Çıkış Yapanlar Çoğalıyor

23 Temmuz 2021

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere bir ekosistemin sağlığı için tüm paydaşların motive olması, kazanç sağlaması gerekiyor. Yıllardır en çok söylenen şey, “ekosistemimizde yatırım az çok var fakat exit sayısı az”dı. Exit diyince de sadece girişimcimizin değil yatırımcımızın da exit etmesi gerekiyor ki daha büyük fonlar kurabilsin, daha çok yatırım yapabilsin. Bunu en iyi son dönemdeki doğa felaketlerinden anlayabiliriz. Örneğin denizi temizleyen bir canlının yok olması veya azalması denizdeki ekolojiyi nasıl bozuyor ve yaşanamaz hale getiriyorsa girişim ekosisteminde de durum aynı. Hızlandırma programından kuluçka merkezine, girişimcisinden yatırımcısına, iyi mühendisinden iyi tasarımcısına herkesin mutlu ve umutlu olması gerekiyor. Denge bozuldu mu toparlamak zorlaşıyor.

Son dönemdeki exit’leri düşününce Türk fon ve melek ağlarından 212, 500 Istanbul, ACT, DCP, Earlybird DEF, F+ Ventures, Finberg, Galata Business Angels, Growth Circuit Ventures, iLab, Keiretsu Forum, Revo Capital, StartersHub, TR Angels, Vestel Ventures ve ZMT Ventures exit yapmış gözüküyor. Kaç çarpanla çıkış yapmışlardır, yatırımcılarını ne kadar mutlu etmişlerdir hesaplamak ve bilmek zor fakat iki üç yıl öncesine göre çok iyi noktadayız. İki üç yıl önce exit yapan yatırımcılarımız bir elin parmaklarını geçmiyordu ve ezberlemesi oldukça kolaydı. Şimdi ise atladığım yatırımcı var mı diye tekrar tekrar kontrol etmem gerekti. Tabi exit konusu açılmışken şunu da tekrarlamakta yarar var, exit konusunda eğer alan da satan da memnunsa iyi bir “exit”tir. Yoksa erken satmış, geç satmış tartışmaları asla bitmez.

Peki bir sonraki adım ne derseniz, daha çok exit ve ilk fonların Limited Partner’larına kat kat kazanç sağladığına dair haberler de görürsek tamamdır. Örneğin 30 milyon dolar büyüklüğündeki bir fonun 7-8 yılda 100-150 milyon dolara komple çıkış yaptığını ve Limited Partnerlarına döndüğünü de görürsek yatırımcılarımız da iki elin parmaklarını geçmeyen LP sayısından ezberimizde tutamayacağımız kadar LP sayısına ulaşmalarını sağlayacaktır. Yani ne zamanki LP’ler VC’lerin peşinde koşar, o zaman çok güzel günler gelmiş demektir. Tabi bunun için sadece VC’lerin başarılı olması yetmiyor, diğer yatırım araçlarının da o sürede o kadar kazanç getirmiyor olması gerekiyor. Yani Türkiye’de hala 30 milyon dolar değerindeki bir gayrimenkul 7-8 yılda 100-150 milyon dolar seviyesine çıkabiliyorsa girişim ve VC ne kadar uğraşırsa uğraşsın limited partner’ların kafası hep karışık olur. O yüzden en iyi yatırım aracının hep girişimlere yatırım olması da oldukça önemli.

Özetlersem, ekosistemimiz yatırımcıların exit’i konusunda da oldukça mesafe katetti. Daha da çok exit etmeleri ve bir sonraki kuracakları fonlar için çok iyi bir “track record” oluşturmaları önemli. Bunun için de şu anda her şey iyi gidiyor gözüküyor. Girişimciler de eskiden yatırımcıları çok eleştirirdi, bu eleştiriler de yatırımcılar her konuda tecrübelendiği için bence azalmaya başladı.

Yazının devamı...

2021 Rekorlarla Dolu

16 Temmuz 2021

Geçtiğimiz salı günü Türkiye Girişim Ekosistemi 2021 2. Çeyrek etkinliği düzenlendi. Açılış konuşmasını Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mustafa Varank’ın yaptığı etkinlikte Türkiye Girişim Ekosistemi ile ilgili 2021 ikinci çeyreğindeki bir çok istatistik ve öngörü paylaşıldı. Etkinlikteki satır başları şu şekildeydi:

- 2021 2. çeyreğinde 63 girişim 746 milyon dolar yatırım aldı. 2021 ilk yarısında ise 129 girişim 1.3 milyar dolar yatırım aldı. Bu tutarlar ile girişim ekosistemimiz tüm zamanların rekorlarını alt üst etti. Hem çeyrek bazında rekor kırıldı, hem de ilk yarı yıllar bazında rekor kırılmış oldu.

- Türkiye melek ve VC yatırımları kapsamında 2. çeyrekte Avrupa’da 8, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da ise 2. sırada yer aldı. Türkiye 2021 2. çeyrekleri karşılaştırıldığında Finlandiya, Norveç, Avusturya, Danimarka, İrlanda, İtalya, Belçika, Polonya gibi bir çok Avrupa ülkesinden daha çok yatırım aldı.

- Kişi başına düşen melek yatırım ve girişim sermayesi yatırımlarına bakıldığında ise Türkiye’de 2021 2. çeyreğinde kişi başına 8.8 dolar yatırım yapıldı. Bu istatistik ile Türkiye İtalya, Yunanistan, Portekiz, Rusya, Polonya gibi ülkeleri geride bıraktı.

- 2. çeyrekteki yatırım alan 63 girişimin 49’u İstanbul’daki girişimlere yapıldı. Bu da İstanbul’un sadece Türkiye’de değil bölgede de önemli bir girişim şehri olduğunun en büyük kanıtı.

- 2010-2020 yılları arasında Türkiye’deki girişimler toplamda 757 milyon dolar yatırım alırken , sadece 2021 yılının yarısında 1.3 milyar dolar yatırım aldılar. Bu da global oynayan birkaç girişimin bile girişim ekosistemimizi ne kadar etkilediğinin en büyük kanıtı.

- Getir değerlemesi en son aldığı 550 milyon dolarlık yatırım ile 7.5 milyar dolara ulaştı. Bu değerlemede kurucusu Nazım Salur’un belirttiği üzere sene sonunda Amerika pazarına açılacak olmalarının büyük etkisi var.

- 2. çeyrekte 14 oyun girişimi yatırım aldı. 2021 ilk yarısında ise 29 oyun girişimi yatırım almış oldu. Yatırım adedi olarak bakıldığında 2010-2019 yılları arasında Türkiye’deki oyun girişimleri 37 yatırım turunda yatırım alırken 2020-2021 ilk yarısında toplamda 44 yatırım turunda yatırım aldılar. Bu da Peak ve Rollic gibi başarı hikayelerinin bir anda oyun sektörümüzü ne kadar hareketlendirdiği ile ilgili en büyük örnek.

Yazının devamı...

Milyar Dolarlık Girişimlerimiz

9 Temmuz 2021

Son iki senedir girişim ekosisteminin gündemini çok şükür ki milyar dolarlık girişimler oluşturdu. Peak’in geçtiğimiz sene 1.8 milyar dolara satın alınması ile başlayan bu dönembir anda tüm ekosistemin çıtası oldu ve herkes o çıtayı geçmeye çalıştı. Kronolojik olarak bakarsak ikinci milyar dolarlık girişimimiz 19 Mart’ta 350 milyon dolar daha yatırım almasıyla Trendyol oldu. 26 Mart’ta Getir’in 2.6 milyar dolar değerleme ile 300 milyon dolar daha yatırım alması ile üçüncü milyar dolarlık girişimimiz oldu. 30 Haziran’da Dream Games’in de 1 milyar dolar değerleme ile 155 milyon dolar yatırım alması da dördüncü milyar dolarlık girişimimiz oldu. En son Hepsiburada’nın Nasdaq’da 3.8 milyar dolar değerleme ile ilk gününe başlaması ile milyar dolarlık girişim sayımız 5 oldu.

Kimin ya da hangi şirketin sahibi olduğuna bakmadan bu topraklardan milyar dolarlık girişim çıkmış olması artık büyük düşünen girişimcilerimizin, iş insanlarımızın sayısının her geçen gün arttığının en büyük ispatı.

Milyar dolarlık girişimler için “unicorn” kelimesini bilinçli olarak kullanmadım, nedenini de biraz tarihçesine girip anlatayım. Unicorn kelimesi ilk olarak 2013 yılında girişim sermayesi fon yöneticisi Aileen Lee tarafından ortaya atılmış. Techcrunch’ta yazdığı bir yazıda ilk defa unicorn kelimesini kullanan Lee, 300-400 milyon dolarlık girişim sermayesi fonlarının başabaş noktasına gelmek için portföylerindeki girişimlerinden 1-2 tanesinin 1 milyar dolar değerlemeyi geçmesi gerektiğini, 1 milyar dolar değerlemeyi geçen girişimlerin azlığından dolayı da az rastlanan anlamını vurgulamak için “unicorn” kelimesini kullanmış. Unicorn Club analizi yaparken de son 10 yılı değerlendirmiş (2003-2013) ve tanım olarak “Son 10 yılda Amerika’da kurulmuş, özel veya halka açık yatırımcılardan yatırım almış ve 1 milyar dolar değerlemeyi geçmiş yazılım şirketleri” kullanmış. Hatta o zamanlar decacorn ve hectocorn kelimeleri olmadığı için 1 sene öncesinde halka arz olmuş Facebook’a değeri 100 milyar doları aştığı için “super-unicorn” demiş. Zamanla bu kavramlar değişikliğe uğramış ve günümüzde halka açık olmayan ve bir yatırım turunda değerlemesi 1 milyar doları aşan girişimler için kullanılmaya başlamış.

Yatırımcı açısından bakarsak Lee’nin de bahsettiği üzere büyük fonların yaşayabilmesi için milyar dolarlık girişimcilerin çıkması mecburi. Girişimciler açısından bakarsak büyük oynamayan girişimler için yok olma ihtimali her zaman var, o nedenle sayılara takılmadan 1 milyar olmuş, 900 milyon olmuş demeden tüm dünyaya bir şeyler satmak ve değer yaratma önemli. Girişim ekosistemi açısından bakarsak girişimlerin başka ülkelerin girişimcileri, yatırımcıları karşısında boynunu bükmeden dolaşması için milyar dolarlık girişimlerin sayısının artması önemli. Yoksa kendi bahçesinde oynayan, büyük düşünmeyen, global problemlere çözüm üretmek istemeyen veya istediği hade beceremeyen bir ekosistem olarak algılanırız.

Özetlersem, unicorn kelimesine takılmadan ve sahibi holdingmiş, girişimciymiş azınlık hissedarmış vs. bakmadan milyar dolarlık 5 girişimimizi de ayakta alkışlamak gerekiyor. Tabi şu anda değerleme yapılsa milyar doların üzerinde değerlemesi çıkacak Sahibinden, Yemeksepeti gibi değerleri de göz ardı etmemek gerekiyor.

Yazının devamı...

Finans Dünyasını Şekillendiren Girişimler

2 Temmuz 2021

Bu hafta Fintech Demo Günü vardı ve sekiz finans teknolojisi girişimi canlı yayında yatırımcıların karşısına çıktı. İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Fintech İstanbul Kurucu Ortağı Prof. Dr. Selim Yazıcı’nın açılış konuşmasını yaptığı ve 212’den Gülce Günindi’nin jüri üyesi olduğu etkinliği 60 civarında yatırımcı izledi.

Genel gözlemim şu; son yıllardaki güzel gelişmeler başarılı şirketlerdeki ve iyi okullardaki girişimci adaylarını cezbetmiş. Girişimlerden çok girişimciler daha dikkat çekiciydi. Bu da ekosistemimiz adına çok güzel bir gelişme. Donanımlı girişimci sayımız arttıkça göreceksiniz ekosistem çok daha iyi yerlere gelecek. Tabi donanımdan kastım sektör bilgisi, uluslararasılaşma bilgisi ve teknik yetenekleri kapsıyor.

Özellikle açık bankacılık alanındaki gelişmeler fintech girişimlerine de yansımış gözüküyor. Bu alanda son dönemde çok fazla girişim çıkmış olsa da önümüzdeki dönemde çok farklı entegrasyonlar, uygulamalar görebiliriz. En azından kişisel olarak tüm hesaplarımı tek bir yerden yönetebilmek bile güzel olacak diyebilirim.

Etkinlikte sunum yapan girişimler ve aldığım notlar ise şu şekilde:

Bakiyem

Sanal pos, mobil pos, sosyal medya ürün satışı ve tahsilat sistemi gibi birçok ürünü olan bir fintech girişimi.

Banknot

Kullanıcıların, farklı banka hesaplarını tek bir uygulamada yönetecekleri, kendilerine has ve çıkarlarına en uygun olan finansal hizmetler sunulması sağlayan bir açık bankacılık ürünü.

Yazının devamı...

Yatırımcılar Çoğalınca Nelere Dikkat Etmeli?

25 Haziran 2021

Son dönemde farkettiyseniz neredeyse 3-4 günde bir GSYF veya yatırım şirketi kuruldu. SPK’nın sitesinde yatırım fonları sayfasına bakarsanız şu anda ihraç belgesi onaylanan 68 tane Girişim Sermayesi Yatırım Fonu var. Tabi bunların hepsi erken aşama girişimlere yatırım yapmayacak ama sayı oldukça iyi. Startups.watch’a göre de en az 1 yatırım yapmış Türkiye bazlı 162 tane kurum ve yatırım fonu var. Melek ağlarını da dahil edersek Türkiye’de şu anda 240 civarında kurum ve yatırımcı var diyebiliriz. Tabi bu yatırımcıların ve kurumların farklı yatırım tezleri olabileceği için, 1 girişim için 240 seçenek var sonucuna çıkamıyoruz. Yine de 5-6 sene öncesine göre bile süper bir sayı olduğunu söylemekte yarar var.

Peki bu kadar yatırımcı varken hepsine sıradan girişimimizi mi anlatacağız? ve sonrasında da hangisi yatırım yapmaya karar verirse el mi sıkışacağız? Tabiki hayır. Öncelikle girişimcilerin şunu ezberlemesi gerekiyor. Görüşeceğiniz yatırımcıyı mutlaka araştırın, nelere yatırım yapmış, mevcut portföyündeki girişimler ne düşünüyor, mutlular mı, iş ağları kuvvetli mi, gerçekten akıllı para (smart money) veriyorlar mı? Yatırımcı seçecek kadar lüksümüz yok, hangisi kabul ederse ona mecburuz diye düşünmeyin, girişimciler çok uzun vadeli düşünmek zorunda olan fakat çok kısa sürede bir sürü şey yapmak zorunda olan kişilerdir. O yüzden günü kurtarmaya yönelik hamlelerden kaçının.

Görüşeceğiniz yatırımcının sadece bir basamak olduğunu, bir sonraki tura çıkmanızda yardımcı olup olamayacağını iyi değerlendirin. Eğer global bir girişim olmak istiyorsanız ve görüştüğünüz yatırımcı “Başka yatırımcıya gerek yok, biz sana lazım oldukça para veririz” diyorsa o yatırımcıdan kaçın. Doğru yatırımcı “Bir sonraki yatırım turunda seni daha büyük bir fona taşımalıyız” diyecek yatırımcıdır. Yoksa ne boyunuz uzar, ne de global bir girişim olabilirsiniz. O nedenle sizin de yatırımcının da büyük düşünüyor olması oldukça önemli.

Kurumsal girişim sermayesinden mi yatırım almalıyım, yoksa klasik bir girişim sermayesi fonundan mı diye sorarsanız, bence hangisi deneyimliyse ve hangisi size daha büyük hedeflere ulaştıracaksa onunla devam edin. Burada test etmeniz gereken CVC mi VC mi olduğu değil, bu fon beni Seri B, Seri C fonlarıyla tanıştırabilir mi veya oraya ulaşmama yardımcı olabilir midir sorularıdır.

Peki ilk defa fon kuran VC mi yoksa ikinci fonunu kuran mı derseniz, ikinci defa fonunu kuran biraz daha deneyimlidir tabi. Belki bir adım önde olduğu için onu daha önceliklendirebilirsiniz tabi ama yukarıda saydığım kriterler her zaman daha önemli.

Son olarak şuna dikkat etmeyi unutmayın, girişiminize diğer yatırımcılara göre yüksek değerleme ile yatırım yapmak isteyen yatırımcıdan kaçın. Önemli olan doğru zamanda doğru değerleme ile yatırım almaktır. Yoksa bir sonraki turda sıkıntı yaşarsınız ve belki “down-round” yapmak zorunda kalırsınız. O yüzden olması gerekenden daha yüksek değerleme ile yatırım almak kötüdür. O tip yatırımcılar da muhtemelen tecrübesiz yatırımcıdır.

Yazının devamı...

Sektöre Göre Farklılaşan Yatırım Alma Dinamikleri

18 Haziran 2021

Girişimcilerin çoğunun ezberlediği fakat halen kafa karışıklığına neden olan yatırım süreçlerini biraz detaylı aktarayım. En bilinen yatırım süreçleri nasıldır derseniz, fikir aşamasındaysanız TÜBİTAK BiGG dışında finansman şansınız çok yok. Ön hızlandırma veya Hızlandırma programlarından bazıları size finansman sağlayabilir, belki sizi “gözü tutmuş” birkaç melek yatırımcı yatırım yapabilir veya geçmişte süper işler yaptıysanız (exit, yüksek cirolu bir iş vs.) belki birkaç girişim sermayesi yatırım fonu size yatırım yapabilir. Bunların dışında kalıyorsanız yatırım alma ihtimaliniz çok zayıf.

Peki istisnalar neler derseniz, öncelikle bulunduğunuz sektör çok önemli. Örneğin derin teknoloji ile uğraşıyorsanız belki ürünü çıkarma ve gelir elde süreniz 5-6 yılı bile bulabilir. Bu nedenle derin teknoloji girişimleri için gelir elde etmiyor olmanız veya ürünü çıkmamız olmanız çok önemli değil. Patent, sizin bilgi birikiminiz, o konuyla ilgili uzmanlığınız çok daha ön planda.

Bir başka istisnai sektör ise oyun sektörü. Oyun sektöründe de zaten ürünü çıkmış ve gelir elde eden girişimciler yatırımcıya çok ihtiyaç duymuyor. Daha önceden hızlı oyun çıkarma konusunda deneyimliyseniz hatta güzel birkaç oyun çıkmışsanız ve yeni bir oyun girişimi kurduysanız geliriniz de ürününüz de olmayabilir.

Yukarıdaki sektörlerin dışındaysanız ve ürününüz yoksa, geçmişte de çok önemli işler başarmadıysanız bir an önce ürünü bitirmeye ve bu işi çok büyüyeceğine dair veriye dayalı ipuçları toplamaya çalışın.

“Ürünüm var fakat çok iyi büyümüyoruz, yatırım olsa büyürdük” cümlesini de çokca duyuyorum. Yatırımcıya “hiçbir dijital kanalı denemedik, hep organik büyüdük” ne kadar yanlış ise yukarıdaki cümle de o kadar yanlış. Yatırımcı en azından her kanala 50-100 lira bile olsa harcayıp geri dönüşleri ve dönüşüm oranlarını görmek ister. Yoksa yatırımcıdan aldığınız 100 bin doları komple dijital reklama gömüp sonra da hem dönüşümler kötü hem de ürününüze gelenler bir daha gelmiyorsa hem sizin için hem yatırımcı için kötü bir durum oluşuyor demektir. O nedenle büyümüyorsanız yatırımcıya gitmeyin. “Büyüme formülümüzü bulduk, 1 liralık reklamla şu kanaldan 2 lira kazanmayı başardık” diyene kadar testlere devam edin.

“Bize tohum aşamasında bile en az 1-2 milyon dolar lazım, alet alacağız, teçhizat alacağız” diyor olabilirsiniz. Derin teknoloji haricinde bir sektördeyseniz bu paraları tohum aşamasında bulmanız çok çok zor. Derin teknoloji alanında iseniz şansınız biraz daha yüksek tabi. Derin teknoloji alanında iseniz istediğiniz teçhizatları bir teknopark veya kuluçka merkezinde bulma ihtimaliniz de var tabi. Bu konudaki gelişmeleri de takip etmek gerekiyor. Ülkemizde derin teknoloji alanında yatırım yapan yatırımcı ve fon sayısının az olduğunu düşünürsek en doğru zamanda yatırımcıya gitmek de çok önemli tabi.

Özetlersem, oyun ya da derin teknoloji alanında değilseniz ekosistemde konuşulan kriterler geçerli. Eğer o alanlardaysanız dinamikler tamamen değişiyor.

Yazının devamı...

Şirketler Nasıl Çağı Yakalayacak?

11 Haziran 2021

Startup, unicorn, decacorn, tohum yatırım gibi kavramlar havada uçuşurken şirketler neler yapmalı, nasıl yapmalı konusunda 10 yıl kurumsal hayat tecrübesi olan (iş geliştirme, ürün yönetimi) biri olarak ve 11 yıldır da girişim ekosisteminin bir paydaşı olarak görüşlerimi kabaca anlatayım istiyorum. Öncelikle en kritik soruya cevap vereyim.

Şirketler startup gibi çalışabilir mi ? Hayır. Zaten çalışmamalılar da. Şirket ve startup farklı organizmalar, o yüzden yaşam biçimleri ve hayat eğrileri farklı. Startup gibi çalışmak bir grup çalışana özgürlük vermek, kot ve tshirt ile işe gelmelerine “izin ver-mek” veya ofise Playstation alarak olmuyor. “Çalışanlardan birkaçını ortak çalışma alanına gönderelim, orada çalışsınlar, girişimciler gibi düşünsünler, çalışsınlar” denildiğinde de o çalışanlar şirkete zamanla yabancılaşıyorlar ve yuvadan uçuyorlar. “Çalışanların fikirlerini bir havuzda toplayalım, sonra jüri değerlendirsin, en beğenilenleri de hayata geçirelim hatta fikri bulan girişimcilere 1-2 maaş bonus verelim” gibi yöntem-ler de çok işlemiyor. Nedenlerine gelirsem, öncelikle startup ortamında ceza da ödül de büyük. Başarısız olursanız batıyorsunuz. Bir şirkette bulduğunuz bir fikir başarısız olduysa şirket batmıyor, fikri bulanı da kovmuyorlar (Zaten kovmaları da başkalarının motivasyonunu düşürür) Startup ortamında ödül de büyük. Türkiye’de son 2 yılda sermayesini 150-200 kat artıran girişimciler oldu, kurumsal hayatta benim duyduğum bildiğim maaşının 150-200 katı ödüllendirilen bir çalışan yok.

Peki şirketler nasıl inovasyon yapacak ? Buna herkesin mutlaka farklı bir çözüm önerisi vardır. Benim önerim şirketler öncelikle fikir havuzlarını bırakmalılar. Onun yerine prob-lem havuzları kurmalılar. Yani günlük hayatta şirketin işleyişi, müşteri etkileşimi, partner etkileşimi sırasında karşılaşılan her problem bir havuzda toplanmalı. Sonrasında bu prob-lemleri şirketin güçlü kaslarıyla eşleştirip çözüm üretmeye çalışmalılar. Burada en dikkat edilmesi gereken konu o problemi çözecek kasınız yoksa o alana girmemelisiniz. Çözüm-leri üretirken de “Bu çözümü binlerce kişi/şirket yaşıyor mu ve bizim iş modelimiz ile Brezilya’dan Singapur’a dünyanın her yerinde kullanabilirler mi?” diye düşünmek gere-kiyor. Yani bir tek sizin işinizi görecek bir çözüm üretirseniz o ürün veya platform olmuyor, basit bir çözüm oluyor. Tabi basit bir çözüm ile milyonlarca liralık maliyet tasarrufu yapabilirsiniz veya milyonlarca liralık gelir de elde edebilirsiniz. Burada amaç hep tüm dünyaya satılabilecek bir ürün çıkarmak olmalıdır. Yoksa üç dört yıl sonra bir bakmışsınız, o çözümü tüm dünyaya satan bir firmanın ürününü kullanmaya başlamışsınız.

Problem nasıl keşfedilecek derseniz, etrafımız problem kaynıyor, her çözüm de beraber-inde bir problem getiriyor. Paranoyak olup, her şeyi sorgulamak gerekiyor. Yoksa kanıksadığınız şeyleri problem olarak göremezsiniz. Bu da inovasyonu öldürür. O neden-le özellikle işe yeni başlayanların gözlemlerini takip etmek etkili olabilir. Çünkü problem-leri ilk onların farketmesi daha olasıdır. Bir şirket etrafında, günlük işleyişinde yüzlerce problem göremiyorsa inovasyon konusunda çok güçlü değil demektir. Problemleri keşfetmek için farklı disiplinleri incelemek, girişimleri incelemek etkili olabilir. Farklı bakış açıları “bu sektör bizim sektördeki benzer bir problemi bu şekilde çözmüş” demek kafa-da yeni ışıklar açabilir. O yüzden problem keşfi kolay gibi gözünen fakat en zor konulardan biridir.

Biz problem keşetme konusunda iyiyiz, startup’larla da çalışma konusunda iyiyiz diyorsanız sizin için en iyi seçenekler kurumsal girişim sermayesi kurmak ve startup’lara yatırım yapmak olabilir. Tabi orada da en kritik konu startup’ın tüm dünyaya açılmasını sağlayacak yatırımlar alabilmesini sağlayacak ortamı sağlamak gerekiyor. Bu ayrı bir yazı konusu olduğu için detaylara girmiyorum. Startup satın alma da ilginç bir konu fakat genelde yanlış yapılan bir yöntem. İlerleyen haftalarda onu da anlatmaya çalışacağım.

Yazının devamı...

Neden Etki Yatırımcılığı?

4 Haziran 2021

Etki yatırımcılığı nedir öncelikle onu aktarayım. Etki yatırımcılığı finansal getiriye ek olarak sosyal ve çevresel etki yaratan yatırımlara deniyor. Sosyal ve çevresel etki ne olabilir derseniz, onu da 2015 yılında Birleşmiş Milletlerin ilan ettiği “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları” ile açıklamak mümkün. Birleşmiş Milletler bu konuda 17 madde belirlemiş, bunlar şu şekilde sıralanıyor: Yoksulluğa Son, Açlığa Son, Sağlık ve Kaliteli Yaşam, Nitelikli Eğitim, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Temiz Su ve Sanitasyon, Erişilebilir ve Temiz Enerji, İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme, Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı, Eşitsizliklerin Azaltılması, Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar, Sorumlu Üretim ve Tüketim, İklim Eylemi, Sudaki Yaşam, Karasal Yaşam, Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar, Amaçlar için Ortaklıklar. Bu alanlarda yapılan yatırımlara Etki Yatırım “Impact Investment” deniyor.

Peki etki yatırımcılığı neden önemli ? Yukarıdaki saydığım konular başımıza gelmeyince önemini anlamıyoruz. Hep önemsiyor gibi yapıyoruz ama iş ciddiye binince geç kalmış oluyoruz. En basitinden son bir senenin konusu pandemi. Sağlık girişimlerine biyoteknoloji ve farma teknolojileri girişimlerine daha çok eğilseydik şu anda 1 yılı aşkın süredir pandemide olmazdık veya daha hızlı atlatırdık. Yine son haftaların konusu deniz salyası. Birleşmiş Milletlerin belirlediği 17 maddeden “Sorumlu Üretim ve Tüketim”, “Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar”, “Erişilebilir ve Temiz Enerji” ve “Sudaki Yaşam” konusunda girişimler çıksaydı ve bu girişimlere etki yatırımları yapılsaydı şu anda bu durumda olmazdık. Uzmanlara göre denizlerimizdeki oksijen oranının dört yılda kritik seviyelerden kurtulacağı bahsediliyor. Bu da tabi sıkı önemler alınırsa mümkün. Yine benzer şekilde covid-19 ile ilgili aşıya 2024’e kadar ulaşamayacak ülkeler olduğundan bahsediliyor. Bu süreler etki yatırımcılığı konusunda ne kadar geç kaldığımızı gösteriyor. Bu ve benzer bir çok konu etki yatırımcılığı konusunda ilgi kat kat artsa az da olsa önlenebilirdi.

Dünya, doğa, insanlık şu anda alarm veriyor. Bazı tehlikelerden 1 yılda, bazılarından 3-4 yılda kurtulacağız gözüküyor fakat bir sonraki tehlikenin 10-15 yıl sürmeyeceğini kimse garanti edemiyor. 10-15 yıl sürecek bir tehlikeden ise dünya olarak sağ çıkmak neredeyse imkansız. Son bir yılda bile ülkelerin, insanların, iş gücünün birbirine ne kadar bağlı olduğunu gördük. Çöp toplayanından, kuryesine, çiftçisinden lojistik çalışanına kadar herkesin birbirine ne kadar muhtaç olduğunu gördük. Devlet destekleriyle birçok meslek erbabı birkaç ay idare etti fakat pandemi veya doğaya verilen ağır tahribat nedeniyle 10-15 yıllık bir yıkım başımıza gelirse idare edilemeyecek boyutta olur. Tabi bunları korkutmak için söylemiyorum. Başımıza önümüzdeki dönemde büyük bir pandemi veya felaket gelmese bile dünyaya ve insanlığa olan borcumumuz olarak etki yatırımcılığının gelişmesi gerekiyor. Bir tane daha foto/video filtre uygulaması veya sosyal medya uygulaması olmasa ölmeyiz fakat bir gün dünya bize komple sırtını dönerse şimdilik başka gidebileceğimiz bir gezegen yok. O nedenle etki yatırımcılığı şu anda tüm dünyanın birinci gündem maddesi olmalı. Etki yatırımcılığı ile ilgili biraz daha bilgi edinmek isterseniz etkiyap.org'u ziyaret edebilirsiniz.

Yazının devamı...