Ljajic faktörü

27 Ekim 2019

Süper Lig ve Avrupa’da üst üste aldığı kötü sonuçlara bir türlü çare bulamayan, sakat oyuncular nedeniyle istediği gibi kadro kuramayan Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı, son taktik idman sonrasında bile derbi 11’ini netleştiremedi. Burak Yılmaz’ın idmana çıkmadan tesislerden ayrılması ve Diaby’nin oynayıp oynamayacağının bugüne kalması nedeniyle, deneyimli hoca son kararını öğleden sonra netleştirecek.
Vida’nın MR kontrolünden sağlam dönmesi, Atiba’nın taktik idmanlarında iyi bir görüntü vermesi, Elneny’nin çok istekli olması ve hepsinden öte Ljajic’in maça kendini çok iyi hazırlaması, Abdullah Avcı’yı umutlandıran gelişmeler oldu.
Penaltı kaçırması nedeniyle tepkileri üzerine çeken Ljajic’in, derbide iyi oynayarak kendini afettirme arzusunu gören Avcı, son iki antrenmanda bu oyuncuyla özel ilgilendi. Tribünlerin tepki gösterdiği bir başka isim olan Caner ile de görüşen siyah-beyazlı teknik adam, Braga karşısında golün asistini yapan ve kullandığı hızlı taç atışı sayesinde penaltı kazandıran bu futbolcuyu bir kez daha tebrik etti. Abdullah Avcı, Caner’e de önemli görevler verdi.
Sakatlıktan yeni dönen Ruiz, Gökhan Gönül ve Diaby gibi isimleri hamle oyuncuları olarak düşünen Avcı, Umut Nayir’i ise taktik antrenmanında ilk 11’inde oynattı. Avcı’nın bugün son şeklini vereceği kadroda Braga maçında gol atan Umut’u 11’e yazması bekleniyor. Buna benzer bir sürprizi ise Gökhan Gönül ve Ruiz’de de görebiliriz.

Yazının devamı...

2 ayda 4 mevsim yaşamak

19 Ekim 2019

Ankaragücü maçı öncesindeki Aytemiz Alanyaspor galibiyetinin getirdiği rüzgar, takım içerisindeki o kara bulutları bir nebze olsa uzaklaştırdı. Yakın çevresine “İki ayda; 4 mevsimi görmüş gibiyim” diyerek, sezon başından beri başına gelenleri özetleyen Abdullah Avcı, bugünkü maç öncesi kafa olarak çok rahat.
A Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş’in önceki günkü ziyareti ve orada geçen konuşmalardan sonra kendini daha da iyi hisseden Avcı, önemli eksiklerle Başkent’e gitti. Dorukhan, N’Koudou ve Oğuzhan sakatlıklarının üzerine, bir de Gökhan Gönül ile Ruiz’in sakatlıklarıyla karşılaşan Abdullah Avcı, hafta içerisindeki idmanlarda birkaç tane farklı 11 dizilimi denedi.
Ruiz’in yokluğunda, Necip’i, Vida ile birlikte görevlendiren deneyimli hoca, orta sahanın göbeğinde ise üç maçlık cezadan kurtulan Elneny ile Atiba’yı oynattı. Muhtemelen bugün de bu ikiliyi oynatacak. Önlerinde Adem Ljajic seçeneği garanti gibi dururken, kanatlarda oynatılacak isimler konusunda verilmiş net bir karar yok. Aytemiz Alanyaspor maçında, Diaby-Burak uyumu, Abdullah Avcı’nın kafasında tilkilerin dolaşmasına neden oluyor. Bu iki ismi antrenmanlarda aynı anda oynatan Avcı, belki ikisini bugünkü maçta da ilk 11’de oynatabilir. Kanatların birini Lens’e verecek olan siyah-beyazlı teknik adam, seçim süreci nedeniyle, takımın sessiz bir şekilde gündem olmadan hazırlık yapmasını bir avantaj olarak görüyor. Kısacası Beşiktaş, bu sezon ilk kez üst üste ikinci galibiyetini almaya kendini hazırladı diyebiliriz.

Yazının devamı...

Kartal'dan süper gala

21 Eylül 2018

İlk yarıda karşısında hiç beklemediği dirençli bir rakip bulan ve pozisyon üretmekte çok zorlanan siyah-beyazlı takım ikinci devreye bambaşka bir kimlikle başladı. Babel çok şık bir vuruşla devrenin başında gol perdesini açtı, Roco kafayla farkı ikiye çıkardı, Lens’in vuruşu gösteriyi tamamladı. Konuk Norveç ekibinin sayısını uzatmada Zachariassen attı.

Avrupa’da hangi takımla oynarsanız oynayın, hemen arkasından Fenerbahçe gibi bir takımla oynuyorsanız, doğal olarak kadronuzu idareli kullanmak zorundasınız. Dün Sarpsborg karşısındaki Beşiktaş, ilk yarıda oynamak için değil sanki idare etmek için sahaya çıkmıştı. Bu mantaliteye ilk 45 dakikanın tamamında şahit olduk. Fenerbahçe derbisi haklı bir neden olabilir lakin Norveç ekibi ilk yarıda bir gol atmış olsa belki de Antalyaspor mağlubiyetinin aynısını görebilirdik.

Özellikle 10. dakikada Heintz’in gelişine vuruşundaki Karius kurtarışı, olası bir kötü senaryonun önündeki en kritik hamleydi. Bir başka kritik dakika ise 24. dakikada yaşandı. Sarpsborg savunmasını zamansız yakalayan Lens, daha kaliteli bir şut çekebilseydi, maç ikinci yarıdan daha önce kopabilirdi. Ya da 29. dakikada, Larin kale ağzında yakaladığı net pozisyonu gole çevirebilmiş olsaydı...

İkinci yarı başlarken yapılan Gökhan Töre - Babel değişikliği etkisini hemen gösterdi. Negredo’nun yokluğunda İspanyol golcünün yerini doldurabilecek isimlerden biri olan Babel, 51’de kendisine yakışır ustalıkla attığı gol, Kartal’a derin bir nefes aldırdı. Bu golde, Larin’in emeğini de unutmamak gerek.

Usta işi bir asist

Zaman geçtikçe bu takımdaki varlığını hissettirmeye devam eden Ljajic verdiği kritik paslarla dikkat çekti. 65. dakikada Larin’i verdiği o şık pas auta gitmiş olabilir fakat, 69. dakikadaki serbest vuruşta, kafayla golü atan Roco’ya, usta işi bir asist yaptı. 82. dakikada golünü atan Lens farkı üçe yükseltirken, kapanışı yapan isim 90+4’te sahneye çıkan Zachariassen oldu.

Yazının devamı...

Rus ruleti

8 Eylül 2018

Ay-yıldızlı ekibimiz, mücadeleye tutuk başladı, Cheryshev’in golüyle sarsıldı, ancak sahneye çıkan Serdar Aziz eşitliği sağladı. İkinci yarının hemen başında bu defa Dzyuba, Rusya’yı bir kez daha üstünlüğe taşıdı. Ardından yüklenen millilerimiz art arda pozisyonlar bulmasına rağmen rakip defansı ve kaleci Lunev’i aşamadı.

Dünya Kupası’ndan sonra, kendi milli takımıza hasret kaldığımız şu günlerde, hiç şüphesiz UEFA Uluslar Ligi, ay-yıldızlıları, çok daha farklı bir heyecanın içerisine sokacaktır.

Hazırlık maçlarından daha iddialı ve daha resmi bir atmosferde geçecek olan milli maçlarımızın ilkini, Rusya ile Trabzon’da oynadık. Sahadan 2-1 mağlup ayrılarak, bu yeni kulvara şanssız bir başlangıç yapan Türkiye, ilk yarıda etkisiz bir oyun ortaya koysa da, ikinci yarıda daha derli bir görüntü içerisindeydi.

Rakip elbette kolay bir rakip değildi. Dünya Kupası’nda rüştünü ispatlamış oyunculardan kurulu bir Rusya, kolay geçilecek bir takım değil. Fakat Türkiye de, kendi evinde 13. dakikada, Chiryshev’in attığı gol gibi, basit goller yiyecek bir takım olmamalı.

21’de Cenk ve 22. dakikada ise Cengiz Ünder, hava topunda nasıl Rus savunmasını geçemediyse, yediğimiz ilk golde de, savunmamız böylesine bir kurgu içerisinde olmalıydı. 41. dakikada Hakan Çalhanoğlu’nun ortasını da geri püskürten Ruslar’ın şansı bu kez rast gitmedi. Dönen topu önünde bulan Serdar Aziz, çektiği sert şutla 1-1 eşitliği sağladı.

Millilerimiz ikinci yarıda daha iyi oynayan bir ekip haline gelmişti. 49. dakikada savunmamızın ofsayt diye durduğu anda Serkan Kırıntı ile karşı karşıya kalan Dzyuba, skoru 2-1’e getirmiş olsa da, Türkiye gol ya da goller bulabilecek bir taktiği sahaya yansıtabilmişti. Özellikle 66. dakikada Oğuzhan’ın, Hakan Çalhanoğlu’nun önüne bıraktığı top, kaleci Lunev’i geçse, belki de skor lehimizde olabilirdi. Aynı şekilde, Hakan Çalhanoğlu’nun 71’deki serbest vuruşundaki topun, Rus ceza sahası içerisindeki oyuncularımızın önünden, teğet geçmesi de bizim için şanssız bir andı.

Beraberliğin bile değerli olduğu böylesine bir maçta, Hakan Çalhanoğlu’nun 90+1 ve 90+5.dakikalarda kaleci Lunev’de kalan şutlarına, üzülmemek elde değil. Özetle skor bizleri mutlu etmese de, yeni bir başlangıç yapan millilerimizin, ikinci yarıdaki futbolu gelecek adına bizlere umut verdi.

Yazının devamı...

Bir varmış bir yokmuş!

3 Eylül 2018

Kartal maçın ilk yarısında fazla varlık gösteremezken, yeşil-beyazlı ekip de net fırsatları değerlendiremedi. İkinci devreye bambaşka bir kimlikle başlayan siyah-beyazlı takım, Babel’in şık sayısıyla öne geçti ama devamını getiremedi. Son dakikalarda baskısını artıran Timsah, yeni transfer Sakho ile bir puanı cebine indirdi.

Teknik taktik olarak değil fakat psikolojik açıdan Beşiktaş için çok zor bir deplasmandı. Oğuzhan - Medel - Tolgay üçlüsünün oluşturduğu orta saha, Furkan, Aytaç ve Lima gibi isimler karşısında çok zor anlar yaşadı. Deyim yerindeyse Bursaspor ilk yarıda Beşiktaş orta sahasında hiçbir engelle karşı karşıya gelmeden rakip kaleye gidebildi. Galatasaray ve Fenerbahçe’nin kaybettiği haftada Beşiktaş mutlaka galip gelmeliydi ki Antalyaspor mağlubiyeti telafi edilmiş olurdu.

Şu ana kadar yakışıklılığı ve geçen seneki Şampiyonlar Ligi finalinde yediği gollerle, gündemi meşgul eden Karius, 10. dakikada Lima’nın vuruşunu müthiş bir refleksle kurtardı. Bu kadar net pozisyon olmasa da 17. dakikada Pepe’nin indirdiği topa dokunamayan Gökhan Gönül de, net bir pozisyondan yararlanamamış oldu. İlk yarının bir başka kritik hamlesi ise Vida’dan geldi. Hırvat stoper, 30. dakikada Furkan’ın ayağından topu öyle bir ustalıkla söküp aldı ki, gözümüzün önüne bir an Dünya Kupası’ndaki enstantaneleri geldi.

İkinci yarıya Caner - Gökhan Gönül değişikliği ile başlayan Şenol Güneş, deyim yerindeyse, yerinde duramıyordu. 51. dakikada, son günlerin en çok konuşulan isimlerinden biri Oğuzhan, akıl dolu bir pasla, Babel’i kaleci Okan ile karşı karşıya bıraktı. Bu golü Fenerbahçe’ye gitmemiş olsa, Harun bile kurtaramazdı.

65’te Sakho, müsait pozisyonda olmasına rağmen topu kafayla auta gönderse bile, aynı Sakho, 86’daki daha zor pozisyonda, topu ağlara gönderdi: 1-1. 90+3’te, Adriano, o pozisyonu gole çevirebilse, Beşiktaş milli araya çok daha farklı bir psikolojiyle girebilirdi.

Yazının devamı...

Çılgın parti

31 Ağustos 2018

Siyah-beyazlı takım karşılaşmaya kontrollü başlarken, Pepe’nin şık kafası gol perdesini araladı, Oğuzhan devre biterken farkı ikiye çıkardı. Sırp rakibine ikinci devre adeta nefes aldırmayan Kartal, gecenin yıldızı Pepe’nin sayısıyla tamamen rahatladı, Avrupa’da yeni bir maceranın kapısını açtı.

Antalyaspor mağlubiyetinden sonra Beşiktaş’ın dört bir köşeye dağılmış parçalarını bir araya getirecek bir tutkala ihtiyacı vardı. Bir yanda yönetimin seçim çalışmaları; diğer tarafta transfer çalışmaları, oynanan kötü futbol, başta Oğuzhan olmak üzere eleştirilen futbolcular ve Şenol Güneş’in sorgulanan taktik ve tercihleri. Partizan’a karşı alınan galibiyet, Beşiktaş’ı, Beşiktaş yapan unsurları bir araya getiren en önemli yapıştırıcı oldu. Önemli olan bu tutkalı daha da sağlam hale getirmek.

Hiç kuşkusuz Bursaspor maçı da düşünüldüğü için sahada rotasyonlu bir kadro vardı.
Babel, Negredo ve Oğuzhan’ın yedek soyunmasına biraz da bu gözle bakabiliriz. Dün sahada Beşiktaş’ın attığı gollerden en anlamlısı Oğuzhan’ın attığıydı. Hakkındaki eleştirilerin zirve yaptığı bu günlerde, Oğuzhan’ın 45’te attığı gol ve sevincinden, birçok anlam çıkartabilirsiniz. Evet maçın en iyilerinden biriydi ama başarıda istikrar da çok önemli.

12. dakikada Necip Uysal ile gole çok yaklaşan Beşiktaş’ın, bu maçta zorlanmaması gerekiyordu. Bir ara öyle olsa da futboldaki başarının en önemli kilit noktalarından biri olan “sabır” dün sahadaki 12. Beşiktaşlıydı.

Tarihi fark kaçtı

Pepe 37 ve 45’te attığı gollerle gizli forvet değil sanki yeni transfer edilmiş golcü gibiydi. Onu besleyen Quaresma asistlerine asist dersek, böylesine bir krampona saygısızlık etmiş oluruz!

İkinci yarıda 59’da Gökhan Gönül ve 62’de Oğuzhan o net pozisyonları atmış olsaydı, tarihi bir farka da imza atılmış olurdu. Partizan ise 56. dakikada Pantic’in direkten dönen şutu dışında, Beşiktaş kalesine fazla yaklaşamadı. Maçın en güzel anları ise 3-0’dan tribünlerin hep bir ağızdan söylediği İzmir Marşı’ydı.

Yazının devamı...

Kartal'ın kalesi düştü

27 Ağustos 2018

Kartal müthiş temposu ve nefesleri kesen heyecanıyla tarihe geçen maçta büyük bir şok yaşadı. Doukara’nın üst üste golleriyle neye uğradığını şaşıran siyah-beyazlılar, Negredo ile ayağa kalksa da Yekta farkı yeniden ikiye çıkardı. İkinci devre rakip kaleyi ablukaya alan ve sayısız pozisyon yakalayan Beşiktaş, Pepe ile yeniden umutlandı ama Boffin’i bir kez daha aşamayınca geceyi hüsranla noktaladı.

Erzurumspor maçının ilk yarısındaki sorunların halının altına süpürülmemesi gerektiğini dünkü maç bir kez daha göstermiş oldu. Antalyaspor maçının ilk yarısında yenilen goller için “neden bu golleri yedik” analizi, geniş kapsamlı bir şekilde yapılmadıkça, Beşiktaş geçen seneki o puan kayıplarının daha fazlasını yaşayabilir.

Büyük takımlar elbette gol kaçırabilir fakat bu bir alışkanlık haline gelmemeli. Oğuzhan 5. dakikada bulduğu o fırsatı gole çevirmeli. Çevirmeli ki, sırtında taşıdığı o 10 numaranın hakkını vermiş olmalı. 14. dakikada Quaresma’nın sağdan kullandığı serbest vuruş, Boffin’in ellerinden üst direğe çarparak geri döndü. Doukara’nın 20 ve 24. dakikalarda üst üste attığı gollerle, Vodafone Park derin bir sessizliğe büründü. Beşiktaş, bu duruma ani bir refleks göstermesi lazımdı. Negredo bu tepkiyi attığı golle 26’da gösterdi ama bu Yekta durumu 3-1 yapan golü Antalya adına attı.

İkinci yarıda Beşiktaş, rakibini deyim yerindeyse kendi ceza sahasına hapsetti. 56’da Pepe, bu baskı neticesinde, kafayla skoru 3-2’ye getirdi. Şenol Güneş bu golden Larin’i oyuna alıp Vida’yı çıkartarak forveti çiftlemiş oldu. 70’teki bir Quaresma ortasına Larin kafayla dokundu fakat Boffin başarılıydı. Aynı Boffin 80. dakikadaki Babel’in kafa vuruşunda, sanki boyu uzamış gibi uçarak kurtarış yaptı. 89. dakikada ise tam bir kısmetsizlik yaşandı Beşiktaş adına. Quaresma’nın ortasına iyi yükselen Pepe’nin kafa vuruşu direkten döndü.

Yazının devamı...

Faroe Adaları’nda neler gördüm neler!

27 Temmuz 2018

İnsanoğlu; bir dost meclisinde, geçmişinden bazı anıları anlatmaya başladığında, mutlaka ama mutlaka, hatıra torbasından en gerilimli ve en heyacan veren anılarını çeker. Hikaye anlatıcısının karşısındaki dinleyicilerin gözbebekleri, hikayenin gerilim seviyesine göre, küçülür ve büyür. Benim de seyahatlerimden, dostlarıma anlattığım konulara mutlaka; heyecan, gerilim, korku ve gizem gibi edebi baharatlar serpiştiririm.


Vladikavkaz’daki, esrar içerek araç kullanan korsan taksiciden tutun, Avusturya’nın Alpler’inde, neredeyse el fenerinin bile aydınlatamayacağı kadar, karanlık bir ormanda kayboluşuma kadar, anlatacak çok anı biriktirdim. Fakat bu son Faroe Adaları seyahati kadar, hiçbir yolculuk beni bu kadar heyecanlandırmadı. Adaları uçaktan ilk gördüğümde ilk dikkatimi çeken şey, adaların her yerinden suların akması oldu. O dere yolları, Faroe Adaları’nın damarları gibi gözüküyordu. Manzara, sanki bir insan vücudunun damar haritası gibiydi. Haritada, çoğu Dünyalı’nın fark edemeyeceği bu coğrafyaya bir daha gelir miyiz bilemem ama kesinlikle gezilip görülmesi gerekilen bir yer burası.


İstanbul-Kopenhag-Vagar duraklarının, Kopenhag-Vagar ayağı, bizi en çok yoran etap oldu. Bu duraktaki iki saatlik rötar, işlerimizde de domino etkisi yaratacaktı. İçerisindeki yolculardan dolayı uçaktan çok sanki bir Viking gemisi havası veren teyyaremizin tekerleri, Faroe Adaları’na değdiğinde bir tek benden “oh be” çıkmıştı. Asıl sevindiren şey ise, takım uçağının da rötar yapmış olmasıydı. Bizden 15 dakika sonra inmişlerdi. Aprondan ilk çıkan Başkan Fikret Orman’dı. İlk göz temasımızda bakışlarındaki şaşkınlığı anlatmak için, değil Türkçe’den Dünya’daki hiçbir dilden kelime bulamazsınız.


-Siz ne zaman geldiniz?

Yazının devamı...