Yolun açık olsun Tosun paşa

14 Ocak 2018

Teşekkürler Cenk Tosun... Teşekkürler çünkü uzun bir süre sonra tüm Türkiye'yi yeniden ekran başına topladın. 62. dakikada hocan seni oyundan çıkardığında, eminim ülkenin yarısı kanal değiştirmiştir. Sadece Beşiktaşlısı değil, tüm renkler, Everton'un mavi-beyazında buluşmuş gibiydi. Sana nasihat vermeye hiç gerek yok. Arkanda böyle bir ailen olduktan sonra, çok daha iyi yerlere geleceksin. Daha ilk Premier maçında, oynadığın futbolla Everton taraftarlarına umut oldun. Haa unutuyordum az kalsın; hanginiz atarsanız atın, Babel ile yaptığın sevinci mutlaka Rooney ile yap. Bir iletişimci olarak adım gibi eminim, Ada basınının sayfalarına çok yakışacaksınız.
Tottenham-Everton maçına geçecek olursak, hiç kuşkusuz maçın açık ara favorisi Londra ekibiydi. Slaven Bilic zamanında İngiltere'ye gittiğimizde; seyrettiğimden daha iyi bir Tottenham vardı. O zamanlarda da Dier ve Kane gibi isimler oynuyordu lakin dünkü Tottenham, Everton'ın çıkmasına izin vermedi. Everton Teknik Direktörü Sam Allardyce, Rooney - Tosun ikilisine çok güveniyordu. Nitekim de haklı çünkü Rooney ile Cenk ikilisinin, Everton hücum hattını şimdiden renklendirdiği ortada.
Peki Everton neden 4-0 yenildi. Maç esnasında sosyal medya üzerinden konuştuğum bazı İngiliz gazeteciler "Cenk yapması gerekenleri yapıyor ama defans çok kötü" diyorlardı. Everton savunması ne Heung-Min-Son'a ne de Auirer'e çözüm bulabildi. Özellikle, Tottenham'ın attığı ilk golde, tüm Everton savunması Auirer'in gelişine "bir cisim yaklaşıyor" gibi bakakaldılar.
Maçın ardından sosyal medyaya baktığımda ise ortak kanı "Cenk, evladım... Kaç kurtar kendini" gibiydi. Ben bu kadar karamsar değilim. Everton, krizlere kendi bünyesinde çözüm üretebilecek bir futbol aklına sahip kulüptür. Ligin sonunda Everton'un durumu ne olur bilemem fakat Cenk Tosun, dün hepimize geleceğiyle ilgili umut aşıladı. O zaman geriye söylenecek tek cümle kalıyor: Yolun açık olsun Tosun Paşa...

Yazının devamı...

Pepe'nin ne işi var bu maçta?

29 Aralık 2017

Önce maçın hikayesine değinip, sonra başlığın içine gizlenmiş, soru işaretini ortaya çıkarırız. Kupadaki oynanan ilk maçta 9-0 biten Manisa maçı, Negredo için neyse, dünkü maç da Oğuzhan için oydu. Manisa maçında dört gol atan Negredo, o günden sonra özgüvenden tutun, takımın bir parçası olmaya kadar, önemli virajları geride bıraktı. Oğuzhan ise dün yaptığı asistler, verdiği ara paslarla, Mario Gomez döneminin Oğuzhan’ından enstantaneler sundu. Her ne kadar eksik kadro olsa da her ne kadar açık futbol oynamış olsa da, Osmanlıspor karşısında bu varyasyonları yapan Oğuzhan, ligin ikinci yarısında çok daha farklı bir oyun kimliğiyle geri dönüş yapabilir.

Demir Grup Sivasspor maçında Quaresma’yı şikayet eden Negredo ise deyim yerindeyse tam da istediği pasları aldı. Aslında Beşiktaş, Mario Gomez dönemindeki pas oyununa dönebilirse, Negredo da onun gibi milli takımına dönüş yapabilir.

Milli takım demişken, Dünya Kupası’nda, Portekiz formasını giymesi beklenen Pepe, Ziraat Türkiye Kupası’nı anlamlandıran en önemli isimlerden biri oldu. Yılbaşı tatilini ülkesinde geçirmek yerine, sevdiklerini buraya getiren Pepe’nin profesyonelliği, ülkemizin genç yerlileri için ders niteliğindeydi. Gidenleri suçlamak için söylemiyorum lakin o da Adriano, Talisca, Lens, Fabri ve Medel gibi ülkesine gitmek istese, kim hayır diyebilirdi ki?.. Bi vesileyle Şenol Güneş’e yardımcı arayanlara duyurulur: Pepe, Şenol Hoca’nın yeni Tamer Tuna’sıdır.

Yazının devamı...

Beşiktaş şampiyon olur mu?

24 Aralık 2017

Önce Demir Grup Sivasspor maçına değinelim... Beşiktaş yine, kaybetmemesi gereken bir deplasmanda üç puan bıraktı. Şenol Güneş, Osmanlıspor maçını sadece farklı bir skorla değil güzel bir oyunla da kazanan kadroyu, dünkü maçta da bozmadı. Yanlış diyemeyiz fakat bu kadro, her maçın kadrosu olması halinde, yanında bazı riskleri de getirir. Türkiye sınırlarından girdiği günden beri, Talisca'nın çok üstün yeteneklere sahip olduğunu, hepimiz dile getirdik. Lakin çok azımız, Brezilyalı futbolcunun henüz takım oyunu oynayabilecek ve de takıma 10 numara katkı sağlayacak seviyede olmadığını belirttik. O varsa Beşiktaş 10 kişidir. Onun yanındaki Quaresma'nın da varlığı, zaman zaman mevcut kadroyu, 9 kişiye düşürmüşlüğü olmuştur. Bu durum Vodafone Park'taki maçlarda sırıtmayabilir ama zorluk derecesi yüksek deplasmanlarda 32 iki dişini birden gösterir. Osmanlıspor maçında, neredeyse tek ön liberolu sisteme sahip Başkent ekibinin gücü, Lawal'ın erken sarı kart görmesiyle düşmüştü. Bu durum Beşiktaş Teknik Heyeti'nin serap görmesine neden olmuştur. O günkü maç, Talisca ve Quaresma'yı aynı anda idare edebildi fakat dünkü maç, bu gerçeği berrak bir şekilde gösterdi. Serap değil kabustu.

Bu mantık dışı puan kayıplarının bir başka nedeni ise, Beşiktaşlı futbolcuların, bu tür maçlara, final maçları gibi bakamamasıdır. Sanki, erkenden okula gitmesi için uykudan uyandırılmış talebe gibi, uyur gezer bir halleri vardı. Uyanık olmazsan, avucunun içindeki puanları alıp giderler. Arkasından bakakalırsın. Uykudan uyanmak için, mecburen Quaresma ve Talisca'nın ayaklarındaki yeteneğe beklersin. Quaresma demişken, dün Negredo yerden göğe kadar haklıydı. Portekizli oyuncunun bir kenara çekilip, uyarılması gerekir. Ama bu uyarıyı Şenol Güneş değil, bir sağlık heyetinin yapması lazım. Quaresma o topu ileri - geri çektikçe, ceza sahasındaki arkadaşlarının omuriliğindeki disklerde, neredeyse kayma olacak. Kendinizi Negredo'nun yerine koyun. Tam ileriye atılıyorsunuz, hoooop tekrar geri. Sonra birden bire yine ileri. Sorarım size: Hangi bel, sırt ve bacak kasları bu durum karşısında sağlam durabilir? Kasları geçtim, insanın akıl sağlığı bile yıpranır.

Peki Beşiktaş şampiyon olur mu? Olabilir elbette. Şöyle bir kadro hangi takımda var. Üstelik bu takımın başında son iki senenin şampiyon hocası var. Ayrıca o hoca, Şampiyonlar Ligi'nin en çok konuşulan hocalarından biri. Tribün desen, muhteşem ötesi. Camia ise köklü mü köklü. Sırayla gidecek olursak; Talisca ve Quaresma bundan sonra asla ilk onbirde yan yana olmamalı. İç saha dahil, ligin ikinci yarısındaki tüm maçlar zor geçecektir. Bu takım bazı maçlarda, Quaresma ya da Talisca'yı idare edebilir ama ikisi aynı anda çok zor. Haa.. maç içerisinde skor avantajı elde edersin o zaman başka.

Gelelim Atiba'ya... İki sene önce sosyal medyada şöyle bir ifade kullanmıştım: Bilic dönemindeki bir Veli, şu anki Atiba'yı keser. Vay sen misin böyle yazan? Evet Atiba şimdiden efsaneler arasına girdi fakat Şenol Güneş'in akışkan oyunu, dikine oynayabilen aynı zamanda ara paslar atabilen orta saha oyuncuları ister. Atiba, Bilic'in oyununun vazgeçilmezi. Güneş'in oyununda ise zaman zaman el freni olabiliyor. Peki onun yerine kim geçer? Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Medel bu iş için biçilmiş kaftan. Şilili ikinci yarıda daha fazla süre almalı. Medel'in yanı ise Tolgay ya da Oğuzhan. Önlerine gelecek ise işte en önemli nokta burası. Kesinlikle devre arası bir 10 numara alınmalı. Bunu klasik 10 numara olarak düşünmeyin. Dilimizde tüy bitti. Sezon başında alınmış olsaydı, iyi bir Sosa bu takımdaki herkesi oynatırdı. Sosa tarzında bir oyuncu Beşiktaş'ın kayıp tılsımıdır. Bonservisi elinde ise al Juan Mata gibi birini. Bonservisi elinde ise al Fellaini gibi bir adamı. Ünlü olmasına da gerek yok. Forvet arkası oynayabilen, kanatlara kaçabilen, defansif yönü de olan yani yeni bir Sergen yeni bir Sosa yeni bir Delgado bulunmalı. Yok biz Talisca ile idare ederiz denilirse, şampiyonluğu geçtim, ikincilik bile risk altındadır. Beşiktaş artık pas oyununa dönmeli. Bu oyun Medel, Tolgay, Oğuzhan, Atiba ve yeni 10 numarayla geri dönebilir. Size çok basit bir örnek vereyim. Dün Talisca'ya penaltı yapılmasa, o top nereye gidecekti bir daha seyredin. Brezilyalı topla ilk buluştuğu anlarda, meşin yuvarlağı içerideki arkadaşına çıkarmalıydı. Çünkü gerçek 10 numaralar öyle yapar. Bu boşluğu da Arda Turan ile doldurmaya çalışırsanız, hüsrana uğrarsınız. Onun yeteneğine saygım sonsuz fakat uzun süre oynamamışlığı büyük risktir.

Bir diğer önemli konu; Beşiktaş ligin ikinci yarısında kendi işine bakmalı. Şenol Güneş bunu iyi yapıyor. Tüm takımı rakiplere değil kendi işine bakmasını sağlıyor. Fakat camia öyle değil. Camia içerisindeki taraftar, yönetim, kongre üyeleri ve futbolcuları yine bir bütün halinde olmalı. Nerede kalmıştık diye twit atan Fatih Terim konuşulurken, "Kimler geldi kimler geçti" diye klibin sosyal medyada gezmesi, Beşiktaş'ın enerjisini almaktan başka bir işe yaramaz. Eğer enerjini boşaltmak istiyorsan, sezon sonundaki şampiyonluk balosunu bekleyeceksin. Son sözlere gelecek olursak, Beşiktaş hala bu ligin en ciddi şampiyon adayıdır. Çünkü en iyi hücum hattı Beşiktaş'ta. Bu hattı aktif hale getirilirse, inanın yenilen goller konuşulmaz bile. Bu fay hattını hareketlendirecek tek unsur ise alınacak bir 10 numara. Ortada enseyi karartacak bir durum yok. Beşiktaş'ın futbol aklı, bu durumun üstesinden gelecek zekaya sahiptir.

Yazının devamı...

Beşiktaş, Bayern Münih gibiydi

18 Aralık 2017

Babel'in attığı üçüncü gol sonrasıydı... Vodafone Park'ın, hibrit çimine yağan yağmur, tıpkı Beşiktaş'ın attığı goller gibiydi. Hollandalı oyuncunun ağlara gönderdiği üçüncü gol, sanki gökyüzünü yırtmış, bulutların içinde ne kadar birikmiş yağmur varsa, hepsini Dolmabahçe'ye yağdırmıştı. Ortam sanki bir futbol tarikatının ayinine dönüşmüş gibiydi. Şu bir gerçek, dün Vodafone Park'ta, Osmanlıspor seçilmiş bir kurban, hibrit çim ise sunaktı sanki. Taraftar desen, kendinden geçmiş, ligde kaybolan puanların acısını çıkartırcasına, ses tellerinin uyumasına izin vermiyordu. Dedik ya, dün gece bir futbol maçı değil bir futbol ayini seyrettik.

Bu tarihi gecede, Babel maçın adamı olurken, bu başarının arka planında kalan kahramanları da unutmamak gerek. Tosic, Adriano, Gökhan Gönül, Pepe ve Medel ilk akla gelenler. Oyunu öyle bir ileriye yığdılar ki, Fabri bu sayede kendi ceza sahasında değil de evinin bahçesinde yürüyormuş gibi keyif yapıyordu. Negredo'nun golünden sonra çalınan İspanyol notaları, Vodafone Park'a bir anda çok farklı bir hava getirdi. Tribünler kendilerini bu notalara öylesine teslim ettiler ki Sanki maç, Madrid'te oynanıyor gibiydi. O sırada sol yanımdaki bir hanım taraftar, bıraksalar sahaya inip flamenko yapacak gibi kendinden geçmişti.

Beşiktaş, bu maça öyle bir motive olmuştu ki, Cenk Tosun'un golünden sonra, akıllara ikinci bir Manisa maçı mı yaşanacak sorusunu getirtti. Şu da bir gerçek; Beşiktaş istediği zaman istediğini yapabilecek güçte bir takım. Ligimizin üzerinde bir kadro yapısı ve oyun anlayışına sahip. İşte bu özgüven getirecek unsurlar, bazı maçlarda siyah - beyazlı oyuncularda ters etki yarattı. Futbolcular, dünkü Osmanlıspor'a Osmanlıspor olarak değil Bayern Münih olarak baktılar. Beşiktaş öyle bir hafta geçirdi ki, tüm çok bilenler Beşiktaş'ı şimdiden elemişti. Bu durumun yanında bir de Başkan Fikret Orman'ın, "artık lige asılın" yönündeki konuşmaları da, muhakkak takıma olumlu yansımıştır. Eğer kalan maçlarda, futbolcular her rakibine; sanki çok büyük takımlarla oynuyormuş gibi bakarsa, siyah - beyazlı takım bu ligin Bayern Münih'i olur. Dedik ya, eğer maçlarını, bir futbol maçında değil de bir ayindeymiş gibi oynarsa, Beşiktaş daha çoook gol olup yağar durur. Çünkü siyah - beyaz bulutlar, öylesine su toplamış ki, akacak yer arıyor gibiler.

Yazının devamı...

Guardiola bile olsa ayakta kalamazdı

3 Aralık 2017

İtiraf etmek gerekirse, uzun zaman oldu böyle bir derbi seyretmeyeli... Bir tarafında kazanan bir tarafında ise yenilen. 0-0 berabere biten derbilere, derbi bile denilmez. Bir derbi berabere bitecekse de, bol gollü şekilde bitmelidir. Lakin dünkü maç bambaşka bir şeydi. Fark 3-0 ama tarihi bir fark da olabilirdi. Değil bir futbolcunun, bir sumo güreşçisinin bile atabileceği goller kaçmamış olsaydı, Tudor, Beşiktaş iskelesinden yüzerek Hırvatistan'a giderdi.
Böyle bir yenilgiden sonra, doğal olarak eleştiri okları, Galatasaray Teknik Direktörü İgor Tudor'un üzerine çevirildi. Fakat adam ne yapsın? Dünkü Beşiktaş'ın karşısında, Guardiola bile olsa, ayakta duramazdı. Şunları göz ardı edemeyiz. Kadro zenginliği Beşiktaş'ta. Saha avantajı Beşiktaş'ta. Neden sözleşmesi uzatıldı diye beğenilmeyen Tosic bile Beşiktaş'ta. Dolayısıyla Tudor maça eşit şartlarda başlamadı. Buna rağmen Galatasaray ilk yarıda, futbol adına yapılması gereken bazı şeylerin çoğunu yaptı. Bu durum Muslera'nın yediği golden sonra bozuldu. Şimdi bazıları kendine kendine soruyor: Acaba Muslera o golü yemese, maç çok daha farklı bir kalıpta olur muydu? Olmazdı.. Olmazdı çünkü, Beşiktaşlı futbolcular, ortalığın altını üstüne getirdiler. Dün gece Vodafone Park'ta, Barcelona bile olsa, sanki Dolmabahçe'den çıkamazlardı gibi bir hava vardı.
Şenol Güneş'in, yedekte Talisca oturtması tarifi de, semeresini vermişti. Hayır skora bakarak bu kanıya varılmaz. Maçta gol olmasaydı bile, Tolgay-Atiba-Oğuzhan üçgeni, tüm açılarıyla, oyunun geometrisini çizmiş olacaktı. Atiba sanki bir pergel. Tolgay Arslan bir cetvel. Oğuzhan ise gönye gibiydi. Milimetrik paslar, koşu yollarına bırakılan toplar ve akabinde gelen goller. Bir sezon Beşiktaş'ın maçlarını seyreden adam, bu aç oyuncu yüzünden, sezon sonunda teknik ressam olur. Futbol değil sanki akıl oyunları.
Gelelim Cenk Tosun'a... Attığı golü geçtik. Ya o gollük paslar. Peki yaptığı baskı. Ya da futbol oynama isteği. Cenk'in futbolla ilgili tüm duyguları, dün gece adeta zirve yaptı. Transferin gözdesi olan Cenk Tosun için, Newcastle United, utanmadan kadrosundaki Mitrovic'i takas olarak öneriyor. Madem cebinde akrep var, neden talip olursun böyle bir yeteneğe.
Özetleyecek olursak, Beşiktaş dünkü galibiyetle, ligi kendi fabrika ayarlarına, geri döndürmeye bir adım daha yaklaştı. Eğer sezonun kalan bölümünde böyle oynayacaksa, Beşiktaş bu ligi daha çoook karıştırır.

Yazının devamı...

Bu Beşiktaş, 5-0 yenilirdi!

26 Kasım 2017

Lig tarihinde şampiyonluk yarışlarında muhakkak puan kayıpları olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bu durum, her daim futbolun içerisinde var olmuştur. Fakat şampiyonluk yarışındaki kayıp puanları, kaybedilmemesi gerekilen yerlerde kaybediyorsanız, bir an önce önlem almanız lazım. Sırasıyla; Gençlerbirliği, Teleset Mobilya Akhisar ve Evkur Yeni Malatyaspor maçlarında yitirilen 7 puan, kalan haftalarda bir an önce telafi edilmeli. Eğer bundan sonraki haftalarda sürpriz puan kayıpları olursa, kalan süreçte Beşiktaş'ın sadece kazanması yetmeyecek aynı zamanda şansın da yanında olmasını bekleyecek. Çünkü bir sonraki olumsuz gerilemede, siyah - beyazlı takım, rakiplerinin de puan kaybetmelerini beklemek zorunda kalacak.
Maçtan sonra başta Başkan Fikret Orman, yöneticiler, Şenol Güneş, futbolcular ve kulüp çalışanlarının ağzını, deyim yerindeyse bıçak açmıyordu. Maç gündüz vakti oynandığı için, o günün akşamındaki uçaklardan biriyle döneceğimizden dolayı, hava limanında bazı taraftarlarla sohbet etme imkanı bulduk. İçlerinden biri, "Şampiyonlar Ligi'ndeki Beşiktaş, Malatya'daki Beşiktaş'ı 5-0 yenerdi" diyerek maçı tek bir cümleyle özetlemiş oldu. Taraftar çok doğru söylüyor. Beşiktaş, ligimizin aksine Avrupa arenasında neden bu kadar farklı?
Öncelikle Beşiktaş'ı eleştirerek Evkur Yeni Malatyaspor'un, sahadaki emeğini gözardı etmemeliyiz. Erol Bulut ve öğrencileri, kazanmaya çok yaklaşmıştı. Beşiktaş'a gelecek olursa, iki tane zayıf halka vardı. Geldiği günden beri zaman zaman eleştirdiğimiz Talisca, yine farklı bir kimliğiyle sahaya çıkmıştı. Talisca kötü niyetli mi? Asla... Kötü oyuncu mu? Elbette değil. Peki ya ne? Talisca dünkü maçın 10 numara bölgesinindeki birinci adam değildi. Kapalı savunmalarda açılmayan kilitler, rakip sahadaki pas oyunuyla açılabilir. İlk yarıda bu kilidi açmayan sistemden, Talisca ve diğer zayıf halka Quaresma alınarak, yerleri Negredo ve Oğuzhan ile doldurulabilirdi. Orta sahada - sürekli yerlerini değiştirmek şartıyla - kurulacak bir Tolgay-Atiba-Oğuzhan üçgeni, rakip kaleye giden tıkalı gol yollarını açabilecek bir üçgen olabilirdi. O zaman ileri üçlü olan Cenk-Negredo-Babel hattı, Evkur Yeni Malatyaspor savunmasının üzerine bir karabasan gibi çökebilirdi.
Farkındaysanız, olabilirdi ya da yapılabilirdi gibi ifadelerle maçı değerlendiriyoruz. Çünkü sonuçtan sebebe gidiyoruz. Evet doğru bir yöntem değil lakin, daha birinci dakikadan itibaren, Quaresma - Talisca ikilisinin, temposuz ve motivasyondan uzak olduğu, gayet açık bir şekilde ortadaydı. Şenol Güneş'in tercihlerini yerden yere vurarak eleştirecek değiliz. Pepe'nin oyunda olmaması da önemli bir eksiklik. Diyeceksiniz ki "Beşiktaş gol yemedi, ne Pepe'si." Kesinlikle yanlış bir düşünce. Pepe, Şenol Güneş'in sahadaki en önemli yardımcısı. Gizli teknik direktör gibi. Dün Beşiktaş oyunu ve savunma hattını rakip alana çok fazla yakın tutamadı. İşte Pepe, bu konudaki tecrübesini, her oynadığı maçta sahaya yansıtmaya çalıştı. Dün onun olmayışı önemli bir eksiklikti.
Peki bundan sonra ne olur? Mario Gomez, Sosa ve Gökhan Töre takımdan ayrıldığı sezon, taraftarın içinde bir endişe vardı. Onlarla bir arada olduğumuz her ortamda "gidenler gitsin yeterki Şenol Güneş kalsın" demiştik. Bu takımı Avrupa'da adından söz ettirecek bir hale getiren Şenol Güneş, kalan haftalarda yapılması gerekilenler konusunda, ligimizin en tecrübeli ismidir. Beşiktaş'ın işi kolay mı? Kesinlikle kolay değil... Peki böylesine ağır bir yükün altından kalkabilecek imkanlar Beşiktaş'ta var mı? Var... O zaman yazıyı Slaven Bilic'in bir sözüyle bitirelim: Kimse Beşiktaş'ın umudunu söküp alamaz.

Yazının devamı...