Maçın kaybedeni Galatasaray

29 Eylül 2020

ŞANSAL BÜYÜKA İLE DOBRA DOBRA

Fenerbahçe zaman kazandı. Bu, Galatasaray maçını kazanmak kadar önemli... Galatasaray, henüz yeterli hazırlığı ve kadrosu olmayan Fenerbahçe karşısında beraberlikle yetinerek büyük bir fırsat kaçırdı. Galatasaray kazansa 9 puan olur, Fenerbahçe 4 puanda kalırdı. 3 haftada 5 puan fark, Fenerbahçe’de ciddi bir moral bozukluğu, sıkıntı yaratırdı. Galatasaray için kaçan balık büyük oldu.

Gol yoksa, Falcao yok. Galatasaray adeta bir eksik oynuyor. Tıpkı Fenerbahçe maçında olduğu gibi... Falcao’nun sadece gole değil, oyuna da katkısı olmalı... Ama bu yaşta, bu fizik gücüyle çok kolay değil...

Galatasaray’da müthiş bir stoper ikilisi var. Luyindama ile Marcao... Oyun bilgileri, mücadeleleri bir yana, yapılarıyla, fizik güçleriyle rakibi eziyorlar. Rakip üç adım atıyor, Luyindama üç adım atan rakibini yarım adımda yakalıyor. Linnes “Altın yedek”... Bir oyuncu, bir maçı kötü oynamaz mı... Linnes’e ne zaman ‘gel’ deseler, adam hazır kuvvet... Tam bir Kuzeyli kültürü ve disiplini...

Fenerbahçe, savunmasının iki kanadına Gökhan ve Caner’i alarak en iyisini yaptı. Büyük takımlarda büyük oyuncular oynar. Bunu Galatasaray karşısında bir daha gördük. Orta alanda Ozan’dan vazgeçmek kolay değil... Ozan, Fenerbahçe’nin dikine ve hızlı hücum geliştiren tek oyuncusu...

Fatih Hoca maçtan sonra, “Oyuncu istikrarı da önemli” dediğine göre mutlu olmadığı isimler var. İki maç iyi, bir maç kötü oynarsan, bu takım istikrarı adına sıkıntı yaratır. Fenerbahçe maçında Falcao, Feghouli, Belhanda hiç yoktular. Emre Kılınç ile Arda Turan sol kanadı hızlandıramadılar.

Galatasaray Babel’i sola alınca, Erol Bulut Hoca’nın Gökhan’ın önüne Nazım Sangare’yi alarak bir hamle yapabileceğini düşündüm. Erol Hoca bunu yapmadı. Nazım, futbol özellikleriyle, hücum ve savunma anlayışıyla sağ önde de oynayabilecek bir oyuncu... Sağ önde oynamak için Deniz Türüç’ün çok daha fazlasına ihtiyacı var. Bu kadarı ilk on bir için yetmez.

Enner Valencia ilk maçında, yani geçen hafta “Umutsuz vaka” gibi görünmüştü. Galatasaray maçında iyi mücadele etti, yüksek topları aldı. Thiam gibi bir golcü, halen kendini ve fizik gücünü bulabilmiş değil, acaba niye?

Yazının devamı...

F.Bahçe’nin doğasında var…

28 Eylül 2020

Süper Lig’e Galatasaray çok iyi, Fenerbahçe çok kötü başlayınca doğal olarak derbinin ağır favorisi Galatasaray oldu… Ama gördük ki, diğer maçlarında ne kadar kötü, ne kadar etkisiz olursa olsun, derbi maçlarında iyi oynamak, zor kaybetmek Fenerbahçe’nin doğasında yıllardır var…

İşin ilginç yanı “ağır oynuyor, yavaş hücuma çıkıyor” dediğimiz Fenerbahçe, Galatasaray karşısında hızlı çıkışlarla rakibine sıkıntılı dakikalar yaşattı… Nitekim Galatasaray’da tam 7 futbolcunun sarı kart görmesi büyük ölçüde bu hızlı hücumların sonucuydu…

Şurası kesin; Galatasaray’da Falcao’nun gol atmadığı maçlarda, takım bir eksik oynuyor… Çünkü Falcao’nun oyuna katkısı neredeyse hiç yok… Luyindama alkışı hak etti… Çok erken bir dakikada sarı kart görmesine rağmen, çok kritik müdahaleler yaptı, çok önemli dokunuşları oldu ve Galatasaray savunmasını ayakta tuttu…

Elbette en fazla merak edilen ilk defa bir arada oynayan Fenerbahçe’nin Lemos - Tisserand stoper ikilisiydi… Ligin en hızlı hücum eden takımına karşı ilk defa oynamak kolay iş değil… Ancak sahanın en kısalarından Arda’ya vurdurdukları kafa şutu ile Tisserand’ın Falcao ile mücadelesinde tam ceza alanı çizgisine yakın alanda topla acemice oynaması dışında neredeyse kusursuz mücadele ettiler…

Galatasaray hazır takım, Fenerbahçe yeni… Bu bakımdan henüz bir - iki antrenmanla oynayanlar, hazır olmadıkları için kulübede bekleyenler var… Bu bakımdan beraberlik Fenerbahçe’yi üzmez… Ama bu kadar hazırlıksız bir Fenerbahçe’yi yenemeyen Galatasaray’ı düşündürür…
Fenerbahçe ligin ilk iki haftasında futbol adına yapmadığı ne varsa, hepsini Galatasaray maçında hatırladı ve yaptı… Galatasaray’a önde basmaya çalıştı, rakibe yakın oynadı ve sahipsiz toplara daha fazla sahip oldu…

Fenerbahçe’nin solunda Caner, önünde bazen Thiam, bazen Valencia, Omar’ı ileri çıkartmadıkları gibi, çok ciddi ataklar geliştirdiler… Solda Emre Kılınç ilk büyük maçında kayboldu… Arda bir kafa ve ikinci yarıdaki bir şutu dışında iyi kontrol edildi… Kendine boş alan bulamadı…

Yazının devamı...

Önce kafa değişecek...

22 Eylül 2020

Fenerbahçe transferin şampiyonu… Aldıkça alıyor, ama bir şey değişmiyor; Niye... Papağan gibi tekrarlamaya devam edelim; günümüzün futbolunda bu kadar ağır oyun yok, bu kadar yavaş oyun yok… Hızlı hücuma çıkmazsanız, bunun sonucunda rakip savunmayı az adamla ve hazırlıksız yakalayamazsanız, pozisyon bulmakta , gol atmakta ciddi anlamda zorlanırsınız…

Nitekim Hatayspor maçının ilk yarısında böyle oldu… Fenerbahçe pozisyona giremeden ilk yarıyı tamamladı… Hatay derseniz, Fenerbahçe ceza alanı çevresini kendine “yasaklı bölge“ ilan etti ve adeta yaklaşmaktan çekindi…

Aslında Hatay‘ın rakip kaleye bu kadar uzak kalmasında, Fenerbahçe orta alanında Tolga ve Gustavo‘nun önemli müdahaleleri etkili oldu… Fenerbahçe’nin yeni ikili stoperinin uyumu için bir şey söylemek zor… Hatay gelmedi ki, yeni ikilinin marifetlerini görelim… Zanka da , Lemos da ilk yarının en rahat adamlarıydı…
Gerçi Fenerbahçe‘nin gerçek takımı sahada değil, sanki kulübedeydi… Maçta Enner Valencia‘yı gördükçe, ilk maçta Frey’i oynatan ve bu nedenle ağır eleştiri alan Erol Hoca‘ya hak vermeye başladım… Frey hiç olmazsa deli - dolu hareketli… Valencia’da bu görüntü bile yoktu…

Thiam‘ın geçen sezon Kasımpaşa‘da bütün maçlarını izledim, Thiam hücumun merkez adamıdır, pivot santrafordur… Kasımpaşa’da birbirinden güzel gollerini merkezde oynarken attı… İnada gerek yok…Yeni santrafor gelene kadar, hiç olmazsa bu görevi Thiam’a verin… Fenerbahçe’ye de, Thiam’a da yazık etmeyin..
Ama kim oynarsa oynasın bu kadar ağır oyun, bu kadar yavaş hücum pozisyon getirmez, gol getirmez, galibiyet getirmez… Hızlı oyun, hızlı hücum… Tekrar edeyim; Hızlı oyun hızlı hücum… Bunu Erol Hoca’ya kim kabul ettirecek?

İkinci yarıya Sosa ve Sinan ile başladı Fenerbahçe… Sinan son saniyede saç - baş yolduran bir gol pozisyonu kaçırmanın dışında hiçbir şey yapmadı… Erol Hoca ilerleyen dakikalarda iyi bir hamle yapıp Novak‘ ı geriye, Caner ‘i öne attı… Ama aynı Erol Hoca, takımın hücumdaki en etkili adamı Caner’e çıkararak büyük bir yanlışa imza attı…Caner nasıl çıkar, inanılacak gibi değil... Valencia ‘nın 95 dakika Fenerbahçe‘yi bir eksik oynatması Erol Hoca için bir başka büyük yanlıştı …

İlginçtir, Fenerbahçe’yi heyecanlandıran üç pozisyon oldu… Biri direkten dönen iki Gökhan Gönül kafası, diğeri Lemos kafası… İki savunma adamı… Aslında Fenerbahçe hücumcusu olmayan bir maç oynadı…

Yazının devamı...

İkinci zafer haftası...

21 Eylül 2020

‘Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir’ misali, 2. haftadaki  Başakşehir - Galatasaray maçının  kaderi de birinci haftadan belli oldu… Başlangıç haftasını Galatasaray “Süper”, Başakşehir “Berbat” oynayarak kapatmıştı… Bir hafta dediğiniz topu topu yedi gün… Ne değişecek de Galatasaray’ın süper futbolu çakılacak, hangi rüzgar esecek de Başakşehir ilk haftanın berbat oyununu  onaracaktı…

Nitekim, 2. haftanın gelişi birinci haftadan belli oldu… Galatasaray iyi başladığı oyunu, özellikle ilk yarı sonuna kadar son derece iyi ve farklı götürdü… 30. dakikada pas istatistikleri ekrana geldi… 153-87 Galatasaray önde… Eee, ne oldu pasın kralını yapan Başakşehir’e…

Böyle oynarsa Türk futboluna “damga” vurmaya hazırlanan Taylan ile Galatasaray camiasının istenmeyen adamı olmasına rağmen süper oynamaya devam eden Belhanda, orta alanı o kadar iyi kontrol ettiler ki,  o kadar çabuk oynadılar ki, kaleci Fatih bu yarıyı yere yatmadan, kazağı toz olmadan, ter kokmadan tamamladı… Galatasaray’ı öne geçiren penaltı gene büyük malzeme olacaktır… Mesafe yakın falan hepsi tamam, ama sonuçta kaleye doğru giden top elle buluşmuyor mu, penaltı… Gerisi teferruat… Al ileri - ver geri, rengine göre, niyetine göre, amigoluğuna göre, takımların gönül avukatlığına göre elli türlü yorum yaparsın... Hepsi teferruat; penaltı...

Galatasaray’da  Omar - Feghouli sağ kanadı “Memleket saat ayarı” gibi tıkır tıkır çalışıyor… Solda rakip hücumda Arda  ile Emre Kılınç, Saracchi’nin önüne çabuk  geliyorlar ve adeta üçlü bir duvar örüyorlar…

Elbette çabukluk önemli… Demba Ba ayağındaki topa vurana kadar Marcao çok hızlı bir son hamle yaptı… Berkay’ın çok elverişli ve çok tehlikeli şut pozisyonunda bu defa Belhanda jet hızıyla gelip topu çaldı… Bu iki mucize hamle ile Galatasaray skoru tuttu...

İkinci yarı başladı, Allah Allah, ben mi yanlış görüyorum… İlk yarıda ne varsa hepsi tersine döndü… Başakşehir, Crivelli’nin katılımıyla hareketlendi  ciddi baskı kurdu… Ama hücum bölgesinde ayaklarından zincire vurulmuş mahkum gibi, zor yürüyen bir Demba Ba vardı… Her pozisyona bir adım geç kaldı…  

Bu baskı dakikalarında sahanın en çalışkan adamı Taylan bile  ayağında topla giden Visca’yı faulle bile durduramadı…  Başakşehir baskısı sağlamdı… Ama karşısında da bu baskıyı yemesine rağmen Aslan gibi dikilen bir Galatasaray vardı… Galatasaray 75’ten sonra bir silkelendi,  Diagne’nin yoktan var ettiği pozisyonda, sahanın en iyisi Belhanda sonucu sağlama aldı… Diagne demişken, dünya markası  Falcao’dan ayırmam… Galatasaray adına  Falcao kadar önemli, çalışkanlığı ve pivotluğu ile belki de daha yararlısı… 

Başakşehir son iki yılda Clichy ile sol bekte, üstelik hem savunmada, hem  hücumda bir “konfor“ yaşamıştı… Geçmiş olsun, Clichy sonrası  sol bek mevkiinde hem hücum, hem savunma anlamında ciddi bir sorun var… İlk maç yazmıştım, gene yazayım… Galatasaray oyuncu değiştiriyor, önce Linnes girdi, Saracchi’yi aratmadı… Sonra giren isimler Etebo, Babel, Diagne ve Ömer Bayram… Böyle sağlam ve kaliteli  kadro derinliği olan bir takım Galatasaray… Maç oynanmadan kazanılmaz denir… Oysa birinci hafta sonunda Galatasaray’ın kazanacağı çok belliydi… Galatasaray çalışarak, ilk hafta oyununun üstüne koyarak, Marcao, Belhanda ve  Taylan’ı göz kamaştırır gibi oynatarak, hoca katkısını sahaya koyarak, kalitesinin ve çalışkanlığının sonucunu alarak ikinci zafer haftasını yaşadı...

Yazının devamı...

Söz sırası Özdemir’de...

15 Eylül 2020

Nihat Özdemir federasyonu aldığı ve vazgeçtiği kararlarla eleştiriliyor. Bunları Nihat Özdemir sorduk... İşte verdiği cevaplar...

- Galatasaray - Beşiktaş maçına “seyircili oynanacak“ dediniz, sonra vazgeçtiniz...

“O gün medyadan bir arkadaş aradı, ‘Başkanım maçlar seyircisiz mi oynanacak’ dedi... Ben de ‘Şu anda Bilim Kurulu’nun toplantısı var, onu bekliyoruz, şimdilik bir değişiklik yok’ dedim... Bir baktım her yerde ‘Galatasaray - Beşiktaş maçı seyircili oynanacak’ diye haberler çıkıyor... Aynı günün akşamı Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın, maçların seyircisiz oynanacağını açıkladı... Hatta o gazeteci kardeşim daha sonra benden defalarca özür diledi... Tarihte yüz yılda bir görülen böyle bir salgın karşısında devletin kararlarına uymaktan daha doğal ne olabilir… Bizim için önce insan sağlığı… İtalya’da, İspanya’da, Fransa’da da ülke federasyonları devletin ve yerel yönetimlerin kararlarına göre kendi kararlarını revize etti…”

- Bu süreçte başka ne gelişmeler oldu ?

“27. hafta öncesinde çoğu kulüpten ‘futbolcularımız çok tedirgin’ diye maçların ertelenme talebi geldi… Bu talebe duyarlı davrandık… Ankara’da, Sayın Spor Bakanımızın başkanlığında toplantı yapıldı, Kulüpler Birliği Başkanı Mehmt Sepil de bu toplantıya katıldı ve maçların ertelenme kararı alındı…”

- Başlarken nasıl oldu?

“Tüm tedbirleri aldık… Maçları oynattık… Sahadan virüs kapan tek futbolcu olmadı… Sağ salim ligleri bitirdik... Organizasyon başarımıza, UEFA’dan tebrik geldi, örnek gösterildik…”

- Yabancı sayısı için önce 8 dediniz, sonra eski sisteme devam ettiniz…

Yazının devamı...

Bağışıklık sistemi...

13 Eylül 2020

Galatasaray transfer döneminde istediği takviyeleri alamadı, kadroyu yeteri kadar besleyemedi… Ama Galatasaray’da öyle bir “Bağışıklık sistemi” var ki, takviye alamasa bile kolay kolay tökezleme, çökme ihtimali yok…
Dünya pandemiden kırılırken, bütün ülkeler ve insanlar çok güçlü bir bağışıklık sisteminin peşine düşmüşken, Galatasaray’ın bu çok güçlü “Bağışıklık sistemi “ takviye yapsın ya da yapmasın, şampiyonluk için son haftaya kadar bu işi sürükler…
Üstelik Galatasaray’da az ama önemli takviyeler var… Mevcutların ortaya çıkışı var… Örneğin Falcao, geçen sezon olduğu gibi “sakat raporu” almazsa, bu ligin kralı olur… Eğer Trabzonspor’da kalacaksa Sörloth fırtınasına rağmen gene de ligin kralı olur…
Omar’ı beğendim… Hücum gücünde Mariao’dan eksiği yok, fazlası var gibi göründü… Üstelik savunması, Mariano’ya oranla çok daha güçlü…
Emre Kılınç’ı Macaristan maçında çok beğenmiştim… İlk maçında da çok akıllı bir gol attı… İki kenarda oynar, forvet arkası oynar, araya top atar, iyi şut çeker, eee her sezon 8-10 gol yapar, daha ne olsun…
Galatasaray için bir başka kazanç ön liberoda oynayan Taylan oldu… Çok dolaşıyor, çok çalışıyor… Luyindama’nın bu kadar aradan sonra dönmesi iyi ama henüz ağırlığını üstünden atabilmiş değil... Galatasaray’ın cılız rakip ataklarda bile arkasına top kaçırmasına dikkat etmesi gerekiyor… Savunma anlayışında sıkıntı olduğu çok açık...
Galatasaray aslında bir başka sıkıntıyı da kendi içinde yaratıyor… Artık şu Feghouli ile Belhanda karşıtlığından kurtulmak lazım… Adamlar bu kontratları zorla yapmadılar, paraları kafanıza silah dayayıp almadılar… Bırakın da oynasınlar…

Yazının devamı...

Kötü oyun, önemli adım...

12 Eylül 2020

Bu kadar fazla ve iyi transfer yapıp, ilk maça “hayal kırıklığı“ denince hatırlanan Zanka, Tolga ve Frey üçlüsünü ilk on bire koyarak başlarsanız, derdinizi ve fikrinizi kimseye anlatamazsınız...
Erol Hoca ilk adımı yanlış attı... Bir hafta önceki Sırbistan milli maçının en iyisi olarak öne çıkan Ozan Tufan‘ın oturup, Tolga’nın oynaması “futbol şakası“ gibiydi... Oysa futbol ciddi bir oyun, şakaya yer yok...
Zaten Tolga maçın her pozisyonunda ne kadar yanlış bir tercih olduğunu gösterdi... Belki savunmada önemli işler yaptı ama oyuna katkısı sıfır oldu... Hele Gustavo ile birlikte neredeyse iki stoperin arasına girip oynayınca, Fenerbahçe hücum anlamında orta sahadan en ufak bir destek ve yaratıcılık alamadı...
Gerçekten Gustavo gibi yaratıcı bir oyuncu stoperlerin arasına bu kadar gömülerek niye oynar... Geçen yıl böyleydi, bu sezon da böyle başladı... Hemen belirtelim, Fenerbahçe’nin geçen yıldan kalma “yavaş hücum“ anlayışında bir değişiklik yok... Gene yavaş... Tek hızlı hücumu yok...
Oysa Rizespor hızlı hücumlarla geldiği Fenerbahçe kalesinde çok net iki pozisyon buldu... Bu pozisyonlarda Fenerbahçe savunması çabuk dönemedi, dönenler de güven veremedi... Serdar‘ın Boldrin‘den yediği çalımı, İstanbul amatör kümesinde oynayan stoper yemez... Fenerbahçe‘nin stoperlerinde gene sıkıntı var...
Fenerbahçe‘den Gökhan ile Caner‘in gönderilişi yanlıştı, gelmeleri doğru... Belki de iyi maçlarından biri değildi ama beraberlik golünün yaratıcısı oldular... Gökhan bu öndirek gollerini daha çok atar...
Geçen sezon Kasımpaşa‘yı ne kadar izlediler bilemem... Thiam, attığı her golü, genellikle merkezde oynarken attı... Thiam‘ı kenarda oynatmak, üretim gücünü baltalamaktan başka birşey değil... Üstelik merkez bir golcüye ihtiyacınız varken...

Yazının devamı...