galatasaray ip üstünde oynayan cambaz; Beşiktaş keyifle koltuğuna kurulmuş, purosunu tüttüren tüccar gibi... Galatasaray, ipten düşebilir; Beşiktaş, en kötü purosunu söndürebilir. Galatasaray için “ya hep ya hiç”; Beşiktaş için “yanıma yaklaşmayın” maçı... Şöyle bir bakıyorum, hatta herkes gibi maçı kafamda oynuyorum:
KALECİLER: Galatasaray‘da Muslera çok iyi, ancak Beşiktaş’ın genç Ersin‘i performans olarak Muslera kadar iyi...
BEKLER: Galatasaray‘da Linnes, Şener, Sarachhi, Ömer Bayram, kim oynarsa oynasın, Beşiktaş‘ın iki beki Rosier ile N’Sakala çok daha iyi... Hem hücumda, hem savunmada çok daha etkili...
STOPERLER: Vida bir numara... Sezon başı sallandı, sonrasında süper oynuyor. Welinton idare eder. Galatasaray‘da Donk-Marcao ikilisi de öyle... Fark olursa, o farkı Vida yaratır.
ORTA SAHALAR: Beşiktaş‘ta sağ kenardaki Ghezzal‘ı tek geçerim. Mutlaka öldürücü ortaları, köşelerden toz alan şutlarını deneyecektir. Solda N’Koudou, ifade yerindeyse dirildi, çok hızlı, içeri giriyor, iyi vuruyor. Benzer özellikleri Babel de taşıyor. Markör olarak Galatasaray‘da Taylan - Gedson Fernandes, Beşiktaş‘ta Atiba-Josef de Souza... Bir taraf daha ağır basıyor diyemem.

Yazının devamı...

Umut fakirin ekmeği...

3 Mayıs 2021

Galatasaraylı futbolcular için oynaması sıkıntılı ve zor bir maçtı… Şampiyonluk deseniz, ufuk çizgisi kadar uzakta... Yetişmek için çalıştığın lider Beşiktaş, bir akşam önce futbol gösterisi yapıp 7 golle maçını kazandı… Bu koşullarda havaya girmek, motive olmak, coşkuyu yakalamak gerçekten kolay değil…
Galatasaray nitekim başlangıçta o havayı yakalayamadı… Gençlerbirliği, “Ben tam saha oynayamam, kendi yarı alanıma çekileyim” dedi… Maç Gençlerbirliği yarı alanında oynandı… Top sürekli Galatasaraylı oyuncuların ayağında kaldı… Gençlerbirliği, “Rakip yarı alanda havalar nasıl” diye merak edip çok nadir sınırın öte tarafına geçti… Galatasaray’ın golü geç bile kaldı… Bunu söylerken, sanmayın ki pozisyon üstüne pozisyon yaratıp atamadı… Koca ilk yarıda iki cılız Emre Akbaba şutu, bir de yakından dışarı giden Babel’in kafası vardı…
Galatasaray için maçın tesellisi, gene “Gençlik aşısı” oldu… Halil mükemmel bir golle siftah etti… Kerem ele avuca sığmadı… Hani futbolcu adaylarına sorarlar, “Hangi mevkide oynuyorsun” diye, genç futbolcu adayı “Her yerde oynarım” der ya, Kerem tam bu tanımlamanın adamı… Nerede oynadığı belli değil, kırk tane postacıyı peşine taksanız adresini bulamaz… Tazı gibi, sahanın her yerinde ve maçın her pozisyonunda var…
İkinci yarıda roller değişmedi… Yenik olan, ligde kalmak için kazanmak zorunda olan Gençlerbirliği yerinden kımıldamadı, gene kendi yarı alanında bekledi… Top, oyun, pozisyon üstünlüğü çok büyük farkla Galatasaray’da kaldı… Nitekim ikinci gol gecikmedi… Emre Akbaba çok kaliteli bir vuruşla topu ağlara gönderdi… Bu gol için “Galatasaray’ı rahatlatan gol” demeyeceğim, Galatasaray 1-0 önde olmasına rağmen zaten rahattı… Oyun üstünlüğüne yüzde yüz sahipti… 
Bu Emre Akbaba ilginç ve önemli bir oyuncu… Plase vuruyor, çok sert vuruyor, tehlike bölgelerinde bulunuyor, bir forvet oyuncusundan daha fazla pozisyonla buluşuyor… Emre Akbaba, Galatasaray’a geldikten sonra çok ağır iki darbe yedi, çok uzun süre futbola uzak kaldı, Galatasaraylı bazı taraftarların gözünden ve gönlünden düştü… Ama bu doğru değil… Değeri bilinmeli...
Fatih Hoca’nın hakkını vermeliyiz… Oyuna iki genç, Kerem ve Halil’le başlaması, gole yakın iki adam Babel ile Emre Akbaba’yı yanlarına koyması, Galatasaray hücumlarına hareket ve zenginlik getirdi… Ardalar, Falcaolar oturuyor, Keremler, Haliller oynuyor… Ben bunu doğru buluyorum…
Gençlerbirliği’nin bu dirençsiz futboluyla ligde kalması mucize olur… Hücum güçleri sıfır, savunma güvenlikleri sıfırın altında… Galatasaray en rahat maçlarından birini oynadı, atabileceği gollerin en azını attı… Kırıntı gibi olan umudunu Beşiktaş maçına taşıdı… Ne de olsa umut fakirin ekmeği...

Yazının devamı...

Vuslat başka bahara

29 Nisan 2021

Üç gün önce olduğu gibi bir gözüm Galatasaray‘da, diğer gözüm Beşiktaş‘ta... Buna rağmen iki maçı da “dört gözle” dikkatli biçimde izlemeye çalışıyorum.

Görevim Galatasaray yazmak... Maçtan bir öykü çıkartmaya, yazmaya çalışıyorum. Yazacak, çıkaracak konu yok. Ama Beşiktaş maçında hareket çok...Daha ilk 17 dakika; Galatasaray henüz Konyaspor ceza alanına şeref vermemişken, aynı 17 dakikada Beşiktaş, Rize‘de tam 6 pozisyon yarattı, ikisi gol oldu, birisi ofsayta takıldı, diğeri skorboarda yazıldı, dördü kaleci Gökhan Akkan‘ın uzayan ellerinde kaldı.

Benim aklım da Galatasaray‘a takıldı. Üç gün arayla bu kadar hareketli oyundan, bu kadar durgun oyuna nasıl geçilir? Antalya‘da sular seller gibi akan Galatasaray, Konyaspor maçının ilk yarısında kuruyan ırmak gibiydi.

Galatasaray oyuna o kadar ağır başladı, o kadar ağır devam etti ki, Konyaspor’un kalabalık ve yerleşik savunması zorlanmadı, dengesi bozulmadı, geniş alan bırakmadı. Üstelik Konya‘da geri dörtlünün çok önemli iki adamı Skubiç ve Abdülkerim cezalıyken...Galatasaray‘a son maçlarda hareketi getiren Halil ile Kerem‘di. Konya iki futbolcuyu da kademeli olarak tutmaya başladı. Emre Kılınç ile Etebo durgun kaldı, Gedson Fernandes, bu etkisizler arasında bir adım öne çıktı.

Galatasaray‘da iki bek, Şener ile Ömer kenarlardan iyi geldiler. Özellikle Şener ileri fırlayıp buluştuğu topları ceza alanına paralel değil, geri keserek  önemli ve tehlike yaratacak işler yaptı.

İlk yarı bittiğinde baktım, Beşiktaş‘ın üç gol atıp devreyi 1-0 önde kapattığını, Galatasaray‘ın beş korner üst üste kullanıp, tek şutunu ilk yarının son dakikasında Gedson Fernandes ile attığını gördüm.

Fatih Hoca sıkıntıyı görünce Babel, Emre Akbaba, Falcao, gole yakın kim varsa hepsini oyuna soktu. Bütün bunlara rağmen Galatasaray pozisyon bulmakta zorlandı. Oyunu hızlandıramadı, baskılı oynayamadı, imdadına golcüleri değil, Konya kalecisi Sehiç yetişti. Babel‘in ciddi darbeli şutunu elinden kaçırıp Emre Akbaba‘ya asist yapınca, Galatasaray‘ı yarışta tutan gol geldi.

Galatasaray baskılıydı ama iyi değildi. Hele son Antalya maçı düşünülürse, o maçın yarısı bile değildi. Halil yoktu, Kerem yoktu, Mustafa yoktu, Emre Kılınç yoktu. Bir Gedson Fernandes vardı. Oyunun merkezinde hep Gedson‘u gördük.

Yazının devamı...

Tek devrelik saltanat

26 Nisan 2021

Fenerbahçe abartısız, bu sezonun en iyi başlangıcını yaptı. Geri pası, yan pası unutarak, ayağını frenden çekip gaza basarak, çok rahat pozisyon bularak, her fırsatta kaleye vurarak...
Fenerbahçe‘de Sosa, oynamak için Emre Belözoğlu’nu beklemiş olmalı... Görüyoruz ki, Fenerbahçe‘nin saha içi patronu Sosa... Süper oynadı. Mert Hakan‘ın da Emre Hoca ile birlikte hızla kendini geliştirdiği çok açık görülüyor.
Fenerbahçe‘nin en büyük kazancı, belki de uzun bir aradan sonra bir maçta bu kadar rahat ve bu kadar sık pozisyon bulması oldu. Özellikle Sosa ve İrfan Can savunmanın arkasına süper toplar attılar.
Sezon başından beri yazıp söylemekten dilimizde tüy bitti, Fenerbahçe hızlı oynamalı diye... Bu maçta belki de ilk defa savunmada, orta alanda oyalanmadan, hedefine Kasımpaşa kalesini alarak hücum etti.
Fenerbahçe ataklarında Pelkas biraz becerikli olsa ilk yarıdaki 3 golün üstüne artı üç gol daha koyardı. En az üç gol... Elbette kaleci Ertuğrul kesin yarım düzine gol kurtardı. Ertuğrul‘un performansı, Pelkas dışında Valencia‘nın, Ozan‘ın mutlak gol vuruşlarına da set çekti.
Fenerbahçe özellikle ilk yarıda sadece 10 dakika ciddi bir şaşkınlık yaşadı. Başakşehir maçında ölümcül bir hata yapan, sonrasında penaltıyı kurtararak bunun altından kalkan kaleci Harun bu defa da oyunu kurayım derken, ayağındaki topu Hajradinoviç‘in önüne bıraktı. Uzun oynasana Harun, oyunu kurmak sana mı kaldı?
Bir lafım da İrfan Can‘a... Sonraki maçın Alanya deplasmanı... Ceza sınırındasın... Santrada rakibi arkadan çekip sarı kart görülür mü, cezalı duruma düşülür mü? Gördüğün sarı kart, cezalı duruma düştüğüne değse neyse...

Yazının devamı...

Adalet yerini buldu

25 Nisan 2021

TFF, Allah‘ın saati bitmiş gibi getirip iki maçı aynı saate koyunca, bir gözümüzle Beşiktaş‘ı, diğer gözümüzle Galatasaray‘ı izledik. Galatasaray maçında görevliyim, yazı yazacağım... Ama Beşiktaş maçının ilk 15 dakikasında üç gol birden gelince, gözlerimi “faltaşı” gibi açtım; bir o maça, bir bu maça bakıyorum.
Ancak Antalya’da tek gözün bile rahatça göreceği, hissedeceği bir Galatasaray izledik. Galatasaray maç başlar başlamaz, Antalya yarı alanında kamp kurdu.
Öyle ki; Galatasaray bu sezon kaybettiği topu, en çabuk geri aldığı maçı oynadı. Antalyalı oyuncuların ayağında top beş saniye bile duramadı. Aslında maç, Antalya-Galatasaray maçı değildi, özellikle ilk yarıda kaleci Boffin‘e karşı Galatasaray vardı.
Galatasaray‘da Kerem ile Halil süper hareketli, inanılmaz çabuk ve kıvraklar... Kaybettikleri her toptan sonra hemen orta sahaya döndükleri için, Antalya aldığı her topta, karşısında “Çin ordusu” gibi kalabalık bir Galatasaray orta alanı gördü.
Ömer Bayram, kesin olarak Sarachhi‘den daha yararlı... Sarachhi gibi deli-dolu değil... Daha iyi top kullanıyor, özellikle duran topları müthiş etkili... Antalya ceza alanı çevresinde geçen ilk yarının golsüz bitmesi, futbol şakası olmalı, başka açıklaması yok.
Yazmadan geçmeyelim. İlk yarıda Podolski‘ye bir sarı kart var. Podolski‘nin salladığı tekme Şener‘e geldiyse niye sarı, banko kırmızı... Yok gelmedi, ayağını boşa salladıysa Şener o kadar niye yattı? Anlamadın vallahi...
Podolski maçın başından beri gergindi ve atılacağı çok açık belliydi. Ersun Hoca‘nın buna rağmen ikinci yarıya Podolski ile başlaması yanlıştı. Eksikliği hissedildi mi? Hayır... Kaleci Boffin, Naldo ve Kudryashov dışında zaten diğer oyuncuların varlığı belli değildi.

Yazının devamı...

Fenerbahçe kazandı...

22 Nisan 2021

Hani, “Yattığı yerden para kazanıyor” derler ya, aynen öyle… Fenerbahçe bu haftayı maç yapmadan geçirdi  ama “ense” yaptığı yerden Süper Lig ‘in en kazançlı haftasını yaşadı… Beşiktaş puan kaybetti, iki puan daha yaklaştı. Arkasından gelen Galatasaray iki puan kaybetti, rakibinden biraz daha uzaklaştı…Trabzonspor daha iyi başladı… Dakika dolmadan Djaniny şutu, ardından iki Bakasetas şutu… Üçünü de Muslera karşıladı… Bir de direkten dönen Nwakaeme kafası…Trabzonspor temaslı oynadı… Sahanın her yerinde Galatasaraylı oyunculara yakın durdular, iyi bastılar… Galatasaraylı oyuncular, Trabzonspor’un temaslı oyunundan rahatsız oldular…Öyle ki Göztepe maçında orta sahayı teslim alan Taylan Antalyalı, Emre Kılınç ve Gedson Fernandes rakibin bu temaslı oyunu yüzünden koordinasyonu kaybettiler… Feghouli’yi saymıyorum bile, bitik...Özellikle ilk yarıda Galatasaray adına en iyi şey Muslera’nın karşıladığı toplar, iki stoper Luyindama ile Marcao’nun eski maçlarına oranla daha derli toplu oynamaları oldu…Maç zaten temposuzdu… Bir de sıkça kesintiye uğrayınca, ortada futbol falan kalmadı… Galatasaray ilk yarıda sadece birkaç korner attı ama bu yarıyı  “sıfır” pozisyon, hatta “sıfır” heyecanla kapattı…İlk yarı bittiğinde, beraberliğe bir takım üzülecekse, bu takım Trabzonspor’du…İkinci yarıda roller değişti… Galatasaray oynamaya, Trabzonspor karşılamaya başladı… Hele son yarım saat hissedilir bir Galatasaray baskısı ortaya çıktı… Ama net bir pozisyon, çok açık bir tehlike, insanları ayağa kaldıran bir şut bile gelmedi… Bu baskılı dakikalarda Galatasaray kelimenin tam anlamıyla “Bal yapmayan arı” gibiydi… Sadece bir şutun hakkını vermek gerekiyor; Emre Akbaba’nın ortasında Emre Kılınç topun gelişine müthiş vuruşu... Uğurcan önü kapalı olmasına rağmen bu topu iyi karşıladı…Futbol, gerçekten garip oyun… Trabzonspor savunmada kaldığı dakikalarda bir duran top sonrası Edgar golü ile öne geçti… Edgar bu golde Galatasaray kalesine şut atmadı, S-400 füzesi gönderdi! Edgar’ın füzesine rampayı da, ilk yarının iyilerinden olan Luyindama adeta asist yaparak hazırladı....Gözler elbette Kerem Aktürkoğlu’ndaydı… Kim ne kadar oynadıysa, o kadar oynadı… Hatta çoğu zaman sağbek Şener’in önüne kadar gelip dev cüsseli Nwakaeme ile mücadele etti ve genelde bu müdahalelerden galip çıktı…Trabzonspor’un sıkıntısı, öne kadar topu çok iyi taşımasına rağmen özellikle Ekuban’ın , hatta Nwakaeme’nin geçen sezonun çok gerisinde olmaları… O zaman Trabzonspor takımı hem önde top tutamıyor, hem de gol atmakta zorlanıyor…İlk yarısı Trabzonspor’un, ikinci yarısı Galatasaray’ın olan bir maç izledik… Son saniye golü Galatasaray için ancak teselli olur… Bu bir puan Galatasaray’ı mutlu etmez, Trabzonspor’u da mutlu etmez… Bu maçın ve bu haftanın karlısı ve mutlusu yattığı yerden 4 puanlık avantaj kapan Fenerbahçe oldu...

Yazının devamı...